T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1440 Esas KARAR NO : 2025/1584 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/03/2025 NUMARASI : 2024/243 Esas, 2025/304 Karar DAVANIN KONUSU: TAZMİNAT (Rücuen Tazminat) KARAR TARİHİ: 27/11/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçes…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1440 Esas KARAR NO : 2025/1584 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/03/2025 NUMARASI : 2024/243 Esas, 2025/304 Karar DAVANIN KONUSU: TAZMİNAT (Rücuen Tazminat) KARAR TARİHİ: 27/11/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile müvekkili şirket arasında 06/06/2008 tarihli sözleşme imzalandığını, bu sözleşmenin konusunu, 29/06/2008 tarihinde Türkmenistan'da yapılan açılış organizasyonunda, sözleşmede liste halinde belirlenen sistemlerin müvekkili şirketten kiralanmasına ilişkin olduğunu, sözleşme ile, malzemelerin tüm sigortalarının yapılmasının davalı şirkete ait olduğunun kararlaştırıldığını, sözleşme içeriğinde sayılan malzemelerin, müvekkili şirketçe dava dışı bir şirketten kiralanarak Türkmenistan'a götürüldüğünü ve kullanım esnasında çıkan çok kuvvetli bir hortum/fırtına neticesinde 4 adet led ekranların ikisinin devrilerek hasara uğradığını, ancak davalı şirketin, akdedilen sözleşmeye aykırı olarak söz konusu malzemeleri sigorta ettirmediğini, daha sonra davaya konu malzemelerin maliki olan ... ... ve Gör. Sis. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından, malzemelerin zarar gördüğünden bahisle müvekkili şirkete karşı açılan davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/794 Esas 2014/89 Karar sayılı kesinleşen kararı ile, zararın tazmini konusunda hüküm kurulduğunu, akabinde müvekkilinin, 04/11/2014 tarihinde borç tasfiye protokolü imzalayarak borcu ödemek zorunda kaldığını, ayrıca yine ... ... ve Gör. Sis. San. Tic. Ltd. Şti tarafından, kiralanan malzemenin teslim edilmediği zaman içinde işlemiş kira bedeli istemine ilişkin açılan davada İstanbul 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/169 Esas 2016/170 Karar sayılı kararı ile verilen kararın taraflarınca temyiz edildiğini, neticesine göre davalı şirkete rücu yönünden dava açılacağını, müvekkili tarafından ödenen tazminatlar sebebiyle davalıya ihtarname keşide edilerek zararlarının tazmin edilmese talep edilmiş ise de davalı tarafından bir ödeme yapılmadığını, bu nedenle rücu hakkına dayalı olarak işbu davanın açıldığını belirterek müvekkili şirketin, yargı kararı sonucunda ödemek zorunda kaldığı 175.612,12 USD + 48.100,32 TL bedelin, ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 13/10/2014 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek yasal faiz işletilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, Türkmenistan'da yaptığı Havuz ve Fıskiye Kompleksinin 29/06/2008 tarihinde yapılacak açılış organizasyonu ile ilgili olarak davacıdan, belirli malzemelerin kiralanması ve teknik prodüksiyon ile organizasyon hizmetlerinin alınmasına ilişkin taraflar arasında 06/06/2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, sözleşmede belirtilen malzemenin temini ile malzemelerin yüklenmesi ve boşaltılması anında davacının teknik ekibinin nezaret etmesi ve tüm teknik prodüksiyon ile organizasyon hizmetlerinin davacının sorumluluğunda olduğunu, müvekkili tarafından sözleşme bedelinin, sözleşmeye uygun şekilde zamanında ve tam olarak ödendiğini, davacının, sözleşmede yazılı ve müvekkiline kiralanan malzemeleri, dava dışı ... ... ve Görüntü Sistemleri San. ve Tic. Ltd. Şti.'den kiraladığını, malzemelerin Türkmenistan'a nakliyesi ve gümrük işlemlerinin müvekkili tarafından yapıldığını, Türkmenistan'daki açılışta yapılan gösteri sonrası çıkan şiddetli rüzgarın etkisiyle, 12 m2’lik 2 adet led ekranın, bulunduğu platform ayakları yere sabitlenmediğinden yere devrilerek hasarlandığını, dosyaya sunulan tespit raporlarından anlaşıldığı üzere, söz konusu malzemelerin hasara uğramasında davacının kusurlu olduğunu, müvekkilinin sözleşmedeki yükümlülüğünün, malzemelerin nakliyesi (davacının teknik ekibinin nezaretinde), yüklenmesi ve boşaltılması olduğunu, sözleşmede bahsedilen sigortalamanın da, müvekkilinin nakliye yükümlülüğüne ilişkin olduğunu ve müvekkilinin, üzerine düşen nakliye emtea sigortasını yaptırdığını, sözleşmenin 5. maddesinde, doğal afetleri de içeren bir yangın sigortasının yaptırılmasından bahsedilmediğini, doğal afetlerden dolayı doğabilecek her türlü zararın tazmininden bahsedildiğini, meydana gelen olay, doğal afet niteliğinde olmadığından hasara, davacının tedbirsizliğinin neden olduğunu, sözleşmeye göre sistemlerin kurulumunun davacının sorumluluğunda olduğunu, davacı, platformun ayaklarını yere sabitleseydi bu hasarın da gerçekleşmeyeceğini, kabul anlamına gelmemek üzere, her hangi bir yangın sigortası yaptırılmış olsaydı bile hasar, davacının tedbirsizliği ile meydana geldiğinden bu durumda da davacıya rücu söz konusu olacağını, Beyoğlu 10. Noterliğinden gönderilen 09/10/2014 tarih ve 20816 yevmiye nolu ihtarnamenin, herhangi bir temerrüt ihtarı anlamına gelmediğini ve hiçbir hukuki etkisinin de olmadığını, bahsi geçen borç ödeme protokolünün tarihi daha sonra olduğundan, kabul anlamına gelmemek üzere, ihtarname tarihinde davacının henüz ödediği bir bedelin/uğramış olduğu bir zararın söz konusu olmadığını, bu nedenlerle ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren de faiz uygulanmasının mümkün olmadığını, aleyhe kabul anlamına gelmemek üzere, borç tasfiye protokolünün davacının zarara uğradığını ispat eden bir belge olmadığını ve protokolde, 109.740,00 USD’lik bedelin malen karşılanacağının kararlaştırılması sebebiyle bu meblağ ile ilgili olarak müvekkilinden nakdi ödeme talep edilmesinin de mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİNİN 06/06/2018 TARİH VE 2016/734 ESAS 2018/756 KARAR SAYILI KARARI: İlk derece mahkemesince; yapılan yargılama, davacı tarafın iddiaları, davalının beyanları, dinlenen tanık anlatımları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalı arasında akdedilen sözleşmenin 5. maddesinde, belirtilen malzemelerin tüm sigortalarının yapılması, nakliye, halk hareketleri, doğal afetler ve benzeri sebeplerden dolayı doğabilecek her türlü zararın tazmini ve bedellerinin davalıya ait olduğunun düzenlendiği ancak gerek davacı ile davalı arasında yapılan sözleşme, gerekse davacı ile dava dışı zarar gören malzemelerin maliki olan ... ... ve Gör. Sis. San. Tic. Ltd. Şti. ile yapılan sözleşme içerikleri dikkate alındığında, organizasyon sırasında ses ve görüntü sistemlerinin kurulumu, sökümü, takılması, yerlere sabitlenmesi vs. gibi işlerin yani işin teknik sorumluluğunun davacı şirket üzerinde bulunduğu, Türkmenistan'da aldırılan verilere göre olay günü doğal afet olarak nitelendirilebilecek herhangi bir doğa olayının olmadığı, meydana gelen hasar ve arızanın, dosyaya sunulan ve kabul gören teknik bilirkişi raporuna göre, tamamen davacının kusurundan kaynaklandığı, her ne kadar davalı şirket tarafından ses ve görüntü sistemlerinin sigortalanmadığı ve sigorta yapılmaması sebebiyle bilirkişi raporuna göre davalının da %40 oranında sorumlu olduğu raporda düzenlenmiş ise de, davalının sadece sigorta yaptırmama eylemini işlediği, olayın gerçekleşmesinde veya hasarın oluşmasında davalıya izafe edilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı, dolayısıyla davalı tarafça sigorta yaptırılmış dahi olsa davacının kendi kusuru sebebiyle sigortadan tazmin talebinde bulunamayacağı, bu itibarla meydana gelen olayda teknik kusurun tamamının davacıya ait olduğu gerekçelerine istinaden davanın reddine dair karar verilmiştir. DAİREMİZİN 28/03/2024 TARİH VE 2020/2196 ESAS 2024/416 KARAR SAYILI KARARI: Dava konusu olayda mevcut delil durumu ve dosya kapsamına göre her iki tarafın da kusurlu olduğu kabulünden hareketle, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/794 Esas sayılı dosyasında verilen kararın takibe konulup takibin kesinleştiği tarih esas alınarak davacının ödemesi gereken miktar ile borç tasfiye protokolünde belirlenen miktarın hangisi davalı lehine ise kusur oranları da gözetilmek suretiyle hesaplama yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair karar verilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN 06/06/2018 TARİH VE 2016/734 ESAS 2018/756 KARAR SAYILI KARARI: İlk derece mahkemesince; bilirkişi tarafından yapılan hesaplama, hadiseye, istinaf kaldırma kararına ve hukuka uygun olduğundan bahisle rapor doğrultusunda davanın kısmen kabulü ile, 43.896,00 USD'nin 04/11/2014 tarihinden itibaren 3095 sayılı faiz kanununun 4/a maddesine göre işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine; 66.895,26 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bu alacağın 25.000,00 TL'sine 04/11/2014 tarihinden, 32.840,00 TL'sine 10/11/2014 tarihinden, 9.055,26 TL'sine 28/11/2014 tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine dair karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemenin davanın reddine dair istinaf tarafından kaldırılan kararının doğru olduğunu, zira müvekkili malzemeleri sigortalatmış olsaydı bile sigorta şirketinin hasarı müvekkiline ödeyeceği (müvekkilinin de davacıya ödeyeceği), buna mukabil sigorta şirketinin de, ödemiş olduğu tazminatı montaj/söküm kusuru nedeniyle davacıya rücu edecek olduğunu, hatalı olan istinaf kararı doğrultusunda yargılamaya devam edildiğini, bu nedenle davanın, zarar ile sözleşmeye aykırılık arasında nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesiyle reddi gerektiğini, mahkeme tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunda, taraflar arasında akdedilen borç tasfiye protokolünün müvekkili açısından daha lehe olduğu tespit edilerek hesaplamalar borç tasfiye protokolünde kabul edilen 109.740,00 USD üzerinden yapılmış ise de, bu miktarın 10.000,00 USD'lik bölümünün müvekkilinden talep edilemeyeceğini, zira davacısının mal sahibi ... davalısının ise CF Prodüksiyon olduğu İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/794 Esas 2014/89 Karar sayılı davasından önce mal sahibi ... tarafından 01/09/2018 tarihi itibariyle ilamsız icra takibi başlatılarak malzeme bedelinin tahsili talep edildiğinden hasarlı malzemelerin teslim edilmesi talebinden vazgeçildiğini, bu nedenle mal sahibi ... tarafından kira sözleşmesi halen devam ediyormuş gibi kira sözleşmesinin 2/3 maddesine dayalı olarak kira (kâr) kaybı talep etmesi hukuken mümkün değil iken bu talebe binaen açılıp söz konusu dava ile birleştirilen dava kapsamında 10.000,00 USD'ye hükmedildiğini, ancak yargılamanın hatalı (muvazaalı) yürütülmüş olması nedeniyle müvekkilinden talep edilemeyeceğini, bu itirazları kabul görmese dahi, yoksun kalınan kira (kâr) bedeline ilişkin 10.000,00 USD'lik meblağın alacak hesaplamasından her halükarda çıkartılması gerektiğini, zira müvekkili, kiraladığı ekipmana ilişkin gereken tüm sigortaları yaptırmış olsaydı dahi, davacının aralarındaki kira sözleşmesi maddesine istinaden mal sahibine ödemek zorunda kaldığı yoksun kalınan kâr (kira) bedelinin sigorta şirketince tazmin edilmesinin söz konusu olmayacağını, dolayısıyla bilirkişi raporundaki hesaplama bu doğrultuda düzeltilmeden verilen kararın kaldırılması gerektiğini, huzurdaki dava haksız fiilden kaynaklı bir tazminat davası olmayıp davacı, müvekkilinin sözleşmedeki (kira konusu malzemeyi sigortalama) edimini yerine getirmediğinden bahisle maruz kaldığı zararını talep ettiğinden müvekkilinin, davacı ile üçüncü şahıs ... arasında imzalanmış olan borç tasfiye protokolünün tarihi itibariyle temerrüde düşmüş olmayacağını, bu nedenle yabancı para alacağı bakımından ancak dava tarihinden itibaren temerrüt faizi talep edilebileceğini, ayrıca 66.895,26 TL tutarındaki alacağa, davacının bu alacağı üçüncü şahıs ...'e ödediği çeşitli tarihlerden (alacağın bir bölümü için protokol tarihinden, kalan bölümü için çek keşide tarihlerinden) itibaren temerrüt faizi işletilmesine karar verilmiş ise de, müvekkilinin, davacının üçüncü şahıs ...'e ödeme yaptığı tarihler itibariyle temerrüde düşmüş olmayacağını, bu nedenle bu alacak bakımından da ancak dava tarihinden itibaren temerrüt faizi talep edilebileceğini, mahkemenin TL cinsinden alacağa temerrüt faizi olarak avans faizi işletilmesine karar vermesinin de hatalı olduğunu, zira davacının 3095 sayılı Kanunun 2/2 maddesi uyarınca avans faiz isteme hakkı mevcut iken dava dilekçesinde böyle bir talebin bulunmadığını, dava dilekçesinde mevduata uygulanan en yüksek yasal faiz talep edildiğini, bu talebin ise hukuken geçersiz olduğunu, bu nedenle davacı avans faizi talep etme hakkını kullanmadığına göre, davacı lehine hükmedilmesi gereken temerrüt faizinin 3095 sayılı Kanunun 2/1 maddesinin atfı ile 1. madde uyarınca kanuni (yasal) faiz olduğunu, davada talep edilen TL alacağı 48.100,32 TL iken talebi aşar şekilde 66.895,26 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, 4 numaralı hüküm fıkrası ile davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin de hatalı olduğunu, zira reddedilen kısım üzerinden hesaplandığı belirtilmiş ise de, 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin takdir edildiğini, davadaki talebin yaklaşık 1/3'ü kabul edilmiş olmasına rağmen davacı lehine daha fazla vekalet ücretine hükmedildiğini, ayrıca 6 ve 7 numaralı hüküm fıkralarında hükmolunan yargılama giderlerinin de muhtemelen kabul-ret oranı yanlış hesaplandığından hatalı olarak belirlendiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, sözleşme ve rücu hakkına dayalı olarak, meydana gelen hasar bedelinin tazmini istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Mahkemece, Dairemizin kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup karar davalı tarafından istinaf edilmiştir.Bilirkişi heyeti tarafından sunulan 23/02/2018 tarihli raporda; davaya konu hasarın meydana geldiği muhtemel gece saatlerinde, kazanın yaşandığı Aşkabat şehrinde sistemin maruz kalabileceği en şiddetli rüzgar hızının 25,2 km/h olduğu, bu şiddette bir rüzgarın "orta rüzgar" olarak kabul edildiği, söz konusu meteorolojik olayın fırtına olarak kabul edilemeyeceği ve bir doğal afet statüsünde değerlendirilemeyeceği, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/794 Esas 2014/89 Karar sayılı kesinleşen kararında, tazminine karar verilen 98.550,00 USD hasar tazminatının olay tarihi itibariyle rayiç piyasa değerine denk ve dolayısıyla gerçek zarar olduğu, davaya konu hasarda taşıyıcı sistemin 4 ayaklı truss olduğu, hasar gören LED ekranların her birinin tahminen 3 x 4 metre ölçülerinde olduğu, truss sisteminin toplam yüksekliğinin tahminen 7 metre civarında olduğu, sistemin her ayağında ayrıca ayarlanabilir destek ayakları bulunduğundan, doğru tasarlanmış ve yüklenmiş bir truss sisteminde ayakların ayrıca yere sabitlenmesine gerek olmayacağı, dava dosyasında destekleyici ve delil niteliğinde fotoğraf bulunmadığından ve davacı tarafa mensup farklı kişilerin olayın oluş şekline yönelik beyanlarında çelişkiler ve kanaatlerince bilimsel gerçeklere aykırı iddialar söz konusu olduğundan heyetçe kaza ve dava konusu hasarın, LED ekranların yere indirilip tüm ağırlığının yere verildiği, truss sistemine bağlayan halatların muhtemelen fazlaca gevşek bırakıldığı ve LED'lerin önüne ve arkasına yeterli sayıda ve yükseklikte kum torbası koyulmadığından dolayı orta şiddette rüzgar etkisiyle kalınlığı (20-40 cm) enine ve boyuna (3-4 metre) göre çok düşük olan söz konusu cisimlerin momente (döndürme etkisi) maruz kalarak bulundukları yerde devrilmesi sonucu meydana geldiği ve bu haliyle davaya konu kaza ve neticesinde oluşan hasarda teknik olarak LED ekranların sökümünü yapan ekibin kusurlu olduğu, meydana gelen teknik hasardan dolayı davacının, maddi zarardan dolayı ise davalının sorumlu tutulabileceği, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri de incelenmek suretiyle davacının, dava dışı üçüncü şahsa ödemek zorunda kaldığı bedel sebebi ile davalıya kısmen rücu hakkının bulunabileceği, yaşanan zararın, teknik hata ve eksikliklerden ve sigorta vaadi olmasına rağmen sigorta yaptırılmamasından kaynaklandığı, dolayısıyla yaşanan olayda tarafların ortak kusurunun olduğu, dava konusu olayda, doğru ve düzgün bir şekilde kurulumunu yapmadığından ve hizmet bitiminde ekipmanlar için gerekli tedbirleri almadığından dolayı davacının %60; imzaladığı sözleşmede yazmasına rağmen ekipmanları sigortalatmadığı için davalının %40 oranında kusurlu olduğu bildirilmiştir.Dairemizin kaldırma ilamından sonra Mahkemece farklı bir bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır.Bilirkişi heyeti tarafından sunulan 02/02/2025 tarihli raporda; somut olayda, davacının %60, davalının ise %40 oranında sorumlu olduğu, davacı ile dava dışı ... arasında düzenlenen tasfiye protokolünde, borç ile ilgili 25.000,00 TL ödeme ile birlikte toplam 142.238,16 TL'lik 4 adet çek verildiği, ayrıca tüm bunların yanında borcun tasfiyesi için KDV dahil 109.740,00 USD tutarında ki 31 adet malzemenin de davacı tarafından dava dışı ... firmasına teslim edildiği, çek ödemelerinin de dava dışı bu firmaya teslim edildiği, bu durumda davacının ödemelerinin toplamının 109.740,00 USD + 167.238,16 TL olduğu, bunların dava tarihi itibari ile karşılığının ise 486.032,86 TL (318.794,70 TL (109.740,00 USD x 2,905) + 167.238,16 TL) olduğu, davacının bu davadaki talebinin toplam değerinin ise 558.253,52 TL (510.153,20 TL (175.612,12 USD x 2.905 TL) + 48.100,32 TL) 558.253,52 TL) olduğu nazara alındığında davalını lehine olan hesaplamanın borç tasfiye protokolü kapsamında olduğunun kabulü gerektiği, kusur oranları dikkate alındığında borç tasfiye protokolüne göre davacının, davalı taraftan olan alacağının 43.896,00 USD + 66.895,26 TL olacağı, davacının hesaplanan tazminat alacaklarının USD cinsinden malların borç tasfiye protokolü ile birlikte teslim edildiği nazara alındığında davacının hesaplanan 43.896,00 USD olan alacağına, 04/11/2014 olan borç tasfiye protokol tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4489 sayılı Kanun ile değişik 4/a maddesi gereğince birer yıllık dönemler itibariyle vadeli USD doları ve Euro hesaplarına Devlet Bankalarınca uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden kademeli olarak basit usulde (3095 sayılı Kanun m.3) temerrüt faizi yürütülmesinin gerektiği, davacının hesaplanan 66.895,26 TL alacağına ödeme tarihlerinden itibaren (25.000,00 TL'lik kısmına 04/11/2014 tarihinden itibaren, 32.840,00 TL'lik kısmına 10/11/2014 tarihinde ve kalan 9.055,26 TL'lik kısmına ise 28/11/2014 tarihinden itibaren) 3095 sayılı Kanunun 4489 sayılı Kanun ile değişik 2. maddesi gereğince T.C. Merkez Bankası tarafından dönemde kısa vadeli avans kredilerine uygulanan faiz oranları üzerinden basit usulde (3095 sayılı Kanun m.3)temerrüt faizi tahakkukunun uygun olacağı belirtilmiştir.Taraflar arasında akdedilen 06/06/2008 tarihli sözleşme ile, davalının Türkmenistan'da yaptığı Havuz ve Fıskiye Kompleksinin 29/06/2008 tarihinde yapılacak açılış organizasyonunda, sözleşmede liste halinde belirlenen sistemlerin/malzemelerin davacıdan 1 adet gece gösterisi için kiralanması kararlaştırılmıştır. Davalı tarafından davacıdan kiralanan sistemler, 10/06/2008-20/07/2008 tarihleri arasında davalının 29/06/2008 tarihindeki Havuz ve Fıskiye Kompleksi açılış gösterisinde kullanılmak üzere tahsis edilmiştir. Sözleşmede kiralama ücreti 300.000,00 USD +KDV olarak belirlenmiştir. Davacı, işbu sözleşmenin konusunu oluşturan malzemeleri, dava dışı ... ... ve Gör. Sis. Ltd. Şti.'den kiralamak suretiyle temin etmiştir. Türkmenistan'da yapılacak organizasyona götürüldükten sonra bu malzemelerin bir kısmının hasara uğraması sebebiyle dava dışı ... ... ve Gör. Sis. Ltd. Şti. tarafından işbu eldeki davanın davacısına karşı İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/794 Esas sırasında kayıtlı dava açılmış olup davanın konusunu, hasara uğrayan malzeme bedeli ile gümrük vergisi ve masraflarının oluşturduğu, işbu dava ile birleşen davada ise, kira konusu malzemelerin teslim edilmemesi sebebiyle sözleşmenin bitim tarihi olan 16/07/2010 tarihinden dava tarihine kadar yoksun kalınan kârın tahsilinin talep edildiği anlaşılmıştır. Davacı taraf asıl davaya konu ettiği miktarların tahsili için davadan önce başlattığı Şişli 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takibine itiraz edilmesi üzerine asıl davayı başlangıçta itirazın iptali olarak açmış ise de, sonradan sunduğu ıslah dilekçesi ile davasını alacak davası olarak ıslah ederek 158.673,53 USD ithalat bedeli ile 75.622,06 TL gümrük ve vergi harcının 17/08/2008 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin 28/06/2010 tarih ve 2008/794 Esas 2014/89 Karar sayılı kararı ile, asıl davada, hasara uğrayan malzeme bedeli olarak 98.550,00 USD hasar bedelinin 01/09/2008 olan temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca yürütülecek değişen oranlarda döviz faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının fazlaya ilişkin 60.123,53 USD karşılığı 70.945,77 TL malzeme bedeli ile 75.622,06 TL gümrük vergisi ve masraflarına ilişkin talebin ise reddine karar verilmiş olup birleşen davada ise, taraflar arasındaki kira döneminin sona erdiği 16/08/2008 tarihinden birleşen davanın açıldığı 25/06/2010 tarihine kadarki dönem için davacının talebi ile bağlı kalınarak kira sözleşmesinin 2/3 maddesi uyarınca10.000,00 USD bedelin dava tarihi olan 25/06/2010 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca değişen oranlarda döviz faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karar Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2014/14049 Esas 2015/2106 Karar sayılı ilamı ile onanmıştır. Bundan sonra taraflar arasında 04/11/2014 tarihli Borç Tasfiye Protokolü imzalanarak Mahkemece hükmedilen toplam 108.550,00 USD'nin ferileriyle birlikte toplam 175.612,00 USD + 48.100,32 TL olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı, bu bakımdan borca mahsuben verilen malzeme (KDV dahil 109.740,00 USD bedelli) ile bunun dışında yapılan ödemeler ve verilen çeklerin olduğu anlaşılmıştır. Somut olayda ise, davacı, bahsi geçen protokole konu olan 175.612,00 USD + 48.100,32 TL'nin tazmini amacıyla rücu hakkına dayalı olarak işbu davayı açmıştır. Mahkemenin davanın reddine yönelik ilk kararı Dairemizce yapılan inceleme neticesinde kaldırılmış olup kaldırma kararından sonra Mahkemece bilirkişiden rapor alınmış ve yapılan yargılama neticesinde istinaf başvurusuna konu işbu kararın verildiği anlaşılmıştır.Anayasanın 141/III maddesi uyarınca mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde ayrıntılı bir şekilde hükmün kapsamı düzenlenmiş, hükmün hangi hususları kapsayacağı maddeler halinde ve açıkça belirtilmiştir. HMK.nun 297/1- c bendinde "Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin hükümde gösterilmesi" gerektiğine yer verilmiştir. Gerekçe, hakimin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak (m.33), hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. Hakim hükmün gerekçesini hazırlarken yargı kararlarından (içtihatlardan) ve bilimsel görüşlerden yararlanır (TMK m.1). Gerekçe çok önemli olduğundan, Anayasa'ya "bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı" hakkında açık hüküm konulmuştur (Anayasa m.141/3) (Prof.Dr.Baki Kuru, Prof.Dr.Ramazan Arslan, Prof. Dr.Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku 22. Baskı,sayfa 472)."...Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir. HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece bozma üzerine verilen kararda davacı iddiası ile davalı savunması yazılmış, Dairemizin bozma kararı özetlenmiş, gerekçe olarak aynen “Yargıtay bozma kararına uyularak yapılan yargılama doğrultusunda başka bir bilirkişi heyeti oluşturularak banka müdürü ve insan kaynakları uzmanından rapor aldırılmış, bilirkişi kurulunun raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere her ne kadar davalı tarafça davacının iş akdi 06.01.2012 tarihinde işletmesel nedenlerle feshedilmiş ise de bu kararın yerinde ve isabetli olmadığı anlaşılmıştır” açıklaması yapılmıştır. Mahkemece davanın kabulünün gerekçesi hiçbir bir şekilde açıklanmamış, içeriği dahi yazılmayan bilirkişi kurulunun raporuna atıf ile yetinilmiştir. Bilirkişi raporuna atıf kararın gerekçeli olduğunu göstermez. Mahkemenin kararı T.C. Anayasası’ nın 141 ve HMK. nun 297. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımamaktadır. Gerekçesiz karar yazılması, adil yargılanma hakkının ihlali olup, kararın salt bu nedenle bozulması gerekmiştir..." (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2016/16428 Esas 2016/12347 Karar sayılı ilamı).Somut uyuşmazlıkta, gerekçeli kararda davanın kısmen kabulüne yönelik tesis edilen kararın gerekçesi açıklanmamıştır. Gerekçeli kararda, bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın hadiseye, istinaf kaldırma kararına ve hukuka uygun olduğu belirtilerek rapor doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Oysa bilirkişi raporuna atıf kararın gerekçeli olduğunu göstermez. Kararda, bilirkişi raporuna hangi nedenle itibar edildiği, tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi yönünden hangi tarafın haklı yada haksız olduğu ve sonuç olarak davanın kabul veya reddine dair kanaate ne şekilde varıldığı hususları tartışılmalıdır. Başka bir deyişle kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantıda ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde kararların doğruluğunun denetlenmesi mümkün olacaktır. Bu nedenle Mahkemenin, belirtilen yasal düzenlemelerin aksine, gerekçesiz şekilde oluşturduğu karar usul ve yasaya uygun değildir. Ayrıca kabul şekline göre ise, Dairemizin önceki kaldırma kararı ile İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/794 Esas sayılı dosyasında verilen kararın takibe konularak takibin kesinleştiği tarih esas alınarak davacının ödemesi gereken miktar ile borç tasfiye protokolünde belirlenen miktarın hangisinin davalı lehine olduğunun tespiti gerektiği belirtilmiş ise de, kararın icraya konulduğu icra takip dosyası getirtilip incelenmeden bilirkişi raporunda, davanın değerine göre yapılan kıyaslama ile borç tasfiye protokolünün lehe olduğundan bahisle bu doğrultuda hesaplamanın yapıldığı anlaşılmakla bahse konu icra dosyasının getirtilip incelenmemesi de doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa dair hususlar incelenmeksizin kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,2-İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/243 Esas, 2025/304 Karar sayılı ve 26/03/2025 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a.4 maddeleri gereğince KALDIRILMASINA,3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL harcın davalı tarafından peşin olarak yatırılan 3.321,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.705,60 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalı tarafa İADESİNE,5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate ALINMASINA,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.4 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.27/11/2025