9. Hukuk Dairesi 2025/9842 E. , 2026/1179 K. "" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/2129 E., 2025/2605 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 14. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/683 E., 2025/108 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor d…
9. Hukuk Dairesi 2025/9842 E. , 2026/1179 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/2129 E., 2025/2605 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 14. İş Mahkemesi SAYISI : 2024/683 E., 2025/108 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2020-2021 tarihleri arasında davalı Şirketin yurt dışı şantiyelerinde iskele montaj formeni olarak çalıştığını, son aylık ücretinin net 2.000,00 USD olduğunu, son 6 aylık ücret alacağının ödenmediğini, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini ileri sürerek ücret alacağı ve ihbar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı Şirket yapılanması içerisinde davacıya ilişkin bir kayda rastlanmadığını, davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının işvereninin Özbekistan'da, Özbekistan kanunlarına göre kurulmuş ve Özbekistan'da faaliyet gösteren Özbekistan menşeili bir Şirket olduğunu, yabancı şirkette çalışan Türk işçinin ancak çalışılan ülke mevzuatına göre sosyal haklardan faydalanabileceğini, bu nedenlerle taraflar arasında imzalanmış olan iş sözleşmesinden kaynaklanan taleplerin Özbekistan hukukuna göre değerlendirilmesi gerektiğini, iş ilişkisi proje kapsamında çalışılan işin bitmesi sebebiyle kendiliğinden sona erdiğini, davacının ihbar tazminatı hakkının bulunmadığını, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacının 2.000,00 USD ücret iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının yurt dışında çalıştığı göz önünde bulundurulduğunda ücretinin brüt ücrete çevrilmemesi gerektiğini, iddia edilen hizmet süresini kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; fesih tarihinde yürürlükte bulunan Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu'nun "Bir iş anlaşmazlığının çözümü için son başvuru tarihleri" başlıklı 270. maddesinin; "Mahkemeye veya iş uyuşmazlık komisyonuna başvuru aşağıdaki son tarihlere göre belirlenir: işe iade anlaşmazlıklarında- iş sözleşmesinin feshine ilişkin emrin bir kopyasının çalışana verildiği tarihten itibaren bir ay; çalışanın neden olduğu maddi zararın işverene ödenmesine ilişkin anlaşmazlıklarda- zararın işveren tarafından öğrenildiği günden bir yıl sonra; diğer iş uyuşmazlıkları için-çalışanın haklarının ihlal edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği günden itibaren üç ay. Bu maddede belirtilen sürelerin geçerli sebeplerden dolayı kaçırılması halinde, bu süreler mahkeme veya iş ihtilaf komisyonu tarafından geri alınabilir. Çalışanın sağlığına verilen zararın tazminine ilişkin uyuşmazlıklarda mahkemeye başvurmak için herhangi bir süre sınırlaması yoktur." şeklinde düzenlendiği, iş sözleşmesinin 04.10.2021 tarihinde feshedildiği, davanın ise 01.07.2022 tarihinde açıldığının anlaşıldığı, anılan düzenlemeye göre tespiti gereken hususun çalışanın haklarının ihlal edildiğini bildiği ve bilmesi gerektiği tarihin ne zaman olduğu hususu olduğu, son tutanak tarihi ve fesih tarihi gözetildiğinde dava açılış tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin dolduğunun açık olduğu, davacı tarafın sürelerin kaçırılmasında geçerli bir sebebi olduğunu öne sürmediği gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, 2. Dava konusu alacaklar yönünden zamanaşımı ya da hak düşürücü süreninin söz konusu olmadığını, 3. Davalı lehine vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, dava konusu uyuşmazlığa uygulanacak hukukun tespiti ile zamanaşımına ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (Vahit ..., Milletlerarası Özel Hukuk, ..., 2022, s.315; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., 2021, s.127). Buna göre Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 2. ve 8. maddelerinin bir gereğidir. Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu'nun bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma sürelerinin düzenlendiği 270. maddesinde sözü edilen sürelerin zamanaşımı süresi niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup söz konusu hüküm “Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hallerde Türk hukuku uygulanır.” şeklindedir. Türk kamu düzeninin ihlali sonucunu doğuracak hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlali hâlinde söz konusu olmaktadır. Ancak her emredici hükmün ihlalinin veya her emredici hükmü ihlal eden bir (yabancı) kuralın, Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Öyleyse iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi; Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda (Anayasa) yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları kamu hukukundan ve özel hukuktan ... ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. Zamanaşımı süresi, kamu düzenine ilişkin olmadığından dava konusu uyuşmazlığa uygulanan yabancı hukuktaki zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmiştir. Nitekim iç hukukumuzda işe iade davalarında 1 aylık arabulucuya başvuru süresi, işe iade davalarında arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabileceğine ilişkin süre, yine idare mahkemesinde dava açmak için öngörülen 60 günlük dava açma süresi daha kısa olup iç hukukumuzdaki 3 aydan daha kısa sürelerle yapılan uygulamaların kamu düzenine aykırı olmadığı kabul edildiğinden, dava konusu uyuşmazlığa uygulanan Özbekistan hukukundaki 3 aylık zamanaşımı süresinin kamu düzenini ihlal eder nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Türk hukukunda maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımına uygulanacak hukuk, 5718 sayılı Kanun'un 8. maddesinde, "Zamanaşımı, hukukî işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir." şeklinde düzenlenmiştir. Yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup, söz konusu hüküm "Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır." şeklindedir. Yabancılık unsuru taşıyan hukuki uyuşmazlığa uygulanacak hukuk yabancı devletin hukuku ise kural, yabancı hukukun uygulanmasıdır. Bununla birlikte yabancı hukukun uygulanmasının sınırı, doğacak hukuki sonuçların Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmamasıdır. Bir yabancı hukuk kuralı Türk hukukunun temel değerlerine, genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine aykırı olması hâlinde kamu düzenimize aykırılığı söz konusu olabilir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararı). Uyuşmazlığa uygulanacak olan yabancı hukukta talep hakkının hiç zamanaşımı süresine tâbi tutulmaması, Türk hukukuna nispetle fevkalade kısa bir zamanaşımı süresine tâbi tutulması veya talep hakkında aşırı derecede uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmesi hâllerinde 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi gereğince kamu düzeni müdahalesinin kabul edilmesi gerekmektedir (Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul, Yirmi Birinci Baskı, 2015, s.214; Vahit ..., Milletlerarası Özel Hukuk, ..., Sekizinci Baskı, 2022, s.314; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., İkinci Bası, 2021, s.126; Mesut Aygün, ... Önal, "Yargıtay Kararları Işığında Milletlerarası Özel Hukukta Zamanaşımı", Legal Hukuk Dergisi, C. 14, 2016, S. 165, s. 4914). Somut olayda davacı işçinin davalıya ait Özbekistan’daki inşaat işyerinde 22.11.2020-04.10.2021 tarihleri arasında çalıştığı anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince dava konusu alacakların Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu uyarınca zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu’nun uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan iş anlaşmazlıklarının çözülmesi bakımından mahkemeye veya iş uyuşmazlık komitesine başvurulması için gereken süreler "...-İşi geri alınması ile ilgili anlaşmazlıklar için çalışanla iş sözleşmesini feshetme kararın fotokopisi çalışana teslim tarihinden itibaren bir ay; -İşverenin neden olduğu maddi zararın çalışan tarafından tazminine ilişkin anlaşmazlıklarda işverenin neden olduğu zararı keşfettiği tarihten itibaren bir yıl; -Diğer iş uyuşmazlıkları için çalışanın hakkının ihlal edildiğini öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği günden itibaren üç ay. -İşbu Maddede belirtilen son tarihlerin geçerli nedenlerle kaçırılması halinde, mahkeme veya iş uyuşmazlık komisyonu tarafından süre eski haline getirilebilir. -Çalışanın sağlığına verilen zararın tazminine ilişkin anlaşmazlıklarda, mahkemeye başvurma süresi belirlenmemiştir." şeklinde açıklanmaktadır. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 36/1 hükmünde, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, mahkemeye erişim hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu'nun uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 270. maddesinde davaya konu uyuşmazlıkta uygulanması bakımından öngörülen 3 aylık zamanaşımı süresinin fevkalade kısa olduğu, yurt dışında yaptığı çalışmalardan kaynaklı alacakları için Türkiye’de dava açan işçinin mahkemeye erişim hakkını oldukça kısıtladığı açıktır. Sonuç olarak, Anayasa’da temek hak ve özgürlükler arasında yer alan hak arama özgürlüğüne aykırı olan 3 aylık zamanaşımı süresinin kamu düzenini ihlal edici nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu'nun 270. maddesinde 3 aylık zamanaşımı süresi öngören kural, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca kamu düzeni müdahalesi ile bertaraf edilmelidir. Kamu düzeni müdahalesi neticesinde yabancı hukukunun ilgili hükmünün olayda uygulanmaması ile ortaya çıkan boşluğun ise öncelikle yetkili yabancı hukuktaki başka bir hüküm ile doldurulması gerektiği prensip olarak kabul edilmektedir. Bu şekilde söz konusu boşluğun doldurulamaması hâlinde hâkimin kendi hukukunu olaya uygulayarak uyuşmazlığı çözmesi gerekmektedir (Nomer, s.179-180; ..., s.260-261). Somut olayda 22.11.2020-04.10.2021 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ilişkin uyuşmazlık Özberkistan Cumhuriyeti hukukuna tâbidir. Özbekistan Cumhuriyeti İş Kanunu’nda öngörülen 3 aylık zamanaşımı süresi, Anayasa’nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılama ilkesi kapsamındaki mahkeme erişim hakkını ihlal edici nitelikte olduğundan Türk kamu düzenine açıkça aykırıdır. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken 3 aylık zamanaşımı süresinin yerine, öncelikle yetkili yabancı hukuk olan Özbekistan Cumhuriyeti hukukunda uygulanan genel zamanaşımı süresi araştırılmalıdır. Tespit edilen genel zamanaşımı süresi, Türk kamu düzenine aykırı olmadığı sürece, genel zamanaşımı süresine öncelik verilmelidir. Ancak Özbekistan Cumhuriyeti hukukunda öngörülen genel zamanaşımı süresinin dahi Türk kamu düzenine aykırı olduğu tespit edilirse bu durumda, hâkimin hukuku olan Türk hukukunda uygulanan zamanaşımı süreleri dikkate alınmalıdır. Belirtmek gerekir ki zamanaşımı süresi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. ve Anayasa’nın 36. maddesine düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkı ile doğrudan ilgilidir. Bu açıdan zamanaşımının savunma aracı olarak davalı tarafça ileri sürülmemesi hâlinde mahkemenin resen dikkate alamaması ile mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken zamanaşımı süresinin kamu düzenine ilişkin yönü farklı hususlardır. Açıklanan nedenlerle yabancı hukukta yer alan 3 aylık zamanaşımı süresinin kısa olmadığı ve 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca kamu düzeni müdahalesini gerektirmediği yönündeki Sayın Çoğunluğun kararına katılamıyoruz.