Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili davacının fitness koçu olduğunu, müvekkili ile davalı Kulüp arasında 15.02.2017-31.05.2018 tarihli belirli süreli iş sözleşmesinin imzalandığını, davalı Kulübün 21.12.2017 tarihinde keşide ettiği ihtarname ile taraflar arasındaki sözleşmeyi 18.12.2017 tarihi itibarıyla feshettiğini bildirdiğini, davalı tarafından yapılan feshin haksız olduğunu, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 438/1 hükmü uyarınca, sözleşme ile beli…
Uyuşmazlık, uygulanacak hukuk, feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı, davacının bakiye süre ücreti tutarında tazminata ve 6098 sayılı Kanun'un 438/3 hükmüne göre ek tazminata hak kazanıp kazanmadığı, bakiye süre ücreti tutarında tazminattan indirim yapılıp yapılamayacağı, indirim miktarı ve faiz başlangıç tarihi hususlarına ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Dairemizin yerleşik uygulaması uyarınca, işçi muaccel alacaklarını tek tek belirtmek kaydıyla ihtarname ile işvereni temerrüde düşürebilir. Söz konusu ihtarnamede alacak miktarlarının belirtilmesi gerekmez. Dava tarihinden önce yürütülen arabuluculuk süreci sonucunda anlaşma yapılamadığına dair düzenlenen son tutanak bu bağlamda değerlendirildiğinde, dava konusu alacağın dava tarihinden önce arabuluculuk aracılığıyla talep edilmesi karşısında davalı işverenin arabuluculuk son tutanak tarihi itibarıyla temerrüde düştüğünün kabulü gerekmektedir. Bu sonuç davalı işverenin usulüne uygun davet edilmesine rağmen arabuluculuk görüşmelerine katılmadığı durumlarda da geçerlidir. Dolayısıyla somut olayda davalının daha önce temerrüde düşürüldüğü ispat edilemediğinden, hüküm altına alınan bakiye süre ücreti tutarında tazminata arabuluculuk son tutanak tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.