Araştırma Makalesi/Research Article İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Aralık 2024; (44): 235-259 Geliş/Received: 30.09.2024 | Kabul/Accepted: 29.11.2024 | Yayın/Published: 30.12.2024 Atıf/Citation: Kıylık, Mustafa Harun. “Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi (Necâsetler Öze- linde)”. İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024), 235-259. / Kıylık, Mustafa Ha- run. “The Relationship Of Ma‘fuwwat-Maqasid (in the Context of Impurities)”. Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024), 2
Araştırma Makalesi/Research Article İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Aralık 2024; (44): 235-259 Geliş/Received: 30.09.2024 | Kabul/Accepted: 29.11.2024 | Yayın/Published: 30.12.2024 Atıf/Citation: Kıylık, Mustafa Harun. “Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi (Necâsetler Öze- linde)”. İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024), 235-259. / Kıylık, Mustafa Ha- run. “The Relationship Of Ma‘fuwwat-Maqasid (in the Context of Impurities)”. Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024), 235-259. https://doi.org/10.59777/ihad.1558328 İntihal/Plagiarism: Bu makale en az iki hakem tarafından incelendi ve intihal içerme- diği teyit edildi./This article has been reviewed by at least two referees and scanned via a plagiarism software. © Mustafa Harun KIYLIK | CC BY-NC-ND 4.0 International Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi (Necâsetler Özelinde)* Mustafa Harun KIYLIK Doç. Dr., Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı Assoc. Prof. Dr., Van Yüzüncü Yıl University Faculty of Theology Department of Islamic Law Van / TÜRKİYE ***@***.*** | orcid.org/0000-0002-8238-0144 Özet Ruh ve bedenin ayrılmaz bir bütün oluşu gibi iman ve amel de Müslüman şahsın temel yapı taşlarını oluşturur. İman boyutuyla akaid ilmi ilgilenirken amel boyutunu fıkıh ilmi konu edinir. İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin en geniş anlamıyla “kişinin lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi” şeklinde tarif ettiği fıkıh, özelde “şer‘î amelî hükümleri tafsîlî de- lillerinden bilmek” şeklinde tarif edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında fürû fıkıhta tek tek naslar ve ilgili delillerden hareketle şer‘î amelî hükümlere ulaşılmış, bununla ilgili taf- silat mükelleflerin istifadesine sunulmuştur. Bilindiği üzere klasik dönem fıkıh kaynakları genel olarak üç başlık altında ele alınmak- tadır ki bunlar “ibâdât”, “muâmelât” ve ukûbâttır. Detaylarına girmeden ifade etmek gerekirse abdest, namaz, oruç, hac ve zekât gibi konular ibâdât başlığı altında ele alın- maktadır. Bu başlık, günümüzdeki ilmihal çalışmalarının da temel çerçevesini oluştur- maktadır. Ayrıca aile, eşya ve borçlar hukuku alanları muâmelât başlığı kapsamında de- ğerlendirilirken ukûbât, İslâm ceza hukukuna karşılık gelmektedir. Tüm bu başlıklar al- tında Şâri‘, mükelleflerden bazı şeyleri yapmalarını ve bazı şeyleri de terk etmelerini * Bu makale, “İlahiyat Bilimlerinde Makâsıd” Sempozyumu’nda sözlü olarak sunulan ve basılmayan “Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi” adlı tebliğin içeriği geliştirilerek ve kısmen değiştirilerek üretilmiş halidir. 236 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 muhtelif şekillerde talep etmekte, bu hususların ihmal ve ihlali durumlarına dünyevi veya uhrevi müeyyideler bağlamaktadır. Birey ile Allah arasındaki ilişkileri özel bir tarzda düzenleyen ibâdât başlığı altında fiziki yapısı olan pisliklerden arınmayı ifade eden “necâsetten tahâret” hususu, namazın şart- ları arasında gösterilmiştir. Böylece namaz ile sağlanacak manevi arınmanın yolların- dan birinin, maddi kirlerden arınma ile mümkün olduğunun sinyalleri verilmiştir. Do- layısıyla namaz kılmaya niyetlenen bir mükellefin namaza başlamadan önce yapması gereken ödevleri arasında bedenini, elbisesini ve namaz kılacağı mekânı, görünür pis- liklerden arındırma, izâle etme vazifesi yer alır. Genelde mükellefiyet kapsamında Şâri‘in yapılmasını veya terkini talep ettiği tüm hususlarda olduğu gibi özelde namazın sair rükün ve şartları da gelişigüzel olmayıp bir hikmete, maslahata mebnidir. Bu husus, İslâm hukuk metodolojisinde incelenmiş ve müstakil bir ilmin teşekkülüne zemin ha- zırlamıştır. Kanun koyucunun hüküm koymadaki maksatlarını konu edinen bu ilim, “makâsıd” adıyla temayüz etmiştir. Mevzu, Şâri‘in şer‘î hükümlerin yalnız bir kısmında değil de tümünde veya büyük çoğunluğunda dikkate aldığı mânâ ve hikmetler olunca, İslâm hu- kuk metodolojisinde makâsıd ilmi yeni ortaya çıkan meselelerin anlaşılmasında ve problemlere çözüm bulmada mühim bir fonksiyon icra eder olmuştur. Dolayısıyla İslâm’ın getirdiği hükümlerin gayeleri, fıkıh usûlü bilginlerinin ilgisini çekmiştir. Makâsıd düşüncesine öncülük yapan âlimler, tümevarım yöntemiyle nihayetinde şer‘î hükümlerin konuluş gayesinin bazı hususları korumaya matuf olduğu sonucuna var- mışlardır ki “zarûrât-ı hamse” diye şöhret bulan unsurlar bunlardır. Daha sonraları Şâtıbî, şer‘î hükümlerde kesinliği sağlayacak bir delile ulaşma gayreti ile usûl eserlerin- deki konulara makâsıdı da ilave ederek bu bahsi usûl ilmiyle mezcetmiş ve böylece makâsıd ilmi teknik olarak bir usûl konusu olmuştur. Makâsıd konusuna yer veren eserlerde ortak kanaatin şu olduğunu söylemek mümkün- dür: Fıkhî hükümlerin nihaî gayesi insanların maslahatlarını gerçekleştirmek, insanlar için zarar teşkil edebilecek hususların da giderilmesini sağlamaktır. Makâsıd, maslahatı kapsadığı için her iki kavramın birbirinin yerine kullanıldığını görmek mümkündür. Necâsetin izâlesinin talep edilmesinde de insanlar için maslahat söz konusudur. Amaç, faydalı olan şeyleri alıp zararlı olanları da defetmek olunca, necis olduğu halde yasak- lanması gerekirken belirli oran ve düzeydeki necâsetlerin neden affa mazhar olduğu sorusu akla gelmektedir. İşte bu çalışma, meselenin anlaşılmasına yeteri kadar katkı su- nabilecek bazı örneklerden hareketle Hanefî ve Şâfiî mezhepleri eksenli olacak bir şe- kilde necâsetler özelinde ma‘fuvvâtın, makâsıd ile olan ilişkisini ortaya koyma ve bu anlamda literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Çalışmanın ana yapısını bu husus Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 237 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 oluşturduğu için hakkında çalışmalar bulunan ma‘fuvvât ile ilgili detaylara girilmeye- cektir. Anahtar Kelimeler: İslâm Hukuku, Ma‘fuvvât, Makâsıd, Necâset, Mâni‘, Af, Sakınma, Ha- fifletme. The Relationship of Maʿfuwwat-Maqasid (in the Context of Impurities)** Summary Just as the soul and body are an inseparable whole, faith and deeds also constitute the fundamental building blocks of the Muslim individual. While the science of Islamic creed deals with the dimension of faith, the science of Islamic law deals with the dimen- sion of actions. Fiqh, which Imam-i Azam Abu Hanifa defined in its broadest sense as “knowledge of the things that are in one's favor and against him/her” is terminologi- cally defined as “knowledge of the practical provisions of the sharia based on their de- tailed evidence”. From this perspective, in substantial Islamic law (furu’ al-fiqh), prac- tical religious rules have been reached based on the individual textual evidences from the Qur’an and the Sunnah and the other relevant evidences, and the related details have been presented to the benefit of the competent believers. As is known, in the sources of Islamic law in the classical period, the subjects are gene- rally discussed under three main headings as “ibâdât”, “muâmalât” and “uqûbât”. Wit- hout going into details, it can be seen that issues such as ablution, prayer, fasting, pilg- rimage and alms are discussed under the title of the acts of worship (ibadat). This title also constitutes the basic framework of today's works on basic Islamic principles. In addition, while the areas of family, property and law of obligations are evaluated under the title of “muamalat”, uqûbât corresponds to Islamic criminal law. Under all these headings, the Lawgiver asks from the competent believers to do some things and to abandon some things in different ways, and attaches worldly and otherworldly con- sequences to the cases of neglect and violation of these requirements. Under the title of “acts of worship”, which regulates the relationship between the indi- vidual and Allah in a special way, the issue of “purification from the impurities”, which refers to cleansing from physical impurities, is shown among the conditions of prayer. Thus, it is indicated that one of the ways to achieve spiritual purification through pra- yer is to purify oneself from material impurities. Therefore, among the duties that a person who wants to pray must fulfill before starting to pray is the requirement to cle- anse and eliminate physical impurities from his body, clothes and the place where he ** This paper is the final version of an earlier announcement called “The Relationship of Maʿfuwwat- Maqasid”, not previously printed, but orally presented at a symposium called “Maqasid in Religious Stu- dies”, the content of which has now been developed and partially changed. 238 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 will pray. In general, just like all matters that the Lawgiver wants to be done or avoided within the scope of obligation, the other pillars and conditions of prayer in particular are not random, but are based on wisdom and benefit. This issue has been examined in the Islamic legal methodology and has paved the way for the formation of an indepen- dent science. This science, which deals with the purposes of the lawmaker in making decisions, is distinguished by the name of “maqasid”. When the issue is the meaning and wisdom that the Lawgiver takes into consideration not only in some of the religious provisions but in all or in the majority of them, the science of “maqasid” has started to perform an important function in understanding newly emerging issues and finding solutions to problems in the Islamic legal methodology. Therefore, the purposes of the rules estab- lished by Islam attracted the attention of the scholars of the usûl al-fiqh. The scholars who pioneered the maqasid thought eventually came to the conclusion, through the inductive method, that the purpose of establishing the religious rules was to protect certain elements, which are the elements known as the “five principles that must be protected “. Later, in an effort to reach a proof that would ensure certainty in the reli- gious rulings, Shatibi added maqasid among the subjects of his works on usûl and com- bined this subject with the science of usûl, and thus the science of maqasid technically became a part of the science of usûl. It is possible to say that the common opinion in the works that include the subject of maqasid is as follows: The ultimate purpose of jurisprudential rulings is to realize pe- ople's interests and to eliminate issues that may cause harm to people. Since maqasid includes maslaha (benefit of the society), it is possible to see that these two concepts are used interchangeably. There is also a benefit for people in wanting to eliminate im- purity. When the aim is to take what is beneficial and to repel what is harmful, the question arises as to why a certain amount and level of impurities are forgiven, while they should be prohibited because they are impure. This study aims to reveal the rela- tionship between ma‘fuwwat and maqasid, particularly in the context of impurities, in a way that will be oriented towards the Hanafi and Shafi'i schools, and to contribute to the literature in this sense, by using some examples that can contribute sufficiently to the understanding of the issue. Since the relationship between ma‘fuwwat and maqasid constitutes the main structure of the study, details regarding the ma‘fuwwât, on which there are other studies, will not be dealt with. Keywords: Islamic Law, Ma‘fuwwat, Maqasid, Impurity, Impediments, Forgiven, Avoi- dance, Relief. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 239 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 Giriş İslâm dini temizliğe önem veren bir dindir.1 Temizlik de öncelikli olarak pisliğin temizlenmesi ile mümkün olur. İslâm hukukunda maddi kirlerin yanı sıra manevi (hükmî) kirlilik durumlarından da bahsedilmesi ve (namaz gibi) bazı ibadetlerin maddi ve manevi kirlerden arınmaya bağlanması,2 İslâm’ın temizliğe ne denli önem verdiğinin bir göstergesidir. Her iki kirlilik durumu fıkıh ve özellikle İlmihal tarzındaki kaynakla- rımızın “tahâret / temizlik” başlıkları altında detaylı bir şekilde incelenmiştir.3 Bu kay- naklarda naslar esas alınarak manevi kirliliğe sebep olan durumlar, maddi pislikler, miktarları ve bu pislikleri temizleme yolları üzerinde epey mesai harcanmış, mezhepler arasında bazı görüş ayrılıkları söz konusu olmuştur.4 Netice itibariyle her iki kirlilik du- rumundan arınmak, namazın şartları arasında gösterilmiştir. Necâsetin elbise, mekân ve bedene bulaşması, namaz ibadetine engel bir durum teşkil ettiği için mühim bir alanı oluşturur. Zira mezkûr yerlere bulaşan necâsetler izâle edilmeden namaz sahih olma- maktadır. Ne var ki söz konusu maddi pisliklerin bulaşması halinde kaçınılması ve izâlesi elzem görülenler olduğu gibi sakınma ve izâlesi meşakkat teşkil ettiği için affe- dilen durumlar da vardır. Bu çalışmada öncelikle necâsetlerin neler olduğu ve miktar- ları hususunda kısaca bilgi verilip detaylarından sarf-ı nazar edilerek öncelikle 1 “… Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.” el-Bakara 2/222; “Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve kollarınızı yıkayın, başınıza meshedin ve topuklara kadar da ayaklarınızı yıkayın! Eğer cünüp iseniz güzelce yıkanıp temizlenin…” el-Mâide 5/6; Ayrıca bk. en-Nisâ 4/43; el- A‘râf 7/31, 160; el-Enfâl 8/37; Yûnus 10/93; el-Hac 22/26, 29; el-Vâkıa 56/79; el-Müddessir 74/4, 5; “Temiz- lik imanın yarısıdır...” Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc, el-Câmiu’s-Sahîh (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992), “Tahâret”, 1, 32; Ayrıca bk. Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş‘as b. İshâk, es-Sünen (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992), “Tahâret”, 18, 128. 2 Örneğin bk. Zeynüddîn b. İbrâhîm b. Muhammed el-Mısrî İbn Nüceym, el-Bahrü’r-râʾik şerhu Kenzi’d-Dekâik (b.y.: Darü’l-Kütübi’l-İslâmî, ts.) 1/231; Burhânüddîn Mahmûd b. Ahmed b. Abdilazîz el-Buhârî el- Mergīnânî, el-Muḥîṭü’l-Burhânî fi’l-fıḳhi’n-Nuʿmânî, thk. Abdülkerîm Sâmî el-Cündî (Beyrut: Darül’l-Kü- tübi’l-ilmiyye, 2004/1424), 1/197; Ebû Muhammed Fahruddîn Osmân b. Alî ez-Zeylaî, Tebyînü’l-hakâʾik (Kâhire: Matbaatü’l-Kübrâ el-Emîriyye, 1313), 1/75; Alâüddîn Ebû Bekr b. Mes‘ûd b. Ahmed el-Kâsânî, Bedâʾiʿu’ṣ-ṣanâʾiʿ fî tertîbi’ş-şerâʾiʿ (b.y.: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1986/1406), 1/29; Ebû Muhammed Bed- rüddîn Mahmûd b. Ahmed el-Aynî, el-Binâye fî şerḥi’l-Hidâye (Beyrut: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2000/1420), 1/699; Şeyhîzâde Damad Efendi, Mecmaʿu’l-enhur fî şerḥi Mülteḳa’l-ebḥur (b.y.: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, ts.), 1/24. 3 Bk. Ebü’l-Fazl Mecdüddîn Abdullâh b. Mahmûd b. Mevdûd el-Mevsılî, el-İhtiyâr li-ta‘lîli’l-Muhtâr, nşr. Şeyh Mahmûd Ebû Dakîka (Kâhire: Matbaatü’l-Halebî, 1937) 1/7; Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. İdrîs el- Karâfî, ez-Zahîre, thk. Muhammed Haccî vd. (Beyrut: Dârü’l-Ğarbi’l-İslâmî, 1994), 1/163; Şemsüddîn Mu- hammed b. Ahmed el-Hatîb eş-Şirbînî, Muğni’l-muhtâc ila ma‘rifeti meâni elfâzi’l-Minhâc (Beyrut: Dârü’l-Kü- tübi’l-İlmiyye, 1994); 1/114; Mansûr b. Yûnus b. Salâhiddîn el-Buhûtî, Keşşâfü’l-kınâ‘ an metni’l-İknâ‘ (b.y.: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, ts.), 1/22. 4 Bk. Vehbe b. Mustafa ez-Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve edilletuhu (Dımeşk: Darü’l-Fikr, ts.), 1/305-318. 240 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 hadesten ve necâsetten temizlikten bahsedildikten sonra necâsetten ve hadesten arın- manın makâsıd ile irtibatına yer verilecektir. Daha sonra ma‘fuvvâtın çerçevesi tayin edildikten sonra, sakınma ve izâlesinde meşakkat söz konusu olan necâsetlerin affa mazhar görülmesinin makâsıd ile ilişkisine değinilecek ve böylece çalışma nihayete er- dirilecektir. Çalışma bu yönüyle ma‘fuvvât5 ve makâsıd6 konularını spesifik olarak ele alan çalışmalardan ayrılmaktadır. 1. Maddi / Hakiki (Necâset) ve Manevi / Hükmî (Hades) Kirlerden Arınma Terim olarak hades, abdestsizlik veya cünüplük sebebiyle kişide meydana geldiği var sayılan ve namaz gibi ibadetleri yerine getirmeye engel olan mânevî/hükmî kirliliği ifade eder. Hades-i ekber (büyük hades) gusül ile giderilmesi mümkün olan cenâbet, ha- yız (adet kanaması) ve nifas (lohusalık) gibi kirlilik durumlarını ifade ederken, hades-i asgar (küçük hades) abdest almak suretiyle giderilen kirliliğe karşılık gelmektedir. Gu- sül “tahâret-i kübrâ”, abdest de “tahâret-i suğrâ” şeklinde adlandırılmıştır.7 Dolayısıyla tahâret, maddî (necâset) ve mânevî (hades) pisliği gidermeyi ifade eder.8 Tahâret kelimesinin karşıtı necâsettir. Hanefî Mezhebinde necâset galîz-hafif, katı/camid-sıvı/mai, görünen/meri/ayni – görünmeyen/gayri merî şeklinde taksimata tabi tutulmuştur ki bu taksimat Hanefîlerin dışındaki mezhepler tarafından da bilin- mektedir. Ağır necâset (necâset-i ğalîza/muğallaza), necisliği katî bir delille sabit olan şeylerdir. İnsanlara ait dışkı, idrar, vücudun herhangi bir yerinden akan kan, irin, ağız dolusu kusuntu, meni, hayız-nifas ve istihâze kanı ağır necâset olduğu gibi eti yenilme- yen hayvanların dışkı, idrar ve salyaları, ete yenilen hayvanlardan tavuk, kaz ve 5 Bu eserlerden bazıları şöyledir: Ebû Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. İmâd: “Manzûmetü İbni’l-İmâd”; Şihâbüddîn Ahmed b. Ahmed er-Remlî: “Fethu’l-cevâd şerhu Manzûmeti İbni’l-İmâd”; Şihâbüddîn Ahmed es-Sücâî eş-Şâfiî el-Ezherî: “el-Fevâidü’l-müzhire”; Molla Halil es-Siirdî: “Risâle fi’l-ma‘fuvvât”; Molla Hü- seyin Küçük el-Cezerî: “Fethu’l-celîl”; Molla Abdullah b. Mirza Nurşînî: “Şerhu’l-ma‘fuvvât”; Mahmûd b. Abdülkahhâr ez-Zokaydî: “Şerhu’l-Ma‘fuvvâti’l-Halîliyye”. Bu eserler hakkındaki detaylar için bk. Hüse- yin Okur, İslâm Hukukunda Genel Kuralı İhlal Etmediği Kabul Edilen Hükümler: Ma‘fuvvât - Hanefî Mezhebi Örneği (İstanbul: Nizamiye Akademi Yayınları, 2021), 183-193. 6 Bu eserlerden bazıları şöyledir: M. Tâhir İbn Âşûr: “Maḳâṣıdü’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye”; Muhammed el-Ukle, “el-İslâm maḳâṣıdühû ve ḫaṣâʾiṣuh”; Hammâdî el-Ubeydî, “eş-Şâṭıbî ve maḳāṣıdü’ş-şerîʿa”; Ahmed er- Reysûnî, “Naẓariyyetü’l-maḳāṣıd ʿinde’l-İmâm eş-Şâṭıbî”; Allâl el-Fâsî, “Makâṣıdü’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye ve mekârimühâ”. Detaylı bilgi için bk. Ertuğrul Boynukalın, “Makâsıdüş-Şerîa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2003), 27/423-427. 7 Bk. Ebû Bekr Şemsü’l-Eimme Muhammed b. Ebî Sehl Ahmed es-Serahsî, el-Mebsût (Beyrut: Dârü’l-Ma‘rife, 1993/1414), 1/46, 68, 196; Kâsânî, Bedâi‘, 1/3; Zeylaî, Tebyînü’l-hakâʾik, 1/8, 54; İbn Nüceym, Bahr, 1/10, 47; Muhammed Emîn b. Ömer b. Abdilazîz İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr ale'd-dürri'l-Muhtâr (Beyrut: Dârü’l-Fikr, 1992), 1/90-91; Rahmi Yaran, “Hades”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1997), 15/1. 8 Salim Öğüt, “Tahâret”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2010), 39/382. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 241 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 ördeklerin pislikleri, akan kan, karada yaşayıp usûlüne göre kesilmeden önce ölen hay- vanların leşleri ile şarap da galîz necâset sayılmıştır. Namaz kılacak kişinin vücudunun, elbisesinin ve namaz kılacağı yerin bu pisliklerden arındırılmış olması gerekir. Bu tür pisliklerin katı olması durumunda bir dirhemden (takriben 2,08 gr.) fazla olması, mayi ve akıcı olanlarından ise el ayasından fazla bir alanı kaplaması durumunda namaz sahih olmaz. Bundan azı namaza mâni olmasa da mekruh görülmüştür. Hafif necâset (necâset- i hafîfe/muhaffefe) ise necisliği, katî olmayan bir delille sabit olan şeylerdir. Atın dışkı ve idrarı, eti yenilmeyen kuşların pislikleri böyledir. Bu tür pisliklerin bedene veya el- biseye bulaşması durumunda bakılır. Şayet beden veya elbisenin dörtte birinden fazla bir yere bulaşmışsa namaz sahih olmaz, daha az bir yere bulaşmışsa namaza mâni olma- makla birlikte mekruhtur.9 Şâfiî Mezhebine göre ise insan ölüsü müstesna, karada yaşayan ve yaralandığı zaman kanı akan canlıların ölüleri necistir. Ölü hayvanlardan çıkan her şey necistir. İrin ve cerehat, bebek dahi olsa insanların idrar ve dışkıları necistir. Mezi ve vedi necis olup meni necis değildir. Dışarı çıkan kusmuk necistir. Ateşte yanan pisliğin külü, dumanı ve sarhoş edici sıvılar necistir.10 2. Maddi / Hakiki (Necâset) ve Manevi / Hükmî (Hades) Kirlerden Arınma – Makâsıd İlişkisi Mutlak anlamda Şâri‘ Allah, hüküm de Allah’ın hitabı olunca fakihler, kendile- rinde hüküm koyma yetkisinin olmadığını itiraf etmişlerdir. Dolayısıyla naslarda sınırlı sayıda bulunan hükümlerin sınırsız denebilecek sayıdaki hayat olaylarına yeterli gele- bilmesi ve tatbiki için İslâm hukukçuları bir yöntem ve bakış açısı geliştirme ihtiyacı hissetmişlerdir. Nitekim Şâri‘in bütün hükümlerde kulların maslahatlarını gözettiği 9 Bk. Mevsılî, İhtiyâr, 1/31-35; Ebû’l-Hasan Burhaneddîn Ali b. Ebî Bekr el-Merğînânî, el-Hidâye fi şerhi Bidâye- ti'l-Mübtedî, thk. Tallâl Yûsuf (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, ts.), 1/36-38; Zeylaî, Tebyînü’l-hakâʾik, 1/74; Şeyhîzâde, Mecmaʿu’l-enhur, 1/58; İbrâhîm b. Muhammed b. İbrâhîm el-Halebî, Mülteka’l-Ebhur (Bey- rut: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1998/1419), 1/86; Öğüt, “Tahâret”, 39/383; Lütfi Şentürk - Seyfettin Yazıcı, İslâm İlmihali (İstanbul: DİB Yayınları, 2017), 91-92. 10 Bk. Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Şeref b. Mürî en-Nevevî, Minhâcü’t-tâlibîn, thk. Kâsım Ahmed İvez, (b.y.: Darü’l- Fikr, 2005/1425), 15-16; Şirbinî, Muğni’l-muhtâc, 229-241; Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Ahmed b. Hamza er-Remlî, Nihâyetü’l-muḥtâc ilâ şerḥi’l-Minhâc (Beyrut: Dârü’l-Fikr, 1984/1404), 1/238- 242; Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. Ahmed b. Selâme el-Kalyûbî, Ḥâşiyetü’l-Ḳalyûbî ʿalâ Şerḥi’l-Maḥallî ʿale’l-Minhâc (Beyrut: Dârü’l-Fikr, 1995/1415), 1/79-82; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 1/319-320; Mehmet Kes- kin, Şâfiî Fıkhı (Ankara: DİB Yayınları, 2016), 2/111-116. 242 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 şeklindeki perspektif bunlardan biridir.11 Maslahat ise dünya ve ahirete yönelik yarar- ların sağlanıp zararlı olanların giderilmesini ifade eden bir kavramdır.12 Bûtî (v. 2013), şu beş başlık altında şer‘î hükme mesnet teşkil edecek maslahatın ölçütlerini toplamıştır: Öncelikle maslahatın makâsıdü’ş-Şâri‘ kapsamında olması gere- kir. Şâri‘in maksatları ise beş esas olan dinin, canın, aklın, neslin ve malın muhafazasın- dan ibarettir. Bu esasların korunmasını barındıran şeyler maslahat iken, bunların tü- münü veya bazılarının yok edilmesine sebep olan her şey de mefsedettir. Bu beş esasın muhafazası, zarûriyyât, hâciyyât ve tahsîniyyât diye anılan üç aşamada gerçekleşir. Di- ğer ölçütler ise maslahatın Kur’ân’a, Sünnete ve kıyasa aykırı olmaması ve ayrıca daha önemli bir maslahatın zayi edilmesine sebep olmamasıdır.13 Tâhir b. Âşûr (v. 1973), İslâm’da tayin edilen hükümlerin gayeleri şeklinde özet- lenebilecek makâsıdı, genel14 ve özel makâsıd15 şeklinde ikiye ayırmıştır.16 Makâsıd, İslâm hukukunun temel kaynakları olan Kur’ân ve Sünnetin doğru bir şekilde anlaşılıp yorumlanmasında, bu kaynaklardan hareketle hükmün istinbatında ve çelişki görün- tüsü olan deliller arasında tercihte bulunmada önemli bir fonksiyon icra eder. Bunun yanı sıra hakkında nas vârid olmayan meselelerdeki hukuksal boşluğu gidermeye yöne- lik olarak istihsân ve istislâh gibi ictihadî faaliyetlerde de naslarda gözetilen gayelerin esas alınması gerekliliği, tüm bu ictihadî faaliyetler için hayati bir rol oynayan Makâsıdü’ş-şerî‘anın İslâm kültür ve hukukunun en mühim kavramlarından olması so- nucunu doğurmuştur.17 Burada zihne: “Bir meselenin hükmü yoksa İslâm hukukçuları o meselenin hükmünü nasıl bilebilir?” şeklinde bir soru gelebilir. Şöyle ki Yüce Allah, insanların bazı ilimlere ulaşmasına imkân vermezken18 hikmetiyle yarattığı bazı şeylere insanların muttali ola- bilmesini mümkün kılmıştır.19 Örneğin Ay, Güneş ve sair gezegenlerin hareketleri, Ay 11 Ferhat Koca, “Hikmet”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1998), 17/514. 12 İbrahim Kâfi Dönmez, “Maslahat”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2003), 28/79. 13 Bk. M. Saîd Ramazan el-Bûtî, Ḍavâbiṭü’l-maṣlaḥa fi’ş-şerîʿati’l-İslâmiyye (Dımaşk: Müessesetü’r-Risâle, ts.); 119-272; Dönmez, “Maslahat”, 28/85. 14 Şâri‘in şer‘î hükümlerin sadece bir kısmında değil bütününde veya büyük çoğunluğunda göz önüne aldığı mânâve hikmetler. 15 Şâri‘in insanların özel hukuki tasarruflarında onların yararlı amaçlarını gerçekleştirmek veya genel men- faatlerini korumak için hedeflediği nitelikler. 16 Muhammed Tâhir b. Âşûr, Makâsıdü’ş-Şerîati’l-İslâmiyye, thk. M. el-Habîb İbnü’l-Hûce (Katar: Vizâretü’l- Evkâf ve’ş-Şuûni’l-İslâmiyye, 2004), 3/163, 397; Boynukalın, “Makâsıdü’ş-Şerîa”, 27/423. 17 Boynukalın, “Makâsıdü’ş-Şerîa”, 27/425. 18 el-Bakara 2/216; el-En‘âm 6/59; Yûnus 10/20; en-Neml 27/65; Lokmân 31/34. 19 Örneğin bk. el-Kâf 50/6; el-Ğâşiye 88/17-20; Yâsîn 36/38-40. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 243 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 ve Güneş tutulmalarının ne zaman meydana geleceği, Ramazan hilalinin tespiti ve daha pek çok husus böyledir. Aynen bunun gibi Cenâb-ı Hak verdiği bazı hükümlerin hikmet sırlarını insanlara ifşa etmese de20 insanların, kimi hükümlerin konuluş gayelerine ulaş- masını mümkün kılmıştır. İşte makâsıd ilmi, cazibesini, Şâri‘in hükümleri koymadaki gayelerine ulaşma imkânı sunmasından alır. Bu yüzden makâsıd ilmi, karşılaştığı prob- lemleri çözüme kavuşturmada muhtelif metotları uyguladığı halde sonuç alamayan usûlcülere yeni bir çözüm kapısı araladığı için heyecan uyandıran bir alan olmuştur. Makâsıdın ilişkili olduğu kavramlardan biri de hikmettir. İslâm hukukçularına göre hikmet, Makâsıd-ı Şâri‘ (yani Şâri‘in hüküm koymadaki gayesi) veya mesâlih-i ibâd (söz konusu hükümlerle sağlanmak istenen maslahatlar) anlamındadır. Mefsedetin21 gi- derilmesi de aslında maslahatın sağlanmasının bir neticesidir. “Zarûrât-ı hamse” şek- lindeki formül, bir açıdan Şâri‘in genel maksadını, diğer bir açıdan da insanların umumi maslahatlarını göstermektedir.22 Makâsıd çalışmalarının tarihi seyrine bakıldığında Cüveynî (v. 478), Gazzâlî (v. 505), Fahreddin er-Râzî (v. 606), Âmidî (v. 631), İbnü’l-Hâcib (v. 646), İzzüddîn b. Abdis- selâm (v. 660), Karâfî (v. 685), İbn Teymiyye (v. 728), İbn Kayyim el-Cevziyye (v. 751), Şâtıbî (v. 790), Dihlevî (v. 1176) ve Tâhir b. Âşûr (v. 1973) gibi muhtelif açılardan katkı- larda bulunan âlimler olduğu gibi Tûfî (v. 716) gibi aşırı gidip büyük tartışmalara sebe- biyet verenler de olmuştur.23 Mezkûr ulema içerisinde detaylara girmeden sadece Cü- veynî ve öğrencisi Gazzâlî’nin görüşleri üzerinden konumuzu temellendirmeye çalışa- cağız. 20 Sabah namazının farzının neden iki rek‘at olduğu ve Ramazan orucunun neden bir kameri ay olduğu gibi. 21 “Şer‘an yasak fiilierin içerdiği veya hakkında özel hüküm bulunmasa da dinin temel amaçlarını ihlal eden zararlar ve kötülükler” Gazzâlî: Zarûret-i hamseyi ihlal eden her şey mefsedet olduğu gibi mefsedeti gi- dermek dahi maslahattır. Bk. Ebû Hâmid Muhammed el-Gazzâlî, el-Mustasfâ, thk. Muhammed Abdusselâm Abdü’ş-Şâfî (b.y.: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1993), 1/174; Ferhat Koca, “Mefsedet”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2003), 28/356. 22 Koca, “Hikmet”, 17/514. 23 Bk. Ferhat Koca, “Necmeddin et-Tûfî’nin Maslahat-ı Mürsele Konusundaki Görüşlerinin Değerlendiril- mesi”, Makâsıd ve İctihad, haz: Ahmet Yaman (Konya: Yediveren Yayınları, 2002), 293-316; Ali Pekcan, İslâm Hukuk Felsefesinde Makâsıdü’ş-Şeria (Zarûriyyât, Hâciyyât, Tahsîniyyât) (İstanbul: Rağbet Yayınları, 2017), 101. Makâsıd fikrine karşı ihtiyatlı yaklaşma tavrının temelinde, maslahata gereğinden fazla önem verenler tarafından istismar edilerek nasların zahiri manalarının tamamen iptaline kapı aralanmasının önüne geçme çabası yatar. Boynukalın, “Makâsıdü’ş-Şerîa”, 27/426. 244 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 Pekcan, beş temel unsurdan biri olan dinin korunmasının zarûret seviyesindeki örneğinin Şâtıbî gibi pek çok usûlcüye göre24 ibadetler olduğu yönündeki görüşü ifade eder. Devamında kendisine göre bunun doğru olmadığını, buna dair örneğin inançla il- gili esaslar olması gerektiği şeklindeki görüşün doğru olduğunu ifade eder.25 Dinin ko- runmasının hâcîyyât seviyesindeki örneği ise farz olan ibadetlerdir.26 Tahsînî yararların temelinde daima ahlakî bir etken bulunma şartı olmadığı gibi teklifî hükümler açısın- dan her zaman farz, vacip ve müstehap şeklindeki sıralamada müstehap kısmını oluş- turmaz, bazen de mubah alanlara taşarlar.27 Dinin korunmasının tahsîniyyât seviyesine örnek olarak müstehap ve sünnet olan ibadetler gösterilebilir. Ayrıca hades ve necâset- ten tahâret de bu örnekler arasında yer alır ki Cüveynî böyle yapmıştır.28 Cüveynî nasların ta‘lîl edilebileceğini savunan usülcülerden biridir ki bu ta‘lîlin somut olarak gözlendiği en bariz alan kıyastır. Cüveynî akılla kavranabilirliği açısından (kıyastaki) illetleri beş kategoride incelemiştir. Bunlardan biri, zarûretten ve ihtiyaçtan kaynaklanmamakla birlikte ahlakî erdeme (mekârim-i ahlaka) ulaşma ve bu erdemi ih- lal eden durumları ortadan kaldırmaya yönelik bir gayeye matuf durumlardır.29 Hades- ten arınma ve necâsetin izâlesi gibi konular böyledir. Genel olarak Cüveynî’nin yaptığı beşli taksimata bakılacak olursa kıyas yoluyla illete münasip vasıfların30 tespit edileme- diği (taabbudî) durumların pek az olduğu görülür ki hadesten ve necâsetten tahâret, mânâsı kavranabilen hususlar arasında zikredilmiştir. Ona göre zarûrî ve hâcî seviye- sinde olmasa bile mahiyetleri itibariyle hadesten ve necâsetten tahâret, yaşamı güzel- leştirip kolaylaştıran (tahsînî) nitelikler taşımaktadır.31 24 Ebû İshâk İbrâhîm b. Mûsâ b. Muhammed el-Lahmî eş-Şâtıbî el-Gırnâtî, el-Muvâfakât, thk. Ebû Ubeyde (b.y.: Dâru İbni Affân, 1997), 2/18; Abdulvehhâb Hallâf, İlm-u usûli’l-fıkh (b.y.: Mektebetü’d-Da‘ve, ts.), 200; Muhammed Mustafa Şelebî, Ta‘lîlü’l-ahkâm (Mısır: Matbaatu’l-Ezher, 1947), 283. 25 Şâtıbî, Muvâfakât, 2/18. 26 Pekcan, İslâm Hukuk Felsefesinde Makâsıdü’ş-Şeria’, 158-159, 201. 27 Pekcan, İslâm Hukuk Felsefesinde Makâsıdü’ş-Şeria’, 216. 28 İmâmu’l-Harameyn Ebu’l-Meâlî Rüknüddin el-Cüveynî, el-Burhân fî usûli’l-fıkh, thk. Salah b. Muhammed b. Uveyde (Beyrut: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1997), 2/79, 93. 29 Cüveynî, el-Burhân, 2/84, ayrıca bk., 79-80; Bk. Pekcan, İslâm Hukuk Felsefesinde Makâsıdü’ş-Şeria’, 88-89. 30 Gazzâlî kıyastaki münasip vasfın “celb-i menafi ve def-i mazarrattan oluşan Şâri‘in maksatlarına riayet etmekten” ibaret olduğunu ifade eder. Ebû Hâmid Muhmammed el-Gazzâlî, Şifâu’l-ğalîl, thk. Hamd el-Ku- beysî (Bağdat: Matbaatü’l-İrşâd, 1971), 159. Ayrıca Gazzâlî maslahatın ancak Kur’ân, Sünnet ve icmayı desteklediği müddet delil olabileceğini, aksi takdirde müstakil bir delil olamayacağını ifade eder. Bk. Gazzâlî, Mustasfâ, 1/173-174. 31 Bk. Pekcan, İslâm Hukuk Felsefesinde Makâsıdü’ş-Şeria’, 90-91, 93. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 245 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 Cüveynî’nin taksiminden de anlaşılacağı üzere “hadesten ve necâsetten tahâret”, aklen kavranabilirliği açısından illet ve amaçlar kategorisinde zarûriyyât32 ve hâciyyât33 başlığı altında değil, tahsîniyyât34 başlığı altında incelenmiştir. Demek ki ha- des ve necâsetin giderilmesi tahsîniyyâtın oluşturduğu alanda dinin korunmasına ma- tuftur. Cüveynî abdestin temelinde temizlik unsurunun bulunmadığını, temizliğe riaye- tin her zaman mümkün olmadığını, bu yüzden Şâri‘in namaz için belirli vakitlerde ab- dest almayı zorunlu kılarak, bu vakitlerde temizliğin yapılmasını istediğini belirtir. An- cak, görünür pislik olan necâsetten temizlenmenin tahsîniyyâta daha iyi bir örnek ol- duğunu da ekler ve insanın, tabiatı gereği necis şeylerden kaçtığını ifade eder.35 Pekcan, Cüveynî’nin verdiği örneğin, yapılan tarifle pek uyuşmadığını ifade etmiştir. Zira hades ve necâsetten temizlenmek, ahlakî bir etki sebebiyle değil, sırf ibadet türünden ve na- maza bir hazırlık olduğu için emredilmiştir. Ayrıca, namazın sahih olması için zorunlu (farz) bir fiildir. Bu yüzden bunun farz oluşu, onun tahsînî olmadığını açıkça gösterir. Dolayısıyla Pekcan bunun, hâcî yararların tamamlayıcı unsuru olarak görülmesinin daha isabetli olacağını ifade eder ve ekler: Cüveynî’nin temizlik örneği abdestin dışında verilirse, yani insanın normal hayatında temiz ve güzel bulunmasının iyi bir davranış olduğu söylenirse, bu durumda tahsîniyyâttan sayılabilir. İmam Şâtıbî de ibadetlerdeki temizliği (necâsetin giderilmesini) tahsîniyyâta örnek vermiştir ki Pekcan bu örneği de yerinde bulmaz ve Şâtıbî’nin bu sözün devamında diğer tüm temizlik şekillerinin, buna dâhil olduğu kanaatinde olduğunu36 söyler ve ekler: Şâtıbî’nin bu sözü, bizim yukarıdaki görüşümüzü destekler mahiyettedir. Zira temizlik, bizatihi güzel ve yerinde bir hare- kettir, ancak bu temizlik, ibadetler mevzu bahis olunca, ibadetlerin sıhhat şartlarından 32 “İslâm teşriinin ana gayeleri, korunması hedeflenen yararların önem derecesi açısından üç kademeli bir tasnife tabi tutulmuştur. Temelini Cüveynî’nin attığı bu taksim talebesi Gazzâlî tarafından “zarûriyyât, hâciyyât, tahsîniyyât” şeklinde adlandırılarak literatürdeki yerini almıştır. Zarûriyyât, en üst düzeydeki yararları. Yani toplumun varlığı ve dirlik düzenliği için vazgeçilmez temel hak ve değerleri ifade eder. Bunlar genel Makâsıd kısmına dâhil olan hayat (can), nesil (nesep, ırz), akıl, mal ve dinin korunması şeklinde özetlenir ve literatürde “zarûriyyât-ı hamse, makâsıd- ı hamse, külliyyât-ı hams” gibi adlarla anılır.” Bk. Boynukalın, “Makâsıdü’ş-Şerîa”, 27/424-425. 33 “Hâciyyât, zarûret derecesinde olmamakla birlikte ferdî ve içtimaî hayatın düzenli biçimde yürümesini sağlayan, karşılanmaması zorluk, huzursuzluk ve sıkıntıya sebebiyet veren faydalardır. Satım, kira vb. akidlerin meşrû kılın- ması, bu tür faydaların sağlanması için konmuş hükümlerin örneklerini oluşturur.” Bk. Boynukalın, “Makâsıdü’ş- Şerîa”, 27/425. 34 “Tahsîniyyât da ahlâkî erdemlerin geliştirilmesi, görgü kurallarına uyulması vb. yollarla sağlanan, zarûret ve ihti- yaç derecesine ulaşmamakla birlikte hayatı kolaylaştıran ve güzelleştiren faydaları ifade eder. Temizlikle ilgili hü- kümler, yeme içme âdâbı, zararlı ve dinen necis nesnelerin satım sözleşmesine konu edilmesinin yasaklanması, bu tür faydanın sağlanması amacını taşıyan hükümlere örnek gösterilir.” Boynukalın, “Makâsıdü’ş-Şerîa”, 27/425. 35 Cüveynî, el-Burhân, 2/611. 36 Şâtıbî, Muvâfakât, 2/22. 246 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 birisini oluşturur.37 Bundan dolayı tahsînî özelliğini kaybedip hâcînin tekmilesi seviye- sine yükselir. Çünkü namaz, dinin korunması için hâcî bir özellik ifade eder. Abdest ise namazın bütünlüğü (sıhhati) için tamamlayıcı bir niteliğe sahip olduğundan abdesti, hâcînin tanımlayıcı unsuru saymak daha uygun olur.38 Zarûriyyât, hacîyyât ve tahsîniyyâtı tamamlayan ve bunları daha olgun ve sağ- lam bir hale getiren bazı tamamlayıcı unsurlar (hükümler) vardır ki bunlara da tek- milât/tetimmât denir.39 Tahâretle ilgili (mesh ve tuvalet adabı gibi) müstehap hareket- ler, tahsîniyyâtın tekmilelerindendir. Necâsetin izâle edilmesi yönündeki gerekliliğin makâsıd boyutu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Çalışmanın bundan sonraki kısmında ma‘fuvvâtın, makâsıd ile olan ilişkisine değinilecektir. 3. Necâsetler Özelinde Affa Mazhar Olan (Ma‘fuvvun Anh) Hususlar – Makâsıd İlişkisi Çalışma başlığımız açısından değerlendirildiğinde dar anlamıyla “afv” denildi- ğinde zaruret, meşakkat ve umûmü’l-belvâ gibi sebeplerden dolayı sakınılması/kaçınıl- ması zor, kişinin gücü dâhilinde olmayan hususlarda mükelleflerden bağışlanan hü- kümler anlaşılır. Usul40 ve birazdan da örnekler üzerinden izah edileceği üzere furû fıkha dair kaynaklarda buna dair hükümler genel olarak ma‘fuvvun anh diye ifade edil- miştir. Fıkıh kaynaklarımıza bakıldığında necâset dışında ibâdât ve muâmelâta dair me- selelerde de ma‘fuvvun anh hükümlerin bulunduğu görülür.41 Ne var ki fıkhi kaynakla- rımızda ma‘fuvvâta dair hükümlerin önemli bir yekûn oluşturması hasebiyle asıl mev- zumuz necâsetler hususunda affa mazhar olan hükümlerin makâsıd ile irtibatıdır. Hadesten tahâret hususu da ilk bakışta ma‘fuvvât ile alakalı görünmese bile gi- derilmesi abdest ve gusül ile mümkün olan bu temizlik türünde de ma‘fuvvun anh 37 Ebu’l-Velîd Muhammed b. Ahmed İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid ve nihâyetü’l-muktesid (Kâhire: Dârü’l- Hadîs, 2004), 1/91; Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, el-Câmi‘ li ahkâmi’l-Kur’ân, thk. Ahmed el-Burdunî – İbrahim Atfeyş (Kâhire: Darü’l-Kütübi’l-Mısriyye, 1964), 6/81, 85, 106. 38 Bk. Pekcan, İslâm Hukuk Felsefesinde Makâsıdü’ş-Şeria’, 217-218. 39 Gazzâlî, Şifâu’l-ğalîl, 161-164; Şâtıbî, Muvâfakât, 2/26; Pekcan, İslâm Hukuk Felsefesinde Makâsıdü’ş-Şeria’, 222- 223. 40 Örneğin bk. Ebû Bekr Ahmed b. Alî er-Râzî el-Cessâs, el-Fusûl fi’l-usûl (b.y.: Vizaretü’l-Evkâfi’l-Kuveytiyye, 1994/1414), 4/238; Kemâlüddîn Muhammed b. Abdilvâhid b. Abdilhamîd es-Sivâsî, Fethü’l-kadîr (b.y.: Dârü’l-Fikr, ts.), 1/185, 216; Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. Muhammed el-Hasenî el-Hamevî, Ġamzü ʿuyûni’l-besâʾir ʿalâ mehâsini’l-Eşbâh ve’n-nezâʾir (b.y.: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1985/1405), 1/248, 292; 2/35. 41 Ma‘fuvvun anh hükümlerin kapsamı ve detaylı örnekler için bk. Okur, İslâm Hukukunda Genel Kuralı İhlal Etmediği Kabul Edilen Hükümler: Ma‘fuvvât, 34, 205-307. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 247 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 hükümler mevcuttur. Necâset konusuyla birlikte işlendiği için kısaca birkaç örnek üze- rinden hades içerikli ma‘fuvvun anh hükümlere temas edilmesinde fayda mülahaza edi- yoruz. Örneğin Hanefî mezhebine göre kadınların gusül alırken saç örgülerini açıp suyu saç diplerine ulaştırma zorunluluğu yoktur. Zira bunda zaruret ve meşakkat söz konu- sudur. Kaçınılması zor olduğu için gusül esnasında vücuttan akan az miktarda (mâ-i müstamel) suyun, bulunduğu kaba akması da affedilmiştir. Ne var ki sakınma imkânı olduğu için çok miktarda suyun, bulunduğu kaba akması durumu af kapsamında değer- lendirilmemiştir.42 Yine Hanefî mezhebine göre az miktarda kusmanın affedilip abdesti bozucu bir unsur olarak görülmemesi43 de örnek olarak gösterilebilir. Nitekim ilgili ri- vayetlerde Hz. Peygamber’in kustuğu için abdest aldığı zikredilmektedir.44 Kusma mik- tarı ihtilafa medar olsa bile genel olarak Hanefî hukukçulara göre ağız dolusu olmayan az kusuntular affedilmiş ve bu tür kusuntular abdesti bozan bir unsur olarak görülme- miştir.45 Hanefî mezhebine göre bedendeki yaradan çıkıp dışa taşan kanamalar abdesti bozarken tükürüğe karışıp tükürüğün yarısından az olan hususların affedilmesi de yine hades hususunda affa mazhar olan meseleler arasında gösterilmiştir.46 Abdest ve gusül alırken yıkanması gereken organlarda kuru bir yer kalmaması esastır. Dolayısıyla suyun bedene temasını engelleyecek maddelerin ilgili azalarda bulunmaması gerekir. Ne var ki hamur ve boya gibi maddelerin, yıkanması gereken azalara yapışması, tırnak arasına girmesi kaçınılmaz olan bazı meslekler vardır. Meşakkat sebebiyle bu meslek erbabın- dan da söz konusu şeyler affedilmiştir. Günümüzde sıvacı, tamirci ve boyacı gibi benzeri durumda olan meslekler için de durum böyledir. Mestlerdeki yırtık oranının fazla ol- ması meshin sıhhatine engel teşkil ederken her iki mestte toplamda ayak parmaklarının en küçüğü ölçü alınarak üç parmak sığacak miktarın altındaki yırtıkların affedilmesi de bu mevzu ile ilgili örnekler arasında gösterilmiştir. Dolayısıyla Hanefî mezhebine göre mestlerde kaçınılması mümkün olmayan bu tür yırtık/sökükler zaruret sebebiyle “afv” 42 Bk. Serahsî, el-Mebsût, 1/46. 43 İmam Züfer bu kanaatte değildir. Zira ona göre az veya çok kusma abdesti bozar. Bk. Serahsî, el-Mebsût, 1/74. 44 Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ b. Sevre et-Tirmizî, el-Câmiʿu’s-Sahîh (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992); “Tahâret”, 64. 45 Serahsî, el-Mebsût, 1/75; Kâsânî, Bedâʾiʿ, 1/26; Mevsılî, İhtiyâr, 1/10; Bk. Okur, İslâm Hukukunda Genel Kuralı İhlal Etmediği Kabul Edilen Hükümler: Ma‘fuvvât, 236-238. 46 Mevsılî, İhtiyâr, 1/10; Zeylaî, Tebyînü’l-hakâʾik, 1/8-9. 248 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 kapsamında değerlendirilmiştir. Bu bağlamda küçük yırtıklar zaruret sebebiyle affedil- miştir.47 Şâfiî mezhebinde abdestli iken nikâh düşen birine dokunmak abdesti bozarken karşı cinsin tırnak, diş ve saçına dokunmanın bundan istisna edilmesi48 ve yine cinsel organa avuç içi ile dokunmak abdesti bozarken bunun dışındaki dokunmaların affedil- mesi yine hades içerikli ma‘fuvvun anh meselelere örnek gösterilebilir.49 Çalışmanın birinci başlığında mezhepler açısından namaza mâni olup kaçınıl- ması gereken necâset türleri ve miktarları hakkında yeteri kadar malumat verilmişti. Bununla birlikte namaz kılacak kişinin bedenine, elbisesine ve namaz kılacağı mekâna bulaşması halinde sakınılması zor ve meşakkat olduğu için affedilen necâsetler de söz konusudur. İslâm hukukunda genel kuralı ihlal olarak görülmeyen bu hükümler litera- türde “ma‘fuvvun anh” diye ifade edilmiştir. Burada mezheplere ait ma‘fuvvun anh du- rumlar50 tek tek zikredilmeyecek, bunun yerine daha ziyade Hanefî ve Şâfiî mezheple- rine dair yeterli olabilecek bazı örnekler verilip bunların affa mazhar oluş sebepleri, makâsıd ile irtibatlandırılacaktır. Ebû Hanîfe’ye (v. 150) göre ağır necâset, hakkında nas bulunan, başka naslarla çelişmeyen ve kendisinden korunmakta herhangi bir zorluk bulunmayan necâsetler iken, İmam Muhammed (v. 189) ve Ebû Yûsuf’a (v. 182) göre necis olduğu hususunda görüş birliği olan ve insanlara isabeti hususunda genel kaçınılmazlık bulunmayan necâsetlerdir. Temizliği ve necâseti hakkında zıt naslar bulunanlar ise hafif necâset kap- samında değerlendirilmiştir.51 Diğer mezhepler ise ağır / hafif necâset ayrımına gitmeyi uygun görmemişlerdir. Sadece Mâlikîler kanı bundan hariç tutmuşlardır.52 Ebû Yûsuf’a göre yollarda bulunup insanların üzerine bulaşan ağır necâsetler, fahiş olmamak kay- dıyla bir dirhemden fazla olması sıkıntı doğurmaz. Zira yollardan gelip geçen insanlar bu pisliklerden sakınamazlar. Bevl ederken iğne ucu kadar küçük sidiklerin ibadete 47 Detaylı bilgi için bk. Okur, İslâm Hukukunda Genel Kuralı İhlal Etmediği Kabul Edilen Hükümler: Ma‘fuvvât, 235- 245. 48 Ebü’l-Hasen Alî b. Muhammed b. Habîb el-Basrî el-Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, thk. Ali M. Muavviz - Âdil Ah- med Abdülmevcûd (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-Arabî, 1999/1419), 1/183-187. 49 Ebû Abdillâh Muhammed b. İdrîs b. Abbâs eş-Şâfiî, el-Ümm (Beyrut: Dârü’l-Ma‘rife, 1990/1410), 1/34; Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Şeref b. Mürî en-Nevevî, el-Mecmû‘ şerhu’l-Mühezzeb (b.y.: Dârü’l-Fikr, ts.), 2/27, 42. 50 Bk. Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 1/321-329. 51 Bk. Mevsılî, İhtiyâr, 1/31-34; Zeylaî, Tebyînü’l-hakâʾik, 1/74. 52 İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/83, 88. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 249 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 mâni olmaması da böyledir. Zira tüm bunlardan sakınmak insanların istitâati dışında- dır.53 İstitâat dışında olduğu için ma‘fuvvâtın meşakkat kapsamında değerlendirildiği söylenebilir. Her ne kadar vad‘î hükümlerde istitâatin mevcudiyeti şart olmasa da teklifî hükümlerde bu şart aranır. Şâri‘ tarafından yapılması istenen temizlik de teklifî hüküm- lerin konularındandır.54 Hanefîlere göre ağır ve hafif necâsetin az olan miktarı bağışlanır ki bu da bir dir- hemden daha az olan miktara tekabül eder. Sıvı olması durumunda ise avuç içinden az yere bulaşması az sayılır. Bağışlanmış olsa bile meşhur görüşe göre az necâset ile namaz kılmak tahrimen mekruhtur. Elbise ve bedene bulaşan hafif necâsetin azı, elbise ve be- denin dörtte birinden azına bulaşanıdır. Zarûretten ötürü elbise ve yiyeceklerde fare veya kedilerin az olan sidik ve dışkıları bağışlanır. İğne ucu gibi idrar damlacıkları da bağışlanmıştır. Fakat suyun temizliği daha fazla kesinlik taşıdığı için aynı miktar necâsetin suya düşmesi durumunda esas olan görüşe göre o suyu necis kılar. Kasap mes- leğini icra eden birine bulaşan kan, necis bir maddeye konup oradan kalkan sineklerin pisliği de böyle olup bağışlanmıştır. Zarûret ve sıkıntı hallerinde fil, eşek ve sığırın ters- leri de böyledir. Genel meşakkat sebebiyle yıkama esnasında cenazeden sıçrayan ve ko- runulması imkânsız miktardaki sular da bağışlanmıştır. İçerisinde aynî necâsetin bu- lunması durumu hariç cadde ve sokaklardaki çamur da zarûretten dolayı bağışlanmış- tır. Sakınılması zor olduğu için boğazlanan hayvanın damarlarındaki kan, ciğer, dalak ve kalpteki kan da affedilmiştir. Abdesti bozmayacak kadar az olan kan, bit, pire, karınca ve balık kanı, katır ve eşek salyaları affedilmiştir. Zarûretten dolayı necâsetin tozu, külü ve dumanı / buharı da affedilir ki bu ateşte pişen ekmeğin necis olmadığına hükmedi- lebilsin. Necâsetin eseri belli olsa da uzak bölgelerden eserek gelen rüzgârların değdiği kumaş ve elbiseler necis olmaz. Etleri yenilen, fakat havada iken pisleyen kuşların dış- kıları temizdir, havada pislemiyorsa necâsetleri hafif kabul edilir.55 Şâfiî mezhebine bakıldığında bağışlanan necâsetlerden bazılarının şunlar olduğu görülür: Normal bir gözün göremeyeceği miktarda az bir kan ve sıçrayan idrar, sivilce, çıban, yara kanı ve buradan çıkan kanlı kansız irinin azı yahut çoğu, pire, sivrisinek, kene ve bit gibi akıcı kanı olmayan hayvanların kanı, yarılan damarın veya hacamat yapılan yeri, sinek pisliği, idrar tutamamazlık, yarasa idrarı, istihâze kanı, yaranın suyu. 53 Merğînânî, el-Hidâye, 1/36, 38; Ali Kumaş, İslâm Hukukunda Sorumlu Olmanın Temeli (İstitâat) (Rize: Gece Kitaplığı, 2015), 116. 54 Bk. Kumaş, İslâm Hukukunda Sorumlu Olmanın Temeli (İstitâat), 114. 55 Bk. İbnü’l-Hümâm, Fethü’l-kadîr, 1/196-204; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 1/308-335; Zühaylî, el-Fıkhu’l- İslâmî, 1/321-323. 250 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 Fakat sivilce veya yara sıkılır ya da bit ve pire öldürülür de necâseti elbiseye bulaşırsa necâset azsa affedilir. Zira bundan sakınmakta meşakkat söz konusu değildir. Köpek ve domuz hariç yabancı kanın56 azı da bağışlanır. Burada müsamaha, bağışlanmanın sebe- bini oluşturur. Azı ve çoğu tayin etmede ölçü örftür. Taşla temizlenildiğinde temizleme yerinde kalan eser bağışlanır. İstinca bölgesi aşılmadıkça mahal, terler ve eser yayılırsa bu da affedilir. Sakınmak meşakkatli olduğu için meyve, sirke ve peynir içerisinde çıkan kurtçuklar da affedilmiştir. Peynir mayası, ilaç ve kokularda kullanılan alkol, necâset dumanı, pis külden yapılmış duvara serilen elbiseler bağışlanmıştır. Köpek ve domuzun bir iki kılı dahi bağışlanmaz. Sakınılması güç olduğu için binek hayvanlarının fazla kılı affedilmiştir.57 Mâlikîler58 de istitâat, zarûret ve genel meşakkat doğrultusunda ibadete engel olmayacak necâsetler hakkında muhtelif hükümler vermişlerdir.59 Hanbelîler de is- titâati dikkate alarak bu hususta benzer hükümler vermişlerdir.60 Umûmü’l-belvânın61 meşakkate sebebiyet verdiği için fürû hükümlerin hafifle- tilmesine sebep olan hallerden biri olduğu malumdur.62 Dinî hükümlerde insanları me- şakkate sokmanın değil, onların hayatını kolaylaştırmanın hedef alındığını ifade eden ve kolaylaştırmayı teşvik eden ayet63 ve hadisleri64 dikkate alan İslâm hukukçuları umûmü’l-belvâyı da bir hafifletme sebebi olarak kabul etmişlerdir. Süyûtî (v. 911) ve İbn Nüceym (v. 970), “Meşakkat kolaylaştırmayı gerektirir.” şeklindeki kaideyi izah ederken aralarında umûmü’l-belvânın da yer aldığı yedi farklı hafifletme sebebinden bahsetmiş- lerdir. Giysilerdeki haşerat ve sineklere ait kanlarda olduğu gibi az miktarda necâsetin bulunması, hayvan atıklarının bulaştığı tozlu topraklı yollarda elbiselere su sıçraması veya çamur bulaşması gibi kaçınılması pek zor olan durumların namaza mâni oluştur- maması tarzındaki örnekler de bu baptandır. Umûmü’l-belvâ ile amelî zarûrete 56 Kişinin kendisinden alınan ve sonra ona geri verilen kan. 57 Bk. Nevevî, el-Mecmû‘, 1/131; Şirbinî, Muğni’l-muhtâc, 1/231, 224-244; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 1/326-327; Ayrıca bk. Sorularla İslâmiyet (Sİ), “Şâfiî mezhebine göre namaza mâni olan necâsetin miktarı hakkında bilgi verir misiniz? Affedilen (bağışlanan) necâsetler nelerdir?” (Erişim 1 Ekim 2023). 58 Mâlikîlerin usûlüne dair geniş bilgi için bkz.: Recep Özdemir, İmam Malik ve Metodolojisi (İstanbul: Hiper Yayın, 2017). 59 Bk. İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/83-89; Karâfî, Zahîre, 1/163, 198; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 1/323-325. 60 Buhûtî, Keşşâfu’l-kınâ‘, 1/27, 31; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 1/329. 61 “Yaygınlığı sebebiyle bilinmemesi mümkün olmayan olaylar” anlamına gelse de bu çalışmada umûmü’l- belvânın “kaçınılması büyük güçlüğe yol açan şeyler” anlamı esas alınmıştır. 62 Şükrü Özen, “Meşakkat”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2004), 29/359. 63 el-Bakara 2/185; el-Hac, 22/78. 64 Muhammed b. İsmail el- Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992), “İlim”, 3; Müslim, “Cihâd”, 3. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 251 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 dayandıranlar da vardır. Örneğin suyu necis hale gelen kuyu veya havuzların, içlerine bulaşan pisliğin durumuna göre sularından bir miktarın boşaltılması suretiyle temiz ka- bul edilmesi, umûmü’l-belvâ sebebiyledir. Umûmü’l-belvânın “zarûretin cümleye şü- mulü” olduğu, zarûret ve ihtiyacın da kolaylaştırmayı gerektirdiği ifade edilmiştir. Me- celle’nin başında bulunan bazı kaideler65 de bu bağlamdadır.66 Anlaşılacağı üzere zarûret ile belvâ arasında pek yakın bir ilişki bulunmaktadır. Fıkıhta, zarûret ve belvânın aynı hükme delil olarak gösterildiği vakidir. Belvâ, yaygın- lık arz etmesi hasebiyle kaçınılması güçleşen ve ihtiyaçtan kaynaklanan bir tür zarûret şeklinde de anlaşılabilir. Bu yüzden umûmü’l-belvânın mevcudiyetini tespitte ihtiyaç veya zarûret hali ile birlikte bu halin yaygın olması ve çokça tekrar etmesi şartı aranır. Görüldüğü üzere umûmü’l-belvâ sebebiyle hükümlerin hafifletilmesi mutlak bırakılma- yıp bazı şartlar aranmıştır.67 Netice itibariyle tüm mezheplerde mükelleflerin istitâati dikkate alınarak az olan necâset miktarlarının affının sebebinin zarûret, genel meşakkat (umûmü’l-belvâ) ya da necâsetten sakınmanın imkânsızlığı/zorluğu olduğu anlaşılmaktadır.68 Sadece il- gili nasların zahir lafızlarına bağlı hükümler verdikleri için Hanbelîlerin bu hususta pek etkin hareket etmedikleri ifade edilmiştir.69 Genel olarak bakıldığında fıkıh kaynaklarında necâset meselesi işlenirken necâsetten sakınmanın imkânı tayin edilmekte ve sakınılamayan necâsetler hakkında hafifleştirmeye gidildiği gözlenmektedir. Bu yüzden Hanefî hukukçular, ibadetlere mâni olan büyük necâsetlerin tarifini yaparlarken insanların bu tür necâsetlerden ka- çınıp kaçınamadıklarını dikkate almışlardır. Bir diğer ifadeyle insanların bunlardan ka- çınma istitâatine sahip olup olmadıklarına vurgu yapmışlardır. Diğer mezhep imamları da istitâatı esas alarak hüküm vermişlerdir.70 Aslında fakihler, insanlardan zorluk ve sı- kıntıyı gidermek (def-i harec) ve kolaylık prensibini gözeterek ma‘fuvvun anh olan necâsetleri belirleme cihetine gitmişlerdir.71 Ref-i harec (def-i-harec) ise hacîyyâtın 65 17, 18 ve 21. maddeler. 66 Abdurrahman b. Ebî Bekr es-Süyûtî, el-Eşbâh ve’n-neẓâʾir (b.y.: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1990), 76-83; Zey- nüddîn b. İbrâhîm b. Muhammed el-Mısrî b. Nüceym, el-Eşbâh ve’n-neẓâʾir (Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İl- miyye, 1999), 64-71; Bk. Mustafa Baktır, “Umûmü’l-Belvâ”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstan- bul: TDV Yayınları, 2012), 42/155. 67 Bk. Baktır, “Umûmü’l-Belvâ”, 42/155-156. 68 Bk. Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 1/321-330. 69 Bk. Kumaş, İslâm Hukukunda Sorumlu Olmanın Temeli (İstitâat), 118-119. 70 Mevsılî, İhtiyâr, 1/31-36; Merğınânî, Hidâye, 1/36-38; Bk. Kumaş, İslâm Hukukunda Sorumlu Olmanın Temeli (İstitâat), 115. 71 Bk. Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 1/321-330. 252 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 dayandığı temel unsurlardandır. Hacîyyât seviyesindeki maslahatların meşru kılınma- sındaki temel hareket noktaları şunlardır: a. Defu’l-harec (sıkıntıların giderilmesi) b. Kolaylaştırma (teysîr) c. Zorluklar karşısında hükümlerin hafifletilmesi (ruhsatlar).72 Genel olarak ma‘fuvvun anh olan hükümlerin dayandığı gerekçeler açısından bakıldı- ğında zaruret, meşakkat ve zorluk, umûmü’l-belvâ ve istihsanın açık sebepler olduğu görülecektir.73 Yukarıda söz konusu edilen meşakkat, “yükümlülüklerin kaldırılmasına veya ha- fifletilmesine sebep olan ve normal şartlarda tahammül sınırını aşan sıkıntıyı” ifade et- mektedir. Fıkıhta genelde meşakkat içeren durumlar için harec ve zarûret kelimeleri kullanılsa da meşakkatin daha kapsamlı olduğunu ifade etmek gerekir.74 Meşakkatin, kolaylaştırma ve ruhsat75 sebebi olarak kabul edildiği bilinmekle bir- likte bu meşakkatin sınırı önem arz etmektedir. İslâm hukukçuları meşakkati “ibadet- lerin ayrılmaz bir parçası olan”76 ve “ibadetlerle birlikte bulunmayan”77 meşakkat şek- linde ikiye ayırmışlardır.78 Şâtıbî ise kapsam ve ağırlığı açısından meşakkati beş kısımda değerlendirmiştir.79 Meşakkatin kolaylaştırma sebebi sayılması, ibadetlerle sınırlı olma- yıp hayatın tümüne yönelik hususlar için geçerli olup farklı seviyelerde etkiye sahiptir. Görecelik faktörünün kolaylaştırma sebebi olabilecek meşakkati tayin etmede önemli bir fonksiyon icra edebileceği için bu meşakkatin ölçütü hakkında muhtelif görüşler ta- ayyün etmiştir.80 Örneğin Şâfiî ulemadan İzzeddin b. Abdisselâm ibadetlerde meşakkat hususunda ihtiyatlı olunmasını tavsiye etmektedir. Dolayısıyla o, ağır olmadıkça me- şakkatin ibadetlerde ruhsat sebebi sayılmaması gerektiği kanaatindedir. Genel anlamda meşakkat hususunda Şâtıbî ise bir fiili işlemenin, o fiilin tamamen ya da kısmen terkine, o fiili işleyende, malında veya fiillerinde bir bozukluğa sebebiyet verecekse, bu 72 Bk. Pekcan, İslâm Hukuk Felsefesinde Makâsıdü’ş-Şeria’, 195-197. 73 Detaylı bilgi için bk. Okur, İslâm Hukukunda Genel Kuralı İhlal Etmediği Kabul Edilen Hükümler: Ma‘fuvvât, 150- 160. 74 Özen, “Meşakkat”, 29/357. 75 Ruhsat, şer‘an geçerli olan bazı mazeretler sebebiyle normal durumlara ait olan asli hükmün (azimet) gereğine uymamayı meşru kılan kolaylaştırma esasına dayalı geçici hükmü ifade eder. Bk. İbrahim Kâfi Dönmez, “Ruhsat”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2008), 35/207. 76 Mutat durumu aşmakla ilgisi olmayıp doğrudan teklifin verdiği meşakkat. Teklif, Allah’ın kulunu bir işi yapma veya yapmama hususunda yükümlü tutması. Bk. Mustafa Sinanoğlu, “Teklif”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2011), 40/385. 77 Bu da ağır, orta ve hafif seviye meşakkat olarak kısımlara ayrılmıştır. 78 Bk. Ebû Muhammed İzzüddîn Abdülazîz b. Abdisselâm, Kavâidu’l-ahkâm fî mesâlihi’l-enâm (Kâhire: Mekte- betü’l-Külliyyâti’l-Ezheriyye, 1991), 2/7-9, 193-199; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve’n-nezâir, 64; Şâtıbî, Muvâfakât, 2/21, 83-85, 207; Özen, “Meşakkat”, 29/358. 79 Şâtıbî, Muvâfakât, 1/296; 2/426-427. 80 Bk. Halit Çalış, İslâm’da Kolaylaştırma İlkesi, Azimet-Ruhsat İlişkisi (İstanbul: Ensar Yayınları, 2013), 41-46. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 253 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 meşakkatin mutat düzeyden fazla olduğu aksi takdirde böyle bir sıkıntının meşakkat sayılamayacağı kanaatindedir.81 Her ne kadar kolaylaştırma ve ruhsat sebebi olabilecek meşakkat için kesin bir kriter / sınır tayin etmenin mümkün olamayacağı ifade edilmiş olsa da İzzeddin b. Abdisselâm ve Şâtıbî gibi bazı alimler bu yönde bazı gayretler gös- termişlerdir.82 Burada meşakkatin makâsıd ile ilişkisini tayin edebilecek önemli bir mevzu daha akla gelmektedir ki o da meşakkatin Şâri‘ tarafından kastedilip edilmediğidir. Bu konu- nun özünü, Şâri‘in, getirdiği yükümlülüklerle kullarının meşakkat ve sıkıntıya sokulma- sını isteyip istememesi oluşturur ki İslâm hukukçuları Şâri‘in böyle bir meşakkat ve sı- kıntıyı talep etmediği hususunda görüş birliği içerisindedirler.83 Zira bu hususta katî bazı naslar mevcuttur. Söz konusu nas ve kaidelerden bazılarını burada vermek yeterli olacaktır. a. İlgili Ayetler: “… Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. …”84 “Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! …”85 “Allah, sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.”86 “Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez.”87 “…O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. …”88 b. İlgili Hadisler: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.”89 “Din kolaylıktır.”90 81 Şâtıbî, Muvâfakât, 2/207, 215. 82 Detaylı bilgi ve görüşler için bk. Çalış, İslâm’da Kolaylaştırma İlkesi, 45. 83 Şâtıbî, Muvâfakât, 2/207, 210; Bk. Çalış, İslâm’da Kolaylaştırma İlkesi, 47. 84 el-Bakara 2/185. 85 el-Bakara 2/285, 286. 86 en-Nisâ 4/28. 87 el-Mâide 5/6. 88 el-Hac 22/78. 89 Buhârî, “İlim”, 11; “Edeb”, 80; Müslim, “Cihâd”, 6-7. 90 Buhârî, “Îmân”, 29. 254 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 “Ben kolaylaştırılmış Haniflik ile gönderildim.”91 “Rasûlullah (s.a.v.) iki şey arasında muhayyer bırakıldığında günah olmadıkça kolay olanı tercih ederdi.”92 c. İlgili Kaideler: “Meşakkat teysiri celbeder.”93 “Bir iş dîk oldukta müttesi olur.”94 “Zarûretler memnu olan şeyleri mubah kılar.”95 “Zarar bi-kaderi’l-imkân izâle olunur.”96 İslâm’da normalin üstündeki meşakkatlerin mevcudiyetinde ruhsat hükümleri- nin meşru oluşu, dinde meşakkatin murat edilmediğinin, sıkıntı ve zorluğun giderilme- sinin amaçlandığının en bariz göstergesidir. Şayet meşakkat istenmiş olsaydı ruhsat ve hafifletici hükümler olmazdı. İslâm hukukunda hükümlerin belirlendiğinde mükellefin sıkıntı ve güçlüğe itilmesi gibi bir amacın gözetildiğini düşünmek açık bir çelişki oluş- turur ki İslâm hukuku bundan beridir. Zira hükümlerin konuluşundaki maksat, kulların maslahatlarının gerçekleştirilmesidir. Sırf meşakkat olması itibariyle de meşakkatte herhangi bir maslahat yönü bulunmamaktadır.97 Tabi burada Şâri‘in ortadan kaldırıl- masını istediği meşakkatin (harec) mutlak meşakkat değil de Şâri‘in itibara aldığı me- şakkat olduğunu ifade etmek gerekir. Şâri‘, getirdiği yükümlülüklerle kullarının meşak- kat ve sıkıntıya sokulmasını istememekle birlikte mutlak olarak meşakkatin kaldırılma- sını da istememiştir. Zira her teklifte bir ölçüde meşakkat vardır. Bu durumlarda mü- kellef, Şâri‘in taleplerini ancak bir meşakkate katlanarak yerine getirmektedir ki mü- kellefin maslahatı da ancak bu şekilde sağlanmış olur.98 91 Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed b. Hanbel, Müsned, thk. Şuayb Arnaut vd. (b.y.: Müessesetü’r-Risâle, 2001), No:22291. 92 Müslim, “Fedâil”, 77. 93 Süyûtî, el-Eşbâh ve’n-nezâir, 7, 76; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve’n-nezâir, ; Mecelle, md. 17. 94 Mecelle, md. 18. 95 Mecelle, md. 21. 96 Mecelle, md. 31. 97 Cemil Muhammed İbn Mübârek, Nazariyyatu’d-darûrati’ş-Şer‘iyye, hudûduhâ ve davâbituhâ (b.y.: Mansûra, 1408), 69. (Naklen: Çalış, İslâm’da Kolaylaştırma İlkesi, 47-49). 98 Bk. Şâtıbî, Muvâfakât, 2/210; Çalış, İslâm’da Kolaylaştırma İlkesi, 47-49. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 255 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 Sonuç Necâsetlerin izâlesinde olduğu gibi necâsetlere dair ma‘fuvvun anh hükümlerin de makâsıd ile ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Genel olarak fukahâ, Şâri‘in maksatlarının, aralarında din, can, akıl, nesil ve ma- lın da yer aldığı beş esasın korunmasından ibaret olduğunu, bunları muhafaza eden her şeyin maslahat, zarara uğratan her şeyin de mefsedet olduğunu ifade etmişlerdir. Söz konusu esasların korunması da zarûriyyât, hâciyyât ve tahsîniyyât denilen üç evrede gerçekleşmektedir. Bazı ibadetlerde temizlik şart koşulduğu için İslâm hukukçuları necâsetin izâlesinin dinin korunmasına matuf olduğunu ifade etmişlerdir. Ne var ki necâsetin izâlesinin, dinin korunmasının hangi aşamasının örneği olduğu hususunda görüş ayrılıkları oluşmuştur. İslâm hukukçuları ma‘fuvvâtı şu şekilde makâsıd ile ilişki- lendirmişlerdir: Mükelleflerin istitâati (yapabilme kabiliyeti) esas alınarak az miktardaki necâse- tin miktarlarının affının sebebinin genel meşakkat (umûmü’l-belvâ), zarûret ya da necâsetten sakınmanın zorluğu veya imkânsızlığı olduğu ifade edilmiştir. Haciyyyât se- viyesindeki maslahatların meşru kılınışındaki temel esaslar ‘defu’l-harec’ (sıkıntıların giderilmesi), ‘teysîr’ (kolaylaştırma) ve ‘ruhsatlar’(zorluklar sebebi ile hükümlerin ha- fifletilmesi)dır. Aynı esaslar, ma‘fuvvun anh olan necâsetleri tayin etmek için de göze- tildiği için necâsetlerde söz konusu olan ma‘fuvvun anh hususların da makâsıd ile irti- batını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla hem necâsetlerin izâlesine yönelik hükümlerin hem de necâsetler hususunda affa mazhar olan hükümlerin mâkasıd ile yakın ilişkisi bulunmaktadır. Etik Beyan/Ethical Statement: Bu çalışmanın hazırlanma sürecinde bilimsel ve etik il- kelere uyulduğu ve yararlanılan tüm çalışmaların kaynakçada belirtildiği beyan olu- nur./It is declared that scientific and ethical principles have been followed while car- ying out and writing this study and that all the sources used have been properly cited. Çıkar Çatışması/Competing Interests: Yazar, çıkar çatışması olmadığını beyan eder./The author declare that have no competing interests. Finansman/Funding: Yazar, bu araştırmayı desteklemek için herhangi bir dış fon alma- dığını kabul eder./The author acknowledge that they received no external funding in support of this research. Kaynakça Aynî, Ebû Muhammed Bedrüddîn Mahmûd b. Ahmed. el-Binâye fî şerḥi’l-Hidâye. 13 Cilt. Beyrut: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2000/1420. 256 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 Baktır, Mustafa. “Umûmü’l-Belvâ”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 42/155-156. İstanbul: TDV Yayınları, 2012. Boynukalın, Ertuğrul. “Makâsıdü’ş-Şerîa”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 27/423-427. Ankara: TDV Yayınları, 2003. Buhârî, Muhammed b. İsmail. el-Câmiu’s-Sahîh. 8 Cilt. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992. Buhûtî, Mansûr b. Yûnus b. Salâhiddîn. Keşşâfü’l-kınâ‘ an metni’l-İknâ‘. 6 Cilt. b.y.: Dârü’l- Kütübi’l-İlmiyye, ts. Bûtî, Muhammed Saîd Ramazân. Davâbitü’l-Maslaha fi’ş-şeri‘ati’l-İslâmiyye. Dımaşk: Mües- sesetü’r-Risâle, ts. Cessâs, Ebû Bekr Ahmed b. Alî er-Râzî. el-Fusûl fi’l-usûl. 4 Cilt. b.y.: Vizaretü’l-Evkâfi’l- Kuveytiyye, 2. Basım. 1994/1414. Cüveynî, İmâmu’l-Harameyn Ebu’l-Meâlî Rüknüddîn. el-Burhân fî usûli’l-fıkh. thk. Salah b. Muhammed b. Uveyde. 2 Cilt. Beyrut: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1997. Çalış, Halit. İslâm’da Kolaylaştırma İlkesi, Azimet-Ruhsat İlişkisi. İstanbul: Ensar Yayınları, 2013. Dönmez, İbrahim Kâfi. “Maslahat”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 28/79. An- kara: TDV Yayınları, 2003. Dönmez, İbrahim Kâfi. “Ruhsat”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 35/210. İstan- bul: TDV Yayınları, 2008. Ebû Dâvud, Süleymân b. Eş‘as. es-Sünen. 2 Cilt. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992. Gazzâlî, Ebû Hâmid Muhammed. el-Mustasfâ. thk. Muhammed Abdusselâm Abdü’ş-Şâfî. b.y.: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1993. Gazzâlî, Ebû Hâmid Muhmammed. Şifâu’l-ğalîl. thk. Hamd el-Kubeysî. Bağdat: Matba- atü’l-İrşâd, 1971. Halebî, İbrâhîm b. Muhammed b. İbrâhîm. Mülteka’l-Ebhur. 4 Cilt. Beyrut: Darü’l-Kü- tübi’l-İlmiyye, 1998/1419. Hallâf, Abdulvehhâb. İlm-u usûli’l-fıkh. b.y.: Mektebetü’d-Da‘ve, ts. Hamevî, Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. Muhammed el-Hasenî. Ġamzü ʿuyûni’l-besâʾir ʿalâ mehâsini’l-Eşbâh ve’n-nezâʾir. 4 Cilt. b.y.: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1985/1405. İbn Abdüsselâm, Ebû Muhammed İzzüddîn Abdülazîz. Kavâidu’l-ahkâm fî mesâlihi’l-enâm. Kâhire: Mektebetü’l-Külliyyâti’l-Ezheriyye, 1991. İbn Âbidîn, Muhammed Emîn b. Ömer b. Abdilazîz. Reddü'l-muhtâr ale'd-dürri'l-Muhtâr. 6 Cilt. Beyrut: Dârü’l-Fikr, 1992. İbn Mübârek, Cemil Muhammed. Nazariyyatu’d-darûrati’ş-Şer‘iyye, hudûduhâ ve davâbi- tuhâ. b.y.: Mansura, 1408. İbn Nüceym, Zeynüddîn b. İbrâhîm b. Muhammed el-Mısrî. el-Bahrü’r-râʾik şerhu Kenzi’d- Dekâik. 8 Cilt. b.y.: Darü’l-Kütübi’l-İslâmî, 2. Basım, ts. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 257 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 İbn Nüceym, Zeynüddîn b. İbrâhîm b. Muhammed el-Mısrî. el-Eşbâh ve’n-nezâir. tahric: Şeyh Zekeriyyâ Umeyrât. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1999. İbn Rüşd, Ebu’l-Velîd Muhammed b. Ahmed. Bidâyetü’l-müctehid ve nihâyetü’l-muktesid. 4 Cilt. Kâhire: Dârü’l-Hadîs, 2004. İbni Âşûr, Muhammed Tâhir. Makâsıdü’ş-Şerîati’l-İslâmiyye. thk. M. el-Habîb İbnü’l-Hûce. 3 Cilt. Katar: Vizâretü’l-Evkâf ve’ş-Şuûni’l-İslâmiyye, 2004. İbni Hanbel, Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed. Müsned. thk. Şuayb Arnaut vd. b.y.: Müessesetü’r-Risâle, 2001. İbnü’l-Hümâm, Kemâlüddîn Muhammed b. Abdilvâhid. Fethü’l-kadîr. 10 Cilt. b.y.: Dârü’l- Fikr, ts. Kalyûbî, Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. Ahmed b. Selâme. Ḥâşiyetü’l-Ḳalyûbî ʿalâ Şerḥi’l-Maḥallî ʿale’l-Minhâc. 4 Cilt. Beyrut: Dârü’l-Fikr, 1995/1415. Karâfî, Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. İdrîs. ez-Zahîre. thk. Muhammed Haccî vd. 14 Cilt. Beyrut: Dârü’l-Ğarbi’l-İslâmî, 1994. Kâsânî, Alâüddîn Ebû Bekr b. Mes‘ûd b. Ahmed. Bedâʾiʿu’ṣ-ṣanâʾiʿ fî tertîbi’ş-şerâʾiʿ. 7 Cilt. b.y.: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2. Basım, 1986/1406. Keskin, Mehmet. Şâfiî Fıkhı. 2 Cilt. Ankara: DİB Yayınları, 2. Basım, 2016. Koca, Ferhat. “Hikmet”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 17/514. İstanbul: TDV Yayınları, 1998. Koca, Ferhat. “Mefsedet”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 28/356-358. Ankara: TDV Yayınları, 2003. Koca, Ferhat. “Necmeddin et-Tûfî’nin Maslahat-ı Mürsele Konusundaki Görüşlerinin Değerlendirilmesi”. Makâsıd ve İctihad. haz. Ahmet Yaman. Konya: Yediveren Ya- yınları, 2002. Kumaş, Ali. İslâm Hukukunda Sorumlu Olmanın Temeli (İstitaat). Rize: Gece Kitaplığı, 2015. Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed. el-Câmi‘ li ahkâmi’l-Kur’ân. thk. Ahmed el- Burdunî – İbrahim Atfeyş. Kâhire: Darü’l-Kütübi’l-Mısriyye, 1964. Mâverdî, Ebü’l-Hasen Alî b. Muhammed b. Habîb el-Basrî. el-Hâvi’l-kebîr. thk. Ali M. Mu- avviz - Âdil Ahmed Abdülmevcûd. 19 Cilt. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-Arabî, 1999/1419. Mergīnânî, Burhânüddîn Mahmûd b. Ahmed b. Abdilazîz el-Buhârî. el-Muḥîṭü’l-Burhânî fi’l-fıḳhi’n-Nuʿmânî. thk. Abdülkerîm Sâmî el-Cündî. 9 Cilt. Beyrut: Darül’l-Kü- tübi’l-İlmiyye, 2004/1424. Merğînânî, Ebû’l-Hasan Burhaneddin Ali b. Ebî Bekr. el-Hidâye fi şerhi Bidâyeti'l-Mübted. thk. Tallâl Yûsuf. 4 Cilt. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, ts. Mevsılî, Ebü’l-Fazl Mecdüddîn Abdullâh b. Mahmûd b. Mevdûd. el-İhtiyar li-ta‘lîli’l-Muh- târ. nşr.: Şeyh Mahmûd Ebû Dakîka. 5 Cilt. Kâhire: Matbaatü’l-Halebî, 1937. 258 | Mustafa Harun KIYLIK Journal of Islamic Law Studies 44 (December 2024): 235-259 Müslim, Ebû’l-Hüseyin Müslim b. Haccâc. el-Câmiu’s-Sahîh. 5 Cilt. İstanbul: Çağrı Yayın- ları, 1992. Nevevî, Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Şeref b. Mürî en-Nevevî. el-Mecmû‘ şerhu’l-Mühezzeb. (Subkî ve Mutîî’nin ‘et-Tekmile’si ile birlikte) b.y.: Dârü’l-Fikr, ts. Nevevî, Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Şeref b. Mürî. Minhâcü’t-tâlibîn. thk. Kâsım Ahmed İvez, b.y.: Darü’l-Fikr, 2005/1425. Okur, Hüseyin. İslâm Hukukunda Genel Kuralı İhlal Etmediği Kabul Edilen Hükümler: Ma‘fuv- vât - Hanefî Mezhebi Örneği. İstanbul: Nizamiye Akademi Yayınları, 2021. Öğüt, Salim. “Tahâret”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 39/382-385. İstanbul: TDV Yayınları, 2010. Özdemir, Recep. İmam Malik ve Metodolojisi. İstanbul: Hiper Yayın, 2017. Özen, Şükrü. “Meşakkat”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 29/357. Ankara: TDV Yayınları, 2004. Pekcan, Ali. İslâm Hukuk Felsefesinde Makâsıdü’ş-Şeria (Zarûriyyât, Hacîyyât, Tahsîniyyât). İs- tanbul: Rağbet Yayınları, 3. Basım, 2017. Remlî, Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed b. Ahmed b. Hamza. Nihâyetü’l- muḥtâc ilâ şerḥi’l-Minhâc. 8 Cilt. Beyrut: Dârü’l-Fikr, 1984/1404. Serahsî, Ebû Bekr Şemsü’l-eimme Muhammed b. Ebî Sehl Ahmed. el-Mebsût. 30 Cilt. Bey- rut: Dârü’l-Ma‘rife, 1993/1414. Sİ, Sorularla İslâmiyet. “Şafii mezhebine göre namaza mâni olan necâsetin miktarı hak- kında bilgi verir misiniz? Affedilen (bağışlanan) necâsetler nelerdir?”. Erişim 1 Ekim 2023. https://sorularlaİslâmiyet.com/safii-mezhebine-gore-namaza- mani-olan-necâsetin-miktari-hakkinda-bilgi-verir-misiniz-affedilen Sinanoğlu, Mustafa. “Teklif”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 40/385-387. İstan- bul: TDV Yayınları, 2011. Suyûtî, Abdurrahman b. Ebî Bekr. el-Eşbâh ve’n-neẓâʾir. b.y.: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1990. Şâfiî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İdrîs b. Abbâs. el-Ümm. 8 Cilt. Beyrut: Dârü’l-Ma‘rife, 1990/1410. Şâtıbî, Ebû İshâk İbrâhîm b. Mûsâ b. Muhammed el-Lahmî el-Gırnâtî. el-Muvâfakât. thk. Ebû Ubeyde. 7 Cilt. b.y.: Dâru İbni Affan, 1997. Şelebî, Muhammed Mustafa. Ta‘lîlü’l-ahkâm. Mısır: Matbaatu’l-Ezher, 1947. Şentürk, Lütfi - Yazıcı, Seyfettin. İslâm İlmihali. İstanbul: DİB Yayınları, 14. Basım, 2017. Şeyhîzâde Damad Efendi. Mecmaʿu’l-enhur fî şerḥi Mülteḳa’l-ebḥur. 2 Cilt. b.y.: Dâru İhyâi’t- Türâsi’l-Arabî, ts. Şirbînî, Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed el-Hatîb. Muğni’l-muhtâc ila ma‘rifeti meâni elfâzi’l-Minhâc. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 6. Basım, 1994. Maʿfuvvât-Makâsıd İlişkisi | 259 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 44 (Aralık 2024): 235-259 Tirmizî, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ b. Sevre. el-Câmiʿu’s-Sahîh. 5 Cilt. İstanbul: Çağrı Ya- yınları, 1992. Yaran, Rahmi. “Hades”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, 15/1. İstanbul: TDV Ya- yınları, 1997. Zeylaî, Ebû Muhammed Fahruddîn Osmân b. Alî. Tebyînü’l-hakâʾik. 6 Cilt. Kâhire: Matba- atü’l-Kübra el-Emîriyye, 1313. Zühaylî, Vehbe b. Mustafa. el-Fıkhu’l-İslâmî ve edilletuhu. 10 Cilt. Dımeşk: Darü’l-Fikr, 4. Basım, ts.