T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1541 Esas KARAR NO : 2025/1509 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 28/05/2025 NUMARASI : 2021/97 Esas, 2025/400 Karar DAVA: TAZMİNAT (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 17/11/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Da…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1541 Esas KARAR NO : 2025/1509 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 28/05/2025 NUMARASI : 2021/97 Esas, 2025/400 Karar DAVA: TAZMİNAT (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 17/11/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı ... Tekstil San Tic Ltd Şti arasında 02.02.2016 tarihli Danışma Hizmeti Sözleşmesi bulunduğunu, davalının Danışma Hizmet Sözleşmesi devam ederken 19.02.2019 tarihinde sözleşmenin feshedildiğini, taraflar arasında yapılan sözleşme gereği 19.02.2019 tarihi ile 02.02.2020 tarihine kadar olan sürecek sözleşmenin devam edeceğini düşünerek sözleşme güvencesi dahilinde bir takım ticari planlamalar yaptığını, davalının haklı sebep olmaksızın sözleşmeyi feshetmesinin davacının 02.02.2020 tarihine kadar planladığı işleri aksattığını, müvekkilinin kardan mahrum kaldığını, asıl işveren konumundaki davalının, işçinin iş sözleşmesini feshetmesi sonrasında işçinin tüm haklarının bizzat ödenmesi için müvekkiline başvurduğunu, haklarının ödenmemesi halinde dava yoluna gideceğini beyan etmesi üzerine, müvekkilinin hiçbir fesih düşüncesi ve beyanı olmamasına rağmen kanunen asıl işverenin iş akdini sonlandırması dolayısıyla İşçi ...’in tüm haklarını Arabulucu huzurunda düzenlenen 2019/18810 Arb. dosya numaralı anlaşma belgesi gereği 13.555,51 TL bedeli ödemek zorunda kaldığını, ayrıca müvekkilinin hiçbir kusuru yok iken 960,00 TL arabuluculuk ücretinin ödenmek zorunda kalındığını, taraflar arasındaki Danışma Hizmet Sözleşmesinin hem haksız olarak feshi hem de yetkisi olmamasına rağmen haklı bir gerekçe yok iken işçi ...’in iş akdinin haksız feshi ile müvekkilinin ciddi zararlara uğradığını, işbu zararların karşılanması için davalı tarafa ihtarname gönderildiğini, arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak anlaşma sağlanamadığını belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davalının Danışma Hizmet Sözleşmesini haksız feshi dolayısıyla mahrum kalınan kar için şimdilik 500 TL'nin hakediş tarihlerine göre yasal faizi ile birlikte tahsiline, davalının işçi nin iş akdini haksız fesih dolayısıyla işçiye ödenmek zorunda kalınan 13.555.51 TL bedelin ve arabulucuya ödenmek zorunda kalınan 960 TL’nın işleyecek yasal faizleri ile birlikte tahsiline, işçi ...’in iş akdinin davalı tarafından haksız olarak feshi nedeniyle işçinin çalışmalarından istifade edemeyen müvekkili lehine şimdilik 250,00 TL'nin hakediş tarihlerine göre yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 14.04.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla talep edilen Danışma Hizmeti Sözleşmesinin haksız feshi dolayısıyla mahrum kalınan 500,00 TL karın 4.168,73 TL artırarak toplam 4.668,73 TL’nin hak ediş tarihlerinden itibaren hesaplanacak faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalının işçi ...'in iş akdini haksız feshi dolayısIyla işçiye ödenmek zorunda kalınan 13.555,51 TL bedelin davalıdan, ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline, davalının işçi ...'in iş akdini haksız feshi dolayısıyla Arabulucuya ödenmek zorunda kalınan 960,00 TL bedelin davalıdan, ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline, davalının işçi ...'in iş akdini haksız feshi dolayısıyla işçinin çalışmasından istifade edilememesi dolayısıyla mahrum kalınan (şimdilik) 250,00 TL bedellerin hak ediş tarihlerine göre yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ederek davasını ıslah etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili ile davaya konu sözleşmeyi özgür iradeye dayalı olarak hiçbir tazminat talep etmeksizin feshettiğini belirterek davanın öncelikle usulden reddine, akdi halde esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; hizmet alım sözleşmesi kapsamında son döneme ilişkin hizmet bedeli / fiyat noktasında tarafların anlaşma sağlayamadıkları, sözleşmesinin 10.1.maddesi uyarınca fiyatın / hizmet bedelinin her sözleşme döneminde karşılıklı olarak belirleneceğinin kararlaştırıldığı, buna rağmen tarafların hizmet bedelinde anlaşamadıkları, hizmet alım sözleşmesi bakımından fiyatın sözleşmenin esaslı unsuru olduğu, son yenileme döneminde bu hususta anlaşmazlık çıktığından sözleşmenin yenilenmediği, süre bitiminde kendiliğinden sona erdiğinin kabulü gerektiği, davacının haklı feshe bağlı müspet zarar olan kar kaybını davalıdan talep edemeyeceği, kendiliğinden sona eren sözleşme akabinde yeni bir personel temin edilmediğinden ve mevcut personelin ise başka bir projede görevlendireceği beyan edilmekle birlikte tam aksine karşılıklı olarak iş akdi sona erdirildiğinden davacının verilmeyen bir hizmet için geriye talep edebileceği başkaca bir hak ediş bedelinin/alacağının da bulunmadığı, sözleşmenin 11.2. maddesi uyarınca personelin kıdem ve ihbar tazminatı dahil işçilik alacaklarının davacı tarafından karşılanacağı, dolayısıyla dava dışı işçiye ödenen işçilik alacaklarından ve bu kapsamda arabuluculuk sürecine girilmesi ile yapılan arabuluculuk ücretinden anılan sözleşme hükmü uyarınca davacı sorumlu olup, davacının bu tutarları davalıdan rücusunu da talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.İş bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.6100 sayılı HMK'nun 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar gösterilmiştir. Buna göre maddenin 2. fıkrasında, miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararların kesin olduğu, 3. fıkrasında, alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda üç bin Türk Liralık kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceği, 4. fıkrasında ise, alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın, istinaf yoluna başvuramayacağı düzenlenmiştir.02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 41. maddesi ile HMK'nun 341. maddesinin 2. fıkrası değiştirilmek suretiyle 3.000,00 TL'yi geçmeyen mal varlığı davalarına ilişkin kararlar kesin hale getirilmiş ve aynı yasanın 44. maddesi ile HMK'ya eklenen ek madde 1 ile de kesinlik sınırı olan 3.000,00 TL'nin her yıl yeniden değerleme oranında artışa tabi olduğu kabul edilmiştir. HMK'nun Ek 1. maddesinin 2. fıkrası "200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır." şeklinde düzenlenmişken 04/06/2025 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanunun 20. maddesi ile "200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." şeklinde değiştirilmiştir. Somut davada, kararın verildiği 28/05/2025 tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK'nun Ek 1. maddesinin 2. Fıkrası gereğince parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınacaktır. Buna göre, yeniden değerleme sonucunda 2025 yılı için kesinlik sınırı 40.000,00 TL olmuştur. HMK'nun 352. maddesinde, Bölge Adliye Mahkemesi hukuk dairesince dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonunda karar verilecek haller sayılmış olup bu hallerden birisi de kararın kesin olması olarak gösterilmiştir. İstinaf kanun yoluna başvuru olanağı bulunmayan kesin nitelikteki kararlara ilişkin olarak HMK'nun 346/1 maddesi uyarınca mahkemesince bir karar verilebileceği gibi Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından da istinaf isteminin reddine karar verilebileceği belirtilmiştir.Bu açıklamalar ve yasal düzenlemelere göre, somut olayda dava esas değeri 19.434,24 TL olup karar tarihi itibariyle kesinlik sınırı (40.000,00 TL) nazara alındığında, kararın kesinlik sınırının altında kalması sebebiyle ortada istinafı kabil bir karar bulunmadığı ve davacının istinaf hakkının olmadığı anlaşılmakla karara yönelik istinaf başvurusunun HMK'nun 341. ve 352/1-c maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekir.Sonuç olarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun kesinlik sınırı altında kaldığından miktar yönünden usulden reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvuru talebinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 341/2 ve 352/1-b bentleri gereğince miktar yönünden USULDEN REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken istinaf harçları davacı tarafından yatırıldığından başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,Dosya üzerinden yapılan ön inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 352 ve 362/1a Maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.17/11/2025