T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1457 Esas KARAR NO : 2025/1317 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 29/09/2021 NUMARASI : 2020/266 Esas, 2021/834 Karar DAVANIN KONUSU: ALACAK (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 16/10/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1457 Esas KARAR NO : 2025/1317 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 29/09/2021 NUMARASI : 2020/266 Esas, 2021/834 Karar DAVANIN KONUSU: ALACAK (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 16/10/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkiline ait ve hak sahibi olduğu bir grup kitabın dağıtımıyla ilgili taraflar arasındaki sözleşmenin, davalı tarafından tek taraflı ve haksız olarak feshedildiğini, İstanbul 16.Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/944 E. 2019/970 K.sayılı ilamı ile müvekkilinin davalı şirketten 41.109,00 TL tazminat alacağının 27.12.2005 tarihinden avans faiziyle tahsilinin gerektiği kanaatine varıldığını, ancak, bu dava sırasında, bilirkişi raporuna göre 41.109,00 TL'nin, saklı tutulan 26.869,00 TL'sinin ıslah talebiyle davaya dahil edildiğini, ancak mahkemenin Yargıtay bozma ilamı sonrasında, “Yargıtay başvurusundan sonra ıslah yapılamıyacağından” bahisle, bu davaya dahil edilen iş bu miktarı reddettiğini, bakiye alacağın tahsiline karar verildiğini, hükmün işbu miktarın reddiyle ilgili kısmı kesinleştiğinden ayrı bir davayla talep zorunluluğu doğduğunu belirterek 26.869,00 TL'nin 27/12/2005 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/944 esas sayılı dosyasının henüz kesinleşmediğinden derdest olduğunu, birleştirme talebinde bulunduklarını, bekletici mesele yapılması gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının dağıtımını talep ettiği kitapların müstehcen olduğunun bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, müvekkilinin sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirdiğini, işlem temelinin çöktüğünü, zarara ilişkin somut delil sunulmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/944 esas, 2019/970 karar sayılı ilamında davacı tarafça talep edilen 15.000,00 TL tazminattan davaya konu kitapların hurda bedeli 760,00 TL olarak kabul edilerek hurda bedeli olan 760,00 TL mahsup edilmek suretiyle 14.240,00 TL yönünden kabul kararı verilmiş olup, iş bu ek davada ise, davacı tarafça 27/03/2012 tarihinde bozma ilamından sonra dava, ıslah edilerek talep sonucu 41.109,57 TL'ye çıkartılmış olup, 15.000,00 TL'si yönünden asıl davada hüküm verildiğinden bakiye miktar 26.109,57 TL yönünden davanın kısmen kabulüne karar verildiği, her ne kadar davacı taraf 26.869,00 TL yönünden dava açmış ve karardan sonra tavzih yoluyla mükerrer hurda bedeli düşümü yapıldığını belirtmiş ise de, toplam ıslah olunan miktardan İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/944 esas sayılı dosyasına konu 15.000,00 TL düşüldüğünde hüküm verilen miktara ulaşıldığı, davacı tarafça ıslah olunan miktardan hurda bedeli düşülerek hükme bağlanan kısım dikkate alınmaksızın mahsup yapıldığından eldeki davanın bu miktar üzerinden açıldığı, tavzihe tabi bir durum bulunmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne 26.109,57 TL alacağın temerrüt tarihi olan 27/03/2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; süresi içinde sundukları cevap dilekçesinde belirtildiği üzere davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, davacının alacak iddiasının 15.06.2005 tarihli feshe dayandığını, söz konusu fesihten itibaren 15 yıl geçtiğinden alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı tarafça açılan ilk davanın 27.12.2005 tarihi olduğunu ve davacının fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığını, doğrudan kısmi dava açtığını, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında ilk açılan kısmi davada her he kadar 27.03.2012 tarihinde ıslah dilekçesi sunulduğu beyan edilmişse de, yargıtay7ın bozma kararında sabit olduğu üzere, davacı tarafından yapılan ıslahın usulsüz olduğu ve hukuk nezdinde hüküm ve sonuçlarını doğurmadığını, kısmi dava açılması halinde alacağın yalnız o kısmı için zamanaşımının kesileceğini, dava dışı kalan bölüm hakkında zamanaşımının işlemeye devam edeceğini, bu nedenle ek dava yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, ilk derece Mahkemesince faiz başlangıç tarihi olarak 27.03.2012 tarihinin kabul edilmesinin anlaşılamadığını, ıslahın yeni bir dava olmayıp sadece dava dilekçesinde yapılan bir değişiklik olduğunu, geçersiz sayılan ilk yargılamadaki ıslahın temerrüt tarihi kabul edilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin sözleşmenin imzalandığı 2002 yılından feshedildiği 2005 yılına kadar sözleşmeden kaynaklı yükümlülüklerini eksiksiz ve kusursuz olarak yerine getirdiğini, ancak 5237 sayılı TCK ile getirilen değişiklikler sonucu şartların değiştiğini ve sözleşmedeki dengelerin müvekkili aleyhine olarak olağanüstü ve katlanmaz biçimde bozulduğunu, müvekkilinin daha önce yerine getireceği edimin yasal yaptırımı idari para cezası iken, kanunun değişmesi sebebiyle hapis cezasına dönüşmüş olmasının, müvekkili açısından katlanması beklenmez bir durum olduğunu ve artık bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi olanaksız olduğunudan sözleşmenin feshinin zorunlu hale geldiğini, müvekkilinin bu zorunluluk karşısında sözleşmenin feshi yoluna gittiğini, davanın haksız fesih sebebiyle uğranılan zararın tazmini talebiyle açılmış olmasına rağmen, davacının ne zarara uğradığına dair hiç bir açıklamasının bulunmadığını, Mahkemece de davacının tüm zararının hesaplanmadığını, davacı tarafça ilk açılan davada hiç bir şekilde davacının ne kadar zarar ettiğinin tespit edilmediğini, kısmi davadaki Yargıtay'ın onama kararının, bidayet Mahkemesini bir an bağladığı kabul edilse bile, Yargıtay incelemesinde hiç bir şekilde zararınnı hesaplama şekli ve miktarının incelenmediğini, bu nedenle ilk davada alınan bilirkişi raporunun iş bu davadaki tarafları bağlamadığını, bir için davacının zarar ettiği kabul edilse bile bilirkişi heyeti tarafından yapılan hesaplamanın yerleşik Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, bilirkişi heyetinin yalnızca davacı tarafından hazırlanan tablolara göre hesaplama yaptığını, davacı tarafından hazırlanan belgelerin delil niteliğinin bulunmadığını, davacı tarafından düzenlenen bu belgelerin davacı lehine delil sayılmasının kural olarak mümkün olmadığını, tüm kitapların satılacağının sabit olmadığını, davacının muhtemel zararları dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, davacının tüm kitapları zayi ettiğini ortaya koyamadığını, davanın ispat edilemediğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, taraflar arasında imzalanan dağıtım sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı olarak İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/944 Esas, 2019/970 karar sayılı dosyasında açılan tazminat davasında bozmadan sonra yapılan ıslah ile talep edilen bedelin reddedilmesi nedeniyle ek tazminat istemine ilişkindir.İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/944 Esas, 2019/970 Karar sayılı dosyasında, iş bu davanın davacısı tarafından davalı aleyhine açılan tazminat davasında, davanın kısmen kabulüne 14.240,00 TL alacağın dava tarihi olan 27.12.2005 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, ıslah ile talep edilen fazlaya ilişkin istemin reddine karar verildiği, kararın 13.04.2021 tarihinde Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.İstinafa konu uyuşmazlığın, davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, Mahkemece verilen kısmen kabul kararının yerinde olup olmadığı noktasında olduğu anlaşılmıştır. Davalı, süresi içinde verilen cevap dilekçesiyle birlikte zamanaşımı definde bulunulmuştur. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin feshine ilişkin ihtarnamenin 15/06/2005 tarihli olduğu, davacı tarafça 27/12/2005 tarihinde açılan davada alınan rapor doğrultusunda davanın 27/03/2012 tarihinde ıslah edildiği, ıslah talebinin reddi nedeniyle eldeki davanın açıldığı, asıl davanın 13/04/2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmakla ek dava niteliğinde olan davada genel zamanaşımı süresi dolmadığından zamanaşımı itirazının reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında 19.08.2002 tarihli Dağıtım Sözleşmesi düzenlendiği uyuşmazlık konusu değildir. Davalı tarafından davacıya gönderilen Beyoğlu 19. Noterliği'nin 22.06.2005 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile taraflar arasındaki 19.08.2002 tarihli sözleşmenin 01.07.2005 tarihinde hüküm doğurmak üzere davalı şirket tarafından feshedildiğinin bildirildiği anlaşılmıştır.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla dava konusu Sözleşme tarihi olan 19.08.2022 tarihi ile sözleşmenin fesih tarihi olan 01.07.2005 tarihinde 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlüktedir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5. maddesi "Hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri" başlığını taşımaktadır. Söz konusu madde "(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur. (2) Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Dava, sözleşmeden kaynaklı alacağın tahsili istemine ilişkin olduğundan, bu durumda dava, Borçlar Kanunun 146. maddesinde (818 Sayılı BK.nun 125. md) öngörülen 10 yıllık zamanaşımına tabidir.Somut davada davacı, ek dava açmak suretiyle asıl davada 27.03.2012 tarihli ıslah dilekçesinde talep edilen alacak miktarı olan 26.869,00 TL'yi dava konusu yapmıştır. Eldeki dava, 26.03.2020 tarihinde açılmış, davalı vekili süresi içinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Taraflar arasındaki sözleşme 19.08.2002 tarihli olup, 22.06.2005 tarihli ihtarname ile 01.07.2005 tarihinde hüküm doğurmak üzere davalı tarafından feshedilmiştir. Feshedilen sözleşmeden kaynaklı alacaklar fesih tarihinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacaktır. Bu durumda işbu ek davanın, en fazla 01.07.2015 tarihinde talep konusu yapılması gerekmektedir. Somut uyuşmalıkta ise bozmadan sonra ıslah yasağının söz konusu olduğu dönemde davacı 27.03.2012 tarihinde ıslah talebinde bulunmuştur. Yargıtay tarafından, 04.02.1948 tarih, 10/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereği bozmadan sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı, bu durumda mahkemece, davacı tarafından bozma sonrası yargılama aşamasında ıslah edilen ıslaha konu miktarın reddi gerekirken anılan içtihadı birleştirme kararına aykırı olarak ıslah ile artırılan miktarın da hüküm altına alınmasının doğru görülmediği gerekçesi ile kararın bu yönüyle de bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece 07.03.2017 tarihli duruşmada anılan bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Davacı ile davalı arasındaki Dağıtım sözleşmesinin 01.07.2005 tarihinde feshedildiği, kısmi dava olarak açılan ilk davada dava konusu edilen kısım yönünden zamanaşımının kesildiği, kalan kısım için zamanaşımı süresinin işlemeye devam edeceği, sözleşmenin fesih tarihi olan 01.07.2005 tarihinden iş bu davanın açılış tarihi olan 26.03.2020 tarihi arasında 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından mahkemece davalının zamanaşımı itirazının kabulü ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek davanın kısmen kabul kararı verilmesi isabetli olmamış, kararın belirtilen nedenlerle kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından HMK'nun 353/1-b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında davanın zamanaşımı sebebiyle reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen nedenlerle KABULÜ ile, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/266 Esas, 2021/834 Karar sayılı ve 29/09/2021 tarihli kararının HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE,2-a) Davanın zamanaşımı sebebiyle REDDİNE,b)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan davacı tarafından başlangıçta yatırılan 458,86 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 156,54 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,c)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,dDavalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konu hakkında karar verilmesine YER OLMADIĞINA,e)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenen 26.869,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,f)Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA,İstinaf Giderleri Yönünden3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan davalı tarafından peşin olarak yatırılan 445,89 TL harcın mahsubu ile bakiye 169,51 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,4-Davalı tarafından karşılanan 607,99 TL istinaf harçları ile 70,00 TL istinaf yargılama giderleri olmak üzere toplam 677,99 TL'nin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-Davacı tarafından karşılanan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,6-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmın yatıran tarafa İADESİNEDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 bendi ile aynı Kanunun 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.16/10/2025