1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 03.09.2007-31.03.2016 tarihleri arasında davalı nezdinde çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız yere feshedildiğini, davacıya aylık ücretin dışında hiçbir koşul ileri sürülmeden 3 ayda bir vekâlet ücreti ödeneceğinin belirtildiğini, vekâlet ücretinin temel ücrete dâhil edildiğini, bu konuyla ilgili olarak düzenlenmiş banka yönetmelikleri bulunduğunu, vekâlet ücretlerinin banka nezdinde açılmış vekâlet ücretleri havuzunda t
DAVA KONUSU: 1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 03.09.2007-31.03.2016 tarihleri arasında davalı nezdinde çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız yere feshedildiğini, davacıya aylık ücretin dışında hiçbir koşul ileri sürülmeden 3 ayda bir vekâlet ücreti ödeneceğinin belirtildiğini, vekâlet ücretinin temel ücrete dâhil edildiğini, bu konuyla ilgili olarak düzenlenmiş banka yönetmelikleri bulunduğunu, vekâlet ücretlerinin banka nezdinde açılmış vekâlet ücretleri havuzunda toplandığını, toplanan tutarların 3 ayda bir hukuk baş müşaviri tarafından hazırlanan listeye göre ödendiğini, davalı bankanın iç mevzuatında sözleşmeli avukat tarafından tahsil edilen tutarların %50’sinin avukatlara dağıtılması gerektiğini ancak davalı banka tarafından karşı taraf vekâlet ücretlerinin %25’inin vekâlet ücreti havuzuna aktarıldığını, kalan %25’inin ise gelir kaydettiğinin öğrenildiğini, daha sonra hazırlanan listenin ilgili birime gönderildikten sonra ikinci bir kesintiye uğradığını, davalı bankanın bu kesintileri gizlediğini, davalı bankanın İstanbul 23. İş Mahkemesinin 2015/358 ve 2015/361 Esas sayılı dosyalarında, davalı bankanın hukuka aykırı kesintileri ikrar ettiğini, yapılan kesintinin hukuka aykırı olduğunu beyanla, yapılan birinci ve ikinci kesintilerin hesaplanarak davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacı işçiye doğum izninde olduğundan bahisle eksik vekâlet ücreti ödendiği dönemlerin olduğunu, davalı bankanın doğum izninde bir taraftan bizzat takip edilen davalar nedeniyle bazı çalışanlar için ödeme yaparken diğer taraftan o dönemde çalışılmadığı gerekçesiyle diğer çalışanların oldukça altında vekâlet ücreti ödememesinin çelişkili olduğunu, banka uygulamasında idari veya ücretli sair izinler kullanıldığı durumda vekâlet ücretlerinin tam ödendiğini, ancak ücretli doğum iznindeki kişiler için ayrımcılık yapılarak vekâlet ücretinin ödenmediğini belirterek doğum izni esnasında eksik ödenen ücret mahiyetindeki vekâlet ücretlerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir. KARAR: Uyuşmazlık, davacıya ödenmesi gereken ücret benzeri alacaklardan yapılan kesintinin çalışma koşullarında esaslı değişiklik olup olmadığı ve kesintinin davacıya ödenmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir 2. Anayasa, kanunlar, toplu ya da bireysel iş sözleşmesi, personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ile işyeri uygulamasından doğan işçi ve işveren ilişkilerinin bütünü, çalışma koşulları olarak değerlendirilmelidir. 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesinde yer verilen düzenleme, çalışma koşullarında değişikliğin normatif dayanağını oluşturur. Uygulamada, yazılı olarak yapılan iş sözleşmelerinde çoğunlukla işçinin yerine getireceği iş, unvanı, ücret ve ekleri belirtilmekle birlikte, çalışma koşullarının tespitine yönelik ayrıntılı düzenlemelere yer verilmemektedir. Bu nedenle gerek çalışma koşullarının tespiti gerekse çalışma koşullarında değişiklik yapılması noktasında ispat sorunları ortaya çıkmaktadır. Çalışma koşullarında işçi aleyhine esaslı değişiklik yapıldığı konusunda ispat yükü işçidedir. Çalışma koşullarını belirleyen kaynaklar arasında, iş sözleşmesinin eki sayılan personel yönetmeliği veya işyeri iç yönetmeliği gibi belgeler de yer alır. İşçi tarafından onaylanan personel yönetmeliği, iş sözleşmesi hükmü niteliğindedir. İşyerinde öteden beri uygulanmakta olan personel yönetmeliğinin kural olarak işçi ile iş ilişkisi kurulduğu anda işçiye bildirilmesi gerekir. Daha sonra yapılacak olan değişikliklerin işçi açısından bağlayıcı olabilmesi ise bu değişikliklerin, 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesindeki şekle uygun olarak işçi tarafından kabulüne bağlıdır. İşçi çalışma koşullarında yapılmak istenen değişikliği usulüne uygun biçimde yazılı olarak ve süresi içinde kabul ettiğinde, değişiklik gerçeklemiş olur. İşçinin değişikliği kabulü, sadece bu işlem yönünden geçerlidir. Bir başka anlatımla, işveren işçinin bir kez vermiş olduğu değişiklik kabulünü, daha sonraki dönemlerde başka değişiklikler için kullanamaz. Diğer taraftan, işçiye yapılan değişiklik önerisi altı iş günlük süre içinde yazılı olarak kabul edilmediği sürece işçiyi bağlamaz. Davalı Bankada uygulanan Mayıs 1999 tarihli Takip İşleri Uygulama Esasları'nın (Takip İşleri Genelgesi) 46. maddesinin (a) fıkrasına göre; başka daimi kadrolu avukatların takip ettikleri işlerden dolayı fiilen tahsil edilen vekâlet ücretlerinin Hukuk Müşavirliği Yönetmeliği'nin 12. maddesi gereğince yarısının işi takip ve sonuçlandıran avukata ödeneceği, bu vekâlet ücretinin diğer yarısının ise, müşavirlerin, raportör avukatların ve avukatların performansı göz önünde tutulmak suretiyle başhukuk müşavirinin takdir ve onayına bağlı olarak dağıtılması için muhasebe müdürlüğüne herhangi bir kesinti yapılmaksızın maledileceğinin kararlaştırıldığı, davalı Bankanın Mayıs 1999 tarihli Takip İşleri Uygulama Esasları'nın (Takip İşleri Genelgesi) 46. maddesinin (b) fıkrasında ise, davalı bankanın devamlı kadrosunda olmayıp, gerek duyulduğu zaman ve yalnız belirli veya bazı işlere ilişkin olmak kaydıyla akit serbestisi çerçevesinde geçerli usullere göre avukatlık hizmet ve ücret sözleşmesi kapsamında istihdam edilen avukatların vekâlet ücreti sözleşmelerinde mahkeme ve icra dairelerince hüküm altına alınan vekâlet ücretinin yarısının bu sözleşmeli avukatlara, diğer yarısının ise hukuk müşaviri, müşavir ve avukatlara ait olduğunun kararlaştırıldığı görülmüştür. Yine “18.12.2006 tarihli Kredi İzleme ve Takip Uygulama Esasları” adlı belgenin 5.9.5.4 numaralı “Vekâlet Ücretinin Dağıtımı, ödenmesi ve Muhasebeleştirilmesi” başlıklı maddesinin; “Bankanın vekâletini üstlenmiş avukatlar, hukuksal durumlarına göre; Banka daimi kadrosunda olup, Banka mevzuatı ve Hukuk Müşavirliği görev tanımları kapsamında görev alan avukatlar, Banka daimi kadrosunda olmayıp, gerek görüldüğünde ve sadece belirli bazı işlere ilişkin olmak kaydıyla, mevzuat hükümlerine göre yeni avukatlık hizmet ve ücret mukavelesi düzenlenerek istihdam edilen avukatlar, şeklinde iki grupta ele alınabilir. Şubeler tarafından tahsil olunan vekâlet ücretinin ödenme şekli ve vergilendirilmesi, avukatların yukarıda açıklanan durumlarına göre değişmektedir. Birinci grupta bulunan avukatların takip ettikleri işlerden dolayı fiilen tahsil edilen vekâlet ücretleri bu uygulama esasları dahilinde ve takdiren aşağıda belirtilen esaslar dahilinde hak sahiplerine dağıtılır. İkinci grupta yer alan, Banka devamlı kadrosunda olmayıp, gerek duyulduğu zaman ve yalnız belirli veya bazı işlere ilişkin olmak kaydı ve akit serbestisi içerisinde ve geçerli usullere göre "Yeni Avukatlık Hizmet ve Ücret Sözleşmesi" (EK: 14) akdedilerek istihdam edilen sözleşmeli Avukatların sözleşmelerinde; "Dava ve icra takibi nedeniyle, mahkeme ve/ya icra dairelerinden veya haricen borçlu ve/ya davacı ya da davalı taraftan alınacak vekâlet ücretleri Hukuk Müşavirliğinden alınan hukuki yardım nedeniyle vekil ve Banka Hukuk Müşavirliği arasında eşit oranda paylaştırılacak" şeklinde yer alan hükme İstinaden ödenir. Bu nedenle, vekâlet ücretinin yarısı Hukuk Müşavirliği Müşavir ve Avukatlarına aşağıdaki şekilde dağıtılır ve muhasebeleştirilir. Birinci grupta bulunan avukatların takip ettikleri İşlerden dolayı fiilen tahsil edilen vekâlet ücretleri Baş Hukuk Müşaviri'nce, mahkeme ve İcra dairelerince karşı tarafa yükletilmek üzere takdir edilecek vekâlet ücretlerinin fiilen tahsili halinde bu uygulama esasları dahilinde ve takdiren aşağıda belirtilen esaslar dahilinde hak sahiplerine dağıtılır. Bu gruptaki tüm avukatlarca tahsil edilen vekâlet ücretleri vekâlet ücreti hesabında toplanır. Bu hesaptaki tutarın : %25'i tüm avukatlara - görev seviyesi ve görev tanımlarına bakılmaksızın – ödenir. %25'i Baş Hukuk müşaviri, Hukuk Müşaviri, I. Müşavir Avukatlar, Müşavir Avukatlar ile Raportör Avukatlara görev seviyeleri gözönüne alınarak orantılı olarak ödenir. %25'i Yapılan tahsilatlar gözönüne alınarak, tahsilatı yapan avukatlara ödenir. %25'i performanslar gözönünde tutulmak suretiyle Baş Hukuk Müşaviri'nin takdir ve onayına bağlı olarak dağıtılır.” şeklinde düzenlendiği görülmüştür. Somut uyuşmazlıkta davacının, yapılan esaslı değişikliğe yazılı muvafakat etmediği gözetildiğinde, 2009 yılında işverence tek taraflı olarak uygulanan %30’luk kesinti nedeniyle hesaplanarak kabul edilen karşı taraf vekâlet ücreti alacağı noktasında isabetsizlik bulunmamakta ise de, dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler, davalı bankada vekâlet ücretinin dağıtımına ilişkin Esaslar ile davacının 03.09.2007 tarihinde davalı bankada çalışmaya başlaması birlikte değerlendirildiğinde; davalı tarafından karşı taraf vekâlet ücretlerinden yapılan %25’lik kesintiye ilişkin değişikliğin, davacının işe giriş tarihinden önce yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının işe başladığı tarihte vekâlet ücretlerinden %25 oranında kesinti yapılmakta olup davacının çalışmaya başlamasından önce işverence son verilen işyeri uygulamasına göre talepte bulunulması ve karşı taraf vekâlet ücretinden %25'lik kesinti yapıldığı gerekçesiyle alacak hesaplanması isabetli değildir. Bölge Adliye Mahkemesince belirtilen yönler gözetilmeden dava konusu alacağın kabulüne dair yazılı gerekçe ile hüküm kurulması hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.