T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/982 Esas KARAR NO : 2026/513 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 18/01/2022 NUMARASI : 2021/47 Esas, 2022/52 Karar DAVA : SIRA CETVELİNE İTİRAZ (İFLAS TASFİYESİNDE DÜZENLENEN SIRA CETVELİNE YÖNELİK KAYIT KABUL VE TERKİN TALEBİ (İİK 235)) KARAR TARİHİ : 09/04/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/982 Esas KARAR NO : 2026/513 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 18/01/2022 NUMARASI : 2021/47 Esas, 2022/52 Karar DAVA : SIRA CETVELİNE İTİRAZ (İFLAS TASFİYESİNDE DÜZENLENEN SIRA CETVELİNE YÖNELİK KAYIT KABUL VE TERKİN TALEBİ (İİK 235)) KARAR TARİHİ : 09/04/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında, müvekkili şirketin muhtelif zamanlarda müflis şirkete kimyevi ürünler sattığını, ürün satışlarından doğan cari ilişki nedeni ile müflis şirketin müvekkili şirkete 88.095,01 TL borcu bulunduğunu, müflis şirketin iflası üzerine alacağın iflas masasına kaydı için başvurmuşlarsa da, iflas idaresinin alacağı tamamen reddettiğini, sıra cetveli ve ret kararının 13.12.2019 tarihinde elektronik posta ile tebliğ edildiğini, arabulucuda anlaşma sağlanamadığını, alacaklarının masaya kaydı gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile 88.095,01 TL alacağın iflas masasına kaydına karar verilmesini, işleyen ve işleyecek faize ilişkin haklarının saklı tutulmasını talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevabında; davanın 15 günlük hak düşürücü sürede açılmaması nedeniyle süre yönünden reddi gerektiğini, davacının başvurusunun dayanağı olabilecek yazılı belge aslı veya tasdikli sureti, senet veya belge sunmadığını, müflisin ticari kayıtlarında da davacıya ilişkin bir kaydın bulunmadığını, ayrıca faturaya konu olup mal ve hizmetin yerine getirilip getirilmediği, bedelin ödenip ödenmediği hususlarının yargılamaya muhtaç olduğunu savunarak davanın süre yönünden reddine, esasına girilmesi halinde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davanın kayıt kabul davasının arabuluculuğa tabi olmadığı, arabuluculuğa başvurulmuş olmasının hak düşürücü süreyi durdurmayacağı, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Dairemizin 2020/2202 Esas, 2020/2199 Karar sayılı kararı ile; Dairemizin 2019/3348 Esas sayılı kararında da açıklandığı üzere, kayıt kabul davasında, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilemeyeceği, ne var ki, bir çok mahkeme tarafından yasanın farklı yorumlanması neticesinde bu konuda farklı kararlar çıktığı ve buna dair çelişkilerin giderilmediği, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde "Hak arama hürriyeti"ne yer verildiği, farklı uygulama neticesinde, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvuranlar yönünden, mahkemeye erişim hakkının ihlali gibi bir sonuçla karşılaşmamak ve hak kaybının önüne geçilmesi açısından, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında sürelerin değerlendirilmesinin hakkaniyetli olacağı, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun 16/2. fıkrasının "Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz" hükmünü içerdiği, hak kaybının önüne geçmek ve mahkemeye erişim hakkının ihlalinin önlenmesi bakımından, TBK 158. madde kapsamında, davadan önce dava şartı olarak arabuluculuğa gidilmesinin, düzeltilecek bir yanlışlık olarak değerlendirilmesi ve 60 günlük ek sürenin tartışılmasında da bir isabetsizlik olmayacağı, sıra cetvelinin davacıya 18.12.2019 tarihinde tebliğ edildiği, bu tebliğ esas alındığında dava, İcra İflas Kanunun 235. maddesinde belirtilen hak düşürücü süre içerisinde açılmamışsa da, davacının hak düşürücü süre içerisinde 16.12.2019 tarihinde arabuluculuğa başvurduğu, arabuluculuk son tutanağının 04.02.2020 tarihinde tutulduğu, 16.12.2019-04.02.2020 tarihleri arasında arabuluculukta geçen sürede, hak düşürücü sürenin işlemeyeceği, dava 07.02.2020 tarihinde açıldığına göre hak düşürücü süre içerisinde açıldığının kabulünün dosya içeriğine uygun düşeceği, bu sebeplerle işin esasının incelenerek uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacının 2016 yılına ait ticari yevmiye defterinin usulüne uygun tutulduğu ve davacının ticari defterlerine göre davacının 88.095,01 TL alacaklı olduğu, davalı tarafa inceleme gününde ticari defter ve kayıtlarını ibraz etmesi, aksi halde ticari defter ibrazından kaçınmış sayılacağı ihtar edilmesine rağmen inceleme gününde ticari defterini ibraz etmediği ve mazeret ortaya koymak suretiyle yerinde inceleme talebinde de bulunmadığı, davalının 6 adet fatura karşılığı 74.656,00 TL'yi vergi dairesine BA formu ile beyan ettiği, davacının ticari defterleri ile davalı tarafın vergi dairesi kayıtlarının uyumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 88.095,01 TL alacağın davalı müflis şirketin iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davalı vekilince istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; kayıt kabul davası zorunlu arabuluculuk kapsamında olmadığından arabulucuya başvurulmasının hak düşürücü sürenin durmasına neden olmayacağını, buna göre davanın hak düşürücü sürede açılmadığını, limited şirketlerde yevmiye defteri yanında, tutulması zorunlu olan envanter defteri ve kebir defterinin de ispat amacıyla kullanıldığını, bu defterlerdeki bir kaydın kullanılabilmesi için üç defterde de bu konudaki kayıtların birbiri ile örtüşmesi gerektiğini, ancak bilirkişi raporlarında davacının yalnızca yevmiye defterlerinin incelendiğini, müflis şirketin defterleri flash bellek içerisinde iflas müdürlüğünde olmasına rağmen, iflas müdürlüğünce sehven düzenlenmiş derkenar sebebiyle müflis şirketin defterlerini incelenemediğini, oysa müflisin defterlerinin iflas müdürlüğünde bulunduğunu ve başka dosyalarda defterlerin incelendiğini, her iki tarafın ticari defterlerinin birbirine uygunluğu ve davacı ticari defterlerinin kendi içindeki uygunluğu dahi envanter ve kebir defterinin sunulmamış olması sebebiyle tespit edilememişken, davacı şirket defterlerinin davacı lehine delil olarak kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE Dava, kayıt kabul istemine ilişkindir. Mahkemece kayıt kabul davasının hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, hükmün istinaf edilmesi üzerine Dairemizin yukarıda belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmıştır. Kararın kaldırılmasından sonra mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekili hükmü istinaf etmiştir. 1-Davalı müflis şirket, kayıt kabul davasında arabulucuya başvurulmasının hak düşürücü sürenin durmasına neden olmayacağı ve buna göre davanın hak düşürücü sürede açılmadığını belirterek hükmü istinaf etmişse de, ilk derece mahkemesinin davanın süresinde açılmaması nedeniyle reddine dair kararının Dairemizin 2020/2202 Esas, 2020/2199 Karar sayılı kararı ile kesin olarak kaldırıldığı gözetildiğinde, davalının bu yöndeki istinaf nedeninin incelenmesi mümkün görülmemiştir. 2-Davalı müflis şirket, davacı defterlerinin delil vasfında olmadığını ve alacağın ispatlanamadığını belirterek hükmü istinaf etmiştir. İlk derece mahkemesinde talimat yoluyla alınan tarihsiz raporda; davacı şirketin incelemeye ibraz edilen defterleri üzerinde yapılan incelemesinde 2016 yılına ait defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin yevmiye defteri yasal süresi içerisinde yapıldığı, fakat kebir defteri ve envanter defterleri ile ilgili bilgilerin teslim edilmemesi sebebiyle yasal süresinde tasdik edilip edilmediğinin bilinmediği, 2016 yılına ait ticari yevmiye defterinin TTK ve Türkiye Muhasebe Standartları kurulunun düzenlenmelerine göre usulen uygun tutulduğu, davacı şirketin dava konusu dönemde, davalı şirketten 88.095,01 TL tutarında alacağı olduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesinde alınan 14.12.2021 tarihli bilirkişi raporunda; davalı şirketin ticari defterlerinin incelenmesi bakımından İstanbul Anadolu 3 İcra Müdürlüğü'nün ... İflas dosyasına müracaat edildiği, icra müdürlüğü tarafından davalı şirkete ait herhangi bir defter ve belgesinin bulunmadığının bildirildiği, davalı şirkete ait defterler üzerinde inceleme yapılamadığı, davalının 2016 döneminde davacıdan alınan mal ve hizmete ilişkin bağlı bulunduğu Tuzla Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne 6 adet fatura karşılığı KDV hariç toplamda 74.656,00 TL alacak bildirimi yaptığı, bu tutarın dava konusu alacağı oluşturan 6 adet faturaya ilişkin olduğu, taraflar arasında imzalanan 27.09.2017 tarihli Borç Yapılandırma ve Ödeme Sözleşmesinde davacının defterlerinde alacaklı gözüktüğü miktarın tarafların kabulünde olduğu, tespit ve hesaplamalar doğrulusunda davacının 11.07.2079 iflas tarihi itibariyla 88.095,01 TL'lik alacağı bulunduğu belirtilmiştir. HMK'nın 222 maddesine göre; ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Somut olayda davacı sadece yevmiye defterini sunmuş, davalı ise verilen kesin süreye rağmen ticari defterlerini ibraz etmemiştir. Davacı defteri kebir ve envanter defterini sunmadığına göre davacının defter kayıtlarının birbirlerini doğruladığı tespit edilemediğinden, davacı kayıtlarının lehine delil vasfında olduğunun kabulü mümkün değildir. Bununla birlikte defter kayıtlarına dayanılarak oluşturulan resmi nitelikte bildirim formları olan BA formlarına göre, davalı, davaya dayanak alacak için düzenlenen 6 adet faturayı vergi dairesine bildirmiştir. Bunun yanında taraflar arasında düzenlenen ve imzası inkar edilmeyen 27.09.2017 tarihli Borç Yapılandırma ve Ödeme Sözleşmesi de, davacının defterlerine kayıtlı alacağı teyit etmektedir. Bu durumda mahkemece davacının alacağını ispatladığı kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenler ile ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1- İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/47 Esas , 2022/52 Karar sayılı ve 18/01/2022 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davalı tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 09/04/2026