T.C. DİYARBAKIR BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/522 - 2026/517 T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/522 KARAR NO : 2026/517 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN : MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 16/04/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 16/04/2026 Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Ma…
T.C. DİYARBAKIR BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/522 - 2026/517 T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/522 KARAR NO : 2026/517 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN : MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 16/04/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 16/04/2026 Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkili Banka ile dava dışı asıl borçlu ... arasında imzalanan Temel Bankacılık Hizmet Sözleşmesi (TBHS) ve Genel Kredi Sözleşmesine (GKS) istinaden, müvekkili bankaca kredi açılarak kullandırıldığını, davalı ...'nun ise kredi sözleşmesine istinaden müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla kefalet sözleşmesi imzaladığını, borçlular tarafından kredi borcunun ödenmemesi sebebi ile 08/04/2022 tarihinde Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı dosyasında esas takibe geçildiğini, ilgili takip dosyasından gönderilen ödeme emrine konu alacağa, faize, faiz oranına ve diğer tüm fer'ilerine davalı tarafından haksız olarak itiraz edildiğini, işbu itiraz taraflarına 11/06/2023 tarihinde tebliğ edilmiş olup, Diyarbakır Arabuluculuk Bürosunun ... arabuluculuk dosya numarası üzerinden yapılan görüşmelerin 17/07/2023 tarihinde anlaşamama ile sonuçlandığını, davalı borçlunun takipteki borca, faize, faiz oranına ve diğer tüm fer'ilerine yönelik itirazlarını hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, borçlu davalının kefalet limiti 50.000,00 TL olup icra takip dosyasında, takip talebinde ve ödeme emrinde ...'nun kefaletinin 50.000,00 TL olduğu ve ...'nun açılan takipten 50.000,00 TL ile sorumlu olduğunun açıkça belirtildiğini, Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı takip dosyasının dava dışı iki borçlusu daha olup birinin asıl borçlu ... diğerinin ise ... olduğunu, ...'ın borca itirazı olmayıp icra takibinin ... yönünden derdest olduğunu, diğer kefil dava dışı borçlu ...'ın ise Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı dosya ile tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile 25/05/2022 tarihinde başlatmış oldukları Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2022/57531 E. sayılı icra takip dosyasına ödeme yaptığını, dolayısı ile ...'ın borçtan sorumluluğunun sona erdiğini, ancak işbu davaya konu davalı ...'nun kefaleti gereği müvekkili bankaya herhangi bir ödeme yapmadığını, davalının ödeme yapmadığı gibi açılmış olan takibe de itiraz etttiğini, Kefalet Sözleşmesinin 3.7. maddesi gereğince her kefilin borçtan ayrı ayrı sorumlu olduğunu, bu sebeple ...'nun takibe itirazı haksız olup 50.000,00 TL yönünden itirazın iptaline karar verilmesi gerektiğini beyan ederek; itirazın iptali ile, takip tarihi itibariyle 50.000,00 TL alacak üzerinden takibin devamına, davalının %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı taraf, davaya cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; eldeki davada, davacı tarafından davalının sorumluluğunun kefalet sözleşmesine dayandırıldığı, 6098 sayılı TBK ise 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, kefalet sözleşmesinin 04/03/2013 tarihli olduğu gözetildiğinde uyuşmazlıkta 6098 sayılı TBK'nun kefalet sözleşmesine ilişkin hükümleri değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerektiği, 6098 sayılı TBK'nun 598. Maddesinin gerçek kişi kefilin sorumluluğunu on yıl ile sınırlı tuttuğu, somut olayda, kefalet sözleşmesi 04/03/2013 tarihli olup 10 yıllık hak düşürücü süreye Covid 19 salgını nedeniyle alınan karar gereğince 13/03/2020-15/06/2020 tarihleri arasında duran 94 günlük süre eklendiğinde bu sürenin 06/06/2023 tarihi olduğu, bu süreye de deprem nedeniyle 06/06/2023-06/04/2023 tarihleri arasında duran süreler eklendiğinde hesaplanan sürenin 06/08/2023 tarihi olduğu, yine dava şartı arabuluculuk kapsamında arabuluculuk sürecinin 04/07/2023 tarihinde başladığı ve 17/07/2023 tarihinde son tutanağın düzenlenmesi ile sona erdiği, 06/08/2023 tarihine, arabuluculuk aşamasında geçen 13 günlük süre eklendiğinde kefalet sözleşmesinden kaynaklanan 10 yıllık hak düşürücü sürenin 19/08/2023 tarihinde dolduğu, eldeki davanın ise 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 20/09/2023 tarihinde açıldığı gerekçesiyle; davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın, usule, hukuka ve kanuna aykırı olduğunu, davaya konu kefalet sözleşmesinin 10 yıllık sürenin dolması sebebiyle davanın usulden reddine karar vermişse de bu kanaatin hatalı olduğunu, zira davaya konu kefalet sözleşmesi 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanmış olduğundan bu sözleşmeden doğan ilişkiye 6098 sayılı TBK hükümlerinin uygulanamayacağını, davanın reddine karar verilmesinin müvekkilinin alacağına kavuşamamasına yol açtığını beyan ederek istinaf isteminde bulunmuştur. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde; Dava, 2004 sayılı İİK'nın 67. maddesi gereğince banka kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan ilâmsız icra takibine davalı tarafça yapılan itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir. 2004 sayılı İİK m. 67/1 hükmüne göre; takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. UYAP üzerinden erişilen Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ...E. sayılı icra takip dosyasının incelenmesinden, davacı/takip alacaklısı tarafından davalı/takip borçlusu ... ile birlikte diğer dava dışı takip borçluları aleyhine, toplam 302.524,86 TL para alacağı için 08/04/2022 tarihinde genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip talebinde ...'nun kefalet limiti tutarı olan 50.000,00 TL'den sorumlu olduğunun beyan edildiği, ödeme emrinin davalı/takip borçlusuna 18/04/2022 tarihinde tebliğ edildiği, davalı/takip borçlusu vekili tarafından 20/04/2022 tarihli dilekçe ile borca itiraz edildiği, itirazın yasal (7) günlük sürede olduğu, borçlunun yasal (7) günlük süresi içerisindeki itirazı üzerine takibin 2004 sayılı İİK m. 66 hükmü uyarınca durduğu, itiraz dilekçesinin 11/06/2023 tarihinde alacaklı vekiline tebliğ edildiği, alacaklı tarafça Diyarbakır Arabuluculuk Bürosunun ....büro, ... arabuluculuk sayılı dosyasında 04/07/2023 tarihinde arabulucuya başvurulduğu, 17/07/2023 tarihinde son tutanak düzenlenmesini müteakip 20/09/2023 tarihinde eldeki davanın açıldığı, davanın yasal (1) yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamının incelenmesinden, dava dışı ... ile davacı ...A.Ş. arasında 03/11/2011 tarihinde K1 000453233 numaralı Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, akabinde ilk sözleşmenin hüküm ve şartlarına tâbi olmak üzere 04/03/2013 tarihinde 50.000,00 TL bedelli "Ek-A Cari Hesap Kredi Sözleşmesi" imzalandığı, ...'nun 04/03/2013 tarihinde 50.000,00 TL limitle müteselsil kefil olarak kredi sözleşmesini imzaladığı anlaşılmaktadır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 487. maddesi müteselsil kefaleti düzenlemiş, 492 vd. maddelerinde ise kefaletin ne zaman son bulacağını düzenlemiştir. 6098 sayılı TBK'da ise kefaletin sona ermesine ilişkin hükümler 598 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Dava konusu kefalet sözleşmesinin imzalandığı 04/03/2013 tarihi itibarıyla, dava konusu uyuşmazlığa 6098 sayılı TBK'nun kefalete ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Kanun gereğince sona ermenin düzenlendiği 6098 sayılı TBK'nun 598. maddesine göre; "Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur. Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmiş olursa, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır. Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir. " Mülga Borçlar Kanunu'nda kefilin sorumluluğu için bir süre öngörülmemiş olduğu halde yeni Türk Borçlar Kanunu gerçek kişi kefilin sorumluluğunu on yıl ile sınırlı tutmuştur. Kefilin sorumlu tutulabileceği on yıllık süre, kefalet sözleşmesinin meydana geldiği andan itibaren işlemeye başlayacaktır. On yıllık sürenin işlemeye başlaması bakımından esas borcun doğduğu veya muaccel olduğu anın bir önemi yoktur. On yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmadığı için de kesilme ve durma da söz konusu olmaz. On yıllık sürenin tamamlanmasıyla birlikte kefilin yükümlülüğü kendiliğinden (yasa gereği) ortadan kalkar. Sürenin tamamlanmasıyla birlikte kefilin sorumluluğu ortadan kalkınca artık kendisinden talepte bulunulamaz. Yargıtay kararlarında, 6098 sayılı TBK m. 598/3 hükmünde öngörülen, kefalet sözleşmesinden doğan alacağa ilişkin sürenin hak düşürücü süre olduğu kabul edilmektedir (Bkz. Yargıtay 11. HD'nin 21/06/2022 tarihli ve 2021/2084 E., 2022/5121 K. sayılı; Kapatılan 19. HD'nin 04/05/2016 tarihli ve 2015/8564 E., 2016/8238 K. sayılı kararları). Dava konusu olayda, 6098 sayılı TBK'nun 598. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin, kefalet sözleşmesinin imzalandığı 04/03/2013 tarihinde işlemeye başladığında tereddüt bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, söz konusu sürenin dolup dolmadığının tespitinde icra takibin yapıldığı 08/04/2022 tarihinin mi, yoksa itirazın iptali davasının açıldığı 20/09/2023 tarihinin mi esas alınacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle itirazın iptali davasının hukuki niteliği üzerinde durulmalıdır. 2004 sayılı İİK m. 67 hükmünde düzenlenen itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır (Yargıtay HGK'nun 28/01/2026 tarih ve 2025/6-30 E., 2026/41 K. sayılı; 07/06/2022 tarih ve 2020/(13)3-341 E., 2022/845 K. sayılı vb. kararları). 2004 sayılı İİK m. 67 hükmüne düzenleme altına alınan itirazın iptali davaları, icra takibine sıkı sıkıya bağlı olup takip hukukundan kaynaklandığından, bu davalarda haklılık durumunun takip tarihi itibariyle belirlenmesi gerekmektedir (Yargıtay 11. HD'nin 28/11/2023 tarih ve 2022/3046 E., 2023/6900 K. sayılı; Yargıtay (Kapatılan) 19. HD'nin 03/06/2015 tarih ve 2014/20293 E., 2015/8240 K. sayılı kararları). Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesinde; davaya konu kefalet sözleşmesinin 04/03/2013 tarihinde imzalandığı, icra takibinin ise 08/04/2022 tarihinde başlatılığı, takip tarihi itibarıyla 6098 sayılı TBK'nun 598. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmadığı, takip hukukundan kaynaklanan ve icra takibine sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, takibe konu alacak bakımından maddi hukuka ilişkin hak düşürücü sürenin dolup dolmadığının dava tarihine göre değil takip tarihine göre belirlenmesi gerektiği âşikardır. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin kararlarında da, itirazın iptali davalarında, 6098 sayılı TBK'nun m. 598/3 hükmündeki kefalete ilişkin 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmasında takip tarihi esas alınmaktadır (Bkz. Yargıtay 11. HD'nin 25/02/2026 tarih ve 2025/4107 E., 2026/1067 K. sayılı; 25/12/2025 tarih ve 2025/2977 E., 2025/7804 K. sayılı kararları). Bu itibarla, dava konusu olayda 6098 sayılı TBK'nun m. 598/3 hükmündeki kefalete ilişkin yasal 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmamış olması nedeniyle, İlk Derece Mahkemesince, uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi yerine, olaya ve dosya kapsamına uygun düşmeyen, yasal ve yerinde olmayan gerekçeler, hatalı değerlendirme ve yüzeysel inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Zira mahkemelerin amacı, ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktır (Yargıtay HGK'nın 19/12/2019 tarih ve 2017/13-676 E., 2019/1415 K. sayılı kararı). Yukarıda anılan gerekçelerle; kamu düzeninden olan ve mahkemelerce re'sen nazara alınması gereken hak düşürücü sürenin yanlış uygulandığı, icra takip tarihi itibarıyla hak düşürücü sürenin dolmadığı, yargılamaya devam edilerek taraf iddia ve savunmaları ile toplanan ve toplanacak delillerin değerlendirilmesi sonucunda uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a-4 ve 355 hükümleri uyarınca davacı tarafın istinafına atfen ve Dairemizce kamu düzeni ilkesi gözetilerek re’sen kaldırılmasına, yukarıda belirtildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-) Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararının davacı tarafın istinafına atfen ve Dairemizce kamu düzeni ilkesi gözetilerek re’sen 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-a-4 ve 355. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, 2-) Gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-) 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince, peşin alınan 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davacıya İADESİNE, 4-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 5-) İstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince hükümle birlikte DEĞERLENDİRİLMESİNE, 6-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a ve 362(1)-g hükümleri gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/04/2026 Bu evrak 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.