T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1908 - 2026/480 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1908 KARAR NO : 2026/480 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/06/2024 NUMARASI : 2023/460 Esas - 2024/491 Karar DAVACI : DES YAZILIM MÜHENDİSLİK SANAYİ VE TİCARET …
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1908 - 2026/480 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1908 KARAR NO : 2026/480 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/06/2024 NUMARASI : 2023/460 Esas - 2024/491 Karar DAVACI : DES YAZILIM MÜHENDİSLİK SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : GÜNGÖR OTOMOBİL YAN SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ - ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 07/06/2023 KARAR TARİHİ : 11/03/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 23/03/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın davalı tarafa ekte sunulu faturadan saç metal kalıbı üzerine ürün sattığını, iş bu malları karşı tarafa teslim ettiğini, müvekkili tarafından yapılan işin karşılığı olarak, 15/09/2020 tarih DSS... fatura numaralı 80.240,00.-EURO bedelli faturanın tanzim edildiğini, tarafların ise bu faturanın tanzimi akabinde, 27/10/2020 tarihinde karşılıklı olarak mutabakata vardığını ve 30/09/2020 tarihi itibariyle davalı yanın, müvekkil şirkete toplamda, 57.915,12.-EURO cari hesap borcunun bulunduğunu imza altına aldıklarını, davalı yanın ve müvekkil şirketin imzasını içerir mutabakat formunun dilekçe ekinde olduğunu, taraflar arasında her ne kadar mutabakata varılmış olsa da, davalı yanın ilerleyen aşamada bakiye kalan borcunu müvekkil şirkete ödemediğini, müvekkil şirketin davalı tarafa bu borcun ödenmesi gerektiğini defaatle belirtmiş olsa da davalı tarafın çeşitli bahanelerle ödeme yapmaktan sürekli kaçındığını, davalı tarafın borcunu ödememesi üzerine davalı taraf aleyhine işbu borcun tahsili amacıyla Gebze İcra Müdürlüğü'ün 2022/15815 Esas sayılı dosyasıyla icra takibine girişildiğini, davalı tarafın 01/07/2022 tarihli dilekçesiyle, "Alacaklı Gözüken Yana Borcumuz Yoktur" demek suretiyle borca itiraz ettiğini, icra takibini haksız ve kötü niyetli olarak durdurduğunu, icra takibinin durdurulması neticesinde, yargılamaya ilişkin zorunlu arabuluculuk müracaatı yapıldığını, olumsuz sonuçlandığını, taraflar arasında davalı tarafın müvekkil şirkete borcunun bulunduğunun imza altına alınan mutabakatla ve şirket kayıtlarıyla sabit olduğunu, davanın kabulüne, Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2022/15815 esas sayılı dosyasına borçlu tarafından yapılan haksız ve mesnetsiz itirazın iptaline ve takibin devamına, haksız itiraz nedeniyle davalının takip konusu alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkum edilmesini, talebinin kabulü ile borçlunun borca yeter menkul ve gayrimenkul malları ile 3. kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkil aleyhine başlatılan Gebze İcra Müdürlüğü 2022/15815 Esas sayılı dosyasına itiraz edildiğini, müvekkil firma tarafından yapılan ödemelerin mahsup edilmeden icraya konu edilmesi sonucunda yapılan itiraza davacı tarafından hak düşürücü süre içerisinde itirazın iptali davasının açılmadığını, davacının davasının yasal süresi içerisinde açılmaması nedeni ile reddi gerektiğini, müvekkil firma ile davacı arasında hizmet alımı ile ticari ilişki kurulduğunu, müvekkil firma ile davacı arasında devam eden iş ilişkisi sonucunda müvekkil firma tarafından ödemelerin yapıldığını ancak davacı tarafından bu ödemelerin bakiye alacağından düşülmediğini, müvekkil firmanın defalarca davacı firmanın finans bölümüyle iletişime geçip yapılan ödemelerin mahsubunu talep ettiğini ancak olumlu sonuç alamadığını, müvekkil firmanın ve davacının banka kayıtları ve ticari defterleri incelendiği takdirde müvekkil firmanın ödemelerinin mahsup edilmediğinin anlaşılacağını, müvekkili şirket tarafından yapılan ödemelerin mahsubu yapılmadan olmayan bir borçtan sorumlu tutulmasının düşünülemeyeceğini, bu anlamda da müvekkile bir borç yükletilemeyeceğini, davaya delil olarak sunmuş olduğu mutabakat formunun hukuki bir delilin mümkün olmadığını, müvekkil firma ile davacının üzerinde anlaşmış olduğu bir cari hesap bulunmadığını, öncelikle davacının haksız ve kötü niyetli davasının ispat etmesi gerektiğini, işbu sebepten davacının icra inkâr tazminatının reddi gerektiğini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini arz ve talep etmişlerdir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...1-Davanın KISMEN KABUL-KISMEN REDDİNE, -Davalı borçlunun Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2022/15815 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın 10.496,81.-EURO asıl alacak üzerinden iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine, takibin asıl alacağa takip tarihinden itibaren devlet bankalarının EURO cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle devamına, 2-Davalı borçlu itirazında haksız olduğundan takip konusu kabul edilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının (190.412,13.-TL) %20'si oranında olan 38.082,42.-TL icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı firmanın borçlu olmadığı gibi alacaklı olduğunun tespit edildiğini, davacı tarafın yasal süre süresi içerisinde ticari defterlerini sunmadığını, davalı firmanın davacı firmaya borcunun bulunmadığını, mahkeme kararını hiç bir şekilde kabul anlamına gelmemesi koşuyla davaya konu icra takibinde ki alacak miktarının yapılan yargılama sonunda değiştiğini, davalının itirazının haklı görüldüğünü, ancak bu duruma karşın mahkemenin davalı firma aleyhine icra inkar tazminatına hükmettiğini, davacının icra inkar tazminat talebinin reddinin gerektiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı yanın yasal süre içerisinde ticari defterlerin sunulmadığını iddia ettiğini, iş bu iddiaların gerçek dışı olduğunu, davacının davalı yandan alacaklı olduğunun her iki tarafın ticari defter ve kayıtları ile sabit olduğunu, taraflarca imza atılan mutabakat ile davalı tarafın borcu bulunduğunu kabul ettiğini, iş bu hususun davalı yanın ticari defter ve kayıtlarında da apaçık görüldüğünü, davalının artık borcunu ödediğini yazılı belge ile ispatlaması gerektiğini bu hususta delil sunmadığını, davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/06/2024 tarih, 2023/460 Esas - 2024/491 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; açık hesap ilişkisinden kaynaklanan bakiye alacak için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali isteminden ibarettir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelemesinde; davacının, davalıya satıp teslim etmiş olduğunu iddia ettiği ürünlerden kaynaklı davalı şirkete kestiği faturalar ve cari hesap mutabakatı adlı belge gereği Gebze İcra Müdürlüğü'ün 2022/15815 Esas sıyılı dosyası ile icra takibi başlattığı, davalının icra takibine itiraz ettiği, itirazın iptali için eldeki davayı açtığı, davalının davanın reddini istediği, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, itirazın iptali davasının hukuki niteliği üzerinde de durulması gerekmektedir. İtirazın iptali davası müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır. Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı genel mahkemede açılır ve genel hükümlere göre görülür. Alacaklı bu davada genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava etmektedir. İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III). Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır. Diğer taraftan, İİK’nın 67. maddesinin son fıkrasında alacaklının itirazın tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açmamışsa umumi hükümler dairesinde alacağını dava etme hakkının saklı olduğu ifade edilmiştir. Bu da bir yıllık süre içinde açılan itirazın iptali davası ile süre geçirildikten sonra açılan alacak davaları arasında her ikisi de genel hükümlere tabi olmakla birlikte ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. Zira süresi içinde açılan dava itirazın iptali davasıdır ve itirazın iptali davasının kazanılması hâlinde borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine alacaklı itiraz üzerine durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyebilir. Süresinden sonra açılan davada ise itirazın iptali değil alacağa hükmedilmesi istenecektir ve verilen kararın takibe etkisi bulunmamaktadır. Şu durumda itirazın iptali davasında ispat edilecek olanın takibe ve borçlunun itirazına konu alacak olduğunda ve itirazın iptali davası için bu alacağın sebebinin değiştirilme olanağının bulunmadığında kuşku bulunmamaktadır. Genel hükümlere göre her türlü ispat olanağının varlığı, takip talebinde yer alan borç sebebinden ve takip dayanağından uzaklaşmak anlamında düşünülmemelidir. Burada sadece icra mahkemesinin dar yetkisi nedeniyle inceleyemediği delillerin genel mahkemede serbestçe ancak borca bağlı olarak ileri sürülmesi olanağının varlığı söz konusu olmaktadır. (HGK 2017/(19)11-1309 e. 2021/377 k. Sayılı ilamı) Dava konusu faturalar ve sevk irsaliyelerinin düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı TTK’nın 21. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satış/hizmet ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini/hizmet verdiği, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. (HGK 2017/(19)11-944 e. 2021/197 k. Sayılı ilamı) Yine davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir. (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/09/2019 tarihli 2017/19-919 E. 2019/886 K. sayılı "...6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 89. (6762 sayılı TTK’nın 87) maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK'nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK'daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz... ...Kısmi ifaya ilişkin kurallar da (icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 84 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun'un 85. maddesinin birinci fıkrasına göre birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkını haizdir. 86. maddeye göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Birden çok borç muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03/05/2006 tarihli ve 2006/19-260 E., 2006/251 K.; 09/06/2010 tarihli ve 2010/19-262 E. 2010/304 K; 27/01/2016 tarihli ve 2015/15-1830 E.,2016/98 K.; 25/04/2018 tarihli ve 2017/19-903 E., 2018/974 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır..." açıklamalı ilamı ile cari hesap/ açık hesap arasındaki farklar, yapılan ödemelerin hangi borca mahsup edileceği hususları anlatılmıştır. Somut olay yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirilecek olursa; davacının alacağı ticari defter, belge ve kayıtlar olarak belirtilmiş, dava dilekçesi ekinde bu alacağa esas teşkil eden mutabakat metni ibraz edilmiş, mahkemece anılan ilişki cari hesap olarak değerlendirilmiştir. Az yukarıda detaylandırıldığı üzere; cari hesap ilişkisinden bahsedebilmek için 6102 sayılı yasanın 89.maddesi düzenlemesine göre yazılı bir sözleşmenin bulunmasının gerektiği, taraflar arasında böyle bir sözleşmenin bulunmadığı, dolayısıyla cari hesaba ilişkin maddelerin uygulanamayacağı, taraflara arasında açık hesap ilişkisinin bulunduğu, bu bağlamda takibe dayanak belge ve dava dilekçesi incelendiğinde davacının talebinin ödenmeyen fatura bedellerinden kaynaklanan açık hesap alacağı olduğu kanaatine varılmıştır. Yukarıda detaylandırdığı üzere fatura tanzimi tek başına taraflar arasındaki ticari ilişkinin varlığını göstermez. Ancak davacı tarafından gönderilen faturanın davalı defterlerine kaydedilmiş olması veya davalı tarafından BA olarak bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirmiş olması halinde faturanın tebliğ edildiği ve fatura konusu hizmetin davalıya verişmiş olduğu kabul edilecektir. Dosya kapsamında alınan raporlara göre davacı tarafından tanzim edilen raporlar incelendiğinde davacı tarafından düzenlene faturalar davalının defterlerine işlidir. Zaten davalı tarafından ticari ilişki inkar edilmemiş, kendisi tarafından yapılan ödemelerin davacı tarafından usulüne uygun olarak kayıt edilmediği savunulmuş ve davanın reddi talep edilmiştir. Bu durumda davacı tarafından ticari ilişki ve mal teslimi ispat edildiğinden, ödeme olgusu davlı tarafından ispat edilmelidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222-(3) maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir. İlk Derece Mahkemesince alınan 11/12/2023 tarihli bilirkişi raporunda, davalı firmanın davaya konu 2020-2021-2022 ve 2023 yıllarına ait yasal ticari defterlerinin lehine delil kudretine haiz olduğu, taraflar arasında ticari bir ilişkinin olduğu, davalı firmanın yasal ticari defter kayıtlarına göre; davalı firmanın 320100024 numaralı (TL) hesapta davacı firmadan 02.01.2023 tarihi itibariyle 166.740,00.-TL alacaklı olduğu, 32010166 numaralı (EURO) hesapta davacı firmaya 02.01.2023 tarihi itibariyle 26.915.12.-EURO borçlu olduğu, 26.915.12.-EURO borç bakiye tutarının yasal ticari defterlerde karşılığının 536.550,23.-TL olduğu tespit edilmiştir. İlk Derece Mahkemesi tarafından alınan 06/12/2023 tarihli bilirkişi raporunda, davacının 2021- 2022 yıllarında yasal defterlerindeki kayıtların Muhasebe temel ilkelerine ve usulüne göre tutulmadığı, yasal defterlerinden davacının davalı taraftan alacağının tespitinde davacı tarafın 2020 yılı sonu itibariyle davalıdan 552.969,10.-TL alacağının olduğu, 2021 yılı itibariyle davacı firmanın davalı taraftan alacağının, düzeltme kayıtları ile net alacağının (187.621,95-TL-29.500,00-TL)= 217.121,95.-TL olduğu, 2022 yılında davacının davalı taraftan alacağının düzeltme kaydı ile sıfırlandığı, davacının yasal defterlerinde alacağının olmadığı tespit edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince alınan 19/03/2024 tarihli ek bilirkişi raporunda, davacının ticari defterlerine göre değil, ön muhasebe kayıtlarına göre inceleme yapıldığında neticeten davacının 10.496,81.-EURO alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Vergi Usul Kanunun 217. maddesinde Yanlış Kayıtların düzeltilmesi "Yevmiye detferi madelerinde yapılan yanlışlar ancak muhasebe kaidelerine göre düzeltilebilir. Diğer bilümum defter ve kayıtlara rakam ve yazılar yanlış yazıldığı takdirde düzeltmeler ancak yanlış rakam ve yazı okunacak şekilde çizilmek, üst veya yan tarafına veyahut ilgili bulunduğu hesaba doğrusu yazılmak suretiyle yapılabilir. Defterlere geçirilen bir kaydı kazımak, çizmek veya silmek suretiyle okunamaz bir hale getirmek yasaktır." şeklinde açıklanmıştır. Davalı tarafından ödeme olgusunun ispat edilmesi gerektiği düşünüldüğünde, davacının kendi ticari defterlerinin muhasebe temel ilkelerine ve usulüne uygun tutulmadığı, bu hususun bilirkişi raporuyla da tespit edildiği, davacının 31.03.2022 tarihli düzeltme kaydı ve 31.01.2021 tarihli düzeltme kayıtları ile davalı tarafından 187.621,95 TL ve 29.500,00 TL tahsil kaydının ticari defterlerine işlendiği, bilirkişi raporuna göre davacının kendi ticari defterlerine göre alacağının bulunmadığı, ticari defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamayacağına ilişkin hüküm, davacının ticari defterlerine göre borcun tahsil edildiğinin bildirildiği, davacının ticari defterlerinde düzeltme yaptığına ilişkin işlem ve savunmanın böyle bir işlemin mümkün olmaması nedeniyle ticari defterlerin ispatı açısından bir etkisinin bulunmadığı, zaten düzeltmelerinde muhasebe kaidelerine göre de yapılmadığı, davacının defterlerinde davalının defterlerinin aksine kendi aleyhine kayıt bulunduğundan davalının defterlerinin hükme esas alınamayacağı gözden kaçırılmıştır. Bu durumda davacının ticari defterlerine göre davacının alacağının bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı bulunmuş ve kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir hususta bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince hüküm kurulmasına karar verilmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere ; 1-Davalının ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle ESASTAN KABULÜNE, Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/06/2024 tarih, 2023/460 Esas - 2024/491 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince, KALDIRILMASINA, YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA, a)Davanın REDDİNE, b)Alınması gerekli 732,00-TL karar ve ilam harcından, peşin yatırılan 4.142,82 TL harcın mahsubu ile ile fazla yatırılan 3.410,82-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, c)Davalının yaptığı toplam 284,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ç)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, d)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT. uyarınca hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, e)Dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecine yönelik 1.560,00-TL arabuluculuk ücretinin 6325 sayılı Kanuna göre ve davalı aleyhine açılan davanın reddedilmesi nedeniyle davacıdan tahsili için hazineye müzekkere yazılmasına, f)Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, 2-İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları; a)İstinaf kanun yoluna başvuru harcının hazineye irad kaydına, b)İstinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, c)Davalı tarafından yapılan 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 316,00-TL posta masrafının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, ç)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, d)Davalının yatırdığı istinaf gider avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, e)Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca temyizi kabil kararın Dairemizce taraflara tebliğine, İlişkin; dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.11/03/2026 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*