T.C. TEKİRDAĞ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/816 KARAR NO : 2025/944 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/02/2025 NUMARASI : .../... Esas - .../... Karar DAVACI : VEKİLLERİ : DAVALI : VEKİLLERİ : TASFİYE MEMURU : DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/01/2023 KARAR TARİHİ …
T.C. TEKİRDAĞ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/816 KARAR NO : 2025/944 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/02/2025 NUMARASI : .../... Esas - .../... Karar DAVACI : VEKİLLERİ : DAVALI : VEKİLLERİ : TASFİYE MEMURU : DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/01/2023 KARAR TARİHİ : 15/10/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 15/10/2025 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A-)TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: TALEP; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin maden işletmesinde kömür yıkama, eleme ve kurutma tesislerinde kömür zenginleştirmesi amacıyla 2015 yılında davalı ile yapılan teklif ve sözleşme uyarınca davalıdan 5 adet elek satın aldığını ve montaj yaptırdığını, taahhüt edilen kömür eleme miktarının yarısına ulaşılmasıyla verimsizlikleri anlaşılınca, 10/01/2020'de yapılan ek sözleşme ile tamirattan sonra taahhüde ulaşılamazsa, makinelerin iadesi ve amortismanı düşülerek bedelin ödenmesinin kararlaştırıldığını, sonraki yıllarda da arızaların meydana gelmesi sonucu 17/08/2022'de tarafların yaptığı toplantıda makinelerin geri alınıp taahhüt edilen niteliktekilerin verilmesinin kararlaştırıldığını, ancak iade edilecek bedel kabul edilebilir olmadığından sözleşmenin ifa edilmediğini, davacı tarafından ..... iki öğretim üyesinden alınan raporda; eleklerin 150 t/h besleme kapasitesine uygun olmayıp verim değerlerinin altında kaldığı, taahhüt edilen elekler olmadığının bildirildiğini belirterek, bedeli ödenen 4 adet eleğin; kurulan elekler olmadığı ile satış sözleşmesi ediminin ifa edilmediğinin tespitine, belirtilen nitelikteki eleklerin tesise kurulup çalıştırılması ediminin ifasını, ifa edilmezse sözleşmedeki 150 ton/saat kapasitedeki eleklerin davacı şirketçe bedeli davalıdan tahsil edilerek yaptırılabileceğine ya da ifa eksik kabul edilirse eleklerin metal değerinin mahsubu ile bakiye satıs bedelinin (şimdilik 10.000,00 TL'nin) iadesine, elekler teklif/ taahhüt edilen nitelikte olmadığından verim kaybı nedeniyle maddi zararın tespiti ile şimdilik 10.000,00 TL'nin tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 14/05/2024 tarihli ıslah dilekçesi ile; satış sözleşmesi bedeli 507.400,00 Euro (TCMB euro kuru 34,72 TL ile 17.616.928 TL) tutarından, makinalar iade alınmadığından hurda değeri 379.165,00-TL'nin mahsubu ile kalan tutar (17.237.763 TL), verim kaybı nedeniyle kazanç kaybı zararına istinaden 3.203.616 TL ile toplam dava değerini 20.421.379,00-TL'ye çıkararak harcı ikmal etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; makinelerin teklife uygun olduğunu, iki makinenin doğrusal atımlı sınıflandırma eleme makinesi, diğer iki makine ise susuzlandırma eleme makinesi olduğunu, davalının teklifinde taahhüt edilen bir eleme miktarı olmadığını, makinelerin eleme değil kömür yıkama veya susuzlandırma makineleri olduğunu, sınıflandırma/ boyut ayırma gibi bir taahhüt bulunmadığını, 10/01/2020'deki inceleme sonucu makinelerin amacına uygun kullanılmayıp, arızaların bundan oluştuğu tespitine rağmen makineleri güçlendirmek amaçlı revizyonu kabul ettiğini, tutanakların davaya konu olmayan arızalar ile ilgili olduğunu, .... öğretim üyelerince verilen raporun makinelerin teklif çalışma şartları dışında, davacının beyanları çerçevesinde inceleme yapılıp verildiğini, dava edilmeyen 27/04/2015 tarihli teklife konu 3013 nolu makinenin eleme yapan tek makine olup bunun için bir dava/ talep bulunmadığını, dava konusu 3003, 3004, 3005 ve 3006 nolu makinelerin susuzlandırma makinesi (kömürü zenginleştirmek amaçlı kömüre verilen suyu süzmek) olduğunu ve boyut ayırma beklenemeyeceğini, teklifin eleme için değil susuzlandırma için olduğunu, eleme için bir teklif verilse tane dağlımı verilerine ihtiyaç olacağını, bu hususta teklifte açıkça "bilinmiyor" diye belirtildiğini, makinelerin davacı tarafından teklif ettikleri amaca uygun kullanılmadığını, 28/07/2015 tarihli teklif konusu ve 316019 numaralı fatura haricinde diğer faturaların dava ile ilgisiz tesisin başka makineleri için sarf malzemeleri olduğunu, 14/04/2015'de teklif edilen 4 susuzlandırma elek makinesinin (tasnif veya boyutlandırma değil) 28/07/2015 tarih ve 316019 nolu fatura ile teslim edildiğini, 10/01/2020'de yapılan protokolün makinelerin kapasitesi ile değil makine arızaları ile ilgili olduğunu, protokolde arızaların giderileceği ve tekrarlanırsa makinelerin kulanım süreleri gözönüne alınıp, amortisman değerleri düşülerek davalıca iade alınacağının belirtilip imzalandığını, davacının 390.000 Euro talep ettiği iade bedelinin 4 makine için geçerli olduğunu, ancak şikayetin sadece 150 ton/ saat susuzlandırma eleği olarak teklif edilen 2 makineyi kapsadığını, iki makinenin yani 3003 ve 3004 nolu makinelerin toplam fatura bedelinin 218.500 Euro olduğunu, davacının fazla talepte bulunduğunu belirterek, haksız davanın usulden ve esastan reddini savunmuştur. B-)MAHKEMENİN KARAR ÖZETİ: "...Mahkememiz değerlendirilmesinde bilirkişi raporları da dikkate alınarak aluid ifa değil ayıplı ifa söz konusu olduğu değerlendirilmiştir. Zira eleklerin 150 ton/saat besleme kapasitesi için uygun olmadığı, 150 ton/saat kapasitede eleklerin çalışmadığı ve verimin büyük ölçüde düştüğü, imalat hatası olduğu ve gizli ayıp olduğu ve ilk teslimde de ayıbın mevcut olduğu ve de ilk 1 aylık deneme ve test çalışmaları sırasında tespit edilebileceği belirtilmektedir. Yani davacıya vaad edilenden farklı makina verilmediği ancak verilen makinanın özelliklerine göre ayıplı olduğu anlaşılmaktadır. Tacir olan ve basiretli davranma yükümlülüğü altında bulunan davacı, ürünlerin anlaşmaya göre teslim edilmesi gereken ürünler olup olmadığını tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde ortaya koymalı veya en azından ortaya koymaya yarayacak davranışları sergilemedi idi. Oysa, davacı defterlerine de işlediği faturalara konu ürünlerin, faturada yazılı ürün olmadığını yıllar sonra iddia etmektedir ve bu iddiasını ispatlayacak hiçbir somut delil de gösterememektedir. Bu nedenledir ki, davacının, teslim edilmesi gerekenden başka bir ürün teslim edildiği iddiası, somut dosyada ispat edilebilmiş değildir. Satış sözleşmesi bakımından satıcının maldaki ayıplardan sorumlu tutulabilmesi için alıcının gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmiş olması gerekir. Gözden geçirme ve bildirim alıcı bakımından bir yükümlülük niteliğinde olup alıcı bu yükümlülükleri yerine getirmezse malı ayıplı hali ile kabul etmiş sayılır ve ayıp nedeniyle sahip olduğu hakları kaybeder...Dava konusu malın, irsaliyeli fatura tarihi olan 28.07.2015 tarihinde teslim edildiği kabul edilmiştir ve davacının davalı ile 10.01.2020 tarihli toplantı öncesi bir bildirimine rastlanmamıştır. Bildirim süreleri hak düşürücü olduğu gibi satıcının ağır kusuru da belirlenemediğinden, 2 yıllık zamanaşımı da sona erdirdiği ve davalının zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verildiğini...öte yandan şunu da belirtmek gerekir ki; ayıp durumunda dahi ihbar süresi ve şekli öngörülmüş iken, aliud ifanın süresiz olarak ileri sürülebileceğinin kabulü de mümkün değildir. Yasada aliud ifa için bir süre öngörülmemiş ise de bunun ticari hayatın sınırları içerisinde ve makul bir süre içinde yapılması gerekir. Aksinin kabulü, alınan her ürünün aylar hatta yıllar sonra aynı iddiaya maruz kalması anlamına gelir ki bu durum ticari hayatı içinden çıkılması imkansız bir kaosa sürükler, açıklanan gerekçelerle açılan davanın reddine...." karar verildiği görülmüştür. C-)İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ; Hükme karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; sundukları .... iki öğretim üyesinden alınan raporda; eleklerin 150 t/h besleme kapasitesine uygun olmayıp verim değerlerinin altında kaldığı, taahhüt edilen elekler olmadığının bildirildiğini, dosyada alınan 10/09/2023 tarihli heyet raporu da "eleklerin kapasitesinin 100 ton/saat üzerine çıkarıldığında arka beslemenin şiştiği ve makinenin eleme yapmadığı, 0.5 mm'lik elekte besleme miktarının önemli ölçüde azaldığı, taahhüt edilen 150 ton/saat kapasitesine geldiğinde verimin 1/3 oranına düştüğü" denilip kusur tespit edildiğini, ağır kusur halinde satıcının TBK m.225/1 uyarınca ayıbın kendisine bildirilmediğini ileri süremeyeceğini, aliud teslim gerçekleştiğinde alıcıya ihbar mükellefiyeti yüklenemeyeceğini, Taahhüt edilen üründen başka bir ürün teslim edilirse aluid ifadan söz edileceğini, davalının 150 ton/saat kapasiteli eleği taahhüt etmişken, 90 ton/saat ve aşağısı kapasiteli elek verdiğini, bu ürünün sürekli çalışması halinde ana bağlantı sistemi ve alt şaselerde kırılmalar meydana geldiğinden düşük kapasitede olsa da çalışmalarının olanaksız olduğunu, ayıbın gizli olup imalat hatasının satış esnasında da bulunduğunun raporda belirtildiğini, alınan 10/09/2023 tarihli heyet raporunda edimin aliud ifa olarak ifa edilip bu nedenle ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanmayacağı, zira edimin hiç ifa edilmediğinin belirtildiğini, aksi yönlü Mahkeme gerekçesini kabul etmediklerini, Ayıbın ürünlerin ilk tesliminde mevcut olduğunu, ayıbın tespitinin akabinde davalı şirketin teknik servis ve tamir hizmetinde bulunduğunu, ayıbın tamir ile düzeltilebilir bir ayıp olduğu inancıyla tamir talep edildiğini, eleklerin tam performans çalışmayıp sürekli arıza çıkardığını, sundukları belgelerden süresinde ayıp ihbarında bulunulduğunun anlaşılacağını, Dava konusu eleklerden; 3003, 3004, 3005 ve 3006 numaralı eleklerin 29/07/2015 tarihinde, 3013 numaralı eleğin ise 27/10/2015 tarihinde gönderildiğini, 3003, 3005, 3006 ve 3013 nolu eleklerin 2016 yılı Temmuz ayında devreye alındığını, 3004 nolu eleğin devreye alınmasının 2016 yılı Ekim ayında olduğunu, dosyaya ibraz edilen ve eleklerin düzgün çalışmaması ve taahhüt edildiği şekilde teslim edilmemesi nedeniyle baş gösteren arızalara ilişkin 2016 yılından 2022 yılına kadar olan sürece ilişkin belgeleri sunduğunu belirterek, dava dilekçesindeki hususları tekrar ederek 2016, 2017, 2018 ve 2020 yıllarındaki kimi yazışma ve tutanaklar bulunduğunu, Davacı şirket yetkilileri davalı şirket yetkilileri ile whatsap ve mail üzerinden iletişim kurarak makinelerdeki arızalara ilişkin bildirim ve ihbarlarda bulunduklarını, evraklar dosyada bulunsa da Mahkemece görülüp görülmediğinin belirsiz olduğunu, gerekçeli kararda sunulan belgelere bir atıfta bulunulmadığını, Davalı şirketin ayıbın ihbar edilmediği ve garanti süresinin dolduğu gibi dürüstlük kuralına aykırı iddialarda bulunduğunu, bu iddiaların yazışmalar ve süreç dikkate alınarak reddi gerektiğini, 2020 ve 2022 yıllarındaki belgelerde davalının kabul ve taahhüt beyanları ile davalı firmanın taahhüt edilenden başka makineler verildiğinin kabul edildiğini, geri alma ve taahhüt edilen kapasiteli yeni makineler verileceğine dair taahhüt beyanının, Mahkeme kararındaki ayıplı ifa ve zamanaşımına ilişkin kanaatin hukuka uygun olmadığını, Dava konusu makinelerin satışı yapılan makineler olmadığı belirtilmesine ve 10 yıllık genel zamanaşımı süresinde iade istenebileceği belirtilmesine rağmen, Mahkemece 2 yıllık zamanaşımının delillere ve hukuka uygun olmadığını, Davalı şirketin kötüniyetli olup, hemen davacı şirket aleyhine ihtiyati hacze gidildiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili sunduğu istinafa cevap dilekçesinde; davacının siparişinden farklı bir ürün teslim edildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacıya sipariş teklif formlarındaki makinaların sağlam ve eksiksiz teslim edildiğini, 5 yıldan uzun süre kullanılıp eleklerle ilgili şikayetlerden ötürü davalının iyi niyetli olarak ilgilense de davacının hatalı kullanmaya devam ettiğini, maden sektöründeki kullanılan makinelerin 8 yıl sonra aynı verimde olamayacağını, davacıya makineler teslim edildikten sonra basiretli bir tacir gibi ilk muayeneden sonra şikayet etmemesi, ilk ihbarın 7 yıl sonra yapıldığı dikkate alınarak, ancak "her halükarda kabul anlamına gelmemekle dahi" 5 yıl sonra bu ihbarın yapıldığı varsayılsa dahi gerek ayıp ihbarı gerekse de aluid ifa için bu sürelerden sonra yapılan ihbarın kötüniyetli olduğunu, ömrünü tamamlamış makinelerin iadesin istemenin kötü niyetli olduğunu, Ayıbın ihbarının şekli şarta tabi olduğu ve ne şekilde yapılacağının TBK ve TTK'da belirtilip, davacının iddiası gibi bir ayıp ihbarı bulunmadığını, Mahkemece 10/01/2020 tarihli ve 17/08/2022 tarihli tutanakların sonuca etkisi bulunmadığının isabertle değerlendirildiğini, Her ne kadar dava hak düşürücü süreden reddedilse de; dosyadaki raporların ve ek raporların hatalı olduğunu, Mahkemece davacı iddiasının aksine tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilip gerek ayıplı ifa gerekse de aluid ifa açısından itirazlar değerlendirilerek hüküm tesis edildiğini belirterek, davacının istinaf başvurusunun reddini talep etmiştir. D-)DELİLLER; .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/02/2025 T. .../...E. .../... K. sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. E-)İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ; Dava; davalı şirkete 2015 yılında kurulumu gerçekleştirilen 4 adet makinenin taahhüt edilen kapasite ve performansta olmadığından aliud ifa olduğu iddiasına dayalı bedel iadesi ve kazanç kaybı tazminatı talebine ilişkindir. Davacı Şirket vekili, maden sahalarında kullanılmak üzere davalı Şirket ile 2015 yılında satış ve montaj sözleşmesi yaptıklarını ve toplamda 5 adet elek makinesi kurulduğunu, makinelerden 4 tanesinin arıza ve taahhüt edilen verime ulaşmadığını, sözleşme konusundan başka ifa (aliud ifa) bulunduğunu belirterek terditli sözleşmenin aynen ifası, olmazsa makinelerin satıcıya iadesi ile ödenen bedelin makinelerin hurda değeri düşülerek tahsili ile verim kaybından kaynaklı zararın tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili ise 4 makinenin elek makinesi değil teklif ve sözleşmedeki gibi susuzlaştırma makinesi olduğunu, dava konusu olmayan 1 makinenin ise elek makinesi olduğunu, davacının makineleri amacına uygun kullanmadığını, buna rağmen iyiniyetle tamirat yaptıklarını, satıştan 5 yıl sonra makinelerin ömrü bitmek üzere iken iade talebinin kötüniyet olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davacının aliud ifa hususunu ispatlayamadığını, ayıptaki 2 yıllık zamanaşımı süresi dolup davalı zamanaşımı def'inde bulunduğundan davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. Davacı istinafında genel olarak; ayıp hususunun gerek makinelerin tesliminden sonraki davalı Şirkete yapılan arıza bildirimleri ile onarımlar, gerekse davadaki uzman görüşü, bilirkişi kök ve ek raporları ile ispatlandığını, davalı Şirketçe teklif ve sözleşmedeki kapasiteden düşük verimsiz makineler teslim edildiğinden aliud ifa olduğunu, Mahkemece satışın yapıldığı 2015 yılından 2020 yılına dek davalı ile yaptıkları yazışmaların dikkate alınmadığını,, aliud teslim gerçekleştiğinden alıcıya ihbar mükellefiyeti yüklenemeyeceğini, buna rağmen ayıp ihbarında bulunduklarını, 2020 ve 2022 yıllarındaki belgelerde davalının kabul ve taahhüt beyanları, geri alma ve taahhüt edilen kapasiteli yeni makineler verileceğine dair taahhüt beyanının dikkate alınmadığını, 10 yıllık zamanaşımın dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. İstinaf incelemesi HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. İstinaf incelemesine konu karar başlığında; taraf vekillerinin tümünün adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297.maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir. Uyuşmazlık, davalıca davacıya teslim edilen 4 adet makinenin ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıbın gizli ayıp mı aliud ifa mı olduğu, davacı tarafından ihbar yapılması gerekip gerekmediği, usulünce ihbar yapılıp yapılmadığı, davacının makineleri amacına uygun kullanıp kullanmadığı ile davacının açıklanan terditli taleplerinin koşulları ile varsa alacak miktarına ilişkindir. Öncelikle dosyada mevcut revize teklif formu, faturalar ve diğer belgeler gözönüne alındığında; taraflar arasındaki uyuşmazlığa konu sözleşmenin davalı şirketçe imal edilen 2 adet doğrusal atımlı eleme makinesi ile 2 adet doğrusal atımlı yıkama makinesi olduğu, makinelere ilişkin kimi teknik husus ve ayrıntıların belirtilerek, tüm malzemelerin Alman menşeli olacağı, teslim süresinin ticari ve teknik mutabakat ile 12- 13 haftada Almanya fabrikasından yükleneceği ile makinelerin imalat hatalarına karşı 12 ay garantili olduğunun belirtildiği görülmüştür. Bu duruma göre, sözleşmede işin davacının maden sahasında kullanılacak teknik özellikleri belirtilen ve imalatı 12-13 hafta alacak eleme ve yıkama makineleri olacağı ve kararlaştırılan özelliklerin davacı için belirlendiği anlaşılmış olup, her ne kadar taraflar satım sözleşmesi olarak nitelendirmiş ve Mahkemece de böyle kabul edilmiş ise de eser sözleşmelerinin düzenlediği 470. vd. maddelerinin uygulanması gerekmesine rağmen, satım sözleşmesine ilişkin TBK hükümleri doğrultusunda değerlendirme yapılması hatalı olmuştur. Uyuşmazlığın çözümlenmesi bağlamında, eser sözleşmesine, ayıp ihbarına ve ispata yönelik yasal hükümlere değinmekte fayda bulunmaktadır. Eser sözleşmesinde iş sahibinin borcu iş bedelini ödemek (TBK'nın 479/1.md.), yüklenicinin borcu ise eseri iş sahibinin amacına uygun, haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmektir. Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, TBK'nın 474-478 maddeleri arasında düzenlenmiştir. TBK'nın 475.maddesi ayıbı işin kusurlu olması veya sözleşmeye aykırı bulunması olarak tanımlamıştır. Ayıp eserde olması gereken lüzumlu vasıfların veya sözleşmede kararlaştırılan vasıfların eksikliğini ifade etmektedir. Açık ayıplarda TBK'nın 474/1. maddesine göre iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz (geç sayılmayacak bir süre içinde) eseri gözden geçirip varsa ayıplarını yükleniciye bildirmesi gerekir. Sonradan ortaya çıkan ayıpta yani gizli ayıplarda ise TBK 477/3. maddeye göre ayıp ortaya çıktıktan sonra gecikmeksizin ayıp ihbarının yapılması gerekir. Ayıp halinde iş sahibinin hakları 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre iş sahibinin seçimlik hakları; sözleşmeden dönme, bedelden indirim yapılmasını veya ayıbın giderilmesini talep etme haklarıdır. Kural olarak, ayıbın varlığının iş sahibi tarafından kanıtlanması gerekir. Ayıbın varlığını kanıtlama yükümlülüğü ayıbın niteliğini kanıtlamayı da kapsar. Ayıbın varlığı ve niteliğinin belirlenmesi teknik incelemeyi, bu nedenle bilirkişi raporu alınmasını da gerektirdiğinden iş sahibi ayıbın varlığını ve niteliğini kanıtlama yükümlülüğü nedeniyle kendisine teslim edilen esere ilişkin bilirkişi incelemesi yapılabilmesini mümkün kılacak şekilde davranmalıdır. Ayrıca ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması zorunlu olmayıp süresinde ayıp ihbarının yapıldığı her türlü delille ve tanık beyanıyla dahi kanıtlanabilir. Sözleşmede garanti süresi bulunduğunda iş sahibi ihbar zorunluluğu olmaksızın garanti süresi içinde ortaya çıkan açık ve gizli ayıplarla ilgili zamanaşımı süresi içinde seçimlik haklarını kullanarak yükleniciden ayıpların giderilmesini talep edebileceği gibi, aleyhine dava açabilecek ve iş bedelini ayıp giderim bedeli miktarınca ödemekten kaçınabilecektir. (Yargıtay 15. H.D. 19.06.2014 gün, 2013/4976 E. 2014/4282 K. ve Yargıtay 15. H.D. 2017/809 E. 2017/2159 K. sayılı ilamı) Bu kapsamda ayıp ile sözleşmeye aykırı ifa (aliud ifa) kavramlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. Ayıp, taraflar arasındaki sözleşme ile kararlaştırılan vasıfların eksikliği veya kararlaştırılmamış olsa dahi dürüstlük kuralı gereğince eserde bulunması gerekli vasıfların eksikliği iken; sözleşmeye aykırı ifa (aliud ifa) ise, taraflar arasındaki sözleşmeyle kararlaştırılmış olan üründen başka bir ürünün teslimidir. Eğer alıcı tarafından istendiği bildirilmiş eşyadan apayrı, bambaşka bir eşya teslim edilmişse, yani basit bir nitelik sapması (nitelik eksikliği) değil de apaçık bir özdeşlik veya türdeşlik sapması gerçekleşmişse, artık ayıplı ifadan değil de başka bir şeyle yanlış ifadan (aliud ifadan) söz edilir. (Prof.Dr. R. Serozan, Borçlar Hk. Özel Bölüm, İstanbul, 2002, syf.126,130). Başka bir deyişle "çeşidiyle belirlenen bir menkulün satımında, sözleşenlerin çeşidini belirlemek için sözleşmede öngördükleri vasıflardan biri teslim edilen şeyde bulunmazsa artık ayıplı teslim değil satılandan başka bir şeyin teslimi (aliud teslimi) söz konusudur." (Yargıtay 11.H.D. 20/02/1999 T. 1988/9372 E. 1990/1085 K. sayılı ilamı). Ayıplı ifa halinde ayıplı olsa da bir ifa mevcutken, aliud ifada ise sözleşme hiç ifa edilmemiş kabul edilmektedir. Bu nedenle aliud ifa halinde satıcı, ayıba karşı tekeffül hükümlerine göre değil, borcun hiç ifa edilmemesine ilişkin TBK'nın 112 ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca sorumlu tutulmalıdır. Sözleşmeye aykırı ifa halinde alıcı bu teslimi kabul etmiş ise, yüklenici TBK'nın 112. maddesi gereğince sözleşmeye aykırı ifada hiçbir kusuru olmadığını kanıtlamadıkça oluşan zarardan sorumludur. Dosya kapsamında yapılan incelemede; keşfe dayalı bilirkişi kök ve ek raporlarının alındığı görülmüştür. 12/09/2023 tarihli bilirkişi kök raporunun heyette 1 makine mühendisi, 1 SMMM ve 1 makine mühendisi bulunduğu, makinelerin gizli ayıplı olduğunun belirtildiği, ayıplı ifa mı aliud ifa mı olduğunun değerlendirmesinin hukuki niteleme olup Mahkemece yapılması gerektiğine işaret edildiği, Mahkeme kararında ise bu hususta davacının sözleşme ve teklifteki malları irsaliyeli fatura ile defterlerine kaydettiği, davacıya vaad edilenden farklı makina verilmediği ancak verilen makinaların ayıplı olduğu, aliud ifayı davacının ispatlayamadığı, ayıp durumunda da davacının ayıp ihbarı yapılması gerektiği sonucuna ulaşıldığı anlaşılmıştır. Bilirkişi ek raporunun ise aynı heyete 1 jeoloji yük. müh. ile 1 maden müh. eklenmesiyle ile düzenlendiği, 14/03/2024 tarihli ek raporda; önceki kök raporda makineler hakkında yorum yapılmış ve hukukçu bilirkişisi tarafından da bu hususların ayrıca yorumlandığı, ancak bilirkişilerce yapılan tespit ve yorumda makinanın cinsi ve buna bağlı olarak çalışma prensibi ve makinenin görevi bakımından somut tespitlere değinilmediği (örneğin; suzuzlandırma eleği ne demek, ne iş yapar? tane boyutu eleği ne demek, ne iş yapar?) görülmüştür, denildiği, sonrasında davacı Şirketin çalıştığı maden sahasının niteliği ile bu makinelere ilişkin teknik açıklamalar yapıldığı, teklif mektupları ve faturalar incelendiğinde, şikâyete konu makinelerin susuzlaştırma ile ilgili olduğu, davacı Şirketçe sunulan bilimsel görüşün (teknik raporun) nem kaybı ile ilgili olmadığı, tamamı ile tane boyutu eleme şeklinde verim kaybının hesaplandığı, bu nedenle yazılan özel raporun susuzlandırma eleğinin asli vazifesi olan nem kaybının sağlanması ile ilgili bir yorum olmadığı, makinelerin çalışmaları ile ilgili kullanım bilgilerine uymanın önemli olduğunu, dosya bazında kömürün nem oranı verimi ile ilgili bir şikayete rastlanılmadığının görüldüğünün belirtildiği, makineler çalıştırılarak gözlem yapıldığı, heyetçe tesis 1'deki 3004 numaralı elekte yapılan incelemelerde tesis 3'tekine benzer sıkıntıların burada da görüldüğü, fakat makinaların dava tarihinden yaklaşık 5 yıl, kurulum tarihinden yaklaşık 9 yıl geçmesinden dolayı makinalardaki aksaklıkların, teknik yönden, kullanım hatasından veya kullanma zamanından dolayı doğan yıpranma payından vb. nedenlerden olabileceği, tek bir nedene bağlamanın hatalı olduğunun düşünüldüğü, eleklere beslenen tüvenan hazırlanmış malzemenin değişen besleme oranlarında elekle buluşmasından itibaren eleklerde ve bununla birlikte sistemde sıkışmanın meydana geldiği ve tam kapasiteye yaklaştıkça susuzlandırmada kullanılan suyun elek altına tamamen yeterince yerine getiremediği ve eleklerin gelen malzemeyi karşılayamadığı görülmüş olup, bunun tesis verimini olumsuz yönde etkilediği, işlenemeyen malzemede herhangi bir zaiyat ve kayıp olmadığı, tüvenenmalzeme olarak tekrar sisteme konulup işlenip satılabileceği, mevcut durumun sadece enerji, zaman ve işçilik ile günlük üretim kaybına neden olabileceği bildirilip, sadece 1 aylık zarar hesabı yapıldığı, raporun teknik değerlendirmesiyle davalı savunmalarının desteklendiği anlaşılmıştır. Tüm bu açıklamalara göre somut olayda; her ne kadar Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin nitelendirilmesinde hata yapılmış ise de, varılan sonuç itibariyle bu husus esasa etkili bulunmamıştır. Yine davacı vekili her ne kadar teslim edilen makineler bakımından aliud ifa iddiasında bulunsa da; makinelerin teklif formu ve sözleşmedeki makineler olduğu, basiretli davranma yükümlülüğü altındaki davacı Şirketin Makinelerin kurulumunun yapıldığı 2015 yılından, dava tarihine dek bu hususta davalı satıcıya hiçbir bildirimde bulunmadığı anlaşılmıştır. 2020 yılındaki taraf yetkililerinin toplantı tutanağında da davacının bu yönde bir itirazı bulunmayıp, davalı satıcıdan makinelerin kimi teknik özelliklerinde tadilat ve değişiklikler yapılmasının mutabakata bağlandığı görülüp; davacının aliud ifaya yönelik bir bildiriminin dava öncesinde bulunmadığı anlaşıldığından, davacı bu yönlü iddiasını ispatlayamamış, davacı istinafı da yerinde görülmemiştir. Davacı, makinelerin teklif formundaki verime ulaşamama nedeninn ayıptan kaynaklandığını da ispatlayabilmiş değildir. Zira, Dairemizce yeterli teknik inceleme ve değerlendirmeler içerdiği kanaatine varılan 14/03/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda da isabetle belirtildiği üzere; verim düşüklüğünün nedeninin makinelerin kullanım hatasından mı yoksa dava tarihi itibariyle kurulumunun üzerinden 9 yıl geçmiş olmasından mı kaynaklandığının tespit edilemediği, makinelerin ömrünün sonuna gelinmesi hususu da dikkate alındığında, zararın ve iade koşullarının varlığının ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle, dava tarihinden önce ne aliud ifa bulunduğu ne de zarar miktarına ilişkin bir tespit de bulunmadığı dikkate alındığında, Mahkeme hükmü sonucu itibariye isabetli bulunup, aksi yönlü davacı sebepleri yerinde görülmemiştir. Yine, Makinelerin satıldığı 2015 yılı temmuz ile toplantı tutanak tarihi 2020 yılı Ocak ayı arasında davacı Şirketçe davalıya yapılan bir ayıp ihbarının bulunmadığı, her ne kadar davacı Şirketçe mail ve yazışmalardan bahsedilse de dosyada buna ilişkin bir belge bulunmadığı, mail olarak belirtilen yazılarda 2020 tarihi bulunduğu görülmesi de dikkate alınarak, bu yönlü davacı istinafı da yerinde bulunmamıştır. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; ilk derece mahkemesi tarafından davanın reddine dair verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, bilirkişi raporuna göre verilen kararda kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-(b-1) bendi uyarınca esastan reddine karar verilip, aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-)Davacının ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/02/2025 T. ..../.... E. ..../.... K. sayılı; ilk derece Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK' nın 353/1-(b-1) bendi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-)İstinaf kanun yoluna başvurma harcının, Hazine'ye gelir kaydına, 3-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken harç peşin alındığından, yeniden alınmasına yer olmadığına, 4-)İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için sarf edilen masrafların, kendi üzerinde bırakılmasına, 5-)İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmın, HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra İlk Derece Mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-)6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın Dairemizce taraflara tebliğine, Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 15/10/2025 Başkan E-imza Üye E-imza Üye E-imza Katip E-imza * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*