T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:17/02/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:12/06/2025 DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:17/02/2026 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARI…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:17/02/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:12/06/2025 DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:17/02/2026 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkili aleyhine, davalı/borçlunun ... sigorta poliçeli ... plakalı araç ile yapılan kaza sonucu Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyasından açılan davada Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamına istinaden Denizli 4.İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyasından 35.000,00-TL, 15,000,00-TL, 15.000,00-TL manevi tazminat, 4.200,00-TL, 2.180,00-TL, 2.180,00 TL ilam vekalet ücreti ve işlemiş faiz olmak üzere toplam 109.849,00-TL alacak kalemleri üzerinden takip başlatıldığını, başlatılan icra takibi üzerine müvekkili tarafından ... nolu poliçe kapsamında manevi tazminat ve fer’ilerine ilişkin olarak davalı/borçluya başvurulduğunu, davalı/borçluya, müvekkili aleyhine başlatılan takip masrafları olmak üzere toplam 140.521,53-TL’nin ödenmesi için Denizli 3.Noterliği’nin 15/10/2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesinin çekildiğini, ancak davalı/borçlu tarafından poliçeden dolayı 30/10/2018 tarihinde icra dosyasına sadece 109.661,74-TL ödeme yapıldığını, taraflar arasında yapılan 12/06/2013 tarihli ... nolu sigorta poliçesinde; maddi ve manevi tazminatı da kapsayacak şekilde 320 ihtiyari mali mesuliyet sigorta poliçe sözleşmesi altında 250.000,00-TL’ye kadar maddi tazminat ve 300.000,00-TL’ye kadar manevi tazminat taleplerinin teminat altına alınmış sigorta bulunmadığını, poliçe incelendiğinde; “bu poliçede 300.000,00-TL limitle manevi tazminat talepleri dahil edilmiştir.” ibaresinin açıkça görüldüğünü, müvekkili aleyhine başlatılan icra takibindeki manevi tazminat ve fer’ilerinin tamamı sigorta kapsamında olduğunu, ancak müvekkili tarafından davalı/borçludan manevi tazminata ilişkin talepte bulunulmasına rağmen davalı/borçlu takip dosyasına sadece 109.661,74-TL ödeme yapmış olup yapılan ödemenin eksik olduğunu, yapılan eksik ödeme üzerine müvekkili aleyhine başlatılan Denizli 4.İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyasına müvekkili tarafından kalan dosya borcu olan 16.636,05-TL davalı sigorta şirketine rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla ödenmek zorunda kalındığını, ödenen bu bedelin davalı yandan tahsili amacıyla davalı aleyhine 8. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalının yetkiye yönelik itirazı neticesinde takibin durduğunu, yetkili mahkemenin Denizli Mahkemeleri olduğunu, davalı tarafından yapılan iş bu borca itirazın haksız ve kötüniyetli olduğunu, bu nedenlerle Denizli 8. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamını, haksız ve kötü niyetli olarak itiraz eden davalının %20'den aşağı olmamak üzere icra tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin ve arabuluculuk masraflarının karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Davalı vekili; yetkili Mahkemelerin İstanbul Mahkemeleri olduğunu, görevli mahkemenin ise Tüketici Mahkemesi olduğunu, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi kararının tarihi 24/09/2018 olup müvekkili şirket tarafından icra dosyasına ödeme 30/09/2018 tarihinde yeni bir icra emri tebliğ edilmeden takibin kesinleşmeden yapıldığını, dolayısıyla müvekkili şirketin sorumlu olduğu rakam belirlenirken icra vekalet ücretinin 3/4'ünün alınması, tahsil harcı da %4,55 üzerinden alınması gerektiğini, bu nedenlerle davanın reddini, yargılama gideri vekalet ücreti masraflarının davacı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "Uyuşmazlık, ilamlı icra takibine dayanak ilamın bozulması üzerine, İİK'nın 40. maddesi gereğince ilk takibin geçerliliğini yitirip yitirmediği, istinaf kararı sonrası takibin mükerrer olup olmadığı, davalı tarafından yapılmış ödemenin dışında mesuliyetinin bulunup bulunmadığı, takipte talep olunan tahsil harcı, icra vekalet ücreti ve tahsil harcı olan 16.636,05 TL'ye dair Denizli 8. İcra Müdürlüğü ... E. Sayılı dosyada itirazın iptali talebinden ibarettir. İlamların icrası İİK'nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. İlamlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. HMK'nın 447. maddesinin kural olarak temyiz edilmiş olması da ilamın icrasını durdurmaz. Kesinleşmeden icraya konulabilecek bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulmuş, borçlu ilâmı (hükmü) temyiz etmiş ve fakat icranın geri bırakılmasına (tehirine) karar verilmemiş olabilir. Bu hâlde, bir taraftan Yargıtay'da temyiz incelemesi yapılırken, diğer taraftan icra dairesi ilâmın icrasına devam eder. İİK'nın 40. maddesinin 1. fıkrası "Bir ilâmın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması icra muamelelerini olduğu yerde durdurur" şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükme göre îcra işlemleri devam ederken (ilam hükmü tamamen icra edilmeden önce) ilamın bozulması hâlinde, icra işlemleri olduğu yerde durur. İlamın bozulması ile ilamın icrası sadece olduğu yerde durur; yoksa, ilamlı icra takibi iptal edilmez. Bozma kararına uyan mahkeme yeni bir karar verirse alacaklı, bu yeni ilamın da kesinleşmeden icrasını isteyebilir. Uyuşmazlığın çözümü bakımından usul ekonomi ilkesinin de açıklanması gerekmektedir. HMK'nın 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, Anayasal dayanağı olan bir ilkedir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)'nın 141. maddesinin 4. bendinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir. Usul ekonomisi ilkesi yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler. Bu bağlamda, basitlik, hızlılık ve ucuzluk usul ekonomisini oluşturan unsurlar olarak ortaya çıkar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6. maddesinde de usul ekonomisinin yargılamanın makul sürede yapılması unsuruna vurgu yapılmıştır. Usul ekonomisi ilkesi takip hukukunda da uygulanır. Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasına göre mahkemelerin yargı faaliyetlerinde usul ekonomisini gözetme yükümlülüğü ile takip hukukunda icra organlarının usul ekonomisini gözetmesi aynı amaca hizmet eder. Usul ekonomisi ilkesine göre takibin ve icra faaliyetlerinin mümkün olduğunca kısa sürede, basit ve ucuz şekilde sonuçlandırılması gerekir. Bu ilkenin unsurları, takip hukukundaki görünümüne göre takibin makul sürede tamamlanması, takibin makul giderle tamamlanması ve takibin düzenli bir şekilde yürütülmesi olarak ifade edilebilir. Usul ekonomisi ilkesi takibin her aşamasında gözetilmesi gereken bir ilkedir. Takibin makul sürede ve makul giderle tamamlanabilmesi için, takibin düzenli bir şekilde yürütülmesi gerekir. Takibin düzenli bir şekilde yürütülmemesi karmaşaya ve gereksiz gider yapılmasına sebep olacağı için aynı zamanda takibin makul sürede tamamlanması ve takibin makul giderle tamamlanması unsurlarının da ihlal edilmesi sonucunu doğurur. Somut olay incelendiğinde ise; Denizli 15.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E.- ... K. sayılı dosyasında alacaklı tarafından, sayılı ilamına dayalı olarak borçlu aleyhine Denizli 4. İcra Dairesi'nin 30.03.2018 tarihinde başlatılan ilamlı icra takibinde ilamda lehine hükmedilen kalemlerin istenildiği, takibe dayanak ilamın Antalya Bam 4.H.D. ... E.- ... K. sayılı kararı ile bozulduğu, alacaklı tarafından anılan ilama dayalı olarak borçlu aleyhine Denizli 8. İcra Müdürlüğü ... E. Sayılı dosyası ile ayrıca ilamsız takip yapıldığı görüldü. İcra ve iflas hukuku, cebri icra takiplerinin usul hukuku niteliğindedir. İcra ve iflas hukukunun temel amacı takip yapan ve takibe katılan alacaklının takip sonucunda alacaklarına kavuşmasını sağlamak için takip borçlusunun veya üçüncü kişilerin çıkarabileceği engelleri ortadan kaldırmak, bu amaca karşılık ve onunla birlikte borçlu olduğu iddia edilerek takip edilen kişinin yani takip borçlusunun kötü niyetle yapılmış hukuka aykırı bir takibe karşı kendini korumasını sağlayacak hukuki çareleri bulmaktır (Umar, B.: İcra ve İflas Hukukunun Tarihi Gelişmesi ve Genel Teorisi, İzmir 1973, s. 40).Usul ekonomisi ilkesi gereğince, takibe dayanak ilamın bozulması üzerine bozmaya uyularak verilen yeni ilamın icrası, alacaklının duran takibe devam etmesi ve borçluya fark alacakları için icra emri gönderilmesi ile mümkündür. Aksi hâlde İİK'nın 40. maddesinin 1. fıkrası gereğince duran takibe devam edilmeksizin yeni bir takip başlatılması, borçlunun ilama aykırılık şikâyetinde faizin başlangıcı, ödemelerin mahsubu, borç miktarının hesaplanması gibi konularda karmaşaya, gereksiz gider yapılmasına ve takibin makul sürede sonuçlanmamasına sebep olacağından başlatılan ikinci takip, usul ekonomisi ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Ne var ki "Bozma kararından sonra bozmaya uyularak yeni verilen ilamla alacaklının duran takibine devam etmesi ve ilamdan kaynaklanan fark alacaklarının muhtıra gönderilmesi suretiyle tahsili mümkündür." şeklinde açıklama yer almış ise de yukarıda belirtildiği üzere borçluya fark alacakları için icra emri gönderilmesi gerektiğinden "icra emri" ibaresinin yazılması gerekmektedir. Olayda ise talepler ilamlı takibe dayandığı iddia olunsa dahi ilamsız takip yolu tercih olunmuştur. Davalının ödeme yaptığı tarih itibariyle sorumlu olduğu tüm miktarı ödemiş olduğu ve ilamlı icra takibinde yeni takip talebi verilmediği görülmekle talep red olundu. (HGK 2015/497 E. 09.06.2020 2020/365 K.) Davacı tarafından talep edilen miktarı likit (muayyen, belirli) olmayıp, gerçek zarar miktarının tespiti ile davacının davalılara rücusu için gerekli şartların oluşup oluşmadığının saptanması, yargılama ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasını gerektirmektedir. Bu nedenle, davacı tarafın şartları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verildi. (Y 17. H.D. 2017/5008- 2019/11359)Yüksek mahkeme kararları ve bilirkişi raporu doğrultusunda dava red olundu." şeklinde karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dairemizin 31/05/2024 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile; "...Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 12/06/2013 tarihli ... nolu Sigorta Poliçesinde; maddi ve manevi tazminatı da kapsayacak şeklide ihtiyari mali mesuliyet sigorta poliçesi düzenlendiği, poliçe kapsamında 250.000,00-TL’ye kadar maddi tazminat ve 300.000,00-TL’ye kadar manevi tazminat taleplerinin teminat altına alındığını, davacı şirket tarafından dava dışı işçinin mirasçılarına ödenen tazminatın rücuen davalı sigorta şirketinden eksik ödeme nedeniyle tahsili talebi ile başlatılan icra takibine itirazın iptali talebine ilişkin iş bu davayı açmış, İlk derece mahkemesince; "Yüksek mahkeme kararları ve bilirkişi raporu doğrultusunda dava red olundu." gerekçesiyle davacının davasının reddine karar verilmiştir. İş bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Anayasanın 141/III maddesi uyarınca mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde ayrıntılı bir şekilde hükmün kapsamı düzenlenmiş, hükmün hangi hususları kapsayacağı maddeler halinde ve açıkça belirtilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’nun 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukuki dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şekli ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının ihlalidir. HMK.’nın 297. maddesinde, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, İlk derece Mahkemesince verilen kararda davacı yanın netice-i talebi ile davalı cevap dilekçesinden bir kısım özetlenerek yazılmış, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda varılan sonuçlar terditli olarak sıralanmış, davaya konu uyuşmazlığa emsal niteliği bulunmayan içtihatlar eklenmek suretiyle gerekçe olarak; "Yüksek mahkeme kararları ve bilirkişi raporu doğrultusunda dava red olundu." açıklaması yapılmıştır. İlk derece mahkemesince davanın reddi gerekçesi olarak "Yüksek mahkeme kararları ve bilirkişi raporu" olarak belirlenmesine rağmen seçenekli sonuçlara varılan bilirkişi raporunda hangi sonuç esas alınarak karar verildiği açıklanmamış, aynen "davalının ödeme yaptığı tarih itibariyle sorumlu olduğu tüm miktarı ödemiş olduğu ve ilamlı icra takibinde yeni takip talebi verilmediği görülmekle talep red olundu." şeklinde belirtilerek içtihada atıf yapılmakla yetinilmiştir. Gerekçeli kararda, bilirkişi raporuna hangi nedenle itibar edildiği, tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi yönünden hangi tarafın haklı ya da haksız olduğu ve sonuç olarak davanın kabul veya reddine dair kanaate ne şekilde varıldığı hususları tartışılmamıştır. Bu sebeple; İlk derece mahkemesinin, belirtilen yasal düzenlemelerin aksine, gerekçesiz şekilde oluşturduğu kararı usul ve yasaya uygun değildir. Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 bendi de göz önünde bulundurarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa dair hususlar incelenmeksizin kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına" karar verilmiştir. Dairemizin kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesince; "...taraflar arasında maddi ve manevi tazminatı da kapsayacak şeklide ihtiyari mali mesuliyet sigorta poliçesi düzenlendiği, poliçe kapsamında 250.000,00-TL’ye kadar maddi tazminat ve 300.000,00-TL’ye kadar manevi tazminat taleplerinin teminat altına alındığını, davacı şirket tarafından dava dışı işçinin mirasçılarına ödenen tazminatın rücuen davalı sigorta şirketinden eksik ödeme nedeniyle tahsili talebi ile başlatılan icra takibine itirazın iptali talebine ilişkin iş bu davanın açıldığı, taraflar arasındaki sigorta sözleşmesi ve 6102 sayılı TTK'nun 1409/1, 1473/1, 1478, 1484/1, 1485. maddeleri kapsamında dava dışı kişiye ödenen bedelden davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunduğu, iş bu sorumluluğun ise ihbar tarihi itibariyle başlayacağı, ihbar tarihi itibariyle davalının 107.781,97 TL ödemesi gerekirken 109.661,74 TL ödeme yaptığı bu haliyle davacının davalıdan bakiye alacağı bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılarak davanın reddine dair karar verilmiş olup davacının takipte kötü niyetli olduğu sübut bulmadığından kötü niyet tazminatı isteminin reddine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece sigorta şirketinin sorumluluğunun farklı bir tarihten başlayacağı değerlendirmesinin yerinde olmadığını, kararda her ne kadar alacak ve fer'ileri bakımından ihbar tarihinden itibaren sorumlu olduğu belirtilmiş ise de Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında kabul edildiği üzere sigorta şirketinin sorumluluğuna kararın kesinleşmesine kadar işleyecek faiz, yargılama giderleri ve avukatlık ücretlerinin de dahil olduğunu, Karayolları Motorlu Araçlar ZMSS Genel Şartları B.2.4'te yer alan "Sigortacı karşı taraf lehine hükmedilen dava masrafları ile mahkemece hükmedilen karşı taraf avukatlık ücretlerini ödemekle yükümlüdür." hükmü dikkate alındığında ödeme yapmadıkları kalemlerden sorumlu olmadıkları yönündeki savunmanın da yersiz olduğunu, bu bağlamda kararda; sigorta şirketinin sorumluluğunun başlangıç tarihine ve buna bağlı olarak sorumlu olduğu tutara ilişkin değerlendirmenin hukuki isabetten yoksun olduğunu, eksik araştırma ile karar verildiğini, kabul anlamı taşımamakla birlikte sigorta şirketinin tazminatların fer'ilerinden bildirim tarihinden sorumlu olacağı düşülse dahi eldeki dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile bu değerlendirmenin yapılmasının olanaklı olmadığını, her ne kadar sigorta şirketinin, rizikonun gerçekleşmesine bağlı olarak ortaya çıkan tutarlardan fiil gerçekleştiği tarihten itibaren sorumlu ise de bir an için bunun aksi düşünülecek olsa dahi sigorta şirketine rizikonun gerçekleştiğinin ilk olarak hangi tarihte bildirildiğinin kesin olarak tespit edilmesi gerektiğini,sigorta şirketinin, rizikonun gerçekleştiğinden hangi tarihte haberdar olduğunun tespiti için ise taraflar arasındaki poliçe kapsamında herhangi bir başvurunun sigorta şirketine iletilip iletilmediği, buna ilişkin hasar dosyası açılıp açılmadığı, olay kapsamında olayda zarar gören başkaca şahıslara da olmak üzere daha önce herhangi bir ödeme gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği gibi hususların davalı şirketten sorulması, varsa buna ilişkin bilgi ve belgelerin eksiz biçimde mahkemeye gönderilmesinin istenilmesi gerektiğini, dava dilekçesinin kanıtlar bölümünde davalı şirket kayıtlarına dayanıldığını, bu kayıtların dosya arasına alınmadan bilirkişi raporunda temerrüte ilişkin değerlendirme ve hesap yapılmasının hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden olduğunu, bu hususun mahkemeye sunmuş oldukları ... tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde de ifade olunduğunu ancak Mahkemece istemleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeksizin hüküm tesisi yoluna gidildiğini, bariz eksiklik giderilmeksizin hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, bilirkişi raporunun mevzuata uygun biçimde hazırlanmadığını, hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, 6100 sayılı HMK'nin 266. maddesi uyarınca bilirkişiler "çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde" görev yapan "genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda" görüş ve kanaat açıklamasının mümkün olmayan kimseler olduğunu, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 2/b.maddesinde de HMK ile paralellik arz edecek biçimde bilirkişi, "çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi" olarak tanımlandığını, bahse konu yasanın 3/2. maddesinde ise "hukuki nitelendirme ve değerlendirme" yasağının açıkça düzenlendiğini, tüm bu yasal düzenlemelerin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 138/2. maddesi ile de uyum içerisinde olduğunu, bilirkişiliğe ilişkin tüm güncel mevzuat hükümlerinde ısrarla bilirkişinin hiçbir suretle (mahkemece yapılacak görevlendirme bu yönde olsa dahi) hukuki nitelendirme ve değerlendirme yapmayacağının vurgulandığını, Türk Yargı Sistemi incelendiğinde bilirkişinin yargılama konusu olayın çözümünün sağlanması için uzmanlık gerektiren konularda yargılamanın esas aktörleri olan hakime, savcıya, avukata ve taraflara yardımcı olmak ile sınırlı olduklarını, bilirkişinin görevinin uyuşmazlığı çözmek değil, çözüme katkı sunmak olduğunu, uyuşmazlığın çözümünün usul hukuku kuralları çerçevesinde mahkemenin görev ve sorumluluğunda olduğunu, bu hususun 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 9. maddesinde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." şeklinde düzenlendiğini, bilirkişinin, "(...) davalı sigorta şirketinin davacı tarafından başlatılan Denizli 8.İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyasında yapmış olduğu itirazın haklı olduğu kanaati hasıl olmuştur." şeklindeki açıklamasının açıkça Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na, bilirkişilik mevzuatına ve ilkelerine aykırı olduğunu, yazılı cümlenin başına "takdir mahkemeye ait olmak üzere" ifadesi getirilerek fiilen kullanım imkanı yaratılmayan "takdir hakkına" gönderme yapılmasının da durumu yasaya uygun hale getirmediğini, bilirkişiden beklentilerinin eldeki dosya kapsamındaki iddia savunmaları dikkate alarak belirlenecek alternatif senaryolara uygun tüm hesaplamayı yapması ve uyuşmazlığın çözümünde hangi hesaplamanın kullanılacağı hususunda kararı mahkemeye bırakması olduğunu, eldeki dosya kapsamında verilen bir önceki kararın kaldırılmasının nedeninin bilirkişinin mahkeme yerine geçerek düzenlemiş olduğu raporun hükme gerekçe yapılmış olması olduğunu, raporun hükme esas alınabilecek niteliklere sahip olmadığı, bilirkişinin mevzuata uygun alternatif hesaplamalar içeren ve yargı yetkisinin kullanılmasının mahkemeye aidiyeti hususunda özen gösterilmek suretiyle rapor hazırlaması istenilmesi yönündeki istemlerinin yine ... tarihli dilekçede dillendirildiğini, ancak mahkemece bu itirazlarının reddedildiğini, hükme esas alınamayacak nitelikteki bilirkişi raporuna dayalı verilen kararın hukuka aykırı olduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, İİK'nın 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı HMK'nın 359/3. maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunun açık, anlaşılır, denetime elverişli, yerleşik yargısal kararlara ve dosya kapsamına uygun olduğundan İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmamasına, davalı sigorta şirketinin faiz yükümlülüğünün ihbar ile başlamasına karşın davacı şirketin tazminat açısından dava dışı mağdurlara karşı kaza tarihi olan 26/09/2013 tarihinden başlamak üzere sorumlu olmasına, dolayısı ile davalı sigorta şirketi tarafından ihbar tarihi ile ödeme tarihi olan 30/10/2018 tarihi arası işleyen faizden sorumlu tutulması gerekmesi ve 109.661,74-TL ödenmekle ödeme tarihi itibariyle sorumlu olduğu tutarın tümünün ödenmiş olduğunun belirlenmesine, 6100 sayılı HMK'nın 355/1. maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00-TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 615,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60-TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA, 3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE, 5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 17/02/2026 ...