İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/04/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı ......./03/2014 tarihli nüshasının 12 ve 13. Sayfalarında yer alan "........." şeklindeki ifadelerin yer aldığını,bu ifadelerin müvekkilleri tarafından tamamen asılsız, gerçek dışı, hakaret, iftira ve bunlardan öte suç isnadı teşkil ettiğini ve bu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/788 KARAR NO: 2026/1666 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 08/12/2020 NUMARASI: 2018/546 Esas - 2020/853 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 01/04/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı ......./03/2014 tarihli nüshasının 12 ve 13. Sayfalarında yer alan "........." şeklindeki ifadelerin yer aldığını,bu ifadelerin müvekkilleri tarafından tamamen asılsız, gerçek dışı, hakaret, iftira ve bunlardan öte suç isnadı teşkil ettiğini ve bu yayında müvekkillerinin kişilik haklarına açık ve ağır saldırıda bulunulduğunu, bu ifadelerin tamamının gerçek dışı olduğunu, hiçbir somut ve resmi dayanağının olmadığını, tamamen iftira olduğunu ileri sürerek, her bir davacı için ayrı ayrı 50.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davalı ...' nun yayın tarihinde davalı şirketin yönetim kurulu başkanlığını yürütmediği bu nedenle pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı açıklanarak usulü itirazda bulunulduğu, esas yönünden davacılara yönelik iddiaların görünen gerçekler çerçevesinde hukuka uygun olarak okuyucu ile paylaşıldığı, manevi tazminat şartlarının bulunmadığı, istenilen tazminat miktarının da yüksek olduğu açıklanmış davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "...... .....yönündedir. Ancak davacı vekili tarafından da dilekçesinde belirtildiği üzere olaylar esnasında can havli ile otele sığınan insanların varlığı kabul edilmek le artık bu husus kamuya mal olmuş bir bilgi niteliği taşıdığı anlaşılmış ve ... gazetesinde yer verilen bu ibare habercilik sınırları içeri sinde değerlendirilmiştir. Bu nedenle bu haber metninden kaynaklı olarak davacıların kişilik haklarının zedelendiğinden söz edilmesi mahkememizce mümkün görülmemiştir. Bunlara ek olarak ....... esnasında gösterilere katılan ya da katılmaksızın yoldan geçen insanların polisin toplumsal olaylara müdahale ettiği esnada kullandığı biber gazı vb. Ekipmandan etkilenerek otele sığındığı davacı lar vekilinin dava dilekçesinin beşinci sayfasında da belirtilmiştir. Ancak gazete haberinde davacıların ........ revire çevirdiği yönündeki haber metni davacıların kişilik haklarını ihlal etmesi mahkememizce mümkün görülmemiştir. Bilakis bir insanın can havli ile bir başka yere sığınması durumunda o insana yöneltilecek insani yardım, sığınan kişilerin o anki cezai sorumluluğunun tespitinden daha öncelikli bir konuma sahiptir. Bu nedenle her ne kadar davacılar vekilince otelin revire çevrilmediği ve bu haber metninin gerçeğe aykırı olduğu ile kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı iddia edilse de metnin bu kısmı itibariyle de kişilik haklarına saldırı vasfı taşıdığı mahkememizce kabul edilmemiştir. Diğer yandan haber metninde ..... ibaresinin kullanıldığı fakat davacı ...'un adının bizzat geçirilmediği anlaşılmakla, davacı ...'un doğrudan şahsına yöneltilmiş bir beyan da görülememiş olup; ......ailesinin Türkiye genelinde ticari, kültürel ve/veya birçok alanda bilinirliği yüksek bir aile olması nedeni ile de doğrudan davacı ...'a yöneltilmiş bir beyan olduğunun kabulü mahkememizce doğru bulunmamıştır. Mahkememizce yukarıda izah olunan gerekçeler ile davacıların davaya konu gazete haberi ile kişilik haklarının zedelendiğine dair bir kanaat mahkememizde oluşmamakla, davacıların manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine,... " karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; Tümden reddedilen davada nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, yayın talebi hakkında karar verilmemesinin hatalı olduğunu, aynı olayla ilgili yargıtay denetimden geçen karara aykırı hüküm verildiğini, haberin gerçek olmadığını, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalmadığını ileri sürmüştür. Dairemizin 22/03/2023 tarih, 2021/2163 Esas - 2023/949 Karar sayılı ilamı ile; "...Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasın da ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Haber tarihinin .... Mart 2014 olduğu, haber başlığının ....... olduğu, haberin .....olaylarında yaralanan ....'ın cenazesine ilişkin olduğu, ... alt başlığında "......." ifadelerin davaya konu edildiği, haber bütünlüğünde ....... çıktığının haberleştirildiği, davacıların haberi yapılan güncel cenaze törenine ilişkin herhangi bir dahlinin dosya kapsamından tespit olunmadı ğı, haberin bu yönüyle gerçek olmadığı gibi görünürde dahi böyle bir gerçeklik bulunmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan ...... çevrildiği yönündeki iddialarının aynı gazetenin ..../06/2013 tarihli nüshasında yayınlandığı ve dava konusu edildiği, Dairemizin 2020/... Esas - 2020/.. Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere davalı tarafından anlık görüntünün doğruluğunun ve gerçekliğinin soruşturulmasının beklenemeyeceğinden bahisle görünür gerçekliğin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı hususunun belirtildiği, eldeki davada ise aradan geçen zaman ve olayların meydana geliş biçimine göre isnadın doğru olmadığının belirlendiği gözetildiğinde .... Mart 2014 tarihli dava konusu haberin davacılara ilişkin kısmının gerçek olmadığı, haberin bu haliyle basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalmadığı davacıların kişilik haklarının ihlal edildiği anlaşılmıştır. Basın Kanununun Hukukî sorumluluk başlıklı 13. maddesine göre; Basılmış eserler veya internet haber siteleri yoluyla işlenen fiillerden doğan maddî ve manevî zararlardan dolayı süreli yayınlarda, eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi, süresiz yayınlarda ise eser sahibi ile yayımcı, yayımcının belli olmaması halinde ise basımcı müştereken ve müteselsilen sorumludur.Bu hüküm, süreli veya süreli olmayan yayınlarda yayın sahibi, marka veya lisans sahibi, kiralayan, işleten veya herhangi bir sıfatla yayımlayan, yayımcı gibi hareket eden gerçek veya tüzel kişiler hakkında da uygulanır. Tüzel kişi şirketse, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici, şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.Zararı doğuran fiilin işlenmesinden sonra yayının her ne surette olursa olsun devredilmesi, başka bir yayınla birleştirilmesi veya sahibi olan gerçek veya tüzel kişinin herhangi bir surette değişmesi halinde, yayını devir alan, birleşen ve her ne surette olursa olsun yayın sahibi gibi hareket eden gerçek ve tüzel kişiler ve anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde üst yönetici, bu fiil sebebiyle hükmedilecek tazminattan birinci ve ikinci fıkrada sayılanlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Somut olayda davaya konu haber tarihinde yayın sahibi A.Ş.nin yönetim Kurulu Başkanı davalılardan ..... olup bilahare yönetim kurulu başkanlığının istifasının kabulü ile başkanlığa davalı ... ....... getirildiği, Basın Kanunun 13. maddesinin son fıkrasında belirtildiği gibi zararı doğuran fiilin işlenmesinden sonra yayının devredil mesi, başka bir yayınla birleştirilmesi veya sahibi olan gerçek veya tüzel kişinin herhangi bir surette değişmesinin bu aşamada söz konusu olmadığı anlaşılmakla dava tarihinde davalı olarak gösterilen ... husumet düşmediği anlaşılmıştır. Haberde geçen ......ve sermaye patronu ifadelerinden yayın tarihinde ortalama bir insanın doğrudan davacı gerçek kişiyi anlayacağı gözetilerek matufiyetin bulunduğu anlaşılmıştır. Yukarıda açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin istinaf talebinin kabulüne, HMK 353/1-b-2 gereğince yeniden esas hakkında davalı ... hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle dava şartı yokluğundan usulden reddine, diğer davalılara karşı açılan davanın kısmen kabulü ile davacılar için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminatın ... dışındaki davalılardan 13.03.2014 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiliyle davacılara verilmesine fazlaya ilişkin talebin reddine, haber tarihinin üzerinden uzunca bir zamanın geçtiği gözetilerek yayın talebinin reddine,..." karar verilmiştir.Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 27/11/2025 tarih, 2023/6589 esas, 2025/15842 Karar sayılı bozma ilamı ile; "...Uyuşmazlık; ...Gazetesi'nde .........03.2014 tarihinde yayınlanan " ..........." başlıklı haberde sarf edilen söz ve ifadelerle davacıların kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir. 1.Vekil ile takip edilen davalarda vekaletnamenin ibrazını düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 76 ncı, vekaletnamesiz dava açılması ve işlem yapılması halini düzenleyen HMK'nın 77 nci ve dava şartlarını düzenleyen HMK'nın 114/f maddeleri uyarınca usulüne uygun düzenlenmiş vekaletnamenin dosya içerisinde bulunması zorunludur. Somut olayda, davacılar vekilinin vekaletnamesinin 31.12.2021 tarihine kadar geçerli olduğu ve vekaletnamesinin süresi dolan vekil ile yargılamanın sürdürülüp, taraf teşkili sağlanmadan karar verildiği anlaşılmakla, kararın bozulması gerekmiştir. 2.Bozma ilamının kapsam ve şekline göre davacılar vekilinin ve davalı ...A.Ş. vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiştir. 1.Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin ve davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına,..." karar verilmiştir. Dava dosyası Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılarak, 6100 Sayılı HMK'nın 373/(3) maddesine göre duruşma açılmış, taraflara meşruhatlı davetiye tebliğ edilerek, bozma ilamına uyularak yeniden yargılama yapılmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.Yargıtay bozma ilamı gereğince taraf delilleri toplanmıştır.Davacılar vekiline dava tarihi ve istinaf yargılaması tarihlerini kapsayan vekaletname sunması için süre verilmiş olup, davacılara ait vekaletnameler dosyaya ibraz edilmiştir. Vekaletnamelerin incelenmesinde davacılar ... ve ... A.Ş. vekilinin dava ve istinaf tarihinde işbu davacıların vekili oldukları anlaşılmıştır.Dairemizin 2021/2163 esas, 2023/949 karar sayılı, 22/03/2023 günlü kararında her ne kadar açıklanan gerekçe kapsamında, 13 Mart 2014 tarihli dava konusu haberin davacılara ilişkin kısmının gerçek olmadığı, haberin bu haliyle basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalmadığı davacıların kişilik haklarının ihlal edildiği düşünülerek, davacıların istinaf talebi kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davalı ... yönünden husumet yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine, diğer davalılar yönünden ise davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de Dairemizce kararın bozulması sonucunda yeniden yapılan değerlendirmeye göre; Anayasa Mahkemesi'nin emsal nitelikte 17/12/2024 tarih 2022/109219 esas sayılı ilamı ve benzer nitelikteki davalarda vermiş olduğu kararlarında ".... kullanılan dil ve üslup muhatabı açısından rahatsız edici olabilir. Somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir. Ancak Anayasa Mahkemesinin benimsediği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan, toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir (Emin Aydın (2), B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35; Bekir Coşkun, § 52). Nitekim basın özgürlüğünün kapsamının demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve provoke etmeye izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 102).Taraflar arasında mevcut polemik de dikkate alındığında yayının tümüyle keyfî bir kişisel saldırı oluşturduğu söylenemez. Üstelik davacının toplumsal konumu gereği, kendilerini hedef aldığını iddia ettikleri yazıya cevap verme ve bu cevabı geniş kitlelere ulaştırma imkânına sahip oldukları da gözardı edilmemelidir. Kaldı ki kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği öne sürülen ifadelerin başvurucu üzerinde kayda değer somut bir etki yarattığına dair herhangi bir iddia da bulunmamaktadır." gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuruların reddine karar verdiği gibi, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de emsal nitelikteki pek çok ilamında, aynı şekilde basın ve ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiğine karar vermiştir. belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yoluna başvurmanın mümkün olduğuna (Prager ve Oberschlick v. Avusturya, 26 Nisan 1995, § 38, A serisi, No. 313) işaret edilmekte, ayrıca özel hayata yapılan müdahalenin ortaya çıkacak kamu yararından daha ağır basacak kadar ciddi olmadığı durumlarda basın özgürlüğünün korunması gerektiğini (Haldimann ve diğerleri – İsviçre) ifade etmektedir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturul -masında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında; “...Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörü -nün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamayacağını,...” belirtmiştir. İfade özgürlüğü ve bu bağlamda basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu unutulmamalıdır. Sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması da gözetilmelidir.Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Dava konusu yazıda ülke gündemini uzun süre meşgul eden ... sırasında eylemcilerin İspark tarafından işletilen ve davacı şirket tarafından otel yönetiminin kontrolünde müşterilerinin kullanımına sunulan otoparkın eylemciler tarafından işgal edildiği ve burada yaralılara müdahale için getirilen tıbbı malzemelerin bulunduğundan bahsedildiği, ayrıca polis müdahalesi sırasında eylemcilerin davacı tarafından işletilen otele girdiği hususunun davacının da kabulünde olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu niteliği itibari ile davacı .....,.... tarafından işletilen ve davacı ...... tarafından da kullanılan.....yaşanan ve kamuyu ilgilendiren konuların, kamu yararı çerçevesinde kamuoyu ile paylaşılması ve şirketin basının merceği altında olması olağandır. Basının okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında; özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan da söz edilemez (Benzer nitelikte Yargıtay 4 HD 2016/7360 esas, 2017/7977 karar sayılı, 06/12/2017 günlü ilamı, 2016/4366 esas, 2019/1640 karar sayılı, 20/03/2019 günlü ilamı, 2020/3108 esas, 2022/14708 karar sayılı, 15/11/2022 günlü ilamı, Dairemizin 2019/1370 esas, 2021/1656 karar sayılı, 14/09/2021 günlü ilamı). Somut olayda; Davaya konu söz ve ifadeler bir bütün olarak değerlendiril -diğinde, basının haber verme hakkı, toplumun da haber alma hakkının bulunmasına, güncel olan konuların yayıncılık tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı söylemlere yer verilip iddia kapsamında aktarılmış olmasına, basın ve ifade özgürlüğünün, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; İncitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olup, bu durumun demokratik toplumun gereği olmasına, buna göre somut olayda Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesindeki manevi tazminatın yasal koşullarının oluşmaması -na göre, davacılar vekilinin istinaf talebi yerinde görülmeyerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Somut olayda davaya konu haber tarihinde yayın sahibi olan ... A.Ş.nin...........Başkanı davalılardan ... olup bilahare yönetim kurulu başkanlığının istifasının kabulü ile başkanlığa davalı ..............getirildiği, Basın Kanunun 13. maddesinin son fıkrasında belirtildiği gibi zararı doğuran fiilin işlenmesinden sonra yayının devredilmesi, başka bir yayınla birleştirilmesi veya sahibi olan gerçek veya tüzel kişinin herhangi bir surette değişmesinin bu aşamada söz konusu olmadığı anlaşılmakla dava konusu haber tarihinde yönetim kurulu başkanı olmayan ...'ya husumet düşmediği bu sebeple dava tarihinde davalı olarak gösterilmesinin hukuken mümkün bulunmadığı anlaşıldığından işbu davalıyla ilgili davanın husumet yokluğu sebebiyle 6100 Sayılı HMK'nın 114/(1)-d. ve 115/(2). maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan hususlar gereğince, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile; İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/12/2020 tarih 2018/546 Esas - 2020/853 Karar sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2.maddesi gereğince usulen kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğin den bu kapsamda ve Yargıtay bozma ilamı gereğince; Davacılar tarafından davalı ... aleyhine açılan manevi tazminat davasının işbu davalının husumet yokluğu sebebiyle 6100 Sayılı HMK'nın 114/(1)-d. ve 115/(2). maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine, davacılar tarafından davalılar...A.Ş. ile ... aleyhine açılan manevi tazminat davasının esastan reddi yönünde yeniden karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun USULEN KABULÜ ile; İstanbul Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/... Esas 2020/.... Karar sayılı 08/12/2020 günlü kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince USULEN KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bu kapsamda; 2-Davacılar tarafından davalı ... aleyhine açılan manevi tazminat davasının işbu davalının husumet yokluğu sebebiyle 6100 Sayılı HMK'nın 114/(1)-d. ve 115/(2). maddeleri gereğince DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE, 3-Davacılar tarafından davalılar...A.Ş. ile ... aleyhine açılan manevi tazminat davasının ESASTAN REDDİNE, 4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 1.707,75 TL'den mahsubuyla fazla yatırılan 975,75 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, 4/b-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 4/c-Davalı ... tarafından yapılan toplam (uyap'ta kayıtlı) 150,00 TL yargılama giderinin davacılardan müteselsilen tahsiliyle işbu davalıya verilmesine, 4/d-Davalı...A.Ş tarafından yapılan toplam (uyap'ta kayıtlı) 250,00 TL yargılama giderinin davacılardan müteselsilen tahsiliyle işbu davalıya verilmesine, 4/e-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/(3)., 3/(2)., 7/(1)., 10. ve 13/(1). maddelerine göre 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacılardan müteselsilen tahsiliyle davalı ...'ya verilmesine, 4/f-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/(3)., 10. ve 13/(1). maddelerine göre 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacı ...'tan tahsiliyle davalılara verilmesine, 4/g-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/(3)., 10. ve 13/(1). maddelerine göre 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacı ...Ş.'den tahsiliyle davalılara verilmesine, 5- İstinaf ve temyiz aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-İstinaf/temyiz talebi usulen kabul edildiğinden davacılar tarafından yatırılan karar harçlarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/b-İstinaf/temyiz yargılaması için davacılar tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5/c-Temyiz yargılaması için davalı...A.Ş tarafından yatırılan temyiz karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/d-Temyiz yargılaması için davalı...A.Ş. tarafından yapılan yargılama giderinin bozma ilamının niteliğine göre üzerinde bırakılmasına, 5/e-İstinaf incelemesi duruşmasız yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, 7-Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile 6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair karar, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, davacılar vekili Av. ... ile davalılar...A.Ş. ve ... vekili Av. ...'ın yüzüne karşı, davalı ... vekilinin yokluğunda, oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 01/04/2026