T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ :08/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:24/03/2022 DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:08/10/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GER…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ :08/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:24/03/2022 DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:08/10/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacılar vekili; taraflar arasında taşınmaz satış sözleşmesi imzalandığını, inşaatın müvekkilince akdedildiği üzere süresinde ve eksiksiz olarak tamamlandığını, taraflar arasında 05/11/2018 tarihinde, Denizli İli Merkezefendi İlçesi ... Mahallesi ... pafta, ... ada ... parselde kayıtlı mal sahibi ... ve hissedarları olan müvekkili şirket ... İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından “Kat Karşılığı Sözleşmesi” ile yapımı üstlenilen toplam ... blok, ... daire ve bodrumlarından oluşan ... konutlarının ... blok bodrum kat ... numaralı normal bağımsız bölümünün satışı sözleşmesinin imzalandığını, sözleşme anında inşaat halinde olan ilgili taşınmazın zamanında ve eksiksiz olarak hazır edildiğini, anahtar teslim durumuna getirildiğini, bununla birlikte taşınmaza ilişkin tapu devrinin karşı yana 06/11/2018 tarihinde yapıldığını, ayrıca yapı sahibinin 15/03/2019 tarihli başvurusu üzerine, karşı tarafın da imzası bulunan 22/03/2019 tarihli yapı kullanma izin belgesinin verildiğini, taşınmazın tamamlanarak teslime hazır hale getirildiğinin karşı yana şifahen ve ihtaren bildirildiğini, sözleşme anında inşaat halinde olan taşınmazın zamanında eksiksiz olarak hazır edildiği, anahtar teslim durumuna getirildiği ve ifaya hazır olduğu hususunun yapılan görüşmelerde şifahen dile getirildiği, ancak bir sonuç alınamadığını, bunun üzerine taraflarınca Denizli Barosu Başkanlığı’nın 08/03/2019 tarihli, ... sayılı ve ... havale numaralı ihtarnamesi ile mevcut durumun karşı tarafa bildirildiğini, müvekkili tarafından yüklenilen edimin gereği gibi ifa edilmiş olup taşınmazın teslimine hazır edildiğini, mevcut durum ihtar edildiği halde karşı yanın ifayı kabule yanaşmadığını ve ihtarlara da cevap verilmediğini belirterek; bu nedenlerle davanın kabulü ile ilgili senedin bedelsizliğinin ve davacının borçlu olmadığının tespitine, davalının haksız ve kötü niyetli olarak davacı aleyhine icra takibi başlatması nedeniyle %20’den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı tarafın cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "Davacı icra takibine konu, keşidecisi olduğu 05.11.2018 düzenleme, 31.12.2018 vade tarihli, davalı lehine düzenlenen 20.000 TL tutarlı bononun 05.11.2018 tarihli daire satış sözleşmesinin satış şartları 3. Maddesi uyarınca herhangi gecikme olmamış olması ile bononun bedelsiz kaldığı iddiasıyla bono nedeniyle borçlu olmadığını ileri sürmüştür. Bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senette yer alan kaydın aksine bir iddia ileri sürülmesi hâlinde ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa aittir. Somut olayda taraflar arasında daire satışı yapıldığı, söz konusu bononun davacı tarafından davalı lehine düzenlendiği ve bonoda "nakden" kaydının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı borçlu bononun satın alınan dairelerin teslim tarihinden önce teslim olunduğunu ve bononun bedelsiz kaldığını iddia ettiğine göre TMK'nın 6. ve HMK'nın 191. maddesi uyarınca ispat yükünün davacı senet borçlusunda olduğu, davacının senedin bedelsiz olduğunu ispatlaması gerektiği, bilirkişi raporu dikkate alındığında 31.12.2018 tarihi yerine 22.03.2019 tarihinde yapı kullanma izin belgesi alınabilmiş olması ile davacı tarafından senedin bedelsiz kaldığının kanıtlanamadığı kanaati ile dava red olundu. İİK'nun 72/5. maddesinde; "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez." şeklinde tazminat düzenlenmiş olup somut olayda teminat yatırılmış olduğu ve fiilen tedbirin uygulanmış olduğu görülmekle davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;Yerel mahkemenin, dava konusu uyuşmazlıktaki senedin bono olduğunu ileri sürmüşse de söz konusu senedin bono değil, teminat senedi hükmünde olduğunu; kıymetli evrakların en önemli özelliğinin soyut borç ikrarı içermesi olduğunu, teminat senedinin ise şarta bağlı olması yönüyle bir kambiyo senedi olan bonodan ayrıldığını, teminat senedinde kambiyo senetlerinin en temel özelliklerinden biri olan kayıtsız şartsız ödeme taahhüdünün bulunmadığını, aksine ödemenin şarta bağlandığını; bir başka ifadeyle teminat senedinin düzenlenmesine neden olan sebebe/asıl borç ilişkisine (iş, sözleşme veya mal ve hizmet ilişkisine) sıkı sıkıya bağlı olduğunu, bu ilişkiden bağımsız olarak ileri sürülemeyeceğini, teminat senetlerinde bonoda olduğu gibi mücerretlik (soyutluk) ilkesinin söz konusu olmadığını, teminat senedinin bir kambiyo senedi (poliçe, bono, çek) niteliği taşımadığından kambiyo senetlerine özgü takip yoluna başvurulamayacağını, bunun yerine genel haciz yoluyla (ilamsız takip) yasal takibe gidilebileceğini; davalı tarafın müvekkili aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluna başvurduğunu, bu durumun usule ve yasaya aykırı olduğunu; takip konusu bononun, sözleşmenin geç ifa edilmesi halinde geçerli olacağı şartına bağlandığını, taraflar arasında imzalanan 05/11/2018 tarihli taşınmaz satış sözleşmesinin 3. Maddesinde, “Teslim tarihinin gecikmesi durumunda satıcı tarafından alıcıya verilmiş olan 05/11/2018 tarihli, 20.000,00 TL (yirmi bin Türk lirası) bedelindeki senedin ödenmesini satıcı kabul ve taahhüt eder. Daire teslim tarihinde teslim edilmesi durumunda verilen senet geçersiz kalacak olup alıcı tarafından satıcıya iade edilecektir.” şeklinde düzenleme bulunduğunu, madde hükmünde açıkça senedin geçerliliğinin dairenin teslim tarihine bağlandığını, bu nedenle senedin kayıtsız şartsız borç ikrarı özelliğini taşımadığını ve bono vasfını yitirdiğini; bu itibarla, hakimin somut olayda senedin bono vasfını taşıdığı gerekçesiyle verdiği ret kararının hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay’ın da senet dışında bir belgeye, senedin neye ilişkin verildiğinin yazılması halinde söz konusu senedin teminat senedi olacağını kabul ettiğini, uyuşmazlık konusu senedin dairenin kararlaştırılan teslim tarihinden sonra teslim edilmesi halinde geçerli olacağını, İlk Derece Mahkemesinde yapılan yargılamada bilirkişi raporu alındığını, bilirkişi raporunda Yapı Kullanma İzin Belgesi için başvurunun 08/03/2019 tarihinde yapıldığının ve bu nedenle dairenin tesliminde temerrüde düşüldüğünün tespit edildiğini, ancak bu tespitin hatalı olduğunu, dava konusu dairenin tapusunun 06/11/2018 tarihinde davalıya devredildiğini, Yapı Kullanma İzin Belgesinin İmar Kanunu’nun 30. maddesinde düzenlendiğini, anılan maddeye göre ruhsat başvurusunu ancak mal sahibinin yapabileceğini, ilgili maddede ruhsat başvurusunun mal sahibi tarafından yapılacağının açıkça belirtildiğini, davacı müvekkilinin tapuyu devrettikten sonra üçüncü kişi konumunda olduğundan ruhsat başvurusu yapamayacağını, dolayısıyla davalının kusuru nedeniyle temerrüde düştüğünü, bilirkişinin dava konusu daireyi davalının izin vermemesi sebebiyle yeterince inceleyemeden değerlendirmede bulunduğunu, bilirkişinin mahkeme tarafından görevlendirildiğini söylemesine rağmen davalı ...’nın “Evin tamamen bittiğini, daireyi gezmelerinin bir şeyi değiştirmeyeceğini” belirterek bilirkişinin inceleme yapmasına izin vermediğini, davalı tarafın dairenin tamamen bittiğini dolayısıyla davacı müvekkilin borçlu olmadığını ikrar ettiğini, buna rağmen bilirkişinin yerinde inceleme yapmasına izin verilmemesinin dahi davalının kötü niyetini kanıtlar nitelikte olduğunu, davacı tarafın dairenin teslime hazır olduğunu şifahen ve ihtaren karşı tarafa bildirmesine rağmen davalı tarafın teslime hazır olmadığına dair herhangi bir ayıp ya da sözleşmeye aykırılık iddiasında bulunmadığını ve haksız olarak teslimden kaçındığını; mahkemenin taraflar arasındaki sözleşmeye konu senedin bono olduğunu tespit etmişse de bu tespitin hatalı olduğunu, zira taraflar arasındaki senet şarta bağlandığından bono olma vasfını yitirdiğini ve teminat senedi niteliğinde olduğunu, bu hususun özellikle ispat açısından önem taşıdığını, davacı müvekkilin yapı kullanma izin belgesi almaması nedeniyle dairenin zamanında teslim edilmediği tespit edilmişse de dairenin tapusunun 06/11/2018 tarihinde davalıya devredildiğini ve İmar Kanunu’na göre ruhsat başvurusunun ancak mal sahibi tarafından yapılabileceğini, davalının davacı tarafın ihtarlarına rağmen kötü niyeti nedeniyle ruhsat almadığını, bu hususun dürüstlük kuralına açıkça aykırı olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, İİK’nın 72. maddesi uyarınca icra takibine konu bonodan kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK’nın 355. maddesi gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı bir hususun bulunup bulunmadığı gözetilerek yapılmıştır. Taraflar arasında, ... Konutları ... Blok bodrum kat ... numaralı bağımsız bölüme ilişkin olarak 05.11.2018 tarihli satış sözleşmesinin imzalandığı, sözleşme hükümlerine göre dairenin 31.12.2018 tarihine kadar davalıya teslim edileceği, davalının da bu sözleşme kapsamında düzenlenen 05.11.2018 düzenleme, 31.12.2018 vade tarihli ve 20.000 TL bedelli bonoyu davacıya iade edeceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Taşınmazın, yapı kullanma izin belgesi alınmadan 06.11.2018 tarihinde davalıya teslim edilip tapuda devredildiği, ancak yapı kullanma izin belgesinin 22.03.2019 tarihinde davalı tarafından alındığı görülmektedir. Borçlunun, asıl borcunu ileride hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı belirli bir edimi yerine getirmeyi önceden taahhüt ettiği edime “cezai şart” denilmektedir. Borçlu tarafından cezai şart ödeme taahhüt edilmişse, alacaklının herhangi bir zarara uğradığını ileri sürmesine veya zararının kapsamını ispat etmesine gerek kalmaksızın tazminat talep edebileceği kabul edilmektedir. Zira cezai şart, borcun ihlali hâlinde verilmesi gereken, önceden kararlaştırılmış kesin miktarlı (maktu) bir tazminattır. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2023/3369 Esas, 2024/1842 Karar) TBK’nın 158/2. maddesinde, “Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa, alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” hükmü yer almaktadır. Bu düzenleme uyarınca, dava konusu bononun niteliği itibarıyla ifaya eklenen cezai şart kapsamında olduğu kabul edilmelidir. Taşınmazın eksiksiz teslim edilmesinin, yalnızca yapısal inşasının tamamlanmasını değil, aynı zamanda yasal izinlerin alınmasını da kapsadığı açıktır. Yapı kullanma izin belgesi alınmadan taşınmazın teslim edilmesinin eksik ifa niteliğinde olduğu, dava konusu sözleşme uyarınca dairenin 31.12.2018 tarihine kadar eksiksiz olarak teslim edilmesinin kararlaştırıldığı, ancak yapı kullanma izin belgesinin 22.03.2019 tarihinde davalı tarafından alındığı dikkate alındığında, davalının sözleşmede öngörülen cezai şartı tahsil etme hakkının bulunduğu, Mahkeme kararının da aynı yönde olduğu görülmektedir. HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacılar vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacılar vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 80,70'er TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70'er TL istinaf karar harcının davacılardan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA, 3-Davacıların istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerilerinde BIRAKILMASINA, 4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgililerine İADESİNE, 5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 08/10/2025 ...