T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1379 KARAR NO : 2026/14 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/03/2024 NUMARASI : 2022/501 Esas - 2024/198 Karar DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... - ... VEKİLLERİ : Av. ... - Av. ... - DA…
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1379 KARAR NO : 2026/14 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/03/2024 NUMARASI : 2022/501 Esas - 2024/198 Karar DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... - ... VEKİLLERİ : Av. ... - Av. ... - DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 30/09/2022 KARAR TARİHİ : 09/01/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 05/02/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile aralarındaki ticari anlaşma uyarınca davalıya mal teslimatı gerçekleştirdiklerini, bu ticari işleme ilişkin faturaların tanzim edilerek davalıya teslim edildiğini, davalının faturalara dair bir itirazda bulunmamasına karşın faturalardan kaynaklı borcunu ifa etmediğini, bunun üzerine Kocaeli İcra Dairesi'nin 2021/120838 Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine takip başlatıldığını, davalının takibe ve borca itiraz etmesi üzerine Kocaeli Arabuluculuk Bürosu'na başvurularak 2021/140314 Arabuluculuk No'lu dosya üzerinden arabuluculuk müzakereleri yürütüldüğünü, arabuluculuk müzakerelerinin de sonuçsuz kaldığını beyan ederek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından tanzim edilen faturalara ilişkin bedelin bir kısmının ödendiğini, bir kısmının ise davacı tarafından teslim edilen malların iade edilmesi sebebiyle ödenmediğini, ödenmeyen tutara ilişkin iade faturası düzenlenerek bu iade faturalarının davacıya teslim edildiğini, davacının iade faturasına itiraz etmediğini, kendilerince yapılan kısmi ödemelerin ve davacıya olan borçlarına mahsuben tanzim edlien bono ve çeklerin davacı tarafından ticari defterlere kaydedilmediğini öne sürerek davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile Kocaeli İcra Müdürlüğü 2021/120838 Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 43.070,00 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, Asıl alacak üzerinden %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine ... " karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından dosyada mevcut deliller değerlendirilmeksizin ve yeterli araştırma yapılmaksızın hatalı hüküm tesis edildiğini, bilirkişi raporlarında yer alan aleyhe hususları kabul etmemekle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından dosya kapsamında alınan ticari defter incelemesine ilişkin bilirkişi raporları hatalı değerlendirildiğini, raporda yalnızca 2019 yılına ilişkin yapılan değerlendirme esas alınmış ve 2020 yılında toplam borç bakiyesi göz ardı edildiğini ancak raporda görüleceği üzere davalı, müvekkil şirkete 139.659,15 TL bakiye olarak borçlu olduğundan davanın tamamen kabulüne karar verilmesi gerektiğini, müvekkil şirketin inceleme yapılan ticari defterlerinin usulüne uygun olduğu tespit edildiğinden Kanun'da sayılan şartları taşıyan ve usule uygun olarak tutulan müvekkil şirketin ticari defter ve kayıtlarının lehe delil teşkil edeceği, bu kapsamda davalının müvekkil şirkete 139.659,15 TL bedel ile borçlu bulunduğu sabit iken İlk Derece Mahkemesince 09/12/2023 tarihli raporun 6. sayfasında yer alan değerlendirmeler göz ardı edilerek hatalı şekilde davalının yalnızca 43.070,00 TL ile sorumlu tutulması haksız ve hukuka aykırı bulunduğunu beyan ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın tümden kabulü ile davalı lehine kısmen reddedilen kısım üzerinden belirlenen vekalet ücreti kararının kaldırılmasına, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. DELİLLER: Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/03/2024 Tarih - 2022/501 Esas - 2024/198 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; hukuki niteliği gereği taraflar arasındaki ticari ilişki nedeni ile karşı edimin ifa edilmemesinden dolayı Kocaeli İcra Dairesi'nin 2021/120838 Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Dosyanın incelemesinde; davacı tarafından davalı ile aralarındaki ticari ilişkiden kaynaklı davalıya mal teslimatı gerçekleştirdiği, bu ticari işleme ilişkin faturaların tanzim edilerek davalıya teslim edildiği, davalının fatura bedellerini ödememesi üzerine Kocaeli İcra Dairesi'nin 2021/120838 Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine takip başlatıldığı, davalının takibe ve borca itiraz etmesi üzerine eldeki davanın açıldığı, davalı tarafından davanın reddinin savunulduğu, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın davacı tarafından istinaf edildiği görülmektedir. İtirazın iptali davası müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır. Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı genel mahkemede açılır ve genel hükümlere göre görülür. Alacaklı bu davada genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava etmektedir. İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III). Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır. Diğer taraftan, İİK’nın 67. maddesinin son fıkrasında alacaklının itirazın tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açmamışsa umumi hükümler dairesinde alacağını dava etme hakkının saklı olduğu ifade edilmiştir. Bu da bir yıllık süre içinde açılan itirazın iptali davası ile süre geçirildikten sonra açılan alacak davaları arasında her ikisi de genel hükümlere tabi olmakla birlikte ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. Zira süresi içinde açılan dava itirazın iptali davasıdır ve itirazın iptali davasının kazanılması hâlinde borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine alacaklı itiraz üzerine durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyebilir. Süresinden sonra açılan davada ise itirazın iptali değil alacağa hükmedilmesi istenecektir ve verilen kararın takibe etkisi bulunmamaktadır. Şu durumda itirazın iptali davasında ispat edilecek olanın takibe ve borçlunun itirazına konu alacak olduğunda ve itirazın iptali davası için bu alacağın sebebinin değiştirilme olanağının bulunmadığında kuşku bulunmamaktadır. Genel hükümlere göre her türlü ispat olanağının varlığı, takip talebinde yer alan borç sebebinden ve takip dayanağından uzaklaşmak anlamında düşünülmemelidir. Burada sadece icra mahkemesinin dar yetkisi nedeniyle inceleyemediği delillerin genel mahkemede serbestçe ancak borca bağlı olarak ileri sürülmesi olanağının varlığı söz konusu olmaktadır (HGK 2017/(19)11-1309 e. 2021/377 k. Sayılı ilamı). Dava konusu faturalar ve sevk irsaliyelerinin düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. TTK’nın 21. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satış/hizmet ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini/hizmet verdiği, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. (HGK 2017/(19)11-944 e. 2021/197 k. Sayılı ilamı) Yine davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir. (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı) Somut olayda, davacı tarafından takip konusu faturaların ticari defterlerine işlendiği, davalı tarafından ise bedelinin ödenmediği iddia edilmiştir. Davacı tarafından takip konusu faturalar ticari defterlerine işlenmiştir. Aynı zamanda BS formlarıyla da ilgili vergi dairesine bildirilmiştir. Davalı tarafından faturaralar ticari defterlerine işlenmiş, davalı tarafından bu fatura bedellerinin ödendiği, kendi ticari defterlerine işlenmiş, ancak davacı tarafından kendi ticari defterlerine, davalının yapmış olduğu ödemeler, 10.000+10.000=20.000,00 TL olmak üzere işlenmiş, diğer ödemelere ilişkin davacının defterlerinde bir kayıt bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafından bu ödemelerin çek ile yapıldığı iddia edilmiş, ancak bu ödemelerin yapıldığına ilişkin herhangi bir belge sunulmadığından, bu ödemeleri ispat edemediği değerlendirilmiştir. Davalı tarafından bir kısım malların ayıplı çıkması nedeniyle 31.08.2020 tarihli ....0020 numaralı iade faturası düzenlenmiş, davalı tarafından bu fatura bedeli defterine işlenmiş, ancak davacı tarafından defterine işlenmemiştir. Bu nedenle davacının bu iddiasınını ticari defterlere göre ispatladığı söylenemez. Uyuşmazlığın çözümlenmesi bağlamında, eser sözleşmesine, ayıp ihbarına ve ispata yönelik yasal hükümlere değinmekte fayda bulunmaktadır. Eser sözleşmesine dair hükümler 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, TBK'nın 474-478 maddeleri arasında düzenlenmiştir. TBK'nın 475. maddesi ayıbı işin kusurlu olması veya sözleşmeye aykırı bulunması olarak tanımlamıştır. Ayıp eserde olması gereken lüzumlu vasıfların veya sözleşmede kararlaştırılan vasıfların eksikliğini ifade etmektedir. Açık ayıplarda TBK'nın 474/1. maddesine göre iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz (geç sayılmayacak bir süre içinde) eseri gözden geçirip varsa ayıplarını yükleniciye bildirmesi gerekir. Sonradan ortaya çıkan ayıpta yani gizli ayıplarda ise TBK 477/3. maddeye göre ayıp ortaya çıktıktan sonra gecikmeksizin ayıp ihbarının yapılması gerekir. Ayıp halinde iş sahibinin hakları 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre iş sahibinin seçimlik hakları; sözleşmeden dönme, bedelden indirim yapılmasını veya ayıbın giderilmesini talep etme haklarıdır. Eserin iş sahibinin kullanamayacağı derecede ayıplı olması veya hakkaniyet kaideleri gereği eseri kabul etmesinin iş sahibinden beklenememesi veya eserin sözleşmede açıkça kararlaştırılan nitelikleri taşımaması halinde iş sahibi eseri kabulden kaçınarak sözleşmeden dönebilir. Eserdeki ayıpların eserin reddini gerektirecek nitelikte önemli olmaması halinde ise diğer seçimlik hakların kullanılması gerekir. Kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. (TMK 6.md) Bu temel kuralın sonucu olarak herkes iddiasını ispat etmelidir. Eser sözleşmesinde ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması zorunlu olmayıp süresinde ayıp ihbarının yapıldığı her türlü delille ve tanık beyanıyla dahi kanıtlanabilir. (YHGK'nın 02.02.1979 gün 1977/11-393 E. 1979/80 K. sayılı ve Yargıtay 23. HD' nin 16.01.2013 tarih ve 2012/5835 E., 2013/129 K. sayılı ilamında bu ilke ve esaslar ayrıntıları ile açıklanmıştır.) YHGK'nın 13.05.2009 tarih ve 13-160 E., 185 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, ayıp ihbarı kural olarak şekle tabi bulunmayıp içeriği itibariyle ayıptan karşı tarafın haberdar olmasını sağlamaya elverişli her türlü ihbarın, ayıp ihbarı olarak kabulü mümkündür. Ayrıca ayıp hususunun Mahkemece bilirkişi raporu ile de tespit edilmesi gerekmektedir. Bu durumda, yukarıdaki açıklamalardan somut olaya döndüğümüzde; davalı tarafından iade edildiği iddia edilen malların ayıplı olduğu savunulmuştur. Az yukarıda açıklandığı üzere ayıp ihbarının yapıldığı her türlü delille kanıtlanabilir. Davalı tarafından iade edildiği söylenen malların ayıplı olduğu tanıklarca ifade edildiği, tanıklardan bir kısmının davacının tanığı olduğu görülmektedir. Tanıklarca ayıp hususu ifade edildiğine göre, eser sözleşmesi gereğince malların ayıplı olup olmadığına ilişkin bilirkişi incelemesi yapılarak karar verilmesi gerekirken, Mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmamıştır. Mahkemece bilirkişi incelemesi yapılarak ayıp hususu değerlendirilmesi gerekmekte ise de, davalı tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmaması kaşısında aleyhe bozma yasağı kapsamında, ilk derece Mahkemesi tarafından verilen karar davacı yönünden usuli kazanılmış hak teşkil ettiğinden bu yönler eleştirilmekle yetinilmiş ve bu yönde bir araştırma yapılması yönünde karar verilmeyerek, ayıp konusunun ispatlanamadığı değerlendirilmiştir. Dosya kapsamında yapılan yukarıdaki açıklamalar sonrasındaki oluşan son duruma göre davacının yaptığı icra takibine konu alacağın 20.000,00 TL'lik kısmının davalı tarafından ödendiğinin ispatlandığı, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda malların ayıplı olduğuna ilişkin davacının hem ayıp ihbarını süresinde yaptığı, hem de ayıplı ürünleri davacıya teslim ettiğinin kanıtlanamadığı kabul edildiğinden, bilirkişi raporları doğrultusunda 130.558,56 TL davacının alacaklı bulunduğu görülmektedir. Mahkemece davalı tarafından yemin deliline dayanılmasına rağmen, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmaması nedeniyle yemin hakkının hatırlatılmaması da eleştirilmekle yetinilmiştir. Bu nedenlerle davanın 130.558,56 TL üzerinden kabul edilip, bu bedel üzerinden icra inkar tazminatına karar verilmesi gerektiğinden, kararın kaldırılarak yeniden karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KISMEN KABULÜNE, Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/03/2024 tarih, 2022/501 Esas ve 2024/198 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA, a)Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile Kocaeli İcra Müdürlüğü 2021/120838 Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 130.558,56-TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, -Kabul edilen asıl alacak (130.558,56-TL) üzerinden %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, b)Alınması gerekli 8.918,46-TL karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 1.686,73-TL peşin harcın bakiye 7.231,73-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, c)Davacının yaptığı toplam 7.016,00-TL yargılama gideri ve 1.686,73-TL peşin harç olmak üzere toplam 8.135,64-TL yargılama giderinden kabul ve ret oranına göre hesaplanan (%93,48 Kabul) 7.605,50-TL'lik kısmının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, d)Davalının yaptığı toplam 204,00-TL yargılama giderinden kabul ve ret oranına göre hesaplanan (%93,48 Kabul) 13,29-TL'lik kısmının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalan kısmının davalı üzerinde bırakılmasına, e)Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, f)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 9.100,59-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, g)Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, 2-İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları; a)Davacının yatırmış olduğu istinaf karar harcının talebi halinde ilk derece mahkemesince kendisine iadesine, b)Davacı tarafından yapılan İstinaf Kanun Yoluna Başvurma harcı 1.169,40-TL ve posta gideri 200,00-TL olmak üzere toplam 1.369,40-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, c)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, d)Davacı tarafça yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının mahkemesince davacı tarafa iadesine, e)Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, İlişkin; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK’nın 362. maddesi gereğince; miktar itibari ile KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi09/01/2026 ... Başkan ... ¸e-imzalıdır ... Üye ... ¸e-imzalıdır ... Üye ... ¸e-imzalıdır ... Katip ... ¸e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*