9. Hukuk Dairesi 2025/8371 E. , 2025/9609 K. "" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1428 E., 2025/1761 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 11. İş Mahkemesi SAYISI : 2025/62 E., 2025/85 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rap…
9. Hukuk Dairesi 2025/8371 E. , 2025/9609 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1428 E., 2025/1761 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 11. İş Mahkemesi SAYISI : 2025/62 E., 2025/85 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı vekili tarafından 21.08.2024 tarihinde birtakım işçilik alacakları ve işe iade istemiyle dava şartı olan zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, arabulucu tarafından hem davalı taraf hem de müvekkili Şirketin 11.09.2024 tarihinde toplantıya davet edildiğini, işbu tarihte hem davalı taraf vekili hem de müvekkili Şirket vekili tarafından telekonferans yoluyla toplantıya katılım sağlandığını, toplantı sonucunda taraflar "anlaşamadıklarını" beyan ederek arabuluculuk sürecinin tamamlandığını, arabuluculuk sürecinin 21.08.2024 tarihinde başlayıp 11.09.2024 tarihinde sona erdiğini, sürecin 11.09.2024 tarihinde tamamlanmasının ardından arabulucu tarafından imzalanması için arabuluculuk tutanakları müvekkili Şirket vekili olan ve 11.09.2024 tarihinde toplantıya katılım sağlayan Avukat ...'ya gönderildiğini ve tutanağın e-imzalı şekilde arabulucuya geri gönderildiğini, arabulucu tarafından hatalı ve hukuka aykırı bir şekilde önce sürecin tamamlandığı tarih değiştirilerek yeniden bir arabuluculuk tutanağı imzalatılmak istendiğini, müvekkil Şirket vekilinin sürecin zaten daha önce tamamlandığını belirterek yeni tutanağı imzalamadığını, bunun üzerine arabulucu tarafından hukuka aykırı olarak bir kez daha müvekkili Şirket vekiline toplantı daveti yapıldığını, işbu davetin ve tutanağın yeniden imzalatılmak istenmesinin sebebinin de davalı tarafın arabuluculuk sürecinin bittiği tarihten itibaren 2 haftalık hak düşürücü süre içerisinde dava açmaması olduğunu, bu sebeple de arabulucu tarafından süreç 27.09.2024 tarihinde tamamlanmış gibi tutanak tutulduğunu, bunun üzerine de davalı tarafın 01.10.2024 tarihinde Gebze 6. İş Mahkemesinin 2024/502 Esas sayılı dosyasıyla işe iade davasını açtığını, ... Arabuluculuk Bürosunun 2024/209559 dosya ve 2024/3818 başvuru No.lu dosyasıyla düzenlenen arabuluculuk tutanağının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesi talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; işe iade amacıyla ikame edilen Gebze 6. İş Mahkemesinin 2024/502 Esas sayılı dava dosyasında davacı tarafça huzurdaki davaya konu itirazlar yapılabileceğinden davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, arabuluculuk sürecinin ilgili kanun ve yönetmelikler çerçevesinde yürütüldüğünü, ilk toplantıda taraflar olarak net bir anlaşmaya varmamış olmakla birlikte anlaşma ihtimalinin açık bırakıldığını ve bu bağlamda arabuluculuk sürecinin amacına uygun olarak müvekkil lehine ikinci bir arabuluculuk toplantısı yapma isteğinin dile getirildiğini, davacının arabuluculuk sürecinin 11.09.2024 tarihinde bittiğine dönük iddiasının gerçek olmadığını, arabulucunun evlilik sürecinde olması nedeniyle ikinci arabuluculuk görüşmesini daha ileri bir tarihe ertelemek zorunda kaldığını, her ne kadar davacı tarafça 11.09.2024 tarihinde arabuluculuk görüşmelerinin sonlandığı ve taraf vekili olarak tutanağı imzaladıkları ifade edilmişse de 11.09.2024 tarihli arabuluculuk son tutanağının bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında Gebze 6. İş Mahkemesinin 2024/502 Esas sayılı dosyası üzerinden yürütülen bir işe iade davasının derdest olduğu, usulüne uygun bir arabuluculuk sürecinin bulunup bulunmadığı hususunun işe iade davasında tartışılarak ulaşılan sonuca göre işe iade davasının neticelendirilebilmesinin mümkün olduğu, bu durumda davacının işbu arabuluculuk tutanağının iptali davasını açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Arabuluculuk tutanağı gerçek dışı bir tarihte düzenlendiğinden ortada kamu düzenine aykırılık ve belge tahrifine varan bir durum söz konusu olduğunu, 2. İlk Derece Mahkemesince esas hakkında inceleme yapılmaksızın, yalnızca derdest işe iade davası nedeniyle usulden ret kararı verilmesinin müvekkili Şirketin hak arama özgürlüğünü ihlal ettiğini, 3. Arabuluculuk tutanağının iptal edilmesinde müvekkili Şirketin güncel hukuki yararı bulunduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, zorunlu arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davasının müstakil bir dava olarak açılıp açılamayacağı noktasında toplanmaktadır. 1. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili ... Arabuluculuk Bürosunun 2024/209559 dosya ve 2024/3818 başvuru No.lu dosyasıyla düzenlenen arabuluculuk tutanağının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesi talep etmiş; davalı vekili işe iade amacıyla ikame edilen Gebze 6. İş Mahkemesi 2024/502 Esas sayılı dosyasında huzurdaki davaya konu itirazlar yapılabileceğinden davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, arabuluculuk sürecinin ilgili kanun ve yönetmelikler çerçevesinde yürütüldüğünü savunmuştur. 2. İlk Derece Mahkemesince usulüne uygun bir arabuluculuk sürecinin bulunup bulunmadığı hususunun işe iade davasında tartışılarak ulaşılan sonuca göre işe iade davasının neticelendirilebileceği gerekçesiyle davacının işbu arabuluculuk tutanağının iptali davasını açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine dair hüküm kurmuştur. Dairemizce yapılan değerlendirmede, anlaşma belgesinin veya anlaşmaya dair son tutanağın, anlaşılan hususlarda dava açılmasının önünde hukuki bir engel oluşturduğu sonucuna varılmıştır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18. maddesinde açıkça ve emredici şekilde, anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı öngörüldüğünden öncelikle bu engelin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Kanun, anlaşma belgesinin varlığı karşısında bu belgede anlaşıldığı belirtilen hususlarda dava açılmasına imkân tanımamaktadır. Bu bakımdan anlaşma belgesinin iptaline karar verilmedikçe alacak yahut işe iade talebi ile açılan davaların esasına yönelik inceleme yapılması mümkün değildir. Anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri süren taraf, bu belgenin iptalini ayrı bir dava ile talep edebileceği gibi anlaşma belgesinin iptali talebini, alacak veya işe iade talebi ile aynı davada da ileri sürebilir. Davacının dava dilekçesinde anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek netice-i talep bölümünde alacak veya işe iade talep etmesi veya dava dilekçesinde anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek netice-i talep bölümünde anlaşma belgesinin iptali ile alacak veya işe iade talep etmesi durumunda tek bir dava vardır. Anlaşma belgesinin geçersizliği iddiası, açılan davada ön sorun olarak incelenir. Mahkemece, alacak veya işe iade davası ile ilgili hükümden ayrı olarak anlaşma belgesinin iptaline ilişkin bir hüküm kurulması sonucu değiştirmez. Alacak ya da işe iade davasında, cevap dilekçesinde geçerli bir anlaşma belgesi olduğunun savunulması durumunda da bu husus, davada ön sorun olarak ele alınır. Diğer bir ifade ile davacıya anlaşma belgesinin iptaline yönelik ayrı bir dava açılması için süre verilmesine gerek bulunmamaktadır. Kesinlik hususu ön soruna göre belirlenemeyeceğinden, temyiz incelemesi sırasında işe iade davası mahiyeti itibarıyla kesin kabul edilir, alacak davasında ise miktara göre kesinlik belirlenir. Davacı tarafından anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti ile alacak veya işe iade davası birlikte talep edilmediği veya açılan davada davalı tarafça geçerli bir anlaşma belgesinin varlığı ileri sürülmediği sürece, anlaşma belgesinin iptali hususunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 163. maddesi bağlamında ön sorun olarak ele alınması mümkün değildir. Öte yandan; 25.10.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 8/1-(a) hükmü gereğince 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 20. maddesi uyarınca açılan fesih bildirimine itiraz davalarında verilen kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamaz. 4857 sayılı Kanun'un geçici 1/4 hükmünde de İlk Derece Mahkemeleri tarafından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen kararların karar tarihindeki kanun yoluna ilişkin hükümlere tâbi olduğu hususu düzenlenmiştir. Belirtilen düzenlemeler uyarınca ilk derece mahkemelerinden 25.10.2017 tarihinden sonra verilen işe iade davalarındaki kararlar hakkında bölge adliye mahkemesi kararları kesindir, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Tek başına anlaşma belgesinin iptali talebine ilişkin davalarda verilen kararlar ise Yargıtay denetimine tâbidir. Bu şekilde 25.10.2017 tarihinden sonra her iki davanın kanun yolu da birbirinden farklı hâle gelmiştir. Her iki dava için kanunlarda yer alan düzenleme ve kanun yolları farklı olduğundan, arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davası ile işe iade davası ayrı ayrı açıldığında, bu davaların ayrı görülmesi ve arabulucuğun iptali davası bekletici mesele yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan hususlara göre; davacının müstakil olarak arabuluculuk tutanağının iptali davası açmasında hukuki yararı mevcut olduğundan davanın esasına girilerek neticelendirilmesi gerekirken usulden reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Somut olayda davacı arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali istemi ile işbu davadan başka işe iade istemiyle Gebze 6. İş Mahkemesinin 2024/502 Esas sayılı dosyasında ayrı bir dava daha açmıştır. İlk Derece Mahkemesince arabuluculuk anlaşma tutanağının geçerli olup olmadığının işe iade davasında ön sorun olarak incelenebileceği, geçersizliğinin tespiti için ayrı bir dava açmakta güncel hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davacının istinaf başvurusu Bölge adliye mahkemesince aynı gerekçe ile reddedilmiştir. Ülkemizde bireysel hukuk uyuşmazlıklarında alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.06.2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Daha sonra başta 12.10.2017 tarihli ve 7036 sayılı Kanun olmak üzere bazı kanunlarla dava şartı arabuluculuk ihdas edilmiştir. 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinde arabuluculuk, “Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalar” bakımından dava şartı olarak düzenlenmiştir. 6325 sayılı Kanun’un 18/5 hükmünde “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” hükmü yer almakta ise de, anlaşma belgesi maddi anlamda bir borçlar hukuku sözleşmesi olduğundan, Dairemizce temyiz incelemesi yapılan pek çok dosyada, bu sözleşmenin irade sakatlığı ya da arabuluculuk faaliyetine ilişkin sürecin usule uygun yapılmadığı iddiasıyla geçersizliği ileri sürülerek alacak davası açılabileceği kabul edilmiştir (9. Hukuk Dairesinin 05.12.2022 tarihli ve 2021/14055 Esas, 2022/15998 Karar; 23.12.2022 tarihli ve 2022/16466 Esas, 2023/126 Karar; 17.10.2022 tarihli ve 2022/8404 Esas, 2022/12594 Karar; 15.06.2022 tarihli ve 2022/6918 Esas, 2022/7792 Karar sayılı kararları). Öğretide de Kanun’daki “dava açılamaz” ifadesinin mutlak bir yasak olmadığı ve anlaşma belgesinin irade fesadı, sahtelik gibi nedenlerle geçersizliğinin ileri sürülebileceği kabul edilmektedir (... , ... , ..., ... , Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk, İstanbul, İkinci Baskı, Kasım 2019, s. 263, 266; Süha Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, ..., 2020, s.124; ... ..., “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, DEÜHFD, C.20, S.2, s.3, 22; Hasan Kayırgan, “İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Anlaşma Tutanaklarının İrade Fesadı Bağlamında Değerlendirilmesi, Arabuluculuğun Geleceği Sempozyumu, 14... , s. 69-70; ... Yiğit/M. ... Özkır, “İş Hukuku Açısından Dava Şartı (Zorunlu) Arabuluculuk Uygulamasına Başvurunun Hukuki Sonuçları”, Uluslararası Bilimlerde Yenilikçi Yaklaşımlar Dergisi, 2020, V. 4(3), s.86; Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Y.9, S.11, Aralık 2021, s.70). Bu kabul ve uygulama karşısında “arabuluculuk tutanağı iptal edilmedikçe alacak davası açılamaz” şeklindeki görüşten hareketle anlaşma belgesinin/tutanağın geçersizliğinin tespiti için ayrı bir dava açma zorunluluğundan söz edilemez. Yukarıda belirtildiği üzere arabuluculuk sistemi içinde yapılan anlaşma niteliği itibarıyla bir sözleşmedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesinde Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu öngörülmüştür. Aynı Kanun’un 28. maddesinde aşırı yararlanma, 30 ve devamı maddelerinde ise irade sakatlığı nedeniyle taraflardan birinin sözleşmeye bağlı olmadığını ileri sürerek iptal davası açabileceği düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun’un 106. maddesine göre bir hakkın yahut hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesine yönelik açılan davalara tespit davası denir. Örneğin, bir malın mülkiyetinin kime ait olduğu veya taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin bulunup bulunmadığı tespit davasının konusunu oluşturur. Tespit davaları bir hukuki ilişkinin varlığının tespitine yönelik açılan davalar (müspet) ve bir hukuki ilişkinin bulunmadığının tespitine yönelik açılan davalar (menfi) olmak üzere iki türlüdür (Bkz. Pekcanıtez, Hakan, Pekcanıtez Usûl Hukuku, 15.Bası, İstanbul 2017, 975 vd.). 6100 sayılı Kanun’un 106/2 hükmüne göre, kanunda belirtilen durumlar dışında tespit davası açan davacı, dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu açıkça ortaya koymak zorundadır. Bu nedenle diğer davalarda aranan hukuki yarar yanında tespit davası açan davacının, kendisi için söz konusu olan tehlike veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın ancak tespit davası ile giderilebileceğini ispat etmesi gerekir. Şayet davacı, kendisini tehdit eden tehlikenin tespit davası ile giderilebileceğini ispat ederse hukuki yararının varlığından söz edilebilir. Tespit davası ile elde edilecek hukuki koruma başka bir yolla veya başka bir davayla sağlanabiliyorsa bu konuda tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır. Bir dava içerisinde iddia veya savunma olarak ileri sürülebilecek hususlar da tespit davasının konusu olamaz (Pekcanıtez, Pekcanıtez Usûl, s. 976-977). Arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline yönelik dava niteliği itibarıyla bir tespit davasıdır. Bu dava ile borçlar hukuku sözleşmesi niteliğindeki anlaşmanın geçersizliğinin tespiti istenmektedir. Her tespit davasında olduğu gibi burada da davacı söz konusu davayı açmakta güncel hukuki yararının varlığını ortaya koymak durumundadır. Anlaşma belgesinin iptaline ilişkin bu dava ile sözleşmenin geçersizliğinin tespitine karar verildiğinde davacının doğrudan alacağına kavuşması ya da işe iadesinin gerçekleşmesi mümkün olmayacaktır. Başka bir anlatımla, tespit kararına rağmen davacının alacağını elde edebilmesi veya işe iadesinin sağlanması için ayrı bir alacak ya da işe iade davasını açması gerekecektir. Nitekim somut olayda davacı işe iade için ayrı bir dava açmış bulunmaktadır. Böylece işçi, anlaşma belgesinin iptali davası ve işe iade davasının yargılama süresi olmak üzere iki ayrı davanın yargılama süresine katlanmak durumunda kalacaktır. Usul ekonomisi de, anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti talebinin işe iade davasında ön sorun olarak incelenmesini gerektirir. Yukarıda belirtildiği üzere anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti talebi ayrı bir dava olarak açılmış bulunan işe iade davasında ön sorun olarak incelenebildiğine göre tespit davası ile elde edilecek hukuki korumanın başka bir yol veya dava ile sağlanabildiğinin kabulü gerekir. Bu durumda davacının anlaşma belgesinin iptali istemiyle ayrı bir dava açmasında güncel hukuki yararının varlığından söz edilemez. Davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan, Sayın Çoğunluğu aksi yöndeki görüşüne katılamıyoruz.