16. Hukuk Dairesi 2013/13071 E. , 2013/12676 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Kadastro sonucu Dağcı Köyü çalışma alanında bulunan 101 ada 740 parsel sayılı 5531,04 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tarla vasfıy
**16. Hukuk Dairesi 2013/13071 E. , 2013/12676 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Kadastro sonucu Dağcı Köyü çalışma alanında bulunan 101 ada 740 parsel sayılı 5531,04 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tarla vasfıyla davalı ... adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ... kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tapu iptal ve tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulü ile çekişmeli 101 ada 740 parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın 57/100 payının davacı ..., 43/100 payının davalı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasıdır. Mahkemece çekişmeli taşınmazın ifrazının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı yararına hisseli mülkiyet kurulmasına karar verilmişse de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Dosya kapsamından çekişmeli 101 ada 740 parselin kadastro tutanağının 20.04.2007 tarihinde kesinleştiği, davanın ise 14.9.2011 tarihinde açıldığı, davacı ...'ın açıkça kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili 17.12.2012 havale tarihli dilekçesinde, dava konusu taşınmaz bölümününün çekişmeli 101 ada 740 parselden ifrazı ile davacı adına kayıtlı 101 ada 739 parselle birleştirilerek tescili talebinde bulunmuştur. Davacı vekilinin bu konudaki talebin ıslah niteliğinde olup olmadığı mahkemece tartışılmamış, davacıya bu konuda süre verilmemiştir. ... İl Özel İdaresi'nin 21.3.2013 tarihli yazısında dava konusu olan taşınmaz bölümünün çekişmeli 101 ada 740 parselden ifrazı yapıldıktan sonra davacı adına kayıtlı 101 ada 739 parsel sayılı taşınmaz ile birleştirilmesinin mümkün olacağı ancak Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu'nun 8. maddesi gereğince 101 ada 740 parselin ifrazının uygun olmadığı belirtilmiştir. İlgili 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda, 09.02.2007 tarihli ve 26429 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, 5578 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişiklikle, 5403 sayılı Kanun'un 8'inci maddesinde "Belirlenen parsel büyüklüğü; mutlak tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektar ve marjinal tarım arazilerinde 2 hektardan küçük olamaz. Tarım arazileri bu büyüklüklerin altında ifraz edilemez, bölünemez veya küçük parsellere ayrılamaz. Ancak çay, fındık, zeytin gibi özel iklim ve toprak istekleri olan bitkilerin yetiştiği yerler ile seraların bulunduğu alanlarda, yörenin arazi özellikleri daha küçük parsellerin oluşmasını gerekli kıldığı takdirde, Bakanlığın uygun görüşü ile daha küçük parseller oluşturulabilir. Bakanlığın uygun görüşü ile kamu yatırımları için ihtiyaç duyulan yerler hariç olmak üzere tarım arazileri, belirlenen büyüklükteki parsellerden daha küçük parçalara bölünemez. Bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve üzerlerinde her ne şekilde gerçekleşmiş olursa olsun birlikte mülkiyetin mevcut olması durumunda, bu araziler ifraz edilemez, payları üçüncü şahıslara satılamaz, devredilemez veya rehnedilemez. Bu araziler hakkında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun özgülemeye ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır" hükmü getirilmiştir. Ancak konuya ilişkin 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 5304 sayılı Kanun'un 5. maddesi ile değişik 15/son maddesinde "kadastrodan önce hissedarlar veya mirasçılar arasında ayırma veya birleştirme suretiyle taksime konu edilmiş ve sınırları doğal veya yapay işaret ya da tesislerle belirlenmiş taşınmaz malların, imar planı bulunmayan yerlerde zeminde fiilen oluşmuş sınırlarına göre tespiti yapılır" düzenlemesi yer almaktadır. Dava kadastro öncesi nedene dayandığına ve hak düşürücü süre içinde açıldığına, tespit günü itibariyle hukuksal durum değerlendirileceğine göre Kadastro Kanunu'nda yer alan bu düzenleme nedeniyle herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadan fiili duruma göre hüküm kurmak mümkünken mahkemece bu düzenleme göz ardı edilerek hüküm kurulması hatalı olmuştur. Bu saptamalar karşısında mahkemece yapılacak iş; davacı vekilinin 17.12.2012 havale tarihli dilekçesi ıslah yönünden tartışarak, davacının fiili kullanım durumu dikkate alınarak sonuca göre bir karar verilmesidir. Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, 17.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.