9. Hukuk Dairesi 2025/10171 E. , 2026/679 K. "" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/108 E., 2025/1409 K. MAHKEMESİ : İstanbul 28. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/80 E., 2019/37 K. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından ha…
9. Hukuk Dairesi 2025/10171 E. , 2026/679 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/108 E., 2025/1409 K. MAHKEMESİ : İstanbul 28. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/80 E., 2019/37 K. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait Irak’taki projede 05.09.2013 tarihinden işin bitimi nedeniyle iş sözleşmesinin feshedildiği 30.10.2014 tarihine kadar satın alma ve lojistik müdürü olarak net 5.000,00 USD ücret ile çalıştığını, fazla çalışmalarının karşılığı ücretlerin ödenmediğini ileri sürerek bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; İstanbul 16. İş Mahkemesinin 2015/111 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporu uyarınca tespit edilen ancak talep edilmeyen alacaklar için eldeki davanın açıldığını belirterek bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili asıl davada cevap dilekçesinde; davacının yurt dışında çalıştığı dönem boyunca ilgili ülkenin yasal mevzuatına tâbi olduğunu, bu sebeple kıdem ve ihbar tazminatı talep edemeyeceğini, ilgili ülkenin sosyal haklarından faydalanıp çalıştığı ülkenin kanunları uyarınca tüm haklarının kendisine verildiğini, yeniden Türk mevzuatından yararlandırılmasının hukukta eşitlik kuralının zedelenmesine neden olacağını belirterek usul ve esasa ilişkin diğer itirazları ile birlikte davanın reddini istemiştir. 2. Davalı vekili birleşen dava cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, alacağının bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 13.02.2020 tarihli kararı ile; iş hukukunun emredicilik yönü ve işçinin korunması ilkesi uyarınca yabancılık unsuru taşıyan bu tür uyuşmazlıklarda Türk vatandaşı olan işçinin kamu düzeni de dikkate alınarak yurt dışına gönderilmesinde, gönderen kişi ya da şirketin yurt dışındaki yabancı şirket ile organik bağı delillendirildiğinde Türk iş hukukunun uygulandığı ve organik bağ içinde olan Türkiye’deki kişi veya kişilerin işçinin işvereni kabul edilerek sorumlu tutulduğu, Yargıtayın yerleşik uygulamasının da bu yönde olduğu, somut olayda 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulandığı, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin bilirkişi ek raporunda hesaplandığı, izinsiz kesintiler sebebiyle davacının alacağının bulunduğu ancak diğer taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 13.02.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesinin 10.11.2022 tarihli kararı ile; taraflar arasında hukuk seçimi yapıldığından söz edilebilmesi için işverenin işçiyi çalışılan ülke mevzuatına göre tâbi olacağı çalışma şartları konusunda bilgilendirme yükümlülüğünü yazılı olarak yerine getirmesi ve tarafların imzalaması ile Kurum nezdinde bu bilgilendirmenin saklanması gerektiği, taraflarca sadece matbu nitelikteki sözleşme imzalanmış olup davacı işçi için uygulanacak yer hukukunun dahi yazılmadığının görüldüğü, iş hukukunda güçsüz taraf olan işçinin korunması amacıyla getirilen bilgilendirme yükümlülüğüne uyulmaması karşısında taraflar arasında hukuk seçimi yapıldığının kabulüne imkân bulunmadığı, davalı işveren tarafından ibraz edilen şahsi sicil dosyasında da böyle bir belge bulunmadığı, taraflar arasında hukuk seçimi yapılmadığı sonucuna varıldığı ve bu doğrultuda uyuşmazlığa Türk iş hukukunun uygulanmasının 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/4 hükmüne de uygun olduğu, dosya kapsamı itibarıyla aylık ücretin bordroda tahakkuk toplamı 4.600,00 USD olduğuna yönelik kabul, davacı tanığının ücretin bir kısmının şantiyede elden ödendiği, kalanın da bankaya yatırıldığına yönelik beyanı, davacının ödenmemiş ücret alacağı talebinin de bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde aylık ücrette haksız kesinti yapıldığı ispatlanamadığından talebin reddi yerine kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun açıklanan yönden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 10.11.2022 tarihli kararının süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairece; 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunan tüm çalışma dönemi için Irak hukukunun uygulanması gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin 10.10.2023 tarihli kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten bordrolardaki çalışma süreleri, fazla çalışmaların saat ücretinin %50 fazlası olarak tahakkuk ettirilmesi, ulusal bayram ve genel tatil günlerine ilişkin tahakkuklar, hafta tatili çalışmalarının 1,5 kat yevmiye üzerinden ödenmesi, çalışılmadan ödenmesi gereken hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ödemelerinin düzenlenmesi, "fazla mesai 1", "fazla mesai 2" şeklinde bordrolama yapılması, ihbar öneli verilmesi gibi hususlar dikkate alındığında, işverence esasen işçinin fiilî çalışması sırasında yurt dışında Türk İş Kanunu hükümlerini uygulandığı sabit iken yargılama aşamasında fiilî uygulamanın aksine uyuşmazlıkta yabancı hukukun uygulanmasının talep edildiği, "işçi lehine yorum ilkesi" kapsamında hâkimin, tereddütlü hâllerde inceleme yaparak işçi yararına olan mevzuatı tespit etmesi gerektiği ancak bu tespit yapılırken hâkimin talepten fazlaya karar vermesinin mümkün olmadığı, yine aleyhe bozma yasağı hükümleri gereğince de davacının yabancı hukukun uygulanmasına yönelik talebi bulunmadığından davalının itirazı üzerine yapılacak inceleme sonucunda yabancı hukukun davacının daha lehine olduğu sonucu doğsa bile davalı aleyhine hüküm kurulması söz konusu olamayacağından eldeki davada Türk iş hukukunun nispi emredici asgari kurallarının uygulanması gerektiği, emsal dosyalarda bu yönde verilen kararların onandığı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 22.02.2021 tarihli ve 2020/5936 Esas, 2021/4629 Karar sayılı kararı ile görüş değiştirdiği ve sonrasında da yurt dışında çalışan işçilerin davalarında yabancı hukukun uygulanacağı yönünde bozma kararları verildiği, bu durumun hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği, konuyla ilgili içtihatların birleştirilmesi yoluna da gidilmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin 10.10.2023 tarihli kararının süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.12.2024 tarihli kararı ile; davacının Irak'ta geçen tüm çalışma dönemi yönünden 22.10.2013 tarihli sözleşme ile hukuk seçimi yaptıkları, 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü uyarınca hukuk seçimi anlaşması bulunan tüm çalışma döneminde Irak hukukunun uygulanması gerektiği gerekçeleriyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı kararı ile 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptal edildiği, bu duruma göre somut davada uygulanacak hukukun Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçesi de dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, sonuç itibarıyla 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları yargı organlarını da bağlayacağından Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli karar gerekçesinin yabancılık unsuru bulunan iş sözleşmelerinde uygulanacak hukukun tespitinde esas alınması gerektiği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılması nedenleriyle istisnai bir durumun oluştuğu, davacının iş sözleşmesine göre mutad işyeri hukukuna nazaran daha sıkı ilişki içinde olunan hukukun Türk hukuku olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davacı tanıklarının davalıya karşı açtıkları davalarının bulunduğunu, tanık beyanlarının dikkate alınmaması gerektiğini, 2. Davacı ücretinin hatalı hesaplandığını, 3. Uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, 4. Zamanaşımı def'inin hatalı değerlendirildiğini, 5. Talep edilen alacaklarının ödendiğini, 6. Davacı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, dava konusu alacaklara hak kazanılıp kazanılmadığı, fazla çalışma ücretinin ispatı ve hesaplanması ile zamanaşımı noktalarında toplanmaktadır. Somut uyuşmazlıkta; bozma kararında 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunan tüm çalışma dönemi için Irak hukukunun uygulanması gerektiği ifade edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince kararda direnilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulu tarafından direnme kararı bozulmuş; ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda Türk hukuku uygulanarak karar verilmiştir. Hükmün Yargıtay tarafından bozulması üzerine bozma kararına gerek iradi ve gerekse kanuni şekilde uymuş olan mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Bozmaya uyulduğunda, bozma kararı lehine olan taraf için usuli kazanılmış hak oluştuğundan, Mahkemece bozma gerekleri yerine getirilerek karar verilmesi zorunludur. Usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin yerleşik ilke ise Dairemizin 14.12.2022 tarihli ve 2022/16498 Esas, 2022/16753 Karar sayılı kararında; "... Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı karar). Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usuli kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 04.02.1959 tarihli ve 1959/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı karar). ..." şeklinde açıklanmıştır. Diğer yandan, Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. Anayasa'nın 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden ... hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. Açıklanan hukuki ve maddi olgulara göre; Bölge Adliye Mahkemesince hükmüne uyulan bozma kararı doğrultusunda 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunan tüm çalışma dönemi için Irak hukukunun uygulanması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bozma gereği yerine getirilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.