T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/3134 KARAR NO : 2025/2303 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2020/666 Esas 2022/654 Karar KARAR TARİHİ : 26/09/2022 DAVA : Tazminat (Haksız İhtiyati Hacizden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 08/12/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 08/12/2025 Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verile…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/3134 KARAR NO : 2025/2303 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2020/666 Esas 2022/654 Karar KARAR TARİHİ : 26/09/2022 DAVA : Tazminat (Haksız İhtiyati Hacizden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 08/12/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 08/12/2025 Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı, istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a bendi uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket tarafından müvekkili aleyhine İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2016/8006 Esas sayılı dosyasında 25/03/2016 tarih 10.000-TL bedelli senede dayalı icra takibi yapıldığını, müvekkilinin süresi içinde imzaya itiraz ettiğini, sahte senet nedeni ile şirket yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, davalı şirketin itiraz ve savcılık soruşturmalarının sonuçlarını beklemeden müvekkilinin adresine iki kez hacze geldiğini, müvekkilinin menkul mallarının haczedildiğini, ayrıca müvekkilinin banka hesaplarına ve 4 adet araç kaydına haciz şerhi konulduğunu, imzaya itiraz davasının sonuçlandığını, senet üzerindeki imzaların sahte olduğu tespit edilerek imzaya itirazın kabulüne dair verilen kararın kesinleştiğini, resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından şirket yetkilisi ... hakkında İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldığını, icra dosyasından konulan hacizlerin alacağın çok üzerinde olduğunu, müvekkilinin ticari itibarının kalmadığını, nakit sıkıntısı çektiğini, müvekkilinin bu nedenle bir işyerini kapatmak zorunda kaldığını, vergi borçlarını ödeyemediğini, müvekkilinin tüm araç ve banka kayıtlarına haciz konulması nedeni ile çözüm üretmesinin engellendiğini, ticari hayatı sekteye uğrayan müvekkilinin manevi olarak etkilendiğini beyanla 20.000 TL manevi tazminat ile fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 3.000 TL maddi tazminatın 08/06/2016 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 10/05/2022 tarihli dilekçesi ile 3.000,00 TL olan maddi tazminat istemini 25.405,78 TL daha arttırarak 28.405,78 TL olarak ıslah etmiş, harcı yatırmıştır. DAVALI CEVABININ ÖZETİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tarafların tacir olduğunu, bu nedenle görevli mahkemelerin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, müvekkili şirketin ticari merkezinin Kiraz ilçesinde olması nedeniyle yetkili mahkemelerin Kiraz Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davanın 2 yıllık zaman aşımı süresinde açılmadığını, müvekkili şirket ile davacı arasında ticari ilişkiden kaynaklanan cari alacağa mahsuben takibe dayanak ve davaya konu senedin müvekkili şirket çalışanı ...'a verildiğini, müvekkilinin alacağını tahsil etmek için hak arama özgürlüğü kapsamında icra takibine geçtiğini, bahsi geçen bu senetten dolayı hala alacağını tahsil edilemediğini, senetteki imzaların müvekkili şirket ve çalışan huzurunda atılmadığını, senedin daha önceden doldurulmuş olarak müvekkili şirket çalışanına verildiğini, icra hukuk mahkemesince aksine bir karar verilmediği için icra mahkemesi kararına kadar takibin durmadığını, davacı tarafça da takibin durdurulması talebinde bulunulmadığını, davacının maddi zarara uğradığına yönelik iddialarının gerçekçi olmadığını, manevi tazminat koşullarının oluşmadığını beyanla davanın reddini istemiştir. DELİLLER : İzmir 9 İcra Müdürlüğünün 2016/8006 sayılı dosyası, İzmir 8.İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/600 esas sayılı dosyası , İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/269 esas sayılı dosyası, Banka kayıtları, ticari defterler, 21/01/2022 tarihli bilirkişi raporu, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını gösterir araştırma tutanakları ile tüm dosya kapsamı. İDM KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; davacı aleyhine vaki icra takibatına konu senedin sahteliği kaynaklı maruz kalınan haciz işlemlerinin haksızlık teşkil ettiği ve bu halden davalının sorumluluğunun doğduğunun münakaşasız olduğu, sahteciliğin sabit olmasına rağmen icrai takibata devam eden mevcut hacizleri devam ettiren yenileyen tahsilat yapan ve mevcut tahsilatı iade etmeyen davalının fiilleri ile tamamı ile kusurlu olduğu, davalının değişen delil durumu ve yargılamalara rağmen üzerine düşen yükümlülüğü yapmadığı için davacının takipte kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirmemesi kaynaklı kusur ve ve sorumluluğu kesen illiyet bağını tamamen bertaraf ettiği, bilirkişi raporunda yer alan masraf kalemleri yekunu ıslaha konu edilen miktar üzerinden maddi tazminat isteminin kabul edildiği, davalının sorumluluk ve mükellefiyetlerine göre borç ilişkilerinde lazım gelen icabatları, ana para ve feri ödemelerini, icra dosyasında davacının yaptığı ödemelerin tamamını iade etmediği için ağır kusurlu olup bu yönüyle manevi tazminat açısından haksız ve yersiz takip süreci ile sonrasında davalının kusurlu hareketinin zahmeti, elem ve ızdırabının mahiyeti itibari ile bu yönden de talep üzerinden davanın kabul edildiği gerekçesi ile; davanın kabulü ile maddi tazminat olarak 25.405,78 TL alacağın 08.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Manevi tazminat olarak 20.000,00 TL alacağın 08.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 2 yıllık zamanaşımı süresinde açılmayan davanın reddi gerektiğini, müvekkilin takip başlatması hak arama özgürlüğü kapsamında kalmakla, kötü niyetli kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bu senet dolayısıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 2016/60542 numaralı soruşturma dosyasından yapılan şikayet neticesinde tüm tarafların imzalarının incelemesine gidildiğini ve müvekkil şirket yetkilisinin hiçbir ilgi ve bağlantısı olmaması nedeniyle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, iş bu senedin sahteliğini bilmediği ve kastı olmadığının ortaya çıktığını, imzannı sahteliği bilebilecek durumda olmadığını, takibi durdurabilme imkanı bulunan davacının, bu hususta üzerine düşeni yerine getirmeksizin, henüz imzanın kendisine ait olup olmadığı dahi ortaya çıkmamışken, kendi durumunun ağırlaştırmasının uğradığı zarar ile müvekkil şirket sorumluluğundaki illiyet bağını kestiğini, takibi durdurabilme ihtimali olan davacının zararının artmasına bizzat kendi kusurlu hareketlerinin sebebiyet verdiğini, davacının ekonomik şartlarının kötüye gittiğinden bahisle işyerini kapattığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının dava dilekçesinde takip dosyalarını bildirmediğini, 13/04/2021 tarihli dilekçesi ile bildirdiği icra dosyalarının açılış tarihlerinin 2019 olduğu, dava konusu takibin tarihinin ise 08/06/2016, hacizlerin kalkma tarihinin de 20/03/2018 olduğunu, bilirkişi raporunda kat ihtar tarihlerinin ve takip başlangıç tarihlerinin dikkate alınmadığını, , kredi sözleşmelerinin celbi taleplerinin dikkate alınmadığını, kötüniyet ve ağır kusur bulunmadığından manevi tazminat isteminin de reddi gerektiğini, davacının iddia ve taleplerini kesinlikle kabul etmemek kaydıyla, Sayın Mahkeme aksi kanaatte ise imzaya itiraz davasında %20 tazminat ve %10 para cezasına hükmedilmiş olup, iş bu tazminatların mahsup edilmesi gerektiği beyanla kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini istemiştir. İSTİNAFA CEVAP : Davacı taraf istinafa cevap vermemiştir. G E R E K Ç E Uyuşmazlık, haksız icra takibi ve hacizden kaynaklanan haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda özetlenen gerekçelerle, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 6100 Sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilir; HMK'nun 357 inci maddesine göre de; İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz, maddeleri çerçevesinde inceleme yapılmıştır. Bilindiği üzere, haksız yere bir kimse aleyhine icra takibi yapılması, haksız haciz yapılması 6098 Sayılı TBK un 49. maddesi kapsamında haksız eylem niteliğindedir. Bu haksız eylemden zarar gören aynı maddenin ikinci fıkrası ile aynı Kanunun 50. maddesi uyarınca maddi zararını, Kanunun 58. uyarınca da itibarı zarar gördüğünden bahisle kişilik hakları saldırıya uğradığını ileri sürerek manevi tazminata hükmedilmesini de isteyebilir. Ayrıca, kural olarak Anayasa’nın 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde dava açmak,icra takibi yapmak hakkına sahiptir. Bu hak kötüye kullanılmadığı sürece hakkı kullananın tazminatla sorumlu tutulması söz konusu olamaz. İcra takipleri başkalarının kişilik haklarını zedeleseler bile belirli ölçüler içinde hukuka uygundur. Bu hukuka uygunluğun dayanağı, bireylerin yada da kamunun üstün menfaatlerinin korunmasıdır. Ancak, bu hak toplumsal görevine aykırı kullanılmışsa, bu kötüye kullanma davranışı hukuka aykırı kılar. Davalı yanın alacağını tahsil etmek amacıyla icra takibi başlatması, itirazın iptali davası açması, haciz talebinde bulunması alacaklıya kanunen alacağına kavuşması için tanınan hukuki yolların yanında borçlu olarak davacının da tüketebileceği hukuki yollar bulunmakta olup ( hacze itiraz, taşkın hacze karşı şikayet, verilen tedbire karşı itiraz yolu vb gibi) bu yollara başvurulmuş olması karşı taraf yönünden başlı başına bir tazminatı gerektirmez. Ayrıca, haksız icra takibi ve haciz nedeniyle manevi tazminat talep edilebilmesi için davalı tarafın davacı aleyhine başlattığı icra takibinde kötüniyetli ve ağır kusurunun varlığının davacı tarafından ispat edilmesi gerekir. Kusur sorumluluğu adalet duygularına uygun olup gerekçesini, kusurun, zarar verenin ahlaki veya hukuki yönden kınanabilir bir davranışı olarak nitelendirilmesinde bulmaktadır. Zararlı sonucu pasif durumda olan zarar gören değil, hukuken onaylanmayan davranışı ile zarar veren meydana getirdiğinden sonuçlarına katlanması adalet duygularını tatmin eder. ( F.Eren Borçlar Kanunu Genel Hükümler s 495 ) Kişilerin, kurallara aykırı davranmaları sonucu ortaya çıkabilecek tehlikeli sonuçların yol açacağı haksızlığa neden olmamaları bakımından, davranışlarında özenli olmaları gerekir. Davranışında özenli olmak, tedbirli, dikkatli olmak, meslek ve sanatta acemi olmamak emirlere ve nizamlara uymak demektir. Özensiz davranarak başkalarının çıkarlarına istemeden zarar veren bir kişi bu davranışının sonuçlarına katlanmak zorundadır. (Hafızoğulları, Zeki-Özen, Muharrem: Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler) Haksız takip ve haciz, haksız fiil niteliğinde olduğundan haksız haciz nedeniyle maddi tazminata hükmedilebilmesi için kusurlu ve hukuka aykırı bir haciz işlemi sonucunda zarar doğması, zarar ile haciz işlemi arasında da illiyet bağı bulunması gereklidir. Ayrıca uyuşmazlığa, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Kanunun 50 nci maddesi uygulanmalıdır. Belirtilen hükümler uyarınca; haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında kural olarak gerçek zarar ilkesi geçerli olup, zararın kanıtlanması davacı tarafa, hükmedilecek tazminatın miktarının belirlenmesi ise hâkime aittir. Haksız icra takibi ve haciz tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi gereği, haksız fiile dayalı tazminat talebiyle açılacak davada tazminat istemi, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar. Eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanacaktır. Somut olayda davacı aleyhine başlatılan takip tarihi 08/06/2016, imzaya itiraz davasında takibin haksızlığının tespit edildiği kararın kesinleşme tarihi 02/03/2018, hacizlerin kaldırılması isteminin icra müdürlüğünce kabul edildiği tarih 19/03/2018 olup, dava tarihi 24/09/2018 tarihi itibariyle zamanaşımının dolmadığı açık olup davalı vekilinin zamanaşımına yönelik istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Davalı tarafça davacı aleyhine İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2016/8006 Sayılı dosyasında 08/06/2016 tarihinde 19/01/2016 keşide tarihli 25/03/2016 vade tarihli, keşidecisi dava dışı ...., kefili davacı olan 10.000 TL bedelli bonoya dayalı 10 örnek icra takibi başlatıldığı, Ödeme emirlerinin 01/07/2016 tarihinde davacı ve diğer borçluya tebliğ edildiği, davacı ve diğer borçlunun 04/07/2016 tarihinde İzmir 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 2016/600 esas sayılı dosyası ile imzaya itirazda bulundukları, takibin geçici durdurulması isteminde bulunulmadığı, Takip dosyasında alacaklı vekilinin 12/07/2016 tarihli talebi üzerine 12/07/2016 tarihinde banka hesaplarına haciz konulmasına karar verildiği ve 20/07/2016 tarihinde davacının ...Bankası ve ...Bankası nezdindeki hesaplarına haciz işlendiği, 14/07/2016 tarihinde davacıya ait 4 adet araca haciz şerhi işlendiği, 19/07/2016 tarihli talimat haciz yazısı üzerine talimat icra dairesince davacının ev adresine 12/08/2016 tarihinde hacze gidildiği, Davacının 25/07/2016 tarihinde takibin geçici durdurulması isteminin İcra Mahkemesince 12/08/2016 tarihinde teminat mukabilinde kabulüne karar verildiği,İcra Mahkemesince alınan 03/10/2017 tarihli bilirkişi raporunda senetteki imzaların davacının ve diğer borçlu ....'ın eli ürünü olmadığının belirlendiği ve 2016/600 esas 2017/938 karar sayılı 12/10/2017 tarihli karar ile imzaya itirazın kabulüne, takibin durdurulmasına, davalı aleyhine %20 kötüniyet tazminatı ve %10 para cezasına hükmedildiği, kararın İzmir BAM 12 HD'nin 2018/23 esas 2018/512 karar sayılı 02/03/2018 tarihli istinaf başvurusunun esastan reddi kararı ile kesinleştiği, Davacının 08/03/2018 tarihli haciz kaldırma talebinin İcra Müdürlüğünün 19/03/2018 tarihli kararı ile kabul edildiği, Davacının şikayeti üzerine ceza soruşturması başlatıldığı, 24/04/2017 tarihli bilirkişi raporunda senedin ön yüzündeki yazı ve rakamların davalı çalışanı ...'un eli ürünü olduğu, ön yüzündeki kefil ve borçlu imzaları ile ... yazı ve imza örnekleri arasında grafolojik bir ilişki bulunamadığı, imza ve yazıların (davacı) ... ve.... eli ürünü olmadığı yönünde görüş bildirildiği, davalı şirket yetkilisi hakkında ek kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiği, çalışanı ... hakkında ise İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/269 esas sayılı dosyasında dava açıldığı, davalı şirketin ... hakkındaki şikayeti üzerine İzmir 34 Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/678 Esas sayılı dosyasında açılan davanın da birleştirildiği ve ...'un sabit görülen dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik ile birleşen dosyada hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçlarından ayrı ayrı mahkumiyetine karar verildiği, kararın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu yönünden uzlaştırma müessesesinin uygulanması için İstinaf Mahkemesince bozulduğu görülmüştür. Açıklanan safahate göre; davacının kefil göründüğü ve sahte olarak düzenlendiği sabit olan senede dayalı borçtan sorumluluğunun bulunmadığı, bu nedenle aleyhine başlatılan icra takibi ile davacının haciz muamelesine maruz kaldığı ve davacı aleyhine yapılan haczin haksız olduğu, sahtecilik eyleminin davalının çalışanı tarafından gerçekleştirildiği ve davalının sahte senedin lehdarı olduğu sabittir. Türk Ticaret Kanunu kapsamında tacir olan davalının basiretli tacir olarak kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermesi gerekir. Keza, adam çalıştıran olarak da sorumluluğu bulunduğu açık olan davalının haksız haciz ile illiyet bağı bulunan davacı zararından sorumluluğunun kabulü gerektiğinden davalı vekilinin kusur ve sorumluluğa değinen istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; maddi tazminat yönünden haksız haciz nedeniyle tazmini gereken zarar gerçek zarardır. Gerçek zarar, zarar verici eylem olmasaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idi ise o durumun yeniden tesisi için gerekli olan miktar kadardır. Zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı oluşabilecek zararlar gerçek zarar kapsamında değerlendirilemez. Bu sebeple tazminleri istenemez. Zira, anılan zararlar ile zararlandırıcı eylem arasında kanunun aradığı anlamda bir illiyet bağı mevcut değildir. Davacı banka hesaplarına ve araçlarına haciz konulması nedeniyle vergi ve kredi borçlarını ödeyemediğini, biriken bu borçlar nedeniyle hakkında başlatılan icra takiplerinde gecikme zamları, faizler ve diğer ferileri ödemek zorunda kaldığı iddiası ile maddi tazminat talep etmektedir. Davacının ....bankası ve ... Bankası hesaplarına ve adına kayıtlı 4 adet araca haciz konulduğu kayıtlarla sabittir. Dosya arasında bulunan davacıya ait entegrasyon sorgu sonucunda haciz konusu olan menkul ve hesaplar dışında davacı adına kayıtlı taşınmazlar da olduğu görülmektedir. Mahkemece, alınan 21/01/2022 tarihli hesap raporunda davacı ve davalının ticari defterleri ile davacı tarafça bildirilen 7 adet icra takip dosyasının incelendiği, anılan takip dosyalarında asıl alacak dışındaki işlemiş faiz, vekalet ücreti, takip harç ve masrafları toplamının 28.405,78 TL olarak hesaplandığı ve Mahkemece bu miktar üzerinden istemin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Ancak, hükmolunan maddi tazminat bakımından mahkemece alınan ve karara dayanak yapılan bilirkişi raporu, hüküm kurmaya ve kurulan hükmü izlemeye elverişli olmadığı gibi mahkemece yapılan inceleme de yeterli değildir. Öncelikle davacı tarafça bildirilen takip dosyalarından İzmir 2. İcra Müdürlüğünün 2019/12859, İzmir 11 İcra Müdürlüğünün 2019/11633 Sayılı takip dosyalarının UYAP üzerinden celbedildiği görülmekle beraber, bilirkişi raporunda incelendiği belirtilen İzmir 24. İcra Müdürlüğünün 2019/10790, 2019/11363, 27 İcra Müdürlüğünün 2019/11472,6 İcra Müdürlüğünün 2019/11090 ve 16 İcra Müdürlüğünün 2018/12899 takip dosyaları fiziken dosya içerisinde veya Uyap kayıtlarında görülemediğinden raporun, dolayısıyla kararın bu yönden denetimi mümkün olamamıştır. Anılan takip dosyalarına konu borçların niteliğine ve kaynağına göre haciz tarihinden önceki döneme ait ödenmemiş borç olup olmadığı, kredi borcu ise ( emsal Yargıtay 4 HD 2015/7435 E.2016/8205 K) ilgili bankadan, davalı alacaklının koyduğu haciz tarihi itibari ile davacı tarafından kredi borçlarının düzenli ödenip ödenmediği hususu araştırılmalı , yine hükme esas alınan rapordaki tabloya göre takip tarihlerinin hacizlerin kalkma tarihinden sonra olduğunun anlaşılmasına göre öncelikle bu durum celbedilecek takip dosyaları içeriğinden denetlenmeli, ödenmeyen ve takibe konu edilen borçların vadelerinin/taksit tarihlerinin hacizler kalktıktan önce/sonra/haczin ayakta olduğu zaman diliminde olup olmamasına göre değerlendirme yapılmak üzere bu hususları takip ve denetime imkan verir şekilde bilirkişi raporu alınmalı, yine davacının araçlarının ve banka hesaplarının hacizli olduğu dönemde, bu dönemde vadesi gelmiş borçlarını karşılamaya yeter başkaca malvarlığı olup olmadığı hususu da araştırılarak davacı tarafından maddi zarar olarak bildirilen ( 7 adet takip dosyasındaki asıl alacak dışındaki) ödemeler ile davalı alacaklının icra takibi ve haciz işlemi arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılmalı ve sonucunda illiyet bağının tespit edilmesi durumunda BK. 50. maddesi uyarınca davacının gerçek zararının belirlenmesi gerekir iken eksik inceleme ile karar verilmiş olması doğru görülmediğinden, davalı vekilinin maddi zarar hesabına yönelik istinaf başvurusunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre ; ilk derece mahkemesi'nce uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin (...) toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1. fıkra (a-6) bendi gereğince esası incelenmeden kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, davalı vekilinin diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına ilişkin karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/666 Esas - 2022/654 Karar sayılı, 26/09/2022 tarihli kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1 fıkra (a-6) bendi gereğince ESASI İNCELENMEDEN KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı vekilinin diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, 5-Davalının peşin yatırdığı 855,00 TL istinaf karar ve ilam harcının istek halinde iadesine, 220,70 TL istinaf yoluna başvuru harcının mahsubu ile Hazineye gelir kaydına, 6-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği ve harç tahsil / iade işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 Sayılı HMK'nun 353. Maddesi (1-a) bendi uyarınca 08/12/2025 tarihinde KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. ..