T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:02/03/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:07/01/2026 DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:02/03/2026 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARI…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:02/03/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:07/01/2026 DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:02/03/2026 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkili şirket ile aralarındaki cari hesap ilişkisine dayanan borç nedeniyle davalı-borçlu aleyhine İstanbul 23. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlunun takip konusu borca ve yetkiye itiraz ettiğini ve bunun neticesinde ilgili takibe yetkili Antalya 10. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından devam edildiğini, ancak takip dosyasından gönderilen ödeme emrine karşı davalı borçlu tarafça itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, takip konusu cari hesap ekstresi ve dayanağı faturaların taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden davalı borçlu şirkete satılıp teslim edilen emtialara ilişkin olarak düzenlendiğini, davalı tarafın bu faturalara ilişkin malı teslim aldığını ancak fatura bedelini ödemediğini, davalı taraf cari hesapta borçlarının bir kısmını ödemişse de bakiye borcunu kendisine yapılan tüm başvurulara rağmen ödemediğini, takip konusu cari ekstrede yer alan aralarındaki ticari ilişkiye istinaden kesilen faturaların davalı şirkete tebliğ edildiğini, davalı şirket tarafından süresi içerisinde itiraz edilmediğini ve takibin kesinleştiğini, ancak davalı tarafından cari ekstrede yer alan alacak bedellerinin ödenmediğini, bunun üzerine borçlu aleyhine ödenmeyen alacakların tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın itirazlarında haksız olduğunu belirterek haksız itirazın iptaline, alacağın likit olması sebebiyle % 20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Davalının cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "..Tarafların ticari defterlerini sunmadığı, davalı taraf, takibe itiraz dilekçesinde ödeme defiinde bulunmadığı gibi akdi ilişkiye de itiraz etmediği; her ne kadar borcunun olmadığını beyan etmiş ise de dayanağı faturaları form BA belgeleriyle vergi dairesine bildirildiği, bu bildirilen faturalar yönünde akdi ilişkinin ve fatura içeriği malzemenin teslim edildiğinin kabulü gerektiği, her ne kadar davacı taraf takibe kadar işlemiş faiz talebinde bulunmuş ise de davacının takipten önce davalıyı usulüne uygun şekilde temerrüde düşürdüğü sabit olmadığı anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne, likit olan asıl alacağın %20’si oranında tazminatın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine" karar verilmiştir. Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dairemizin 05/03/2025 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile; "... Davanın çözümünde öncelikle tebligat, taraf teşkili, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkı kavramları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Yetkili makamlar tarafından bir takım hukuki işlemlerin, bunların hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kimselere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin de usulüne uygun şekilde yapıldığının belgelenmesi olarak tanımlanan tebligat, Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının, daha da özelde hukuki dinlenilme hakkının tam olarak kullanılması ve bu suretle adil bir yargılamanın yapılmasını sağlayan çok önemli bir araçtır. Bir davada davalının, davacının açmış olduğu davadan haberdar olması, davaya cevap vermesi ve hatta cevap süresinin işlemeye başlaması için dava dilekçesinin tebliğ edilmesi gerekir. Aksi durumun ilgilinin hak arama hürriyetini kısıtlayacağına şüphe yoktur. Aslında hemen her hukuksal işlemin tebligat ile sonuç doğuracağını söylemek mümkündür. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi ve davanın süratle sonuçlandırılabilmesi öncelikle tarafların duruşma gününden usulünce haberdar edilmesi ve böylece taraf teşkilinin sağlanması ile mümkündür. Bu yolla kişi, hangi yargı merciinde duruşması bulunduğuna, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğuna, yargılamanın safahatına, duruşmanın hangi tarihte yapılacağına, verilen kararın ne olduğuna, Tebligat Kanunu'nda açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile vakıf olabilecektir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde "Hukuki dinlenilme hakkı" düzenlenmiştir. Buna göre davanın taraflarının yargılama ile ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere bu hak Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. İddia ve savunma hakkı olarak da bilinen bu hak, tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını tam ve eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır. Hakim tarafları dinlemeden veya açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/52 Esas ve 2009/105 Karar sayılı kararı) Taraf teşkili kamu düzeninden olup, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Mahkemenin, dava dilekçesini ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun amir hükmü gereğidir. Taraf teşkili sadece davanın açılması aşamasında değil, yargılamanın diğer aşamalarında da önem taşımaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 23.11.2011 gün ve 11-554 Esas ve 684 Kararı.) Tüzel kişi adına çıkarılan tebligat, tüzel kişinin adresinde Tebligat Kanunu'nun madde 12 ve 13, Tebligat Yönetmeliği'nin 20-21. madde hükümlerinde öngörüldüğü şekilde yetkili temsilcisine yapılır. Tüzel kişinin birden fazla yetkili temsilcisi varsa, tebligat bunlardan sadece birine yapılır. Bu kişilerin bulunmadıkları tebligat memuru tarafından tevsik edildiği takdirde hazır olan şirket memur ve müstahdemlerine yapılır. Somut uyuşmazlıkta; dava 12/04/2019 tarihinde açılmış, dava dilekçesinin tebliği için "... Mahallesi ... Sokak ...Apartmanı No:... .../ANTALYA" adresine çıkarılan davetiye iade olunmuş; davalı şirketin Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden adresi sorulmadan nasıl tespit edildiği anlaşılamayan "... Mahallesi ... Apartmanı No:... Merkez/ANTALYA" adresine duruşma gününü bildirir davetiye gönderilmiştir. Bu adrese gönderilen tebligatın da iade gelmesi üzerine davalı yanın ticaret sicil müdürlüğünde kayıtlı olmayan bu son adresine Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre usulsüz tebligat yapıldığı, akabinde ticari defter ve belgelerin ibrazı için çıkarılan davetiye ve bilirkişi raporuna karşı itiraz ve beyan hakkı tanınması açısından davalı adına çıkartılan ihtaratlı tebligatın da bir önceki tebligat gibi usulsüz yapıldığı ve davalının gıyabında hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Hükmi şahıslara ne şekilde tebligat yapılacağı, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 12 ve 13. maddelerinde belirlenmiştir. Tebligat adresinin, borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresi olması ve tevziat saatlerinde kapalı olması veya tebligatın alınmasından imtina edilmesi halinde, bu adrese TK'nun 21/1. maddesine ya da koşullarının yerine getirilmesi halinde aynı Kanunun 35/4. maddesine göre tebligatın yapılması gerekir. 01.11.2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 35/4. maddesinde; "Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır", Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 57/4. maddesinde ise; “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından ana statü, sicil ve tüzük ve kuruluş senedi gibi kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır" düzenlemeleri yer almaktadır. Bahse konu maddenin gerekçesinde; "...... Maddenin dördüncü fıkrası, tüzel kişiler bakımından özel ve açık bir düzenleme getirmektedir. Tüzel kişilerin adreslerinin, bir sicil veya resmi kayıtta belirli olması sebebiyle meçhul olması düşünülemez. Bu çerçevede daha önce kendilerine tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmi kayıtlarındaki adreslerinin esas alınacağı ve bu madde hükümlerinin uygulanacağı açıkça düzenlenmiştir......" açıklaması yer almaktadır. Davalı şirketin adresinin "... Mahallesi ... Sokak ... Apartmanı No:... .../ANTALYA" olduğu, bu adrese Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmadığının anlaşılması karşısında, davalı şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresi dışında başka bir adrese yapılan tebligatların usulsüz olduğu açıktır. Açıklanan gerekçelerle; Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal hükümler ve ilkeler gözetilerek, davalı tarafa usulünce tebligat yapılıp, taraf teşkilinin sağlanmasından sonra, yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davalının yokluğunda yapılan yargılama sonucu hüküm tesisi doğru olmamış, davalı yanın bu hususa ilişkin istinaf isteminin kabulü gerekmiştir. Sonuç olarak; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına" karar verilmiştir. Dairemizin kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesince; "... Antalya BAM 11. HD'nin 05/03/2025 tarihli ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı gereğince mahkememizce davalı tarafa usulünce tebligat yapılmış, taraf teşkili sağlanmış ve yargılamaya devam edilmiştir. Taraflar arasında davacı tarafından davalı şirkete mal satılması şeklinde ticari ilişki bulunduğu, davacının davalı aleyhine başlattığı fatura ve cari hesaba dayalı icra takibinin davalının borca itirazı ile durduğu, davacı tarafça davalının icra takibine vaki itirazının iptali istemiyle eldeki davanın açıldığı, davalı tarafın icra dosyasında borçlu olmadıklarından bahisle asıl borca ve ferilerine itiraz ettiği, davacı tarafın dava konusu döneme ilişkin ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda talimat yolu ile düzenlenen 04/11/2025 tarihli mali müşavir bilirkişi raporunda davacının davalı ile olan carisinin 13.135,05 TL olduğu, avukatlık masrafların yansıtılması sonucunda 14.727,62 TL olduğunun tespit edildiği, davalı tarafın dava konusu döneme ilişkin ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen ... tarihli mali müşavir bilirkişi raporunda ise taraflar arasında ticari bir ilişkinin mevcut olduğu, dava ve takip konusu alacağın dayanağı olan faturalar ve muhteviyatındaki malların davalı şirkete teslim edildiği, davalı şirketin ticari defterlerinde takip ve dava konusu alacağın dayanağı olan toplam 14.684,98.-TL. tutarındaki 2 adet faturanın davacı adına alacak olarak kaydedildiği ve bu faturalar borcu davacı adına borç kaydedilen 4 adet çek bedelleri ile kapatıldığı ve davalının ticari defterlerine göre takip/dava konusu alacağın dayanağı olan faturalara istinaden takip tarihi itibariyle davalının davacıya bir borcunun kalmadığının kayıtlı olduğunun tespit edildiğinin anlaşıldığı, bu doğrultuda davalı vekiline bilirkişi raporunda belirtilen çek bilgilerini mahkememize bildirmek üzere süre verildiği fakat davalı tarafça çek bilgilerinin mahkememize bildirilmediği, davalı tarafça çeklerin davacı şirkete teslim edildiği ve çeklerin karşılığının ödendiğine ilişkin hususun ispatlanamadığı, davacı tarafın icra takip dosyasında işlemiş faiz talebinde bulunduğunun görüldüğü ancak dosya kapsamında davacının davalıyı icra takip tarihinden önce temerrüde düşürdüğünü ispatlanamadığından işlemiş faiz talebinin yerinde olmadığı, böylece davalının takibe itirazının kısmen haksız olduğu anlaşıldığından davanın kısmen kabulü ile Antalya 10. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takip dosyasına davalı tarafça yapılan itirazın kısmen iptaline, 13.135,05-TL asıl alacak üzerinden aynen devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, dava konusu alacak faturaya dayalı olup likit olduğundan davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulü ile asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davacıya hiç bir borcu bulunmadığını, yargılama sırasında bidayet mahkemesince dosyanın davacının ve davalı müvekkilinin ticari defterlerini inceletilmesi açısından iki farklı bilirkişiye gönderildiğini, bu doğrultuda müvekkili şirketin defterlerine ilişkin ... tarihli bilirkişi raporunun, davacı şirketin ticari defterlerine ilişkin ise ... tarihli bilirkişi raporu tanzim edildiğini, İlk Derece Mahkemesince tanzim edilen işbu bilirkişi raporları dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, hatalı mali ve hukuki değerlendirme içeren işbu raporların hükme esas alınabilmesinin mümkün olmadığını, uyuşmazlık konusu davanın, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisine dayanılarak başlatılan icra takibine (Antalya 10. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas) davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptali talebine ilişkin olduğunu, takip konusu alacağın dayanağının ise davacı şirketin iddialarına göre; toplam 14.684,98-TL tutarındaki ... ve ... nolu iki adet faturadan kaynaklanan cari hesap bakiyesi olduğunu, müvekkili şirketin ticari defterleri hakkında hazırlanan ... tarihli bilirkişi raporunda; müvekkili şirketin gerekli ticari defter ve kayıtlarını usulüne uygun olarak tutmuş olduğunu ve bu doğrultuda bulunan belgelerin müvekkili lehine kesin delil olacağını, müvekkili şirketin usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarında dava konusu faturaların da yer aldığını, ticari defterlerde faturaların 4 adet çek ile kapatıldığını, bu tespit gereği müvekkilinin hiç bir borcu bulunmadığını, iddia olunan borcun da bu dava açılmadan çok önce ödendiğini, HMK'nın 222. maddesi ve TTK'nın 83. maddesinde yer alan hükümler uyarınca, kanuna uygun olarak eksiksiz ve usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerin belirli şartlar altında sahibi lehine delil olarak kabul edileceğini, bu durumda müvekkili şirkete ait ticari defterlerin usulüne uygun olarak tutulduğu hususu da nazara alındığında ticari defterlerin ve defterlerde yer alan 4 adet çekin mevcudiyetinin sabit olduğunu, bu durumun müvekkili şirketin lehine delil olacağını, bilirkişinin, raporun sonuç bölümünde, "çeklerin karşılığının ödendiğine dair dava dosyasına tevsik edici bir belgenin ibraz edilmediği" tespitine yer verdiğini, bilirkişi tarafından yapılan tespiti kabul etmedikleri, zira müvekkili şirketin ticari defterlerinde 15.05.2017 tarihli ... yevmiye numaralı çeklerin davacılara verilmiş olduğu hususun sabit olduğunu, davacı şirketin ticari defterleri bakımından yapılan tespitlerde ise sonuç olarak her ne kadar davacının da defterlerini usulüne uygun olarak tutmuş olduğu tespit edilmiş ve sonuç olarak aşırı talepte bulunmadığı ifade edilmiş olsa da bu durumun gerçeği yansıttığının kabulünün mümkün olmadığını, zira davacı şirketin müvekkili şirket tarafından kendilerine verilen 4 adet çeki ticari defterlerine kaydettirmemiş olduklarından halen müvekkilinden alacaklı olduklarını iddia ettiklerini, oysa usulüne uygun tutulan ve kesin delil niteliğini haiz müvekkili şirkete ait defterlerde görülebildiği üzere müvekkilinin bu borç ilişkisi için 4 adet çek keşide ettiğini, bu durumda davacı şirketin defterlerinde yer alması gerekirken yer almayan bu çeklerin davacının defterlerinin kesin delil olma etkisini ortadan kaldıracağını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190 uyarınca ispat yükü, ödeme vasıtası olan çeklere ilişkin itirazlarda bulunan ve alacağın devam ettiğini savunan davacı tarafa geçtiğini, ... tarihli bilirkişi raporunun "Tespit ve Değerlendirmeler" bölümünde, müvekkili şirketin ticari defterlerinin (2016 ve 2017 yılı Yevmiye, Defteri Kebir ve Envanter defterleri) TTK'nın m. 64/3 gereğince noter açılış ve kapanış tasdiklerinin süresinde yapıldığı ifadelerine yer verildiğini, bu tespitin, müvekkili şirkete ait olan ticari defterlerin hukuken usulüne uygun olarak tutulduğunu gösterdiğini ve müvekkili lehine delil teşkil edeceğini, bu durumda davacının, ticari defter kayıtlarının aksini ispatlamak için HMK'nın madde 222 hükmü gereği alacağının varlığını kesin delil ile ispatlaması gerektiğini, ifade edilen yükümlülüğün davacı yanca gerçekleştirilmediği müddetçe davanın reddi gerektiği hususunun sabit olduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, faturaya dayalı başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Kural olarak fatura konusu mal veya hizmetin teslimini ispat külfeti davacı satıcıya ait olup, yasal delillerle desteklenmediği sürece fatura ve davacı defter kayıtları tek başına alacağın varlığını kanıtlamaz. Davacı, fatura içeriğinin davalıya teslim edildiğini kanıtlamak zorundadır. Davacı bu iddiasını, uyuşmazlığın miktarına göre yazılı delille kanıtlamalıdır. HMK'nın 222.maddesi; "Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir" hükmünü haizdir. Somut uyuşmalıkta; dosya kapsamına alınan bilirkişi raporları gereğince faturaların her iki tarafın da ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, yine faturaların davalı yanca BA formunda Vergi Dairesine bildiriminin de yapıldığı, her iki tarafın ticari defter ve belgelerinin kanuna uygun tutulduğu ve sahibi lehine delil vasfında bulunduğu, davacının takibe konu açık hesap bakiyesi gereğince 13.135,05-TL alacak miktarının ticari defterlerinde kayıtlı bulunduğu, her iki yan BA-BS formlarının da uyumlu olduğu belirlenmiştir. Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. Maddesine göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili HMK'nın 222. maddesine bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Somut uyuşmazlıkta davalı taraf soyut şekilde borcu olmadığını ileri sürmüştür. Davalı şirketin ticari defterlerinde; takip ve dava konusu alacağın dayanağı olan toplam 14.684,98-TL tutarındaki 2 adet faturanın davacı adına alacak olarak kaydedildiği ancak bu borcun davacı adına borç kaydedilen 4 adet çek bedelleri ile kapatıldığı ve davalının ticari defterlerine göre takip/dava konusu alacağın dayanağı olan faturalara istinaden takip tarihi itibariyle davalının davacıya bir borcunun kalmadığının kayıtlı olduğu tespit edilmişse de; İlk Derece Mahkemesince davalı vekiline bilirkişi raporunda belirtilen çek bilgilerini bildirmek üzere süre verildiği, fakat davalı tarafça çek bilgilerinin sunulmadığı anlaşılmış olup, bu bağlamda davalı tarafça çeklerin davacı şirkete teslim edildiği ve çeklerin karşılığının ödendiğine ilişkin husus davacı yanca ispatlanamamıştır. Davacı alacağını kanuna uygun ticari defterleri ve BA formu ile kanıtlamıştır. Açıklanan sebeplerle davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde değildir. 6100 sayılı HMK'nın 355/1. maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 897,26-TL nispi istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 732,00-TL harcın mahsubu ile bakiye 165,26-TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA, 3-Davalının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE, 5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 02/03/2026 ...