Atıf Şekli Cite As: ÖZBOYACI Alper, “Anonim Ortaklılarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca Uzamış Zamanaşımına Göre Sorumlu Tutulması”, SÜHFD., C. 29, S. 2, 2021, s. 1037-1077. İntihal Plagiarism: Bu makale intihal programında taranmış ve en az iki hakem incelemesinden geçmiştir. This article has been scanned via a plagiarism software and reviewed by at least two referees. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ Selçuk Law Review Araştırma Makalesi Research Art
Atıf Şekli Cite As: ÖZBOYACI Alper, “Anonim Ortaklılarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca Uzamış Zamanaşımına Göre Sorumlu Tutulması”, SÜHFD., C. 29, S. 2, 2021, s. 1037-1077. İntihal Plagiarism: Bu makale intihal programında taranmış ve en az iki hakem incelemesinden geçmiştir. This article has been scanned via a plagiarism software and reviewed by at least two referees. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ Selçuk Law Review Araştırma Makalesi Research Article Gönderim Received: 30.01.2021 Kabul Accepted: 13.03.2021 10.15337/suhfd.871009 ANONİM ORTAKLIKLARDA YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN TTK 560 UYARINCA UZAMIŞ ZAMANAŞIMINA GÖRE SORUMLU TUTULMASI Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI Öz Anonim ortaklıklarda, yönetim kurulu üyeleri aleyhine açılacak sorumluluk davaları bakımından kademeli zamanaşımı süreleri (iki ve beş yıl) öngörülmüş- tür. Bununla birlikte, konusu suç teşkil eden fiiller bakımından daha uzun olan ceza dava zamanaşımı dikkate alınmaktadır (TTK 560). Ceza (uzamış) zamana- şımının uygulanması noktasında en çetrefilli konu, hukuk hâkiminin önüne gelen dosyada re’sen suç araştırmasına girişip girişemeyeceği meselesidir. Türk-İsviçre hukukundaki yerleşik kanı, hukuk hâkimine bu ruhsatı verme eğilimi göstermektedir. Buna karşılık, özellikle uyuşmazlığın ceza soruşturma- sına veya kovuşturmasına intikal ettiği hallerde, hukuk hâkimleri suç araştır- masına girişmek yerine dosyayı bekletici mesele yapmalı ve cezai takibattan çıkacak sonuca göre uzamış zamanaşımını uygulayıp uygulamayacaklarına karar vermelidir. Anahtar Kelimeler Türk Ticaret Kanunu • Anonim Şirket • Yönetim Kurulu • Sorumluluk Davası • Uzamış Zamanaşımı Dr. Öğr. Üyesi, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi, Adalet Meslek Yüksekokulu Bandırma, Türkiye Asst. Prof., Onyedi Eylül University, Vocational School of Jus- tice, Bandırma, Turkey. ***@***.*** • 0000-0001-8415-8355 1038 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI THE LIABILITY OF MEMBERS OF THE BOARD OF DIRECTORS IN JOINT STOCK COMPANIES ACCORDING TO EXTENDED TIME LIMIT AS PART OF TURKISH COMMERCIAL CODE 560 Abstract Gradual time limits (two and five years) are provided for liability cases which against the members of the board of directors in joint stock companies. If the act is penal and the Turkish Criminal Code stipulates a longer period for limitation of suit, this time limit is applied to the action for compensation (TCC 560). The most complicated issue in terms of penal (extended) time limit implementation is whether the civil court judge may begin a crime investigation on the concer- ned file automatically or not. Overall tendency in Turkish - Swiss law is in the direc-tion of giving this authority to the civil court judge. Especially when a disagreement is submitted to the criminal jurisdiction, civil court judges should enforce preliminary issue rule on the relevant case instead a crime investiga- tion, and upon the result of criminal proceedings, should determine whether the extended time limit will be implemented or not. Key Words Turkish Commercial Code • Joint Stock Company • Board of Directors • Liabi- lity Case • Extended Time Limit GİRİŞ Kanun yapma tekniği bakımından zamanaşımı süreleri, tek tip (monist) ve kısa- uzun zamanaşımı sürelerinin bağlantılı olarak belir- lendiği (düalist) süreler olmak üzere iki farklı formülasyon temelinde kurgulanır. İkinci tip kurguda, kısa nitelikte olan zamanaşımı süresi genellikle faili ve zararı öğrenme anından itibaren işlemeye başladığın- dan, nispi veya sübjektif zamanaşımı; uzun nitelikte olan zamanaşımı süresi ise eylemin veya sözleşmenin gerçekleştiği andan itibaren işleme- ye başladığından, objektif veya mutlak zamanaşımı süresi olarak adlan- dırılır. Bu sürelerden birinin geçirilmiş olması, zamanaşımı olgusunun gerçekleşmesi bakımından yeterli olur. Örneğin, haksız fiilde zamanaşımını düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)1 madde 72’de iki ve on yıllık süreler kararlaştı- rılmak suretiyle düalist teknik benimsenmiştir. Hatta kanun koyucu burada bir adım daha ileri giderek, eylemin aynı zamanda suç teşkil 1 RG, 04.02.2011/27836. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1039 etmesi durumunda daha uzun nitelikte olan ceza (dava) zamanaşımının dikkate alınacağını belirterek zamanaşımını ölçeğini üç kademeye çı- karmıştır. Buna karşılık sözleşmeden doğan sorumlulukta zamanaşımı bah- sinde ne düalist teknik benimsenmiş ne de daha uzun nitelikteki ceza zamanaşımına bir atıfta bulunulmuştur. Bunun sonucunda, ister istemez akıllara haksız fiile özgü zamanaşımı kuralının, bünyesinde haksız fiil barındıran sözleşmeye aykırılıklara kıyasen uygulanıp uygulanamaya- cağı sorusu gelmektedir. Hemen belirtelim ki, sözleşmeden doğan so- rumlulukta, haksız fiillerde olduğu gibi öğrenme anını başlangıç noktası alan kısa zamanaşımı süresi ile olayın vuku bulmasını esas alan mutlak zamanaşımı süresinin birlikte ele alınması, teknik açıdan tartışmaya açık bir konudur. Nitekim İsviçre’de, Borçlar Kanunu (OR) 2020 değişikliği sürecinde kaleme alınan tasarıda, sözleşmeden doğan sorumlulukta, tıpkı haksız fiillerde olduğu gibi on yıllık mutlak (uzun) zamanaşımı süresi dışında, borçluyu ve borcun nedenini öğrenme anından itibaren işlemeye başlayan üç yıllık nispi (kısa) zamanaşımı süresi de getirilmek istenmiş; ancak bu irade eleştirilere konu olmuştur. Çünkü mutlak süre- nin yanında, öğrenme anından itibaren işlemeye başlayan nispi sürenin dikkate alınması daha çok haksız fiillerin yapısına uygundur. Zira hak- sız fiillerde zarar gören, faili tanımayabilir veya ortaya çıkan zararı öğ- renmesi zaman alabilir. Bu noktada yaşanılan belirsizliğin bir an önce giderilmesi ve zarar gören tarafın, zararı öğrendikten sonra hakkını ta- lep edip etmeyeceğinin hızlı bir şekilde açıklığa kavuşturulması, nispi nitelikte bir ikincil sürenin öngörülmesiyle sağlanabilir. Buna karşılık, sözleşmeden doğan sorumlulukta, akit taraflar zaten bellidir ve birbirini tanır. Ayrıca alacaklının hakkını hızlı bir şekilde edinmeye zorlanması da sözleşme hukukunun mahiyetiyle bağdaşmaz2. 2 Gerçekten de sözleşme ilişkisinde, ilişkinin tarafları ve ortaya çıkan uyuşmazlıklar tüm açıklığıyla ortadadır ve alacaklı, mutlak (uzun) sürenin sonuna kadar sözleş- meden kaynaklanan hakları talep edebilmelidir. HONSELL, Heinrich, “İsviçre Borçlar Kanunu / OR 2020’ye İlişkin Eleştirel Düşünceler” (Çev. Ümmühan Kaya), YBHD 2017, Yıl: 2, S.2, s.196. Öğretide bir görüş, başka bir perspektiften hareketle bu soruya olumlu cevap vermektedir. Buna göre özünde haksız fiil barındıran söz- leşmeye aykırılık hallerine, TBK 72 kuralı kıyasen uygulanabilmelidir. Ancak bu kı- yaslamada amaçlanan temel nokta, iki ve beş yıllık süreden ziyade, daha uzun olan 1040 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI Bu ve benzeri eleştiriler nedeniyle 2020 yılında yürürlüğe giren OR 127’de, sözleşmeden doğan sorumlulukta eskiden olduğu gibi yalnızca on yıllık mutlak zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Ancak OR 128a ile “sözleşmeye aykırılık” sebebiyle oluşan bedensel zararlardan veya ölümden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat taleplerinin, zarar görenin (ilgililerin) zararı öğrenmesinden itibaren üç yıl ve her durumda zarar verici davranışın gerçekleşmesi veya (temadi eden durumlarda temadinin) sona ermesinden itibaren yirmi yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı hüküm altına alınmıştır. Dikkat edilirse, burada üç yıllık kısa zamanaşımı tüm sözleşmeden doğan zararları değil, yalnızca sözleşme ilişkisine dayalı vücut bütünlüğünün bozulmasından kaynaklanan maddi ve manevi zararları kapsamakta; uzun (mutlak) zamanaşımı sü- resi de OR 127’den farklı olarak yirmi yıla çıkmaktadır3. ceza dava zamanaşımını haksız fiil temelli sözleşmeye aykırılık hallerine de uygu- layabilmektir (PETEK, Hasan, “Sözleşmeden Kaynaklanan Tazminat Taleplerinde Ceza Davası Zamanaşımı”, BAUHFD 2017, C.12, S.153-154, s.117). 3 Bu yenilik özellikle hekimlerin ve işverenlerin sorumluluğu bakımından önem taşımaktadır. Yeri gelmişken OR 2020 revizyonu ile kanun koyucunun zamanaşımı sürelerini artırmayı hedeflediğini belirtelim. Gerçekten İsviçre’de özellikle asbest kanserojen mineralinin yol açtığı bedensel zararların çok uzun süre -mutlak zama- naşımı süresinden de- sonra etkisini göstermesi, kanun koyucuyu etkileri sonradan gün yüzüne çıkan eylemler konusunda bir çözüm arayışına sevk etmiştir. Uzun sü- ren tartışmalar ve öneriler sonucunda, ister sözleşmenin ihlali sonucu isterse de sözleşme dışında meydana gelmiş olsun, bedensel zararlarda mutlak / uzun zama- naşımı süresi yirmi yıl olarak belirlenmiştir (Revizyon tasarısı dönemindeki tartış- malar ve önerilen teklifler için VERDE, Michel, “Neues Jahrzehnt- neues Verjäh- rungsrecht “, AJP 2020, s.171-172). Bununla birlikte sözleşmeden doğan sorumlu- lukta OR 127’de on yıllık tek bir mutlak süre belirlenmişken, OR 128a’da sözleşme- ye dayalı cismani zararlarda üç ve yirmi yıllık olmak üzere iki kademeli sürenin be- lirlenmesi, zarar görenlerin aleyhine bir durum yaratmış ve bu öğretide eleştiriye konu olmuştur. Gerçekten de zarar gören, eylemin üzerinden on yıl geçmemesine rağmen, durumu öğrendikten üç yıl geçtikten sonra hakkını aramak istediğinde, OR 128a nedeniyle zamanaşımı engeline takılacaktır (VERDE, s.174). Bunun dışında OR 2020 revizyonuna genel olarak bakıldığında, sürelerin yeknasak bir düzlemde basitleştirilmeye çalışıldığı dikkatlerden kaçmamaktadır. Ancak bu yapılırken te- mel bir ilkeden de ödün verilmiştir. Zira önceden borcun kaynaklarına göre zama- naşımı süreleri birbirinden bağımsız olarak belirlenmekteyken, revizyondan sonra salt malvarlığına yönelik meydana gelen (cismani olmayan) zararlar (OR 60/I ve 127-128) ile cismani ve ölüm durumunda ortaya çıkan zararlar (OR 60/Ibis ve 128a) kendi aralarında yeknesaklaştırılmıştır (VERDE, s.174-175; KAŞAK, Esra / GAN- BARİ, Muhammed Kiomers, AHBVÜHFD 2020, C.XXIV, S.1, s.101-102). Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1041 Hukukumuzda iki kademeli zamanaşımı formülünü kullanmayı tercih eden bir diğer kural da asıl inceleme konumuz olan ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunda zamanaşımını düzenleyen 6102 sayı- lı Türk Ticaret Kanunu (TTK)4 560 hükmüdür5. Bu hüküm de esas itiba- riyle sözleşme temeline dayalıdır ve yukarıda yöntem bakımından belir- tilen sakıncalar / eleştiriler aynen burada da geçerlidir. Buna karşılık, her ne kadar taraflar (yani ortaklık ve yönetim kurulu üyeleri) arasındaki vekâlet sözleşmesi temelli uyuşmazlıklar açısından iki kademeli zama- naşımı süresinin benimsenmesi yerinde olmasa da, ortaklık alacaklıları- nın yönetim kurulu üyelerine haksız fiil temelli sorumluluk davası aça- bilmeleri dikkate alındığında, zamanaşımına yönelik sakınca bakımın- dan optimal bir dengenin kurulduğu söylenebilir. Yine kuralda dikkat- leri çeken bir diğer nokta, TBK 72’deki gibi iki kademeli zamanaşımı süresine, suç teşkil eden eylemlere yönelik daha uzun ceza dava zama- naşımı süresinin bir üçüncü kademe olarak eklemlenmesidir. Bu genel tespitlerden sonra, çalışmamızda TTK 560’ın ikizi olan TBK 72 kuralından ve bu kurala yönelik öğretideki görüş ve eleştiriler- den ziyadesiyle istifade edildiğini vurgulamak gerekir. Bunun yanı sıra TTK 560 kuralı bir bütün olarak değil, yalnızca iki kademeli süreyi aşan ceza dava zamanaşımıyla sınırlı olarak ele alınmıştır. Diğer yandan yasa koyucunun benimsediği yöntemden ötürü kuralın şerhinde, terminoloji birliğini sağlama noktasında bir üslup karmaşası yaşanabilir. Bu karma- şayı en baştan çözmek adına belirtelim ki çalışmada, TTK 560’da zikre- dilen iki yıllık süre “nispi / kısa zamanaşımı”; beş yıllık süre “mutlak / 4 RG, 14.02.2011/27846. 5 TTK 560 kuralında zikredilen sürelerin zamanaşımı süresi niteliğinde olması ve yargıç tarafından re’sen değil de ilgililerin def’isi üzerine dikkate alınması nokta- sında (PULAŞLI, Hasan, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt II, Ankara 2011, s.1988; ŞENER, Oruç Hami, Teorik ve Uygulamalı Ortak- lıklar Hukuku, Ankara 2019, s.429). Burada değinilmesi gereken bir diğer nokta TTK 1521 gereği sorumluluk davalarının basit yargılama usulüne tabi olması ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (RG, 04.02.2011/27836) 317 ve 319 kural- ları uyarınca zamanaşımı def’inin mutlaka cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerek- tiğidir. Gerçi bu andan sonra da def’i ileri sürülebilir; ancak bunun bir sonuç doğu- rabilmesi için davacının açıkça kabul etmesi gerekir (HMK 141 ve 322/I). (ŞENER, Oruç Hami, Yeni TTK Döneminde Anonim ve Limited Ortaklıklara İlişkin Verilen Yargıtay Emsal Kararlarının Değerlendirilmesi, Ankara 2020, s. 170-171). 1042 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI uzun zamanaşımı” ve nihayet konusu suç teşkil eden eylemler bakımın- dan gündeme gelen ceza dava zamanaşımı da “uzamış zamanaşımı” süresi olarak zikredilmiştir6. Ayrıca yukarıda da değindiğimiz gibi TTK 560’da düzenlenen kısa ve uzun zamanaşımı süreleri, asli çalışma ko- numuzun kapsamı dışında kalmaktadır. Bu hususta sadece önemi nede- niyle, iki yıllık kısa zamanaşımı süresinin, davacının zararı ve zarar ve- reni öğrendiği andan itibaren işlemeye başladığını, zararın bir bütün olarak değil de kısım kısım öğrenildiği hallerde, öğrenilen kısım için bu sürenin işlemeye başlayacağını; uzun zamanaşımı süresinin ise eylemin gerçekleştiği andan itibaren işlemeye başlayacağını belirtmekle yetiniyo- ruz7. Asıl inceleme konumuz olan uzamış zamanaşımı süresi ise kısa ve uzun zamanaşımı süresinin kaçırıldığı hallerde gündeme gelmektedir. I. YASAL DÜZENLEMENİN VE DÜZENLEMEYE KAYNAK TEŞKİL EDEN NORMUN TANITILMASI Yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunda zamanaşımı bahsini düzenleyen TTK 560’a göre, sorumlu olanlara karşı tazminat isteme hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve herhalde zararı doğuran fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 6 Öğretide bundan başka isimlendirmeler de yapılmaktadır. Örneğin haksız fiil jar- gonunda kısa zamanaşımı süresi yerine “olağan (normal) süre”, uzun zamanaşımı süresi yerine “azami (üst) süre”, uzamış zamanaşımı süresi yerine “istisnai (olağa- nüstü) süre” şeklindeki kullanımlar da mevcuttur. (OĞUZMAN, Kemal / ÖZ, Tur- gut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt II, İstanbul 2017, s.72-73; SEROZAN, Rona / ÖZ, Turgut / ACAR, Faruk / GÖKYAYLA, K. Emre / DEVELİOĞLU, Hüse- yin Murat (Çelik, Nazlı Hilal), İstanbul Şerhi- Türk Borçlar Kanunu, İstanbul 2018, s.542, No.18; GÜNTÜLÜ ALKAN, Ayça, “Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşı- mı”, BAUHFD 2016, C.11, s.122, 127, 130). 7 Ayrıntılı bilgi için ÇAMOĞLU, Ersin, “Anonim Şirket İdare Meclisi Üyelerine Karşı Açılacak Mesuliyet Davalarında Zamanaşımı”, Batider 1965, C.III, s.267-271; TAN- DOĞAN, Haluk, “Anonim Şirket İdare Meclisi Âzalarına Karşı Açılacak Mesuliyet Davalarının Müruruzamanı Hakkında Bazı Düşünceler”, Batider 1965, C.III, s.122- 124; GİRAY, R. Eda / AKTEPE, Sezin, “Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı Süreleri”, İstTÜ SBD 2008, S.14, s.143-148; AKDAĞ GÜNEY, Necla, Anonim Şirket Yönetim Kurulu, İstanbul 2016, s.457-460; ERİŞ, Gönen, Açıklamalı- İçtihatlı Ticari İşletme ve Şirketler Huku- ku, Cilt: III (Madde 452-644), Ankara 2017, s.2859. Haksız fiiller özelinde İNCEOĞ- LU, M. Murat / BAŞ SÜZEL, Ece / AYTEKİN İNCEOĞLU, Asuman, “Haksız Fiil Zamanaşımı ve Suçsuzluk Karinesiyle İlişkisi”, BAUHFD 2016, C.11, S.145-146, s.158-162. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1043 beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Sorumluluk doğuran fiilin aynı zamanda cezayı gerektirmesi durumunda ve fiil 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na (TCK)8 göre daha uzun “dava zamanaşımına” tabi bulunu- yorsa tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır9. Ceza dava za- manaşımı süresi, TTK’da belirtilen hem kısa zamanaşımı süresi olan iki yıl hem de uzun zamanaşımı süresi olan beş yıl bakımından uygulama alanı bulur10. TTK 560’ın kaynağını, 2020 revizyonundan önce yürürlükte olan OR 760 oluşturmaktadır. Anılan kuralda, bizim hukukumuzdaki düzen- lemeye benzer şekilde dava cezalandırabilir bir davranıştan kaynaklan- mış ve ceza hukuku bakımından daha uzun zamanaşımı öngörülmüşse, tazminat talepleri bakımından da bu sürenin uygulanacağı belirtilmişti. Ancak 01.01.2020’de yürürlüğe giren değişiklikle birlikte, yönetim kuru- lu üyesinin zarar verici davranışının aynı zamanda cezalandırılabilir bir tutum olması durumunda, tazminat borcunun en erken ceza dava za- manaşımı süresinin dolmasıyla birlikte zamanaşımına uğrayacağı belir- tilmiştir. Dikkat edilirse değişiklikle birlikte, önceden ceza dava zama- naşımı süresinin tazminat zamanaşımı süresinden daha uzun olması yönündeki ifade yön değiştirmiş ve bunun yerine aynı anlama gelecek başka bir ifade kalıbı (frühestens mit Eintritt der strafrechtlichen Verfol- gungsverjährung / en erken ceza zamanaşımının gerçekleşmesi ile) ter- cih edilmiştir11. Yine aynı değişiklik kapsamında, konunun ilk derece ceza mahkemesine intikal etmesi ve mahkûmiyet kararı verilmesi sebe- biyle ceza zamanaşımının uygulanamadığı hallerde, tazminat borcunun 8 RG, 26.09.2004/25611. 9 Kural, TTK 570 uyarınca anonim ortaklıklar dışında, sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklık; TTK 644 gereğince limited ortaklık ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu (RG, 24.04.1969/13195) madde 98 gereğince kooperatifler bakımından da uygulanır. 10 BOECKLI, Peter; Schweizer Aktienrecht, 4. Aufl., Zürich 2009, §18, No.473; STU- DER, Christoph D., Haftpflichtkommentar, Kommentar zu den schweizerischen Haftpflichtbestimmungen (Hrsgbr: FISCHER, Willi / LUTERBACHER, Thierry), Zürich – St. Gallen 2016, Art.760, No.9; VERDE, s.176. 11 Değişiklik gerekçesinden anlaşıldığı üzere, bu tercihle kanun koyucu esasen uzamış zamanaşımının hem kısa hem de uzun süre için uygulanacağını vurgulamak iste- miştir. (VERDE, s.176; KAŞAK/GANBARİ, s.98). 1044 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI mahkûmiyet kararının ilanından itibaren üç yılın geçmesiyle zamanaşı- mına uğrayacağı öngörülmüştür12. Fiilin cezayı gerektirmesi durumunda dava zamanaşımının uygu- lanması, Türk hukuku bakımından kaynak İsviçre hukukuna göre daha fazla önem taşımaktadır. Çünkü TTK’dan farklı olarak mehaz yasada taban ve tavan süreler çok daha uzun olacak şekilde formüle edilmiştir. Gerçekten de OR 760/I’de -2020 revizyonundan sonra da- TTK 560’daki iki yıllık kısa (nispi) zamanaşımı yerine beş yıllık; beş yıllık uzun (mut- lak) zamanaşımı süresi yerine ise on yıllık süre öngörülmüştür13. Türk hukukunda sürelerin bu şekilde mehaza nazaran görece düşük tutulma- 12 Bu kuralı tam olarak anlayabilmek için İsviçre Ceza Kanunu’nda (StGB) yer alan özel bir düzenlemeden bahsetmek gerekir. StGB 97/III’e göre; “Zamanaşımı süresi dolmadan önce ilk derece mahkemesi bir karar verirse, zamanaşımı süresi uygulanmaz.” Buna karşılık tazminat davaları açısından bu kural yerine OR 760/II devreye gir- mekte ve ceza mahkemesi kararı mahkûmiyete yönelik olursa, bu kararın ilanından itibaren üç yıl içinde sorumluluk / tazminat davası açılabilmektedir. Bu nedenle StGB 97/III ile OR 760/II kuralını birlikte yorumlamak gerekir (VERDE, s.177; KA- ŞAK/GANBARİ, s.99). Ayrıca, OR 2020 revizyonuna kadar, haksız fiiller özelinde hem kısa ve uzun zamanaşımı hem de uzamış zamanaşımının kesilme sebepleri bakımından ağırlıklı görüşçe OR 135 düzenlemesi dikkate alınmaktaydı. Ancak re- vizyondan sonra, ilk derece ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararı verdiği haller- de, hukuk davalarındaki zamanaşımı süresinin mahkûmiyet kararının ilanından itibaren üç yıl olarak belirlenmiş olması bu algıyı tamamen yıkmış ve artık “uzamış zamanaşımı” bakımından OR 135’te düzenlenen kesme hallerinin dikkate alınama- yacağı sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte yeni getirilen üç yıllık sürenin eleştiri- lecek yönleri de yok değildir. Gerçekten de hükme bakıldığında, üç yıllık sürenin işlemeye başladığı an ilk derece ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararını ilan ettiği (Eröffnung des Strafurteils) tarihtir. Mahkûmiyet kararının verildiği tarih ile ilan edildiği tarih arasında belli bir süre geçmesi durumunda, bu ara dönemdeki hukuki durum muğlaklığa terk edilmiştir (VERDE, s.177-178). 13 İsviçre öğretisinde ağırlıklı olarak gerek kısa gerekse uzun zamanaşımı süresinin doğrudan ve dolaylı zararlar bakımından geçerli olduğu, bu bakımından zarar tür- leri arasında herhangi bir ayrım yapılamayacağı kabul edilmektedir (STUDER, Art.760, No.1; BINDER, Andreas / ROBERTO, Vito, CHK- Handkommentar zum Schweizerischer Privatrecht, 3. Aufl., Zürich 2016, Art.760, No.2). Buna karşılık, anonim ortaklığa ilişkin yükümlülüklerin ihlalinden kaynaklanan doğrudan zarar- lar bakımından OR 760; diğer zararlar bakımından ise genel hüküm niteliğinde olan OR 60 kuralının uygulanacağı şeklinde alternatif bir görüş de savunulmuştur (STUDER, Art.760, No.1). Bu son görüş doğrultusunda, OR 60’da nispi nitelikte olan kısa zamanaşımı süresinin, OR 760’dan farklı olarak beş değil, üç yıl olarak düzenlendiğinin altını çizmek gerekir. (Bu yönde BINDER/ROBERTO, Art.760, No.1). Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1045 sı, ticari sürat gerekçesine bağlanmış ve bu tutum haklı olarak eleştiriye konu olmuştur14. II. DÜZENLEMENİN AMACI Kanun koyucunun TTK 560 düzenlemesi ile adil bir sonucu amaç- ladığı söylenebilir. Gerçekten de bir kimsenin ceza alabileceği bir fiilden sorumluluğunun devam etmesine karşın, bu fiil sonucu ortaya çıkan tazminat taleplerinden zamanaşımı nedeniyle sorumlu tutulamaması, adalet düşüncesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca, aynı fiilden dolayı muh- temelen daha ağır sonuçları olan ceza yaptırımıyla karşı karşıya kalan bir kimsenin, tazminat talebinden zamanaşımı nedeniyle kurtulmasını izah edebilmek oldukça güçtür15. Örneğin, güveni kötüye kullanma su- çunu işleyen bir yönetim kurulu üyesinin bir taraftan ceza mahkeme- sinde hapis cezasına çarptırılma ihtimalinin bulunması, diğer taraftan hukuk mahkemesinde zamanaşımı nedeniyle tazminat talebinden kur- tulması, adil bir sonuç olarak görülemez. 14 AKDAĞ GÜNEY, s.463-464. Yazara göre sorumluluk davalarında zamanaşımı süresinin kısa tutulması, ticari işlemlere sürat kazandırmamakta, yalnızca sorumlu- ların daha kısa sürede sorumluluktan kurtulmalarını sağlamaktadır. TANDOĞAN da uygulamadaki tecrübelerine binaen özellikle beş yıllık uzun zamanaşımı süresi- nin kifayetsizliğinden dem vurmuştur. Zira yönetim kurulu bazen üyelerinin so- rumluluğunu doğurabilecek kararlar almakta ve buna ilişkin zarar verici neticeler çoğu zaman beş yıllık süre geçtikten sonra gün yüzüne çıkmaktadır (Batider 1965, C.III, s.123). 15 ERDEM, Mehmet, Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010, s.137; OĞUZ- MAN/ÖZ, C.II, s.77; KILIÇOĞLU, Ahmet M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2015, s.502; DÄPPEN, Robert K, Basler Kommentar Zum Schweizerischen Privat-recht, Obligationenrecht I, Art. 1-529, 5. Aufl, Basel 2011, Art.60, No.11; BREHM, Roland, Das Obligationenrecht (Berner Kommentar), Die Entstehung durch unerlaubte Handlungen, Art. 41-61 OR, 4. Aufl., Bern 2013. Art.60, No.67; MUELLER, Christoph, CHK- Handkommentar zum Schweizer Privatrecht, Obliga- tionenrecht, Allgemeine Bestimmungen, Art. 1-183 OR, Zürich 2012, Art.60, No.26; KELLER/SCHOEBI, s.143; benzer olarak von BUEREN, Bruno; Schweizerisches Ob- ligationenrecht, Allgemeiner Teil, Zürich 1964, s.426. Haksız fiiller özelinde PETEK, s.109-110; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.210. Aksi yönde İNCEOĞLU/BAŞ SÜZEL/AYTEKİN İNCEOĞLU, s.173. Bu son yazarlara göre, ceza dava zamanaşımı ile haksız fiil dava zamanaşımı sürelerinin getirilme amaçları ve bu sürelerle koru- nan hukuki yararlar birbirinden farklıdır. Bu nedenle, bir kimsenin cezai açıdan yaptırıma tabi tutulması, buna karşılık aynı eylemin sonucu ortaya çıkan tazminat borcunun zamanaşımına uğraması, hukuk güvenliğini zedelemez veya adaletsiz bir sonuç olarak kabul edilemez. 1046 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI Diğer taraftan, işlediği suçla şirkete zarar veren yönetim kurulu üyesiyle ilgili hukuki sorumluluk prosedürünü işletme yetkisi bulunan başta şirket olmak üzere ortaklar ile alacaklıların, ceza mahkemesi kara- rını beklemelerini oldukça doğal karşılamak gerekir. Çünkü ceza yargı- lamasında elde edilecek delillerle zararın ispatı çok daha kolay olabile- cektir16. Kaldı ki hükmün esasından, hukuk hâkiminin de ceza soruş- turmasının / yargısının kararını beklemesi ve o doğrultuda hareket et- mesi gerektiği anlaşılmaktadır. Ayrıca hukuki zamanaşımı süresini, ceza davası zamanaşımı süresine kelepçeleyen TTK 560 kuralının amacından hareketle dar yorumlanması gerektiği ortadadır. Yukarıda da belirtildiği gibi hükmün amacı, ceza alma potansiyeli olan ve bu konuda aleyhinde sabit bir karar bulunan kişiyi, zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile taz- minat yükümlülüğü açısından evleviyetle sorumlu tutmak ve böylelikle adaleti tesis etmektir. Yoksa kanımızca kanun koyucu, suç teşkil etme ihtimali bulunan her durumda hukuk hâkimini suç incelemesi yapmaya ve bu bağlamda uzamış zamanaşımı süresini dikkate alıp almama konu- sunda bir karar vermeye zorlamamaktadır. Kuralla hukuk hâkimine biçilen asıl rol, aynı eylemle ilgili olarak ceza soruşturma veya kovuş- turmasının bulunduğu hallerde zamanaşımı süresinin netleşmesi bakı- mından durumu bekletici mesele yapması; bekletici mesele yapmaya yönelik bir girişim mevcut değilse -özellikle şikâyete bağlı suçlarda- girişimin yapılıp yapılmamasına göre bir tutum takınmasıdır. III. UZAMIŞ ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN UYGULANMASININ ŞARTLARI A. Fiilin Hapis ve / veya Adli Para Cezası ya da Güvenlik Tedbiri Yaptırımını Gerektirmesi Uzamış zamanaşımının uygulanmasının ilk şartı, fiilin “cezayı” veya -her ne kadar kuralda sadece “ceza” ifadesi geçse de- “güvenlik tedbirini” gerektirmesidir. Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta, ortada suç teşkil eden bir eylemin bulunmasıdır17. Dolayısıyla sanığın suç işlediği sabit olmakla birlikte, olayda hukuka uygunluk sebeplerin- 16 KELLER/SCHOEBI, s.143. 17 KILIÇOĞLU, s.503; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.211. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1047 den biri bulunuyorsa, artık cezalandırılabilir bir suçtan bahsedilemeye- cek ve uzamış zamanaşımı süresi uygulanamayacaktır. Fiilin ceza hukuku anlamında yaptırıma tabi olması, sadece TCK’da öngörülen bir suçun işlendiği anlamına gelmez. Diğer kanun- larda öngörülen ve cezai yaptırıma bağlanmış olan suçlar bakımından da aynı esas geçerlidir18. Örneğin, TTK 62, 5411 sayılı Bankacılık Kanu- nu19 150 vd. hükümlerinde öngörülen fiilleri işleyen yönetim kurulu üyeleri bakımından da TCK’da öngörülen dava zamanaşımı süresi uy- gulama alanı bulur. Uzamış zamanaşımının gündeme gelebilmesi için yönetim kurulu üyesi tarafından işlenen fiilin suç teşkil etmesi nokta- sında aranan sübjektif ve objektif şartların yerine gelmiş olması gerekir20. Üyenin yapmış olduğu işlem veya eylemin yalnızca hukuki sorumlulu- ğu doğurması, buna karşılık herhangi bir suç teşkil etmemesi, uzamış sürenin uygulanmasını engeller21. Ayrıca belirtelim ki, hükümde belirtilen ceza ile kastedilen, hapis cezası ve/veya adli para cezasıdır. Zaten TCK 66’daki dava zamanaşımı süreleri, hapis cezaları ve adli para cezaları dikkate alınarak düzenlen- miştir. Bu nedenle yönetim kurulu üyelerinin idari para cezasına çarptı- rıldığı hallerde, uzamış zamanaşımının uygulanması mümkün değildir. Yönetim kurulu üyesi ile ortaklık arasındaki hukuki ilişki sürekli- lik arz ettiğinden, üyenin görev yaptığı dönemde sorumluluğunu doğu- ran eylemlerin bir kısmı idari para cezası, diğer bir kısmı hapis veya adli para cezası yaptırımına tabi olabilir. Bu durumda, uzamış zamanaşımını yalnızca hapis veya adli para cezası teşkil eden eylemlerle sınırlı şekilde uygulamak gerekir. Dolayısıyla idari para cezaları söz konusu olduğun- da ana kurala dönülmeli, yani iki ve beş yıllık zamanaşımı süresi uygu- lanmalıdır. 18 KARAHASAN, Mustafa Reşit, Sorumluluk Hukuku: Sözleşmeden Doğan Sorumlu- luk, İstanbul 2003, s.603; OĞUZMAN/ÖZ, C.II, s.77; NARTER, Sami, “Haksız Fiil- lerde Zamanaşımı ve Bedensel Zararlarda Zamanaşımın Başlangıcı Sorunu”, THD 2015, C.10, S.109, s.26; İNCEOĞLU/BAŞ SÜZEL/AYTEKİN İNCEOĞLU, s.175. 19 RG, 01.11.2005/25983 (Mük.) 20 DÄPPEN, Art.60, No.11; RIHM, Thomas / KÄNZIG, David, Orell Füssli Kommen- tar- OFK (Hrsgbr: WIBMER, Jeannette K.), 1. Aufl, Zurich 2016, Art.760, No.18; MUELLER, Art.60, No.29. 21 STUDER, Art.760, No.34. 1048 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI Bu bahiste son olarak güvenlik tedbirleriyle olan bağlantıyı da kurmak gerekir. En başta belirttiğimiz gibi güvenlik tedbirleri, uzamış zamanaşımı uygulamasından muaf değildir. Zira bu tedbirlerin uygula- nabilmesi için öncelikle sanığın eyleminin suç olduğunun tespiti gere- kir22. Ancak belirtelim ki çoğu zaman güvenlik tedbirleri, ceza yaptırı- mına refakat ederek onunla mündemiç hale gelmektedir. En basitinden, yönetim kurulu üyesinin cezalandırılmasına hükmeden hâkimin, güven- lik tedbiri mahiyetinde ayrıca kendisini yönetim kurulu üyeliğinden de yoksun bırakması gerekir (TCK 53/I-d). Pratikte de en çok bu örnekte olduğu gibi, “belli hakları kullanmaktan yoksun bırakma” tedbiri uygu- lanmaktadır. B. Ceza Yaptırımı Gerektiren Fiil ile Zarar Arasında İlliyet Bağının Olması Anonim ortaklıkta yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan söz edilebilmesi için öncelikli şart, ortaklığın zarara uğramasıdır. Yöne- tim kurulu üyesinin cezayı gerektiren işlem veya eylemi nedeniyle zarar oluşmadığı sürece, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu gündeme gelmez23. Bir diğer ifadeyle, yönetim kurulu üyesi tarafından ihlal edilen ceza normu; şirketin, ortakların ve alacaklıların malvarlığını koruyucu nitelikte değilse, uzamış zamanaşımı süresi dikkate alınmaz. Teorik olarak durum böyle olsa da yönetim kurulu üyelerinin ceza gerektiren eylemleri nedeniyle çoğu zaman ortaklık zarar görürken; is- tisnai bazı hallerde, ortaklık herhangi bir mali zarara uğramaz. Bu ihti- malde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan da söz edilemez. Örneğin TTK 55/1-e’de bir tür haksız rekabet hali olarak “iş koşullarına uymama” durumu düzenlenmiştir. Yine TTK 63 uyarınca, tüzel kişilerin haksız rekabette bulunması durumunda, cezai yaptırım tüzel kişi adına hareket eden veya etmesi gereken organ üyeleri veya ortaklar hakkında uygulanır. Bununla birlikte, iş koşullarına uymama ihtimalinde, eylemi gerçekleştiren üyeler cezai yaptırımla karşı karşıya kalsa dahi, bu eyle- min sonucunda ortaklık genellikle daha fazla kazanç elde eder. Bir diğer 22 İNCEOĞLU/BAŞ SÜZEL/AYTEKİN İNCEOĞLU, s.186. 23 Aynı yönde MUELLER, Art.60, No.39; İNCEOĞLU/BAŞ SÜZEL/AYTEKİN İNCE- OĞLU, s.175. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1049 ifadeyle, cezayı gerektiren eylem ortaklığa zarar değil, aksine fayda sağ- lar ve bu nedenle uzamış zamanaşımının uygulanması mümkün ol- maz24. C. Ceza Yaptırımı Gerektiren Fiilin Türk Ceza Kanunu’na Göre Daha Uzun Dava Zamanaşımına Tabi Olması Kanunlarda suç olarak kabul edilen bir fiilin işlenmesinden veya hükmün kesinleşmesinden itibaren belli bir sürenin geçmesi, devletin ceza ve infaz ilişkilerini devam ettirmesindeki sosyal yararın ortadan kalkmasına neden olur. Bu şekilde devletin cezalandırma yetkilerinin ortadan kalkmasına zamanaşımı denilir. Devlet ile sanık arasındaki ceza ilişkisini düşürene dava zamanaşımı; devlet ile hükümlü arasındaki infaz ilişkisini düşüreneyse ceza zamanaşımı denilir25. TTK 560’da açıkça dava zamanaşımından söz edilmiştir26. Suçun işlenmesinden sonra belli bir süre geçtikten sonra devletin cezalandırma yetkisini ortadan kaldıran süreye dava zamanaşımı süresi denilmekte- dir. Yukarıda da ifade edildiği üzere, devletin cezalandırma yetkisi de- vam ettiği sürece, failin neden olduğu hukuki zararlardan (tazminat borcundan) da sorumlu olması gerekir. TCK 66’da, fail tarafından işlenen suçun ağırlığına göre değişen dava zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Bu çerçevede ağırlaştırılmış müebbet cezasını gerektiren suçlardaki otuz yıl en yüksek dava zamana- şımı süresi olarak karşımıza çıkmaktadır. Beş yıldan fazla olmamak üze- 24 Benzer olarak BUERGI, Wolfard / NORDMANN-ZIMMERMANN, Ursula, Das Obligationenrecht (Zürcher Kommentar), 5. Teil: Die Aktiengesellschaft und Kom- manditaktiengesellschaft, B. 3, Art. 739-771, Zürich 1979., Art.760, No.20. 25 YENERER ÇAKMUT, Özlem, “Türk Borçlar Kanunu m. 72 ve m. 74 Bakımından Ceza Hukukunda Ceza Sorumluluğunun Esası ve Dava Zamanaşımı Kavramlarına Kısa Bir Bakış”, Prof. Dr. İsmet Sungurbey’e Armağan, C.II, İstanbul 2012, s.31. 26 Yine haksız rekabeti düzenleyen TTK 60 kuralında kanun koyucu açıkça dava za- manaşımını referans olarak almıştır. Haksız fiile ilişkin TBK 72’de ise sadece “ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiil” ifadesi geç- mektedir. Her ne kadar kuralda “dava zamanaşımı” ifadesi açıkça geçmiyor olsa da bunun dava zamanaşımı olarak anlaşılması gerektiği ortadadır [Bkz. ve karş. TANDOĞAN, Haluk, Türk Mes’uliyet Hukuku, İstanbul 2010, s.360; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.214; SEROZAN/ÖZ/ACAR/GÖKYAYLA/DEVELİOĞLU (ÇE- LİK), s.548, No.41. OR 2020 revizyonu açısından KAŞAK/GANBARİ, s.98, dn. 17. Ortaklıklar hukuku bağlamında ŞENER, Ortaklıklar, s.429]. 1050 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI re hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar bakımından öngörülen sekiz yıllık süre ise en kısa dava zamanaşımı süresidir. Bunun sonucu olarak bir fiil kanunlarda suç olarak tanımlanıyorsa, bu suç bakımından öngörülen asgari zamanaşımı süresi sekiz yıl olacaktır. Yeri gelmişken, dava zamanaşımı süresinin belirlenmesi noktasında, suça ilişkin cezanın üst sınırının dikkate alındığını vurgulamak gerekir. Diğer bir deyişle, mahkemenin dosya kapsamında verdiği somut ceza dikkate alınarak zamanaşımı süresi belirlenmez27. Netice itibariyle, halihazırda TCK’da öngörülen en kısa dava za- manaşımı süresi sekiz yıldır. Bu süre, TTK 560’deki iki yıllık kısa zama- naşımı ile beş yıllık uzun zamanaşımı süresinden daha uzundur. Bu kapsamda yönetim kurulu üyelerinin zarar verici eyleminin suç teşkil ettiği hallerde, diğer şartların da mevcut olması durumunda “uzamış zamanaşımı” süresini dikkate almak gerekecektir28. Ancak uzamış za- manaşımı süresinin tespiti bakımından yalnızca TCK’da düzenlenen süreler referans olarak alınmaz. TCK dışında cezai müeyyide getiren başkaca kanunlarda da zamanaşımı kararlaştırılmış olabilir. Anılan dü- zenlemelerde daha uzun zamanaşımı öngörülmüşse artık buradaki süre- leri dikkate almak gerekir29. Şu hâlde, suç teşkil eden fiilin zamanaşımı 27 RIHM/KÄNZIG, Art.760, No.18; PETEK, s.123, özellikle dn.33; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.212; YENERER ÇAKMUT, s.31-32. 28 Önemi sebebiyle tekrar vurgulamak gerekirse, yönetim kurulu üyelerinin sorumlu- luğu bakımından geçerli olan sekiz yıllık uzamış zamanaşımı süresi, TTK 560’daki kısa ve uzun zamanaşımı sürelerinin yerini alır. Diğer bir deyimle, sadece uzun sü- re değil, kısa / nispi süre de bu uzamadan etkilenir. Buna göre zarar gören zarar ve- rici eylemin gerçekleştiği andan itibaren sekiz yıl içinde tazminat davası açabilir. Buna karşılık sekiz yıllık süre geçtikten sonra, eylemin cezalandırılabilirliği ortadan kalkacağından, genel kurala dönülür, yani TTK 560 kuralı dikkate alınır [Haksız fi- iller özelinde KILIÇOĞLU, s.504; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.212-213; GÜNTÜLÜ ALKAN, s.131; VON TUHR, Andreas, Borçlar Hukuku 1-2, Ankara 1983 (Çev. Cevat EDEGE), s.387-388; OĞUZMAN/ÖZ, C.II, s.77; YAVUZ, Nihat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt 1, Madde 1-338, Ankara 2013, s.567; SE- ROZAN/ÖZ/ACAR/GÖKYAYLA/DEVELİOĞLU (ÇELİK), s.552, No.47]. 29 TANDOĞAN, s.362; PETEK, s.123; KILIÇOĞLU, s.505; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.214; GÜNTÜLÜ ALKAN, s.130, dn. 60; SERO- ZAN/ÖZ/ACAR/GÖKYAYLA/DEVELİOĞLU (ÇELİK), s.548, No.42. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1051 süresi iki ve beş yıllık sürelerden daha kısa düzenlenmişse, artık uzamış zamanaşımı süresine ilişkin kural dikkate alınmamalıdır30. Son olarak belirtelim ki, uzamış zamanaşımı süresinin uygulan- ması noktasında, 5237 sayılı TCK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği dikkatlerden kaçmamalıdır. Dolayısıyla bu tarihten önce işlenen suçlar bakımından sanığın / zarar verenin lehine olan mülga 765 sayılı TCK’daki dava zamanaşımı süreleri dikkate alınmalıdır31. D. Uzamış Zamanaşımı Süresinin Uygulanmasının Mahkûmiyet Kararına Bağlı Olması Uzamış zamanaşımının şartları bakımından en çetrefilli konu, hu- kuk hâkiminin önüne gelen dosyada re’sen eylemin suç teşkil edip et- mediğini araştırıp araştırmayacağı meselesidir. Özellikle yönetim kuru- lu üyesinin eyleminin aynı zamanda suç teşkil ettiği, fakat şüphelinin hiçbir şekilde cezai soruşturmaya (veya sanık sıfatıyla kovuşturmaya) tabi tutulmadığı hallerde bu mesele daha da önem kazanır. Türk ve İsviçre hukukunda haksız filler özelinde kabul edilen ağır- lık görüşe bakıldığında, uzamış zamanaşımının uygulanabilmesi için ceza soruşturması açılması veya ceza mahkemesince bir karar verilme- sinin şart olmadığı görülür32. Hatta şikâyete bağlı bir suç varsa şikâyette bulunulması şartı da aranmamaktadır33. Bu gibi hallerde objektif ve süb- jektif unsurlarıyla birlikte suç teşkil eden ve cezalandırılabilir nitelikte 30 AKDAĞ GÜNEY, s.461. 31 Örneğin beş yıl ve daha düşük hapis cezası gerektiren suçlar bakımından mülga 765 sayılı TCK 102’de dava zamanaşımı süresi beş yıl iken; 5237 sayılı TCK 66’da bu süre bilindiği gibi sekiz yıldır. 765 sayılı TCK döneminde işlenen suçların hukuk davalarına olan yansımalarında, uzamış zamanaşımı süresi olarak beş yıllık süreyi dikkate almak gerekir. Yargıtay da bir kararında (11.HD, 12.06.2013, E. 2012/13297, K. 2013/12247), bu sonuca ulaşmıştır (Karar için bkz. ERİŞ, C.III, s.2860-2861). 32 TANDOĞAN, s.362; NARTER, s.26; KILIÇOĞLU, s.503; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.211-212; YENERER ÇAKMUT, s.35; GÜNTÜLÜ ALKAN, s.131; OĞUZMAN/ÖZ, C.II, s.78; SEROZAN/ÖZ/ACAR/GÖKYAYLA/DEVELİOĞLU (ÇELİK), s.548-549, No.42; YAVUZ, s.567. Sözleşmeden doğan sorumluluk bakı- mından PETEK, s.120. 33 TANDOĞAN, s.364; KILIÇOĞLU, s.509; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s. 217; YENERER ÇAKMUT, Prof. Dr. İsmet Sungurbey’e Armağan, C.II, s.35; SERO- ZAN/ÖZ/ACAR/GÖKYAYLA/DEVELİOĞLU (ÇELİK), s.549, No.42. Son yazara gö- re, şikâyette bulunulmuş ve şikâyetten dönülmüş olsa bile sonuç yine değişmez. 1052 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI olan eylemin gerçekleşmiş olması tek başına yeterlidir. Hukuk hâkimi, - bilhassa cezai takibatın söz konusu olmadığı hallerde- ön sorun olarak suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ceza hukuku kuralla- rına göre re’sen incelemek durumundadır34. Ortaklıklar hukuku özelinde ise ÇAMOĞLU, uzamış zamanaşımı süresinin sorumluluk davalarına teşmilini, fail hakkında ceza davası açılması35, hatta bir adım daha ileri giderek bu davanın kesinleşmesi şartına bağlamaktadır36. Meseleyi haksız fiiller özelinde inceleyen İNCEOĞLU / BAŞ SÜ- ZEL / AYTEKİN İNCEOĞLU da, uzamış zamanaşımı için ceza mahke- mesi kararının kesinleşmesini aramaktadır. Ayrıca yazarlara göre, ceza hâkiminin mahkûmiyet kararı olmaksızın hukuk hâkiminin eylemi ön sorun olarak incelemesi masumiyet karinesine aykırılık teşkil edecektir. Gerek Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun gerekse de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında belirttiği üzere, bu karine sadece ceza hâkimi önünde değil, tüm resmi makamlar düzeyinde uygulama alanı bulur. Bu nedenle uzamış zamanaşımı, ancak fiilin suç teşkil ettiği ceza yargılamasında kesin hükümle sabit olduğu takdirde dikkate alın- malıdır. Dolayısıyla hukuk hâkimi, fiil ceza soruşturmasına / kovuştur- masına intikal etmişse, buradaki sonuç kesinleşene kadar; intikal etme- mişse, ceza takibine konu olup kesinleşene kadar önündeki dosyayı bek- letici mesele yapmalıdır37. Kanaatimizce de hukuk hâkiminden eylemin aynı zamanda suç teşkil edip etmediğini ön sorun olarak incelemesi beklenemez. Tazminat hukuku ile ceza hukuku arasındaki keskin usûli ve esasi farklılıklar bu 34 STUDER, Art.760, No.34; TANDOĞAN, s.362; KELLER / SCHÖBİ, s.143; KILI- ÇOĞLU, s.503; YAVUZ, s.567; YENERER ÇAKMUT, s.35; SERO- ZAN/ÖZ/ACAR/GÖKYAYLA/DEVELİOĞLU (ÇELİK), s.549, No.42. Yargıtay da yerleşik kararlarında bu görüşü kabul etmektedir. Nispeten yeni tarihli bir kararı için bkz. 4. HD, 16.09.2019, E. 2019/2088, K. 2019/3927 (Kazancı, 29.07.2020). 35 ÇAMOĞLU, Ersin, Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumlu- luğu, İstanbul 2017, s.248. Aynı yönde GİRAY/AKTEPE, s.149. 36 ÇAMOĞLU, s.248; POROY, Reha/TEKİNALP, Ünal/ÇAMOĞLU, Ersin, Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul 2014, s.406, No.613. 37 İNCEOĞLU/BAŞ SÜZEL/AYTEKİN İNCEOĞLU, s.178, 181. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1053 beklentiyi boşa çıkarmaya yetecek ölçüdedir. Kaldı ki, medeni usûl hu- kuku ilkelerine (tasarruf ilkesi, taraflarca yerine getirilme ilkesi, teksif ilkesi, hâkimin delilleri değerlendirmesi vs.) aşina olan hukuk hâkimi- nin, ceza usûl hukuku ilkelerinin (re’sen harekete geçme, re’sen araştır- ma ilkesi, delillerin serbestliği ilkesi, maddi gerçeğin araştırılması ilkesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, vs.) içerdiği farklılıklar nedeniyle hata yapma ihtimali oldukça yüksek olacaktır(38)(39). Diğer taraftan hukuk hâkiminin, borcun kaynaklarından tamamen farklı esaslar içeren suç teorisinin temel ilkelerini somut olaya layıkıyla -hak kayıplarına yol açmadan- uygulaması beklenemez. Böyle bir beklentinin dikte edilmesi, nihai olarak hukuk hâkimlerini varsayıma dayalı bir suç incelemesi yapmaya sevk eder ve tazminat talepleri bu varsayım üzerine kurulur. İnşai bir kararın bu şekilde varsayıma dayanması şüphesiz adil olmayan sonuçlar doğurabilir40. 38 İlkeler konusunda ayrıntılı bilgi için ERDÖNMEZ, Güray, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, İstanbul 2017, s.781 vd., özellikle s.784, 796. Hukuk usulü ile ceza muhakemesi usulü hukukunun birçok noktada ve özellikle delillerin takdiri nokta- sında farklılık arz etmesi noktasında KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.192-193. Benzer yöndeki kaygılar için POROY/TEKİNALP/ÇAMOĞLU (ÇAMOĞLU), s.406, No.613. 39 İNCEOĞLU/BAŞ SÜZEL /AYTEKİN İNCEOĞLU’nun da haklı olarak vurguladığı gibi: “Hukuk mahkemesinde hâkimin maddi gerçeği araştırması, delillerin vasıtasızlığı, de- lillerin serbestliği, şüpheden sanığın yararlanması gibi ilkeler geçerli olmadığından, suçlu- luğun tespitinin hukuk mahkemesi tarafından yapılması kabul edilemez” (s.178). 40 Yargıtay haksız fiiller özelinde almış olduğu bir kararda, hukuk hâkimlerini bu şekilde varsayımsal bir kurguya zorlamıştır. Bu karar şöyledir (4. HD, 05.06.2017, E. 2017/713, K. 2017/3644): “… Mahkemece, davacının, davaya konu evin 14 Mart 2011 ta- rihinde yıkıldığını gördüğü, zararın ödetilmesine dair davanın ise 10/09/2014 tarihinde açıldığı, zarar gören davacının, haksız eylem ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl içeri- sinde dava açmadığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesinde (6098 Sayılı TBK m.72), haksız fiil sebebiyle tazminat davasının zararın ve sorumlunun öğ- renildiği tarihten itibaren bir yıl, her halde zararı doğuran olayın gerçekleşmesinden itiba- ren on yıllık sürede zaman aşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. Ancak haksız fiil aynı za- manda suç teşkil eden bir eylem ise ve Ceza Kanunu'nda daha uzun zamanaşımı süresi ön- görülmüşse, haksız fiil sorumluluğunda da bu (uzamış) ceza dava zamanaşımı süreleri uy- gulanacaktır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacının evini davalının yıktığı iddiasıyla tazminat isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Eylemin sübutu halinde olay tarihinde yü- rürlükte bulunan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 151. maddesinde düzenlenen mala zarar verme suçunu oluşturabileceği anlaşılmakta olup, uygulanacak ceza dava zamanaşımı süresi, aynı Kanun'un 66/e maddesi uyarınca sekiz yıldır. Eldeki davada, kabule göre dava- 1054 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI Sonuç olarak, uzamış sürenin uygulanmasında, hukuk hâkiminin araştırdığı konu, özel hukuk alanına giren bir inceleme konusu değildir. Diğer taraftan ağırlıklı görüşe bakıldığında, hukuk hâkiminin eylemin suç teşkil edip etmediğini yorumlaması, dolayısıyla ceza hâkimi rolüne soyunması gerekmektedir. Ancak kanımızca hâkimin bu role soyunmak yerine konu eğer ceza soruşturması veya kovuşturmasına intikal etmiş ise bekletici mesele yapması daha isabetli olur. IV. SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA AŞAMASINDA ALINAN KARARLARIN UZAMIŞ ZAMANAŞIMI SÜRESİNE ETKİSİ 1. Beraat Kararının Etkisi Yönetim kurulu üyesinin yapmış olduğu işlem veya eylem aynı zamanda ceza yargılamasına konu olmuşsa hukuk hâkimi, ceza hâkimi- nin yaptığı analiz ve verdiği kararlarla büyük ölçüde bağlı olacaktır41. Bu bağlamda, hukuk hâkiminin, ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen TBK 74 kuralına değinmek gerekir. Kuralın, belli hususlarla sınırlı ol- mak ve menfi bir üslup kullanmak suretiyle kaleme alındığı görülmek- tedir. Buna göre hâkim, zarar verenin “kusurunun” olup olmadığı ve “ayırt etme gücünün” bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen “beraat” kararıyla da bağlı değildir. Hükmün ikinci fıkrası uyarınca, ceza hâkiminin “kusurun değerlendiril- mesine” ve “zararın belirlenmesine” ilişkin kararları da hukuk hâkimi için bağlayıcı nitelik taşımaz. cının fiil ve faili öğrenme tarihi 14 Mart 2011, davanın açılma tarihi ise 10/09/2014 günü olup ceza zamanaşımı süresi henüz dolmamıştır. Şu halde; açıklanan yönler gözetilerek, uyuşmazlığın esası incelenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.” (Kazancı, 30.07.2020). 41 Nitekim von TUHR/ PETER’e göre, ceza hâkiminin kanunun uygulanması ve yo- rumlanmasına ilişkin esasları hukuk hâkimi için bağlayıcıdır (von TUHR Andreas / PETER Hans, Allgemeiner Teil des Schweize-rischen Obligationenrechts, Bd. I, 3. Aufl., Zürich 1979, s.439-440). Aynı yönde STUDER, Art.760, No.35; PETEK, s.134- 135. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1055 Beraat kararları özelinde hukuki durumu değerlendirmek gerekir- se, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)42 madde 223/II’e dik- katleri çekmek ve beş farklı ihtimalde beraat kararı verilebileceği üze- rinde durmak gerekir. Hükme göre; “Beraat kararı; a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, d) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hu- kuka uygunluk nedeninin bulunması, e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması, Hallerinde verilir”. Buna karşılık dikkat edilirse TBK 74’te, beraat kararı bakımından herhangi bir ayrım yapılmadan, hukuk hâkiminin bu kararla bağlı ol- madığı belirtilmiştir. Bu bağlamda, beraat kararlarının hukuk hâkimleri açısından tek düze nitelikte bir etki doğurduğu ve kendilerinin bunlarla hiçbir şekilde bağlı olmadığı şeklinde bir algı ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan beraat kararlarını beş farklı olasılık temeline dayandıran CMK 223’ün, TBK 74’teki genellemeyi keskin bir şekilde muğlaklaştırdığı da ortadadır. Bu nedenle ilk etapta bu belirsizliğin giderilmesi gerekir. Konuyla ilgili öğretideki görüşler incelendiğinde, hukuk hâkimi- nin bu husustaki bağımsızlığı sorgulanırken, beraat kararının gerekçesi- nin de dikkate alındığı gözlenmektedir43. Buna göre, ceza hâkimi tara- fından verilen beraat kararı, fiilin kanunda suç olarak tanımlanmadığı veya nedensellik bağının olmadığı gerekçesine dayanıyorsa, verilen bu beraat kararı “hukuka aykırılık” kıstası bakımından hukuk hâkimini bağlamayacaktır. Zira fiil, ceza hukuku bakımından herhangi bir suç tipine girmemekle birlikte, tazminat hukuku anlamında hukuka aykırı olabilir. Yine tazminat konusundaki nedensellik bağı, ceza verilmesi için 42 RG, 04.12.2014/25673. 43 KILIÇOĞLU, s.510-511; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.198, 218; DOĞANAY, İsmail, “Hukuk Hâkimi, Ceza Mahkemesinin Hangi Nevi Kararı ile Bağlıdır?”, Yar- gıtay Dergisi 1975, C.I, S.2, s.23-24, 28-29. 1056 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI aranan nedensellik bağından farklı olabilir. Aynı sonucu, ceza hâkiminin delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı vermesi durumunda da kabul etmek gerekir44. Çünkü ceza yargılamasında şüpheden yararlanan sanı- ğın, hukuk yargılamasındaki usulde bu şüpheden yararlanmaya devam etmesi beklenemez. Bu açıdan delillerin belirlenip değerlendirilmesi noktasında, özel hukuka ilişkin prensiplerin dikkate alınması gerekir. Ancak beraat kararı, fiilin sanık tarafından işlenmediği gerekçesi- ne dayanıyorsa, artık hukuk hâkiminin beraat kararıyla bağlı olduğunu kabul etmek gerekir45. Çünkü bu gerekçe bizi, özel hukuk anlamında davalının hukuka aykırı bir eyleminin bulunmadığı sonucuna da götü- rür. Ceza hâkiminin verdiği beraat kararının, konumuz olan uzamış zamanaşımı süresine etkisini ise ayrıca ele almak gerekir. Zira TBK 74 kuralı yalnızca, hukuk hâkiminin beraata rağmen davayı esastan incele- yip tazminata hükmedebileceğini belirtir46. Yoksa her iki kuralla, beraat kararından sonra zamanaşımının belirlenmesi noktasında hukuk hâki- minin bağımsızlığını sürdürmesi ve eylemin suç teşkil edip etmediğini ayrıca incelemesi amaçlanmamaktadır. Dolayısıyla TBK 74 bir tarafa bırakıldığında, hangi sebeple beraat kararı alınmış olursa olsun, hukuk hâkiminin bu kararla bağlı olması ve elindeki uyuşmazlığa uzamış za- manaşımı süresini değil, TTK 560’daki iki ve beş yıllık (kısa ve uzun) süreleri uygulaması gerekir47. Ancak bu ihtimalde kısa zamanaşımı sü- resini, beraat kararının tefhiminden itibaren işletmek gerekir48. 44 KAPANCI, Berk, “Ceza Mahkemesi Kararlarının Hukuk Mahkemesi Kararlarına Etkisi”, İnÜHFD 2016, C.7, S.1, s.535. Aksi yönde İNCEOĞLU/BAŞ SÜ- ZEL/AYTEKİN İNCEOĞLU, s.182. 45 BELGİN GÜNEŞ, Derya, Ceza Mahkemesi Kararlarının Hukuk Mahkemesi Bakı- mından Etkileri, İstanbul 2019, s.177; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.199; YE- NERER ÇAKMUT, s.34. 46 Benzer yönde İNCEOĞLU/BAŞ SÜZEL/AYTEKİN İNCEOĞLU, s.181. 47 Haksız fiiller özelinde KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.218; von TUHR (Çev. Cevat EDEGE), s.388; TANDOĞAN, s.362. Ayrıca, beraat kararının hukuka uygun- luk sebebine dayanması halinde, daha önce de vurguladığımız gibi ortada cezalan- dırılabilir bir durum söz konusu olmadığından, uzamış zamanaşımı süresini uygu- lamak zaten mümkün olmaz. 48 Haksız fiiller özelinde TANDOĞAN, s.362. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1057 Son tahlilde, zamanaşımı konusunda hukuk hâkimi “her türlü” beraat kararıyla bağlıdır diyebiliriz49. 49 Haksız fiiller özelinde aksi yönde GÜNTÜLÜ ALKAN, s.133. Yazara göre, suçun kesin olarak fail tarafından işlenmediğine ilişkin beraat kararları dışında, örneğin delil yetersizliğine dayalı beraat kararlarında, eylemin suç niteliği ortadan kalk- mamaktadır. Bu nedenle hukuk hâkiminin, uzamış zamanaşımını uygulamak adına söz konusu eylemin (haksız fiilin) cezayı gerektirip gerektirmediğini araştırma yet- kisi bulunur. Yargıtay da bir kararında bu yönde görüş bildirmiştir. Bu karar şöyle- dir (11. HD, 27.09.2018, E. 2016/12154, K. 2018/5761): “… Dava, davacının bilgisi ve ta- limatı dışında yapılan işlemler ile davacı portföyünün zararda olmasına rağmen kârdaymış gibi gösterilen e-posta gönderimi sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Dava konusu edilen eylemler sebebiyle davalılar ..., ... ve ... hakkında hizmet sebebiyle güve- ni kötüye kullanma, resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık, 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet suçları sebebiyle ... .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18/04/2012 tarihli 2010/864 Esas 2012/548 Karar sayılı dosyasıyla yapılan yargılama sonucunda sanıkların üzerlerine atılı güveni kötüye kullanma, sahtecilik, 2499 Sayılı Yasa'ya muhalefet ve dolan- dırıcılık suçlarını işledikleri yolunda kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden, müs- net suçların yasada tanımlanan öğeleri oluşmadığından tüm sanıkların yüklenen tüm suç- lardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir. İlgi ceza mahkemesi kararı ise Yargıtay .... Ceza Dairesinin 16/03/2016 tarihli ilamıyla gerekçe eklenerek onanmıştır. Karar tarihi itiba- riyle yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 74. maddesi (818 Sayılı Borçlar Kanununun 53. maddesi) uyarınca ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk ha- kimini bağlamayacağı açık ise de ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmek- tedir (Yargıtay HGK. 09.04.2014 tarih, 2013/4-1008 E. 2014/490 K. sayılı ilamı). Yine za- manaşımı def'i değerlendirilirken 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 72. maddesinde (818 Sayılı Borçlar Kanununun 60. maddesinde) yer alan “tazminat ceza kanunlarının da- ha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.” hükmünün nazara alınması gerekecektir. Bu bakımdan mahkemece, anılan ceza mahkemesi dosyası getirtilerek, ceza dosyasındaki kabul şeklinin belirlenmesi, davacı ile da- valı ... arasında vekalet sözleşmesinin, davacı ile davalı ... arasında Sermaye Piyasası Araç- ları Alım Satım ve Repo-Ters Repo İşlemleri, Faks Cihazıyla Gönderilecek Müşteri Talimat- ları ile İlgili Uygulama ve Uzaktan Erişim Kanalları Sözleşmesinin bulunduğu, diğer dava- lıların da davalı ...Ş.'nin çalışanları olduğu gözetilerek zamanaşımı sürelerinin belirlenmesi, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 72. maddesinin (818 Sayılı Borçlar Kanununun 60. maddesinin) zamanaşımı def'ilerinin değerlendirilmesinde uygulanıp uygulanamayacağının tespiti, ceza mahkemesi kararının işbu davaya etkisinin tartışılması, bilirkişi raporlarında ceza dosyasında yer alan belirlemelere atıflar bulunduğu gözetilerek ceza dosyasındaki tespit ve delillerin değerlendirilmesi, varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir.” (Kazancı, 29.07.2020). 1058 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI 2. Mahkûmiyet Kararının Etkisi Beraat kararları özelinde durum yukarıdaki gibiyken, mahkûmi- yet kararları açısından mesele daha açık ve nettir. TBK 74/I’in aksi kanı- tından hukuk hâkiminin, ceza hâkiminin verdiği mahkûmiyet kararıyla bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kural, ikinci fıkrayla bir bütün ola- rak ele alındığında, bu bağımlılığın sınırlı olduğu görülmektedir. Zira ikinci fıkrada, hukuk hâkiminin kusur ve zararın takdiri bakımından hiçbir şekilde ceza hâkiminin kararıyla bağlı olmadığı belirtilmiştir. Şu hâlde mahkûmiyet kararıyla olan bağlılık, haksız fiilin kusur ve zarar dışındaki diğer unsurları, yani hukuka aykırı fiil ile illiyet bağı bakımın- dan geçerli olmalıdır50. Ancak burada hukuk hâkiminin mahkûmiyet kararıyla olan bağlı- lığı, davalı aleyhine mutlaka tazminata hükmetmesi şeklinde değildir. Çünkü hukuk hâkimi, mahkûmiyet kararına rağmen tazminata hük- metmeyebilir. Şu hâlde mahkûmiyet kararı, yalnızca suçun işlendiğine dair bir delil teşkil etmek suretiyle hukuk hâkimini bağlar51. Bu itibarla, uzamış zamanaşımı süresi bakımından da hukuk hâkiminin, ceza hâki- minin verdiği mahkûmiyet kararıyla bağlı olduğu kabul edilmelidir. Kaldı ki bu kararla birlikte, sanığın eyleminin suç teşkil ettiği sübuta ermektedir52. 50 BELGİN GÜNEŞ, s.162, 165; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.194-195, 207; YE- NERER ÇAKMUT, s.35; ARSLAN, A. İsmet, “Ceza Hukuku Kurallarının Haksız Fi- ilden Doğan Tazminat Taleplerine Etkisi (III)”, Yargıtay Dergisi, Temmuz 1980, C.6, S.3, s.518-519. Ancak ilk anılan yazarın da belirttiği gibi, Yargıtay’ın bu konudaki kararlarının istikrar arz ettiği söylenemez. Yargıtay, bazı kararlarında hukuk hâki- minin, ceza hâkiminin vermiş olduğu mahkûmiyet kararlarındaki hukuka aykırılık ve illiyet bağı unsurlarıyla bağlı olduğunu belirtirken, diğer bazı kararlarında bu konularda tamamen bağımsız olduğu sonucuna ulaşmıştır (s.164, özellikle dn. 249’daki kararlar). Öğretide KAPANCI ise diğer yazarlardan farklı olarak, illiyet bağı konusunda da hukuk hâkiminin bağımsız olduğunu savunur. Zira yazara gö- re, ceza hukukundaki illiyet bağı, eylem ile netice arasında uygulanır; ancak özel hukuktan farklı olarak eylemin doğrudan bir zarara yol açıp açmadığı önem taşı- maz (s.532-533). 51 KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.208. 52 Karş. KILIÇOĞLU, s.510; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.218; KAPANCI, s.520, dn. 40; OĞUZMAN/ÖZ, C.II, s.78; YAVUZ, s.567. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1059 2. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kararlarının Etkisi Beraat ve mahkûmiyet kararları dışında ceza hâkiminin verebile- ceği bir diğer karar türü de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıdır. CMK 231/V’e göre; “Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama so- nunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.” HAGB’de mahkeme esasen, sanığın eyleminin suç teşkil ettiğini tespit etmekle birlikte, yasada belirtilen şartların gerçekleşmesi nedeniy- le hükmün sanık hakkında belirli bir süreyle sonuç doğurmamasına karar vermiştir. Dolayısıyla kovuşturmada suçlu bulunan sanık, bu imkân sayesinde infazdan şartlı olarak kurtulmaktadır. HAGB’ye ilişkin esaslar CMK 231’de ayrıntılı halde düzenlenmiş- tir. Buna göre; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur (CMK 231/VIII). Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir (CMK 231/X). Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli ser- bestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirle- yeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hü- kümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir (CMK 231/XI). Görüldüğü üzere HAGB kararının verilebilmesi için sanığın eyle- minin suç teşkil ettiğinin sübuta ermiş olması gerekir. Hatırlanacağı gibi, hukuk hâkiminin önündeki dosyaya uzamış zamanaşımını uygulaya- bilmesi, eylemin aynı zamanda suç teşkil etmesine bağlıydı. HAGB ka- rarıyla da esasında sanığın eyleminin suç teşkil ettiği tespit edilmiş olur. Ancak HAGB kararları, diğer kararlardan farklı olarak iki açıdan kesin nitelik teşkil etmez. Birincisi ceza hâkimi bu kararıyla suçu tespit etmiş 1060 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI olmasına rağmen henüz hükmü açıklamadığından, bunun istinaf ve / veya temyiz aşamasından geçip kesinleşmesi ihtimali yoktur53. İkincisi, CMK 231/VIII’de belirtildiği üzere, HAGB kararıyla birlikte beş yıllık denetim süresi başlar ve bu sürenin sağlıklı geçirilmesi halinde mahkûmiyet kararı bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. Aksi durumda ise mahkûmiyet kararı açıklanır ve bu andan itibaren üst mahkeme de- netimi gündeme gelebilir ve kararın kesinleşmesi mümkün olabilir. Şu hâlde, HAGB kararı verildiği takdirde, kesinleşmiş bir hüküm- den veya suçlu kişiden bahsedilemeyeceğinden, masumiyet karinesi işlemeye devam edecektir54. Bunun temel sonucu olarak hukuk hâkimi- nin de HAGB kararını referans alarak elindeki dosyaya uzamış zamana- şımı süresini uygulamaması gerekir55. Eğer denetim süresi içinde mahkûmiyet hükmünün açıklanması icap ederse, artık ceza hâkiminin nihai kararının kesinleşmesi beklenmelidir. 3. Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın (Takipsizlik Kararının) Etkisi Daha önce de bir vesileyle değindiğimiz üzere Türk- İsviçre huku- kunda, hukuk hâkiminin uzamış zamanaşımı süresini uygulayabilmesi için ceza mahkemesi kararını beklemesinin şart olmadığı yönünde genel bir temayül söz konusudur. Hatta hukuk hâkimi, uyuşmazlık ceza yar- gısına intikal etmemiş olsa bile eylemin suç teşkil edip etmediği konu- sunda bir değerlendirme yaparak uzamış zamanaşımı süresini tatbik edebilir. Ancak olay ceza soruşturmasına intikal etmişse, savcılık tarafın- dan alınan kararların (özellikle kovuşturmaya yer olmadığına yönelik kararların) uzamış zamanaşımına ne gibi etkileri olabileceği sorusu akla gelebilir. İsviçre öğretisindeki bir görüşe göre, ceza soruşturması sıra- sında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlar, hukuk hâkimi için de bağlayıcı olmalıdır56. Buna karşılık diğer bir görüşe göre 53 ÜNAL, Ertuğrul, “Uzlaştırma ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Ku- rumlarının Masumiyet Karinesi Bağlamında Değerlendirilmesi”, İKÜHFD 2018, S.1, s.197, 210. 54 ÜNAL, s.210. 55 İNCEOĞLU/BAŞ SÜZEL/AYTEKİN İNCEOĞLU, s.186. 56 KELLER / SCHOEBI, s.143. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1061 genel geçer bir anlayışla bu sonuca ulaşmak mümkün olmamalıdır. Bir kere takipsizlik kararı şikâyete tabi suçlarda şikâyetin bulunmaması veya şikâyet süresinin geçmiş olması nedeniyle verilmişse, artık hukuk hâkimini hiçbir şekilde bu kararla bağlı tutmamak gerekir. Bu ihtimalde hukuk hâkimi, işlemin veya eylemin cezalandırılabilir nitelikte olup olmadığını kendisi araştırmalıdır57. Türk hukukundaki baskın eğilim ise takipsizlik kararlarının hu- kuk hâkimini hiçbir şekilde bağlamaması yönündedir58. Öğretide yalnız- ca Aras, suçun hiç işlenmemesine, suç konusu eylemin gerçekleşmeme- sine veya suçun başka bir kimse tarafından işlendiğinin belirlenmesine dayalı takipsizlik kararlarını hukuk hâkiminin görmezden gelemeyece- ğini belirtmektedir. Ancak yazar bu ihtimallerde dahi hukuk hâkiminin takipsizlik kararıyla bağlı olmadığını, takipsizlik kararından farklı bir sonuca ulaşması durumunda bunu gerekçelendirmesi gerektiğini vurgu- lamaktadır59. Yine yazara göre, takipsizlik kararları, hukuk hâkiminin uzamış zamanaşımı süresini uygulamasına da engel olmamalı, bu kara- ra rağmen eylemin cezayı gerektirip gerektirmediğini kendisi araştırma- lıdır60. Kanımızca hukuk hâkimlerinin, suçun şüpheli tarafından işlen- mediği ya da ortada suç teşkil eden bir eylemin bulunmadığı yönündeki takipsizlik kararlarıyla ilgili olarak ayrıca bir inceleme yapması gerek- sizdir. Her ne kadar kendilerinin bir mahkeme kararı niteliği teşkil et- meyen takipsizlik kararları ile bağlı olması düşünülemese de savcı tara- fından eylemin suç olup olmadığının tetkikinin daha nitelikli yapılaca- ğında şüphe yoktur. Buna karşılık suçtan zarar gören kişi, takipsizlik kararına karşı sulh ceza hâkimliğine itiraz eder ve ceza hâkimi kamu 57 STUDER, Art.760, No.35 58 TANDOĞAN, s.363; BELGİN GÜNEŞ, s.103; KAPANCI, s.545; SERO- ZAN/ÖZ/ACAR/GÖKYAYLA/DEVELİOĞLU (ÇELİK), s.550, No.43. Yargıtay da bir kararında (11. HD, 20.11.2009, E. 9874 /K. 12146) bu yönde görüş bildirmiştir. Bu kararın ilgili kısmı şu şekildedir: “Eylemin suç oluşturduğu iddiası ile C.Savcılığına şikâyette bulunulmuştur. Takipsizlik kararı verilmiş olsa bile, işbu eylem için ceza zamana- şımı uygulanır.” (ERİŞ, C.III, s.2862). 59 ARAS, Bahattin, Hukuk ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi, Ankara 2014, s.343. 60 ARAS, s.344. 1062 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI davasının açılması için yeterli neden bulamazsa, istem gerekçeli olarak reddedilir ve takipsizlik kararı kesinleşir (CMK 173). Bu takdirde artık hukuk hâkiminin, suçun şüpheli tarafından işlenmediği ya da ortada suç teşkil eden bir eylemin bulunmadığı yönündeki takipsizlik kararıyla bağlı olması, dolayısıyla uzamış zamanaşımı süresini dikkate almaması gerekir. Peki takipsizlik kararı, şikâyet süresinin geçmesi nedeniyle alın- mışsa hukuk hâkiminin “istisna” olarak ceza hâkimi rolüne soyunması ve eylemin suç teşkil edip etmediği konusunu araştırması mümkün ola- cak mıdır? Öğretide bir görüşe göre, hukuk hâkiminin böyle bir tutuma yö- nelmesi masumiyet karinesine aykırılık teşkil edeceğinden hiçbir şekilde kabul edilemez61. Kanımızca, şikâyet süresinin geçmesi ve CMK 40/I kapsamında62 eski hale getirme imkânının da söz konusu olmaması du- rumunda, artık failin bu eylemden ötürü cezalandırılması ve “suçlu” olarak kabul görmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bu ihtimalde, hu- kuk hâkiminin edinmiş olduğu hukuk nosyonuna yaslanarak eylemin suç teşkil edip etmediğini incelemesi, masumiyet karinesini zedeleme- yecektir. Zira bu aşamada yapılacak olan inceleme, teorik bir çaba olma- nın dışında herhangi bir anlam, özellikle suç isnadı teşkil etmeyecektir. Buna karşılık yukarıda temas edilen görüşün vardığı nihai sonuca, baş- ka gerekçelerle de olsa katılmamak elde değildir. Her şeyden önce me- deni ve ceza yargılamasına konu olan ve ortak payda teşkil eden eylemi bir bütün olarak düşünmek ve ihmal göstermek suretiyle hem şikâyet süresini hem de TTK 560’taki iki ve beş yıllık süreyi kaçıran mağduru da tazminat davası aracılığıyla ödüllendirmemek gerekir. Kaldı ki ısrarla vurguladığımız üzere TTK 560’yı ratio legisi bağlamında yorumlayarak hukuk hâkimini ceza hâkimi rolüne soyundurmak yerine, -kesinleşen- ceza mahkemesi kararlarını referans olarak almasını sağlarsak bu sonu- ca ulaşmamız kaçınılmaz olacaktır. 61 İNCEOĞLU/BAŞ SÜZEL/AYTEKİN İNCEOĞLU, s.189. 62 CMK 40/I: “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir.” Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1063 Ancak henüz şikâyet süresi geçmemişse, artık mağdurun şikâyette bulunması için dosyanın bekletici mesele yapılması bir zorunluluk teşkil etmelidir. Böylelikle mağdura dolaylı olarak şikâyette bulunma külfeti yüklenmiş olur. Soruşturmadan takipsizlik kararı çıkar ve bu karar ke- sinleşirse hukuk hâkimi bununla bağlı olur ve elindeki uyuşmazlığa uzamış zamanaşımı süresini uygulayamaz. V. ZAMANAŞIMININ BAŞLAMASI, DURMASI VE KESİLMESİNİN UZAMIŞ ZAMANAŞIMI SÜRESİNE ETKİSİ A. Ön Açıklamalar Hukuk davalarında, pek tabii yönetim kurulu üyelerinin sorumlu- luğu davalarında, uzamış zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için - mümkün mertebe kesinleşmiş- bir ceza soruşturması / kovuşturması kararına ihtiyaç duyulması gerektiğini belirttik. Buna karşılık, yönetim kurulu üyesi hakkında açılan ceza soruşturmasının / kovuşturmasının sonuçlanması, tazminat talebine ilişkin sürenin hesaplanması noktasın- da olumlu ya da olumsuz bir farklılık yaratmayacaktır. Gerçekten de yönetim kurulu üyesi aleyhine, söz gelimi güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle kamu davası açılır ve suçun işlendiği tarihten üç yıl sonra üye aleyhine mahkûmiyet kararı verilirse, bu karar, suç için öngörülen sekiz yıllık dava zamanaşımı üzerinde bir etki doğurmaz63. Diğer bir deyişle, ceza takibatı nihayete erdikten sonra, eylem tarihinden itibaren sekiz yıllık süre dolana kadar yönetim kurulu üyesi aleyhine tazminat davası açılabilir. Burada ceza hukukunda öngörülen dava (uzamış) zamanaşımı süresinin hem iki yıllık hem de beş yıllık süre bakımından etki doğur- duğu hususunu tekrara düşmek pahasına yeniden hatırlatalım64. B. Zamanaşımının Başlaması Bakımından TCK 66/VI’da zamanaşımının ne zaman işlemeye başlayacağı be- lirtilmiştir. Bu hüküm gereğince zamanaşımı, tamamlanmış olan suçlar- da suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareke- tin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zin- cirleme suçlarda son suçun işlendiği günden itibaren işlemeye başlar. TTK 560’da da uzun zamanaşımı olan beş yıllık süre de aynı şekilde 63 ERDEM, s.140-141. 64 OR 2020 revizyonundan sonra aynı yönde VERDE, s.176; KAŞAK/GANBARİ, s.98. 1064 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Şu hâlde hem TTK hem de TCK bakımından uzun / uzamış zamanaşımı süresinin başladığı an bakımından teoride bir farklılık bulunmamaktadır65. Kısa zamanaşımı süresi ise sorumlunun ve zararın öğrenilmesin- den itibaren işlemeye başlamaktadır. Ancak bilindiği gibi eylemin suç teşkil ettiği sabit olursa uzamış zamanaşımı, kısa zamanaşımı süresinin de yerine geçer. Bu ihtimalde uzamış zamanaşımının başlaması nokta- sında, artık kısa zamanaşımında olduğu gibi sorumluyu öğrenme anı değil, fiilin gerçekleştiği an referans noktası olarak alınır66. Aksi kabul, yani öğrenme anından itibaren bu süreyi işletmek kanunun amacıyla örtüşmez. Çünkü ceza dava zamanaşımı süresi eylem tarihinden itiba- ren işlemeye başlayacağından, pekâlâ bu süre geçtikten sonra tazminat yükümlüsü ile zararın öğrenilmesi mümkün olabilir. Öğrenme anını referans almak, yani bu ihtimalde dahi tazminat davasına imkân tanı- mak, TTK 560’ın amacına aykırı olacağı gibi, ceza dava zamanaşımı sü- resi geçtiğinden eylemin suç teşkil edip etmediğinin tespiti de mümkün olamayacaktır. Netice itibariyle, kısa zamanaşımı yerine geçen uzamış zamanaşımı süresinin başlangıcında da fiilin gerçekleştiği anı esas al- mak bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır67. 65 KARACABEY, s.87. Sürenin başlamasında ceza hukuku kurallarının dikkate alın- ması gerektiği hususunda MUELLER, Art.60, No.40; PETEK, s.129-30. 66 Haksız fiiller özelinde KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.216; OĞUZMAN/ÖZ, C.II, s.77. 67 Yargıtay da bir kararında (4. HD, 16.09.2019, E. 2019/2088, K. 2019/3927) bu noktaya dikkat çekmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir: “…. Öte yandan Ceza Kanunu'nda ön- görülen uzamış zamanaşımı süresi herhâlde olay tarihinden itibaren işlemeye başlar; süre- nin işlemeye başlaması için zarar görenin zararı ve onun failini öğrenmesi koşulu aranmaz. Somut olaya gelince; hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan davalı hakkında açılan ceza davasında beraatine karar verildiği ve işbu kararın temyiz edilmeksizin kesinleş- tiği anlaşılmaktadır. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu olay tarihinde yürür- lükte bulunan 5237 Sayılı TCK'nun 155/2. maddesi kapsamındadır ve dava zamanaşımı sü- resi 5237 Sayılı TCK'nun 66/d maddesi gereğince 15 yıldır. Davaya konu eylem 12/06/2006 tarihinde meydana gelmiş, temyize konu eldeki dava ise 07/01/2016 tarihinde açılmıştır. Buna göre, eylem için öngörülen uzamış ceza zamanaşımı süresinin 15 yıl olduğu dikkate alındığında, dava tarihi olan 07/01/2016 tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anla- şılmaktadır. Şu halde mahkemece, işin esasının incelenip varılacak sonuca göre bir karar ve- rilmesi gerekirken, zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.” (Kazancı, 20.07.2020). Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1065 C. Zamanaşımı Süresinin Durması ve Kesilmesi Bakımından TTK’da özel olarak yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin zamanaşımı süresi düzenlenmiş olmasına karşın zamanaşımının durma ve kesilme hallerine değinilmemiştir. Bu bağlamda, TTK 1 kura- lından hareketle özel hukukun akraba normlarıyla olan bağlantıyı kur- mak gerekir. TTK 1’de, Türk Ticaret Kanunu’nun, Türk Medeni Kanu- nu’nun ayrılmaz parçası olduğu ifade edilmiştir. Türk Borçlar Kanu- nu’nun, Türk Medeni Kanunu’nun tamamlayıcısı olması (TBK 646) ve Medeni Kanun ile Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerinin, niteliğine uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanması (TMK 5) dikkate alındığında, özel hukuk triosu (TTK 1 /TBK 646 / TMK 5) şek- linde ifade edebileceğimiz üç temel yasa arasındaki doğal irtibat, soru- nun çözümü noktasında önemli bir referans noktası teşkil eder. TBK’ya göre, alacaklı ve borçlu bakımından yakın ilişkilerin varlı- ğı, alacağın arz ettiği özel durumlar ve aynı zamanda alacağın takip ve dava edilmesinin objektif bazı nedenlerle olanaklı olmaması, zamanaşı- mının durmasına sebep olur68. Zamanaşımını durduran haller, TBK 153’te yedi bent halinde sayılmıştır. Bu sebeplerinden biri gerçekleşmiş ve hâlihazırda işleyen bir zamanaşımı bulunuyorsa, o zamana kadar işleyen zamanaşımı süresi varlığını korur. Durma sebebinin ortadan kalkmasıyla birlikte, zamanaşımı kaldığı yerden işlemeye devam eder. Zamanaşımını kesen haller ise TBK 154’te sayılmıştır. Zamanaşı- mının kesilmesiyle o ana kadar işlemiş zamanaşımı süresi ortadan kal- kar ve yeni bir süre işlemeye başlar69. Kesilme hallerinden bir kısmı borçlunun bir kısmıysa alacaklının eylemleriyle meydana gelmektedir. Ayrıca kesilmeler bakımından, azami bir zamanaşımı süresi de bulun- maz; yani zamanaşımı süresi zincirleme bir şekilde sürekli kesintiye uğrayabilir. Yine kesilme, zarar görenin veya sorumlu üyenin davranı- şıyla gerçekleşebilir70. Çalışma özelinde mesele irdelendiğinde, yönetim kurulu üyeleri için geçerli olan uzamış zamanaşımı süresinin durma ve kesilme halleri 68 ERDEM, s.235. 69 ERDEM, s.327; STUDER, Art.760, No.25. 70 STUDER, Art.760, No.25. 1066 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI bakımından TBK’daki mi yoksa TCK’daki düzenlemenin mi referans alınacağı sorusu akıllara gelmektedir. Doktrinde savunulan ağırlıklı görüşe göre, ceza hukukundaki uzamış zamanaşımı kuralı yalnızca “süre” ile sınırlı olarak uygulanma- lıdır. Bu itibarla, zamanaşımının durması ve kesilmesi bakımından TBK’da öngörülen özellikli hallerin dikkate alınması gerekir71. 71 ŞENER, Ortaklıklar, s.429; KARACABEY, s.87; ERDEM, s.147; KARAHASAN, s.599; MUELLER, Art.60, No.37; BECKER, Hermann, Berner Kommentar zum Schweizerischen Zivilgesetzbuch, Bd. VI, Obligationenrecht, I. Abt., Allgemeine Bestimmungen, Art. 1-183 OR, 2. Aufl., Bern 1945, Art.60, No.1; BREHM, Art.60, No.92; KILIÇOĞLU, s.508; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.216. PETEK’e göre, Türk hukukunda mağdura ceza davası sürecini başlatması için ayrıca bir külfet yüklenmediğinden, uzamış zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi konu- sunda TBK’da düzenlenen kuralları dikkate almak gerekir (s.130). Buna karşılık ak- si yöndeki azınlık görüşe göre, ceza hukukunda öngörülen zamanaşımının durması ve kesilmesine ilişkin esaslar özel hukuka ilişkin talepler bakımından da uygulama alanı bulur (von BUEREN, s.426). Yeri gelmişken belirtelim ki uygulamada sıklıkla bu temeldeki tazminat davaları ilk etapta pilot dava olarak açılmakta, bilirkişi raporundan sonra ıslahla talep konusu artırılmaktadır. Ağırlıklı görüşten hareketle, TBK 154 dikkate alındığında, dava açılmakla birlikte talep konusu miktarla sınırlı olarak zamanaşımı kesilmiş olur. Is- lah gündeme geldiğinde, bu kez artan tutar için ıslah tarihiyle birlikte zamanaşımı kesilmiş sayılır ve eylem tarihi ile ıslah tarihi arasındaki süre baz alınarak bilahare zamanaşımı hesabı yapılır. İşte bu ihtimalde uzamış zamanaşımı önemli fonksiyon gösterir ve ıslahtan sonra artan miktar çoğu kez zamanaşımı engeline takılmaz. Yargıtay da bir kararında (21. HD, 08.10.2019, E. 2009/1084, K. 2019/5930) TBK’ya tabi bir iş kazası özelinde bu hususa dikkat çekmiştir (Kazancı, 29.07.2020). Ancak kimi zaman aksi sonuçla da karşılaşılabilir ve uzamış zamanaşımı süresi za- rara uğrayanları kurtaramayabilir. Nitekim bir trafik kazası özelinde Yargıtay’ın bu hususta vermiş olduğu dikkat çekicidir. Bu karar şöyledir: “… Açıklanan ilkeler ışı- ğında somut olaya bakıldığında; davaya konu trafik kazası sonucu davacı, vücudunda kemik kırığı oluşacak biçimde yaralanmıştır. Davacı taraf, 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemele- ri Kanunu'nun yürürlükte bulunduğu dönemde açtığı davada, fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu belirterek, kısmi dava şeklinde davasını açmış; daha sonra alınan bilirkişi rapo- ruyla saptanan miktara göre, davacı için talep edilen maddi tazminat miktarını artırmıştır. Davacı tarafın ıslah yoluyla, talep edilen maddi tazminat miktarını artırdığı tarih 12.05.2015 olup, davalı vekili tarafından, yasal sürede ıslah edilen kısma ilişkin olarak, za- manaşımı def'inin ileri sürüldüğü görülmektedir. Bu durumda mahkemece; 10.09.2004 ta- rihinde meydana gelen kaza nedeniyle, ceza zamanaşımı süresinin dolmasından sonra ıslah ile talep miktarının artırıldığı; davalı vekilinin ıslaha karşı zamanaşımı def'ini ileri sürme- sinin, yerleşik Yargıtay uygulamaları ile kabul gördüğü; davalı vekili tarafından yasal süre- de zamanaşımı def'inin ileri sürüldüğü gözetilerek; maddi tazminatın ıslah yoluyla artırılan Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1067 Bunun dışında zamanaşımının kesilmesinden sonra, hukuk zama- naşımı süresinin mi yoksa ceza dava (uzamış) zamanaşımı süresinin mi işlemeye başlayacağı sorusu da akıllara gelebilir. İsviçre hukukunda, Federal Mahkeme kararları da dikkate alınarak bu konuda ikili bir ay- rıma gidilmektedir. Buna göre, uzamış zamanaşımı süresi dolmadan, zamanaşımını kesen hallerden biri gerçekleşirse, yeni başlayacak süre uzamış zamanaşımı süresi olur. Buradan hareketle, TTK 560 kapsamın- daki uzamış zamanaşımı süresi “ana süre” sayılacağından, zamanaşımı- nın kesilmesi halinde sürenin yarı oranında uzayacağını belirten TCK 67/IV kuralını dikkate almamak gerekir72. Buna karşılık uzamış zamanaşımı süresi geçtikten sonra, zamana- şımını kesen bir neden gerçekleşirse, işleyecek olan yeni süre, hukuk zamanaşımı süresi olacaktır73. Ancak belirtelim ki, Türk hukukunda bu ihtimalin gündeme gelmesi mümkün değildir. Zira bizdeki en kısa ceza dava (uzamış) zamanaşımı süresi sekiz yıl olup, bunun TTK 560’daki beş yıllık uzun zamanaşımı süresinden daha uzun olduğu ortadadır. Dolayısıyla hukukumuzda ceza zamanaşımı süresinin geçmesi demek, aslında talep hakkının zamanaşımına uğraması demektir. Diğer taraftan mehaz hukukta uzun zamanaşımı süresi on yıl olarak kararlaştırıldığın- dan (OR 760), ceza dava zamanaşımı süresi geçmesine rağmen, hukuk zamanaşımı süresi henüz geçmemiş olabilir. İşte bu gibi hallerde zama- naşımının kesilmesi durumunda işleyecek olan yeni sürenin hangisi olacağı tartışması bir anlam ifade edebilir ve yukarıdaki gibi bir ayrıma gidilebilir. VI. UZAMIŞ ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN UYGULANMASI BAKIMINDAN ÖZELLİK ARZ EDEN DİĞER BAZI DURUMLAR A. Yönetim Kurulu Üyesinin Ölmesi Zamanaşımının uygulanması bakımından özellik arz eden durum- ların başında, suç teşkil eden eylemi işleyen yönetim kurulu üyesinin kısmı için zamanaşımı nedeniyle red karar verilmesi gerekirken; yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.” (Kazancı, Son Erişim: 29.07.2020). 72 POROY/TEKİNALP/ÇAMOĞLU (ÇAMOĞLU), s.407, No.613. 73 MUELLER, Art.60, No.37. 1068 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI ölmesi halinde ceza hukukundaki uzamış zamanaşımının mirasçılar bakımından uygulanıp uygulanmayacağı meselesi gelir. Bu hususta doktrinde farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre, hükmün amacından hareket edildiğinde, uzamış zamanaşımı süresini mirasçılara uygulamamak gerekir. Zira bilindiği gibi uzamış zamanaşımının getirilme amacı, bir kimsenin ceza alabilece- ği bir fiilden sorumluluğunun devam etmesine karşın, bu fiil sonucu ortaya çıkan tazminat taleplerinden sorumlu tutulmamasının adaletsiz bir durum yaratacağıydı. Ancak kanun koyucunun bu amacı mirasçılar bakımından ortadan kalkmakta ve anlamını yitirmektedir. Ayrıca yine bu görüş savunucularının iddiasına göre, uzamış zamanaşımının uygu- lanabilmesinin şartı failin cezaya çarptırılması değil, eylemin cezalandı- rılabilir nitelikte olmasıdır74. Buna karşılık diğer görüşe göre uzamış zamanaşımı süresinin mi- rasçılara uygulanmaması haksızlıklara neden olabilir. En basitinden bu kabul, halefiyet ilkesine aykırılık teşkil edecek şekilde mirasçının hukuki durumunun, miras bırakandan daha iyi hale gelmesine neden olur75. İkinci olarak miras bırakanın aniden ölmesi, zarar görenin uzamış za- manaşımından yararlanamamasına neden olur ve bu da onun mağduri- yetini katlar76. Yine doktrindeki diğer bir görüş, farklı bir gerekçeden hareketle uzamış zamanaşımının mirasçılar bakımından da uygulanması gerekti- 74 Haksız fiiller özelinde von TUHR/PETER, s.439; von TUHR (Çev. Cevat EDEGE), s.388; KILIÇOĞLU, AÜHFD 1973, S.29, s.214-215; PETEK, s.125. 75 BUERGI/ NORDMANN-ZIMMERMANN, Art.760, No.26; SPIRO, Karl, Die Beg- renzung privater Rechte durch Verjährungs-, Verwirkungs- und Fatalfristen, Bern 1975. s.207-208; benzer yönde ERDEM, s.145; KARAHASAN, s.613; OĞUZ- MAN/ÖZ, C.II, s.79; GÜRKANLAR, Metin, Bir Zarara Birlikte Neden Olan Birden Çok Kişinin Sorumluluğu, Ankara 1982, s.122; BECKER, Art.60, No.4; BREHM, Art.60, No.96. Herhangi bir gerekçe ileri sürmeden ceza hukukunda öngörülen zamanaşımının mirasçılara da uygulanabileceği konusunda DÄPPEN, Art.60, No.11; RIHM/KÄNZIG, Art.760, No.19; STUDER, Art.760, No.34; TEKİNAY, Sela- hattin Sulhi / AKMAN, Sermet / BURCUOĞLU, Halûk / ALTOP, Atillâ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993. s.726; SERO- ZAN/ÖZ/ACAR/GÖKYAYLA/DEVELİOĞLU (ÇELİK), s.551, No.4; KILIÇOĞLU, s.506. 76 BREHM, Art.60, No.96. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1069 ğini kabul etmektedir. Buna göre, -hukuk hâkiminin dikkate aldığı- uzamış zamanaşımı, mirasçıların ceza sorumluluğuyla ilgili olmayıp tamamen onların malvarlıklarına yöneliktir. Bu bağlamda, uzamış za- manaşımının mirasçılar bakımından uygulanmayacağını kabul etmek, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık teşkil eder77. TTK 560’ın ikizi olan TBK 72 kapsamında zikredilen tüm bu gö- rüşlerin dayandıkları temel argümanlar dışında, kanımızca asıl önem arz eden temel nokta, ölen yönetim kurulu üyesinin suçlu olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararının bulunup bulunmadığı- dır. Eğer böyle bir karar söz konusu değilse, sanığın ölümüyle birlikte ceza davası düşeceğinden artık mirasçılar için de uzamış zamanaşımı süresinin uygulanamaması gerekir. Zira masumiyet karinesi buna engel olur78. Buna karşılık sanık hakkında bir mahkûmiyet kararı söz konu- suysa, mirasçıları mahkûmiyete neden olan haksız eylemden de sorum- lu tutmak adil bir tutum olur. B. Yönetim Kurulu Üyesinin Tüzel Kişi Olması Anonim ortaklıklarda gerçek kişiler gibi tüzel kişiler de yönetim kurulu üyesi olarak atanabilirler. Bu hususa ilişkin düzenleme getiren TTK 359/II’ye göre, tüzel kişinin yönetim kurulu üyesi olarak atanması durumunda tüzel kişiyle birlikte tüzel kişi adına onun tarafından belir- lenen sadece bir gerçek kişinin de tescil ve ilan edileceği belirtilmiştir. Tüzel kişi sıfatına sahip olan yönetim kurulu üyesi hakkında uza- mış zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda fark- lı görüşler ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre, tüzel kişilere karşı uzamış zamanaşımının uygulanması olanaklı değildir79. Buna karşılık diğer gö- 77 ERDEM, s.145. Ayrıca yazar aynı yerde, diğer görüşün, yani uzamış zamanaşımının mirasçılar için uygulanmayacağı görüşünün kabul edilmesi halinde, en azından nispi (kısa) ve mutlak (uzun) zamanaşımı sürelerinin failin ölümüyle birlikte baş- laması gerektiğinin altını çizmektedir. 78 İNCEOĞLU/BAŞ SÜZEL/AYTEKİN İNCEOĞLU, s.187. 79 KARAHASAN, s.603; von BUEREN, s.427; BECKER, Art.60, No.4. Bu son yazar aynı yerde, tek kişilik ortaklıklarda pay sahibinin aynı zamanda şirketin yönetimini gerçekleştiren kişi olması durumunda ceza hukukunda öngörülen dava zamanaşı- mının tüzel kişilik bakımından da uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. 1070 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI rüşe göre, uzamış zamanaşımının, filleriyle şirkete zarar veren tüzel kişi yönetim kurulu üyeleri bakımından da uygulanması gerekir80. Kanımızca, uzamış zamanaşımının yönetim kurulu üyesi sıfatına sahip tüzel kişiler bakımından uygulanması isabetli olur. Zira aksi ka- bulden yola çıkıldığında, gerçek kişi yönetim kurulu üyesi ile yönetim kurulu üyesi sıfatını haiz tüzel kişinin belirlediği gerçek kişinin ceza yaptırımı gerektiren bir fiili beraber işlemeleri durumunda, gerçek kişi yönetim kurulu üyesinin zarardan sorumlu olduğu süreyle, tüzel kişi yönetim kurulu üyesinin sorumlu olduğu süre birbirinden farklı olacak- tır81. Hâlbuki her iki yönetim kurulu üyesi aynı hukuk normunu ihlal edip, zarara beraber sebebiyet vermiş durumdadırlar. Diğer taraftan tüzel kişinin organının eylemlerinin tüzel kişiye izafe edilmesi de uza- mış zamanaşımının tüzel kişi yönetim kurulu üyesine uygulanmasını zorunlu kılmaktadır82. C. Yönetim Kurulunun Birden Fazla Üyeden Oluşması Yönetim kurulunun birden fazla kişiden oluşması durumunda, za- rara sebebiyet veren üyelerin müteselsil sorumluluğundan söz edilir. Birden çok kişinin görev yaptığı yönetim kurulunda üyelerden birinin eylemi muhtelif kanunlarda düzenlenen ceza normlarıyla yaptırıma bağlanmışken, diğer yönetim kurulu üye veya üyelerinin eylemleri hu- kuki sorumluluk doğursa bile bu eylemler ceza normuyla yaptırıma bağlanmamış olabilir. Gerçekten de yönetim kurulu üyelerinden biri güveni kötüye kullanma eylemini işlediğinden sorumlu tutulurken, di- ğer bir yönetim kurulu üyesi, gerekli gözetimi gerçekleştirmemiş olma- sından dolayı sorumlu tutulabilir. Böyle bir durumda suç teşkil eden eyleme katılan üyenin hem cezai hem de hukuki sorumluluğu söz konu- su olabilecekken, gözetim görevini yerine getirmeyen üyenin sadece hukuki sorumluluğundan bahsedilebilecektir. Bu ihtimalde, eylemi suç teşkil eden yönetim kurulu üyesi bakımından uzamış zamanaşımı süresi uygulanırken, diğer yönetim kurulu üyesi veya üyeleri bakımından TTK 80 SPIRO, s.209; DÄPPEN, Art.60, No.12; RIHM/KÄNZIG, Art.760, No.19; MUELLER, Art.60, No.42; BREHM, Art.60, No.98; ERDEM, s.144; TEKİ- NAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP, s.725. 81 BUERGI/ NORDMANN-ZIMMERMANN, Art.760, No.27. 82 BREHM, Art.60, No.98; SPIRO, s.209. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1071 560’da düzenlenen iki ve beş yıllık zamanaşımı süreleri uygulama alanı bulur. Yoksa bu son kişi bakımından uzamış zamanaşımı süresi uygu- lanmaz83. Müteselsil sorumluluğun devreye girdiği hallerde, kendi payından fazla kısmı ödeyen yönetim kurulu üyesi, diğer üye / üyelere rücu ede- bilir. Rücu hakkı, başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin malvarlı- ğında ortaya çıkan kaybı gidermeye yönelik bir taleptir84. Bu noktada fiili suç teşkil eden ve uzamış zamanaşımı süresinde ödeme yapan yöne- tim kurulu üyesinin, fiili suç teşkil etmeyen üyeye bunu rücu edip ede- meyeceği sorusu akla gelebilir. Zamanaşımının birlikte borçlulara etki- sini düzenleyen TBK 155’de, müteselsil sorumlulardan biri için kesilen zamanaşımı süresinin, diğerleri için de kesilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Bu çerçevede TTK 560’da öngörülen iki veya beş yıllık süreler içinde üyelerden birisi aleyhine sorumluluk davası açıldığında diğer üyeler açısından da zamanaşımı kesilmiş olur. Ancak uzamış zamanaşımının uygulandığı hallerde, fiili suç teşkil etmeyen yönetim kurulu üyesi için aynı sonucun kabul edilmesi olanaklı değildir. Bu kapsamda uzamış zamanaşımı süresi içinde ödeme yapan yönetim kurulu üyesi, eylemi suç teşkil etmeyen bir üyeye rücu ederse, zamanaşımı defiyle karşılaşa- bilir. Aksi düşüncenin kabulü, eylemi suç teşkil etmeyen yönetim kuru- lu üyesinin rücu edene karşı, asıl alacaklıya (şirkete) karşı olan sorumlu- luğundan daha ağır bir sorumluluk altına girmesi anlamına gelir. Oysa- ki bilindiği üzere her bir müteselsil borçlu, asıl alacaklıya karşı hangi şartlar altında sorumluysa, rücu alacaklısına da karşı da aynı şartlarla sorumlu olmalıdır85. SONUÇ Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunda zamanaşımı mesele- sinde kanun koyucunun iki kademeli sistemi belirlemesinin üstüne, bir üçüncü kademe olarak ceza dava zamanaşımını da buna eklemlemesi, 83 RIHM/KÄNZIG, Art.760, No.18; GİRAY/AKTEPE, s.149; GÜRKANLAR, s.121. 84 GÜRKANLAR, s.127. 85 Genel olarak müteselsil sorumlulukta borçluların sorumluluğun bu yönüyle ilişkili olarak ERDEM, s.116-117. 1072 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI hukuk hâkiminin takınması gerekeceği tavır konusunda bazı tartışmala- rı beraberinde getirmiştir. Tartışmanın en can alıcı noktası, yönetim kurulu üyesinin sorum- luluğunu gerektiren bir eylemin varlığı ve bunun aynı zamanda suç teşkil etme ihtimalinin bulunması durumunda, hukuk hâkiminin - özellikle cezai takibatın bulunmadığı hallerde- söz konusu eylemin suç teşkil edip etmediğini kendiliğinden incelemeye kalkışmasıdır. Yerleşik kanı, hukuk hâkimine bu ruhsatı vermektedir. Ancak bizim de dâhil olduğumuz karşıt tutum, TTK 560 (= TBK 72) kuralının amacından ha- reketle, hukuk hâkimine re’sen böyle bir yetki verilmediği tezini savu- nur. Bize göre, ancak eylemin aynı zamanda suç teşkil ettiği yolunda sabitleşmiş bir ceza mahkemesi kararının varlığı söz konusuysa hukuk hâkimi, TTK 560 uyarınca uzamış zamanaşımını dikkate alabilmelidir. Yoksa hukuk hâkiminin doğrudan eylemin suç niteliğini araştırması yasa kapsamında gerekli değildir. Bu nedenle, böyle bir durumla karşı- laşan hukuk hâkiminin meseleyi bekletici mesele yapması, eğer bekleti- lecek bir mesele yoksa -örneğin şikâyet süresi geçmişse- hukuk zamana- şımı süresini dikkate alması kaçınılmaz hale gelir. Ancak ifade ettiğimiz gibi yerleşik görüşün tam tersi bir tutum ta- kınması ve yargı kararlarının da ısrarla bu tutuma destek vermesi nede- niyle tartışma güncelliğini korumaktadır. Oysaki tüm bu tartışmaları boşa çıkarmak ve meseleyi belirsizliğe mahkûm etmemek oldukça basit- tir. Gerçekten de kanun koyucu, kısa ve uzun zamanaşımı süresini bir miktar artırmak (örneğin mehaz OR 760’ta olduğu gibi beş- on yıl)86 ve ceza zamanaşımını devre dışı bırakmak suretiyle bu tartışmaları tama- men rafa kaldırabilir. Ancak bugüne kadar böyle bir girişim mevcut de- ğildir. Temennimiz bir an önce kanun koyucu tarafından sorunun ele alınması ve yukarıda önerdiğimiz formülle meselenin çözümlenmesidir. Aksi halde de lege lata anlamında da TTK 560 kuralını amaca uygun bir şekilde yorumlamak ve eylemin suç teşkil ettiği yönünde kesinleşmiş bir 86 Öğretide de kısa ve zamanaşımı sürelerinin mehaz yasadaki seviyelere çıkarılması yönünde tavsiyeler dile getirilmiştir (DİNÇ, Serhan, Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2018, s.179-180). Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1073 ceza mahkemesi kararı olmadığı sürece yönetim kurulu üyelerinin so- rumluluğu bahsinde uzamış zamanaşımı (ceza dava zamanaşımı) süre- sini dikkate almamak en doğru çözüm olacaktır. 1074 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI KAYNAKLAR AKDAĞ GÜNEY, Necla, Anonim Şirket Yönetim Kurulu, İstanbul 2016. ARAS, Bahattin, Hukuk ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etki- si, Ankara 2014. ARSLAN, A. İsmet, “Ceza Hukuku Kurallarının Haksız Fiilden Doğan Tazminat Taleplerine Etkisi (III)”, Yargıtay Dergisi, Temmuz 1980, C. 6, S.3 (s.507-528). BECKER, Hermann, Berner Kommentar zum Schweizerischen Zivilge- setzbuch, Bd. VI, Obligationenrecht, I. Abt., Allgemeine Bes- timmungen, Art. 1-183 OR, 2. Aufl., Bern 1945. BELGİN GÜNEŞ, Derya, Ceza Mahkemesi Kararlarının Hukuk Mahke- mesi Bakımından Etkileri, İstanbul 2019. BINDER, Andreas / ROBERTO, Vito, CHK- Handkommentar zum Schweizerischer Privatrecht, 3. Aufl., Zürich 2016. BOECKLİ, Peter, Schweizer Aktienrecht, 4. Aufl., Zürich 2009. BREHM, Roland, Das Obligationenrecht (Berner Kommentar), Die Ents- tehung durch unerlaubte Handlungen, Art. 41-61 OR, 4. Aufl., Bern 2013. BUERGI, Wolfard / NORDMANN-ZIMMERMANN, Ursula, Das Obli- gationenrecht (Zürcher Kommentar), 5. Teil: Die Aktienge- sellschaft und Kommanditaktiengesellschaft, B. 3, Art. 739-771, Zürich 1979. ÇAMOĞLU, Ersin, Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Huku- ki Sorumluluğu, İstanbul 2017. ÇAMOĞLU, Ersin, “Anonim Şirket İdare Meclisi Üyelerine Karşı Açıla- cak Mesuliyet Dâvalarında Zamanaşımı”, Batider 1965, C. III (s.266-279). DÄPPEN, Robert K, Basler Kommentar Zum Schweizerischen Privat- recht, Obligationenrecht I, Art. 1-529, 5. Aufl, Basel 2011. DİNÇ, Serhan, Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2018. DOĞANAY, İsmail, “Hukuk Hâkimi, Ceza Mahkemesinin Hangi Nevi Kararı ile Bağlıdır?”, Yargıtay Dergisi 1975, C. I, S.2 (s.21-31). ERDEM, Mehmet, Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. ERDÖNMEZ, Güray, Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, İstanbul 2017. ERİŞ, Gönen, Açıklamalı- İçtihatlı Ticari İşletme ve Şirketler Hukuku, Cilt: III (Madde 452-644), Ankara 2017. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1075 GİRAY, R. Eda / AKTEPE, Sezin, “Anonim Ortaklık Yönetim kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı Süreleri”, İstTÜ SBD 2008, S.14 (s.137-156). GÜNTÜLÜ ALKAN, Ayça, “Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı”, BAUHFD 2016, C. 11, S.147-148 (s.119-140). GÜRKANLAR, Metin, Bir Zarara Birlikte Neden Olan Birden Çok Kişi- nin Sorumluluğu, Ankara 1982. HONSELL, Heinrich, “İsviçre Borçlar Kanunu / OR 2020’ye İlişkin Eleş- tirel Düşünceler” (Çev. Ümmühan Kaya), YBHD 2017, Yıl: 2, S.2 (s.190-197). İNCEOĞLU, M. Murat / BAŞ SÜZEL, Ece / AYTEKİN İNCEOĞLU, Asuman; “Haksız Fiil Zamanaşımı ve Suçsuzluk Karinesiyle İlişkisi”, BAUHFD 2016, C. 11, S.145-146 (s.149-209). KAPANCI, Berk, “Ceza Mahkemesi Kararlarının Hukuk Mahkemesi Kararlarına Etkisi”, İnÜHFD 2016, C. 7, S.1 (s.511-552). KARAHASAN, Mustafa Reşit, Sorumluluk Hukuku: Sözleşmeden Do- ğan Sorumluluk, İstanbul 2003. KAŞAK, Esra / GANBARİ, Muhammed Kiomers, “İsviçre Borçlar ve Ticaret Hukukunda Zamanaşımı Revizyonu”, AHBVÜHFD 2020, C. XXIV, S.1 (s.93-126). KELLER, Max / SCHOEBI, Christian, Das Schweizerische Schuldrecht, Band I: Allgemeine Lehren des Vertragsrechts, Basel 1982. KILIÇOĞLU, Ahmet M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2015. KILIÇOĞLU, Ahmet M.,“Haksız Fiillerden Sorumlulukta Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk İlişkisi”, AÜHFD 1973, S.29 (s.185- 225). MUELLER Christoph, CHK- Handkommentar zum Schweizer Privat- recht, Obligationenrecht, Allgemeine Bestimmungen, Art. 1-183 OR, Zürich 2012. NARTER, Sami, “Haksız Fiillerde Zamanaşımı ve Bedensel Zararlarda Zamanaşımın Başlangıcı Sorunu”, THD 2015, C. 10, S.109 (s.21- 35). OĞUZMAN, Kemal / ÖZ, Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt II, İstanbul 2017. PETEK, Hasan, “Sözleşmeden Kaynaklanan Tazminat Taleplerinde Ceza Davası Zamanaşımı”, BAUHFD 2017, C. 12, S.153-154 (s.105- 137). 1076 | Dr. Öğr. Üyesi Alper ÖZBOYACI POROY, Reha / TEKİNALP, Ünal / ÇAMOĞLU, Ersin, Ortaklıklar Hu- kuku I, İstanbul 2014 [Anılış: Poroy / Tekinalp / Çamoğlu (İlgili Kısmın Yazarı)]. PULAŞLI, Hasan, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Şirketler Hu- kuku Şerhi, Cilt II, Ankara 2011. RIHM, Thomas / KÄNZIG, David, Orell Füssli Kommentar (OFK), Zu- rich 2016. SEROZAN, Rona / ÖZ, Turgut / ACAR, Faruk / GÖKYAYLA, K. Emre / DEVELİOĞLU, Hüseyin Murat; İstanbul Şerhi- Türk Borçlar Kanunu, İstanbul 2018 [Anılış: Serozan / Öz / Acar / Gökyayla / Develioğlu (İlgili Kısmın Yazarı)]. SPIRO, Karl, Die Begrenzung privater Rechte durch Verjährungs-, Verwirkungs- und Fatalfristen, Bern 1975. STUDER, Christoph D., Haftpflichtkommentar, Kommentar zu den schweizerischen Haftpflichtbestimmungen (Hrsgb: Fischer, Willi / Luterbacher, Thierry), Zürich – St. Gallen 2016. ŞENER, Oruç Hami, Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku, Ankara 2019. (Anılış: Ortaklıklar) ŞENER, Oruç Hami, Yeni TTK Döneminde Anonim ve Limited Ortaklık- lara İlişkin Verilen Yargıtay Emsal Kararlarının Değerlendiril- mesi, Ankara 2020, s. 170-171 TANDOĞAN, Haluk, Türk Mes’uliyet Hukuku, İstanbul 2010. TANDOĞAN, Haluk, “Anonim Şirket İdare Meclisi Âzalarına Karşı Açılacak Mesuliyet Davalarının Müruruzamanı Hakkında Bazı Düşünceler”, Batider 1965, C. III (s.122-126). TEKİNAY, Selahattin Sulhi / AKMAN, Sermet / BURCUOĞLU, Halûk / ALTOP, Atillâ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993. ÜNAL, Ertuğrul, “Uzlaştırma ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bıra- kılması Kurumlarının Masumiyet Karinesi Bağlamında Değer- lendirilmesi”, İKÜHFD 2018, S.1 (s.195- 216). VERDE, Michel, “Neues Jahrzehnt- neues Verjährungsrecht “, AJP 2020, s.171-186). VON BÜREN, Bruno, Schweizerisches Obligationenrecht, Allgemeiner Teil, Zürich 1964. VON TUHR, Andreas, Borçlar Hukuku 1-2, Ankara 1983 (Çev. Cevat EDEGE). VON TUHR Andreas / PETER Hans, Allgemeiner Teil des Schweize- rischen Obligationenrechts, Bd. I, 3. Aufl., Zürich 1979. Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin TTK 560 Uyarınca… | 1077 YAVUZ, Nihat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt 1, Madde 1- 338, Ankara 2013. YENERER ÇAKMUT, Özlem, “Türk Borçlar Kanunu m. 72 ve m. 74 Ba- kımından Ceza Hukukunda Ceza Sorumluluğunun Esası ve Dava Zamanaşımı Kavramlarına Kısa Bir Bakış”, Prof. Dr. İs- met Sungurbey’e Armağan, C. II, İstanbul 2012 (s.28 – 36).