Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 17.10.2011 tarihinde davalı Şirkette satış bölümünde müdür olarak çalışmaya başladığını, taraflar arasında davacının aylık ücretine ek olarak satış primi ile çalışacağının ve ayrıca müdürlük primi ödeneceğinin kararlaştırıldığını, çalışma süresinde davacıya 2012 ve 2013 yıllarında prim ödemesi yapılmadığını, 2014 yılında ise davacının hak ettiği primin bir bölümünün ödendiğini, 2014 yılında yapılan ödemenin eksik olduğunu, davalı Şirket tarafından da
DAVA KONUSU: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 17.10.2011 tarihinde davalı Şirkette satış bölümünde müdür olarak çalışmaya başladığını, taraflar arasında davacının aylık ücretine ek olarak satış primi ile çalışacağının ve ayrıca müdürlük primi ödeneceğinin kararlaştırıldığını, çalışma süresinde davacıya 2012 ve 2013 yıllarında prim ödemesi yapılmadığını, 2014 yılında ise davacının hak ettiği primin bir bölümünün ödendiğini, 2014 yılında yapılan ödemenin eksik olduğunu, davalı Şirket tarafından davacının çalıştığı satış bölümünün toplam priminin %0,4 olarak belirlendiğini, bu primin %01,5 bölümünün müdür seviyesinde olan davacıya, %01,5 bölümünün A. E.'ye, %01 bölümünün ise diğer çalışanlara ait olmak üzere, departmandaki kişi sayısına bölünmek suretiyle ödendiğini, primlerin satışlara göre belirlendiğini ve dolar bazında satış yapılması nedeniyle prim tutarlarının da dolar olarak hesaplanması gerektiğini belirterek prim ve müdürlük primi alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. KARAR: Uyuşmazlık, davacının prim alacağının bulunup bulunmadığı noktasındadır. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Prim, işçinin mal veya hizmet üretiminde daha istekli hâle gelmesi ve başarısının artması için işverence ödül niteliğinde verilen ek ödemeler şeklinde tanımlanabilir. Prim ödemesinden amaç, işçinin dava verimli bir şekilde çalışmaya özendirilmesidir. Primin kişiye özgü olması sebebiyle ikramiyeden farklı olarak prim ödemelerinin genel bir nitelik taşıması gerekmez. Bununla birlikte, işveren tarafından ayrımı haklı kılan geçerli nedenler olmadığı sürece prim uygulaması yönünden de işverenin eşit davranma borcu söz konusudur. İşçinin prime hak kazanması için işyerinde prim ödemesini gerektiren dönemin sonuna kadar çalışmış olması gerekmez. İşyerinde çalışılan süreyle sınırlı olmak üzere işçinin prim talep hakkı vardır. Prim uygulaması, bireysel ya da toplu iş sözleşmeleri ile de kararlaştırılabilir. İş sözleşmesinde kararlaştırılmamış olsa dahi, işverence tek taraflı olarak düzenli şekilde yapılan prim ödemesi işyeri şartı niteliğindedir. Her durumda uygulamanın tek taraflı olarak işverence ortadan kaldırılması ya da azaltılması doğru değildir. Prim uygulaması yönünden işçi aleyhine çalışma koşullarında değişiklik, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22. maddesi kapsamında gerçekleştirilmelidir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 22.1.2009 tarihli ve 2007/34717 Esas, 2009/638 Karar sayılı kararı). Somut uyuşmazlıkta davacı, davalı işyerinde satış müdürü olarak çalışmış olup prim alacağının ödenmesini talep etmiştir. Davacıya dosya kapsamına göre 2014 yılı Nisan ayında prim ödemesi yapıldığı, diğer çalışma yıllarında ise prim ödemesi yapıldığına dair bilgi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı tanıkları davalı işyerinde prim uygulaması bulunduğu yönünde beyanda bulunmuşlardır. Dosya kapsamında davacı ile davalı Şirket vekili arasında düzenlendiği anlaşılan 10.09.2015 tarihli "Sulh ve İbra Protokolü" başlıklı belgenin 3. maddesinin "Sevinç İnanç'a ayrıca, işyerindeki satış personeline satış primi ödeme tarihi ile aynı tarihte, müdür düzeyi için öngörülen aynı hesaplama yöntem ve şartları ile hak edeceği prim ödenecektir. Prim ödemesinde, Sevinç İnanç'ın ayrılma tarihinden önce başlayıp, ayrılma tarihinden sonra finalize olan satışlara katkısı da dikkate alınacaktır. Ayrıca, Sevinç İnanç'a 2. Maddede belirtilen 5(beş) aylık maaşa ek olarak, bu maddede (3. Madde) belirtilen satış priminden mahsup edilmek üzere 65.00-TL net avans verilecektir." şeklinde düzenlendiği ve bu protokol kapsamında ödemeye ilişkin e-posta yazışmalarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince davalı işyerinde prim uygulaması bulunduğu ve davacının prim alacağı bulunduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacı tanık beyanları, "Sulh ve İbra Protokolü" başlıklı belge ve e-posta yazışmaları ve davacının görevi dikkate alındığında davalı işyerinde prim uygulaması bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 219. maddesine göre; ''Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. ''. 6100 sayılı Kanun'un “Tarafın belgeyi ibraz etmemesi” başlıklı 220. maddesi ise şöyledir: “(1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir. (2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir. (3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.” İlk Derece Mahkemesince söz konusu yasal düzenlemeler kapsamında davalı tarafa davacının çalıştığı döneme ilişkin satış ve tahsilat raporlarını sunmak üzere kesin süre verildiği, verilen kesin süre içerisinde davacının çalıştığı döneme ilişkin satış ve tahsilat raporlarının sunulmaması hâlinde davacı tarafça sunulan satış sözleşmeleri ve bu sözleşmelerdeki satış rakamlarına itibar edileceğinin ihtar edildiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafın verilen kesin süre içerisinde bu bilgi ve belgeleri sunmadığı anlaşıldığından davacı tarafın iddiası gibi ve sunduğu satış sözleşmelerine göre varsa prim alacağının hesaplanması ve hüküm altına alınması gerekli iken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.