T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/2293 - 2025/2089 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/2293 KARAR NO : 2025/2089 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/10/2024 NUMARASI : 2021/562 Esas - 2024/544 Karar DAVACI : KOCAELİ SU VE KANALİZASYON İDARESİ …
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/2293 - 2025/2089 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/2293 KARAR NO : 2025/2089 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/10/2024 NUMARASI : 2021/562 Esas - 2024/544 Karar DAVACI : KOCAELİ SU VE KANALİZASYON İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ - D-100 Karayolu Üzeri Seka Park No:59 İzmit/KOCAELİ VEKİLİ : Av. ... DAVALI : MÜFLİS İMA MÜHENDİSLİK İNŞAAT VE TİCARET LTD. ŞİRKETİ İFLAS İDARESİ - ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Alacak (Kayıt Kabul) DAVA TARİHİ : 16/06/2014 KR. YAZIM TARİHİ : 05/12/2025 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının yüklenici olduğu ve taraflar arasında akdedilen 06/09/2011 tarihli Namazgah Barajı ve Terfi Sistemi İnşaatı sözleşmesi uyarınca işin süresinin 730 gün olup bitim tarihinin 18/09/2013 olduğunu, ancak yüklenicinin iş programına uygun çalışmadığını ve 2011-2012 döneminde 7.396.260,18-TL tutarında toplam %32 oranında, 2013 yılında ise oranında %36,11 iş gerçekleştirdiğini, davacı tarafça sözleşmenin feshedildiğini, kurumun davalıdan kesin hak ediş ödemeleri nedeni ile 464.292,49-TL alacaklı olduğunu ve yarım bırakılan iş nedeni ile fesih ve yeniden ihale sonucu uğranılan zarar ziyan bedelinin 2.673.274,88-TL olmak üzere toplam 3.137.567,38-TL alacağın fesih tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalıya yüklenen "Kandıra Namazgah Baraj ve Terfi Sistemi İnşaatı İşi"' ne ilişkin müvekkili ile akdedilen sözleşmenin fesih nedeni olarak işin sözleşmede kararlaştırılan sürede müvekkili firma tarafından tamamlanmamış olması gösterildiğini, sözleşme çerçevesinde yüklenimi üstlenilen inşaat işinin süresi 730 gün ve işin bitim tarihi 19.09.2013 olacak şekilde belirlenmiş ve anılan süre itibarıyla ve açıklanacak haklı sebepler çerçevesinde işin müvekkilince bitirilemeyeceğinin öngörülmesi sözleşmenin davacı idare tarafından feshini ve bununla birlikte müvekkiline ait teminat mektup bedelinin nakde çevrilmesini beraberinde getirdiğini, bununla da yetinmeyen idarenin taraflar arasında vaki sözleşmenin feshi nedeniyle zarar uğradığını iddia etmek ve söz konusu zararı tazmin etmek üzere işbu davayı ikame etme yoluna gittiğini, davacı idarenin "zarar ve ziyanı" tazmin talebi ancak gerçekleştirilen haklı bir fesih çerçevesinde vuku bulabileceğini, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı idare tarafından haksız olarak feshedildiğinin tespiti halinde anılan yönde bir zararın tazmini talebinde bulunulamayacağı sarih olduğunu, buna ek olacak şekilde kamu ihale sözleşmelerinde idare tarafından gerçekleştirilen haklı bir feshi müteakip tazmini istenebilecek zarar, menfi zarar olup söz konusu zarar, kaçırılan fırsat ilkesi çerçevesinde, ilk ihalede müvekkilinden sonraki en yüksek fiyat teklifi ile fesihten sonra yapılan ikinci ihaledeki fiyat arasındaki farktan ibaret olacak şekilde hesaplanması gerektiğini, davacı müvekkilinin sözleşmesinin feshini müteakip 28.02.2013 tarihinde işi ihale ettiği dava dışı Hitit firmasına iş bitim tarihi olarak, 06.09.2011 tarihli sözleşme neticesinde müvekkili firmanın bitirmesi öngörülen 19.09.2013 tarihini öngörmüş ve anılan süre itibarıyla dahi yüklendiği işi tamamlayamayan firmaya süre uzatımı verdiğini, davacı idarenin dava konusu Namazgah Baraj İnşaatı İşine ilişkin işlem dosyasının kül halinde celp edilmesi halinde husus açıkça ortaya çıkacağını, davacının müvekkilinin işi süresinde bitirmediği ve taahhüdünün yerine getirmediği yönündeki savlarının dinlenilmemesi ve gerçekleştirilen feshin haksız bir fesih olduğunun tespit edilmesini, bununla beraber birbirinin peşi sıra gönderilen yazılar akabinde 27.02.2013 tarihinde sözleşme davalı idarece feshedilerek ve fesih kararının müvekkili firmaya tebliği beklenmeksizin müvekkili firmanın yüklendiği iş bir gün sonra 28.02.2013 tarihinde 2013/25208 ihale kayıt numarası çerçevesinde ihaleye çıkarıldığını, fesih bildirimi müvekkili firma tarafından ancak 07.03.2013 tarihinde tebellüğ alınmış ve bundan üç gün öncesinde 04.03.2013 tarihinde 1.370.000 TL'lik teminat mektubu davalı idare tarafından tanzim edildiğini, davacı taraf müvekkili firmanın faaliyetlerinin sürdüğü çalışma alanına, sözleşmenin fesih tarihi olan 27.02.2013 tarihinde ihaleye davet edilen müteahhitlerin gelerek, çalışma yerlerinin gözlemlenmesine izin verdiğini, anılan husus bir tutanak çerçevesinde kayıt altına alındığını, hava muhalefeti nedeni ile kusurdan kaynaklanmayan ve önlenemeyen sebeplerden ötürü çalışmanın sekteye uğraması hususu karşısında da davacı idare tarafından süre uzatımı verilmesi yoluna gidilmeyerek, işin süresinde gerçekleştirilemediği cihetiyle feshi yoluna gidildiğini, tüm bu nedenlerle ve re' sen göz önünde bulundurulacak nedenler ile haksız ve hukuka aykırı olarak ikame edilen davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...1-Davanın KABULÜNE, 2-464.292,49-TL tutarındaki sözleşmeden kaynaklı olan alacak ile 2.673.274,89-TL tutarındaki menfi zarardan ibaret toplam 3.137.567,38-TL nin 27.02.2013 tarihinden itibaren iflasın açıldığı 24/06/2015 tarihine kadar asıl alacağa işletilecek avans faizi ile birlikte davalı müflisin Ankara 21. İcra Dairesinin 2015/17 esas sayılı iflas dosyasında yer alan iflas masasına kayıt ve kabulüne, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporu kapsamında, dosyada mevcut delillerin tamamının incelenmediğini; ilk bakışta, davacı idarenin müflis ile sözleşmesini feshetmesi ertesinde işi başka bir kimseye ihale etmesinin ve bu yeni ihale sürecinin dava konusu ile ilgisi bulunmadığı izlenimi oluşuyor olsa da; müflis ile iş ilişkisinin sona erdirilmesine gerekçe edilen nedenlerin, 3. kişi lehine gerçekleştirilen ihale sürecindeki yaşananlar ile paralellik taşıdığı için davacı idarenin müflisle olan sözleşmesini hukuka aykırı şekilde feshettiğinin ortaya çıktığını, davacı idarenin işin bitirilme oranına ilişkin temin ettiği tespit kararı ile işin feshine yönelik olarak kötüniyetli bir tutum benimsediğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; yüklenici taahhüdünü, ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmediği, işe ait onaylı iş programına uygun çalışma yapmadığı, iş programında planlanan gerçekleşmeleri sağlayamadığı, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 22/2 maddesinde Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 19, 20. ve 21. maddelerine göre sözleşmenin feshedilmesi halinde yükleniciler hakkında 26. madde hükümlerine göre işlem yapılacağını, ayrıca sözleşmenin feshi nedeniyle idarenin uğradığı zarar ve ziyanın yükleniciye tazmin ettirileceğinin hükmüne yer verildiğini, sözleşmenin yüklenicinin kusuru nedeniyle feshedildiğinin İstinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/213 E. Sayılı dosyası ile sözleşmenin haklı olarak idare tarafından feshedildiğinin kesin olarak belirlendiğini davalıya yapılan fazladan ödemenin ve idarenin uğramış olduğu zararın davalıdan tahsili yönündeki hükmün usul ve yasaya uygun bulunduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/10/2024 tarih, 2021/562 Esas - 2024/544 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava davacı alacağının iflas masasına kayıt ve kabulüne ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır. İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; Taraflar arasında 06.09.2011 tarihinde “Kandıra Namazgah Barajı ve Terfi Sistemi İnşaatı Yapım İşi” nin birim fiyat usulu yapılması konusunda anlaşmaya varıldığı, işin süresinin yer tesliminden itibaren 730 günde tamamlanacağının kararlaştırıldığı, yer tesliminin 19.09.2011 tarihinde yapıldığı, buna göre işin sözleşme uyarınca 18.09.2013 tarihinde bitirilmesi gerekeceği, davacının hazırlayıp, idarece onaylanan iş programının gerisinde kaldığı idarenin faaliyetin iş programına uygun hale getirilmesi davacıya en son 8.2.2013 tarihli yazı ile istendiği, bu yazının davacıya 13.2.2013 tarihinde tebliğ edildiği, buna göre verilen 10 günlük süre 23.2.2013 tarihinde dolduğu, iş programının gerisinde olan davacının bu süre içerisinde işe başlamadığı davalı idarece iş yerinde 26.2.2013 tarihinde tutulan tutanakta ile tespit edildiği, davalı idarece 08.2.2013 tarihli ihtarda iş yerinde durmuş olan çalışmalara başlanılması ve sürdürülmesi ile işe onaylı iş programına uygun olarak çalışma yapılması aksi halde sözleşmenin 25, 26 ve 27 maddelerinin uygulanacağı ihtar edildiği ve 27.02.2013 tarihli karar ile sözleşme idare tarafından tek taraflı olarak feshedildiği, davacının fazla yaptığı ödemeler, sözleşmenin 23. maddesi gereği personel cezası alacağı ve davacının işi bitirmemesi nedeniyle ikinci ihalede fazladan ödemek zorunda kaldığını ileri sürdüğü bedellerin davalıdan tahsilini talep ettiği, yargılama sırasında davalının iflasına karar verilmesi nedeniyle davanın kayıt kabul davasına dönüştüğü, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalının istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür. Sözleşmelerde taraflardan birinin temerrütü halinde diğer tarafın hakları 6098 sayılı yasanın 125. maddesinde tanımlanmıştır. Bunlar; a) Aynen ifayı istemekte direnmek ve gecikme yüzünden uğranılan zararın tazminin istemek veya, b) Sözleşmenin ifasından vazgeçerek olumlu (müsbet) zararını istemek veya, c) Sözleşmeyi feshederek menfi zararını istemek olarak sayılmıştır. Türk Borçlar Kanunu 112. maddeye göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. Düzenleme kapsamına göre tazminat istenebilmesi için alacaklının zarara uğramış olması gerektiğinden, uğranılmış bir zarar karşılığı olmayan miktara tazminat olarak hükmedilemez. Burada zarar kapsamı net ve gerçek zarar olarak düzenlenmiştir. Net ve gerçek zarar, malvarlığındaki gerçek eksilmeyi ifade eder. Bu nedenle müspet zararın tazmini halinde malvarlığının ulaşacağı değerin, sözleşmenin ifası halinde malvarlığının ulaşacağı değeri geçmemesi gerektiği gözetilerek hesaplama yapılmalıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi, sözleşmelerde; borçlunun temerrütü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: Bunlar; her zaman için ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zararını isteyebilmedir. "Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar: Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüte düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrütü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde ihlalinde, müspet zararın giderimi söz konusu olur (Prof. Dr. H. Tandoğan Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s. 426 vd.). Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur. Sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu gözardı edilmemelidir." (Örnek:Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.07.2006 tarihli 2006/13-499 Esas, 2006/507 Karar sayılı kararı). Davacının da kabulünde olduğu üzere, sözleşmenin ifasından vazgeçerek uğradığı müspet zararı talep ettiği anlaşılmaktadır. Yasal dayanağı Türk Borçlar Kanunu 112. madde olan olumlu zarar sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının arz edeceği durum ile sözleşmeden dönülmüş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farkı ifade eder. Dönme halinde, dönmede kusursuz olan taraf diğer taraftan müspet zararın tazmini talep edebilir. Yargıtay içtihatları gereğince tarafların ortak kusurlu olmaları halinde olumlu zarar talep edilemez. Zira tazminat borcunun doğması için temel koşul "kusur" olduğundan, tazminat isteyen tarafın "kusursuz" olması gerekir. Bir tarafın "az kusurlu", diğer tarafın "çok kusurlu" olmasının bir önemi yoktur. Az kusurlu olan taraf da sözleşmenin bozulmasına kusuruyla sebebiyet vermiş sayılacağından tazminat isteyemez. Bu gibi durumlarda feshe taraflar "ortak kusuru" ile sebebiyet vermiş olacaklarından tazminat istenemez ve sözleşmenin tasfiyesi gerekir. Tasfiyeden amaç, tarafların sözleşme etkisinden kurtulması, sözleşmenin yapıldığı tarihteki durumlarına geri döndürülmesidir. İcra ve İflas Kanunu'nun 191. maddesi gereğince borçlunun iflas açıldıktan sonra masaya ait mallar üzerinde her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüz olup, müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi iflâs ile kısıtlandığından, masanın kanuni mümessilinin iflas idaresi olduğu hükmü kabul edilmiştir. Diğer anlatımla, iflasın açılmasıyla dava takip yetkisi (ve taraf sıfatı), artık müflise değil, iflas idaresine ait olup, adi tasfiyede İİK'nın 226-229 maddeleri gereği iflas masasını temsil yetkisi iflas idare memurlarına, şayet basit tasfiye usulü benimsenmişse, bu temsil yetkisi İflas Dairesine aittir. İflâs idaresinin bu dava takip yetkisini kullanıp kullanmayacağını tespit edebilmek için, ilk önce iflâs organlarının oluşması ve her dava hakkında esaslı bilgi sahibi olunması gerekir. Bu ise, zaman isteyen bir husustur. İşte bu nedenle, Kanun, müflisin taraf bulunduğu hukuk davalarının, iflâsın açılması ile belli bir süre için durmasını kabul etmiştir. İflastan önce açılmış olup da devam eden, müflisin taraf bulunduğu hukuk davaları, (maddede yazılı istisnalar dışında) iflâsın açılması ile durur. Bu durma, ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonraya kadar devam eder; ancak bundan sonra, duran hukuk davalarına devam edilebilir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında dava konusu somut olay değerlendirildiğinde; yargılama aşamasında davalı şirketin iflas ettiği, dolayısıyla alacak davasının kayıt kabul davasına dönüştüğü, davalı iflas idaresine karşı davaya devam edildiği anlaşılmıştır. Taraflar arasında aynı sözleşmenin feshine ilişkin olarak Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/213 Esas - 2021/612 Karar sayılı dosyasından eldeki davanın tefrik edildiği, anılan dosyada yapılan yargılama sonunda mahkemece davacı idarenin sözleşmeyi feshinin haklı olduğu kabul edilerek davalının taleplerinin reddine karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf talebinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2022/219 esas 2022/806 karar sayılı ilamı ile esastan reddine karar verildiği, anılan kararın Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2022/3905 esas 2024/1107 karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, bu şekilde anılan kararın eldeki dava yönünden kesin delil mahiyetinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlerle davalının feshin haksız olduğu, bilirkişi raporundaki feshe ilişkin değerlendirmelerin hatalı olduğu, bilirkişilerin delilleri doğru şekilde değerlendirmediği yönündeki istinaf istemleri yerinde görülmemiş ve anılan kesin delil mahiyetindeki kararda da kabul edildiği üzere; davalı şirketin yüklendiği ediminin ifasında borçlu temerrütüne düşmüş olduğu sabit olduğu gibi, yapımı yüklenilen işin tesliminde gecikmenin haklı nedenlere dayandığı ve haklı gecikme süresinin iş süresine eklenmesi gerektiği de davacı yüklenici tarafından yasal delillerle kanıtlanamamıştır. Yüklendiği edimin ifası için iş sahibi tarafından davacı yükleniciye ihtarda bulunduğu halde idarece yapılan tespitlerde yüklenici, yüklendiği edimini onaylı programa uygun olarak tamamlanmış olarak ifa edememiştir. Kandıra Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/2 D. İş dosyasında 06.03.2013 tarihinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda tespit raporuna göre tamamlanması gereken işlerin oranının %67,8 olması gerekirken %36,11 oranında kaldığı tespit edilmiştir. Davalı sözleşme feshedilmeden önce 16.01.2012 tarihinde Ankara 8. ATM'sinde iflas erteleme başvurusu yaptığı, 31.12.2012 tarihinde borca batık olduğunun bildirildiği, 24.06.2015 tarihinde de davacı şirketin iflasına karar verilmiştir. Ayrıca, dinlenen tanık anlatımından iş ara verme nedeninin ekonomik nedenler olduğu beyan edilmiştir. Davalı şirket fesih tarihinden önce iflas erteleme talebinde bulunmuş ve 31.12.2012 tarihi itibariyle de borca batık olduğu bildirildiğinden, fesih tarihinden önce borca batık olması, şirketin edimlerini ifa edemeyeceği anlamına geldiğinden iş sahibine sözleşmeyi haklı fesih yetkisi tanımaktadır. Davalı şirket mücbir sebep olarak iklim koşullarına dayanmış ise de bilirkişi heyetince yapılan değerlendirmede Kocaeli meteoroloji müdürlüğünden alınan rapora göre işin durduğu tarihlerde yüklenicinin edimini yapmaya engel hava koşullarının olmadığı, ortalama sıcaklığın 7-8 derecede gerçekleştiğinin bildirilmesi karşısında davalı şirketin sözleşmenin haksız feshedildiğine ilişkin iddiası yerinde bulunmadığı değerlendirilmiştir. Sözleşmenin feshi bildirimi, taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi sona erdiren ve yenilik doğuran bir irade beyanı olup; muhataba ulaştığı tarihten itibaren hukuksal sonuç doğurur. Tüm bu sebeplerle, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 20. ve Yapım İşleri Genel Şartnemesi'nin 47/2.a-b. maddesi hükümleri gereğince, iş sahibinin yanlar arasındaki sözleşmeyi haklı olarak fesih etmiş olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda davacı tarafından yapılan fesih işleminin haksızlığından söz edilemeyeceğinden ve 6098 sayılı yasanın 125.maddesi gereği davacının menfi zararlarını ve yaptığı fazla ödemeyi davalıdan talep edebileceği anlaşıldığından davalının istinaf istemleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine, karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 427,60-TL'nin mahsubu ile kalan 187,8-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın Dairemizce taraflara tebliğine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.05/12/2025 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*