9. Hukuk Dairesi 2026/830 E. , 2026/1034 K. "" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3236 E., 2024/3667 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 24. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/598 E., 2024/127 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor d…
9. Hukuk Dairesi 2026/830 E. , 2026/1034 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3236 E., 2024/3667 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 24. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/598 E., 2024/127 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 07.11.2007-15.04.2015 tarihleri arasında davalı işyerinin yurt dışında bulunan şantiyelerinde kalıpçı ustası olarak çalıştığını, ücretinin 2.000,00 USD olduğunu, yemek ve barınma yardımı sağlandığını, çalışma süresince fazla çalışma yaptığını, hafta ve genel tatil günlerinde çalıştığını, karşılığı ücretlerin ödenmediğini, yıllık izinlerinin kullandırılmadığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının ancak çalıştığı ülke mevzuatına göre sosyal haklardan faydalanabileceğini, davacının dava konusu ettiği alacak kalemlerinin çalıştığı ülke mevzuatına göre değerlendirilmesi gerektiğini, işin yapıldığı yer mahkemesinin yetkisi tanınarak Mahkemenin dosyaya yabancı hukuk ve yabancı mahkemenin yetkisi sebebiyle bakmaması için yetki itirazında bulunduklarını, diğer taraftan ücret ve çalışma saatleri konusundaki davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda; yurda giriş çıkış kayıtları ve tanık beyanları dikkate alındığında davacının 18.01.2010-09.09.2010 tarihleri arasında toplam 7 ay 21 gün davalıya ait Libya'da bulunan şantiyelerde, 14.09.2011-05.04.2012 tarihleri arasında da 6 ay 22 gün Türkmenistan'daki şantiyede çalıştığı, kaldırma kararında da belirtildiği üzere davacının çalıştığı ülke mevzuatının uygulanması gerektiği, davalının zamanaşımı def'inde bulunduğu, davacının en son çalışma tarihi dikkate alındığında gerek Libya iş mevzuatı gerekse Türkmenistan iş mevzuatı gereğince talep edebileceği alacaklar zamanaşımına uğradığından davanın reddi gerektiği, davacı ve davalı aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmediği ve yargılama giderlerinin tarafların üzerinde bırakıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Türkmenistan ve Libya mevzuatlarında tanımlı başvurma sürelerinin dava tarihi olan 14.06.2019 tarihi itibarıyla ayrı ayrı dolduğunun kabul edilmesinin yerinde olduğu, arabuluculuk giderinin davacı üzerine bırakılmasında hata bulunmadığı gibi sürenin yeniden başlatılmasını gerektirecek bir neden de bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine oy çokluğuyla karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Uyuşmazlığın çözümünde Türk hukuku uygulanarak davanın kabulü gerektiğini, 2. Davacı ile yapılan yurt dışı iş sözleşmesinin matbu olduğunu ve bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirildiğinden ve bir hukuk seçimi yapıldığından söz edilemeyeceğini, taraflar arasındaki hukuk seçiminin genel işlem şartlarına aykırılık nedeniyle geçersiz olduğunu, davacıya yabancı ülke iş hukuku mevzuatının uygulanacağı konusunda bilgi verilmediğini, 3. Tarafların sıkı ilişki içinde olduğu hukukun Türk hukuku olduğunu, 4. Şayet yabancı ülke hukuku uygulanacak ise sadece fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücretleri için yabancı ülke hukukunun uygulanması, yıllık ücretli izin, kıdem ve ihbar tazminatları yönünden Türk hukuku uygulanması gerektiğini, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağı aynı işverende çalışılan tüm hizmet süresi esas alınarak iş sözleşmesinin fesih tarihindeki şartlar çerçevesinde hesaplandığından, son çalışma döneminde Türk hukukunun uygulanacağının açık olduğunu, o hâlde sözleşmenin feshiyle birlikte ... ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağı konusunda hizmet süresi belirlenirken 4 çalışma döneminin toplamı esas alınarak, nihai hesaplamanın Türk hukukuna göre yapılması gerektiğini, 5. Bilirkişi raporunda yabancı hukuka göre yapılan hesaplamaların yanlış olduğunu, davacının ücretinin 2.000,00 USD olduğunu, Türkmenistan ve Libya hukuklarında zamanaşımı ve hak düşürücü süre müesseselerinin bulunmadığını, kaldı ki 1 yıl ve 3 ay gibi sürelerin hatalı yorumlandığını, 6. Türkmenistan mevzuatında sürelerin yeniden tanımlanabileceğinin belirtildiğini, zamanaşımı/hak düşürücü sürelerin yeniden tanınması için davacının bir çok geçerli nedeni olduğunu, 7. Bu süreler hak düşürücü süre olarak nitelendirilmişse de bunun gerekçesinin kararda yer almadığını, yanlış yorumlandığını, kamu düzenine aykırı olması durumunda Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, 8. Kararda karşı taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi yerinde ise de yargılama giderlerinden sayılan arabuluculuk ücretinin davalı taraf yerine, davacıya yükletilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, zamanaşımı def'i, davanın süresinde açılıp açılmadığı ve arabuluculuk ücretine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (Vahit ..., Milletlerarası Özel Hukuk, ..., 2022, s.315; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., 2021, s.127). Buna göre Türkmenistan ve Libya İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 2 ve 8. maddelerinin bir gereğidir. Yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup söz konusu hüküm "Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hallerde Türk hukuku uygulanır." şeklindedir. Türk kamu düzeninin ihlali sonucunu doğuracak hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlali hâlinde söz konusu olmaktadır. Ancak her emredici hükmün ihlalinin veya her emredici hükmü ihlal eden bir (yabancı) kuralın, Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Öyleyse iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi; Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda (Anayasa) yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları kamu hukukundan ve özel hukuktan ... ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. Zamanaşımı süresi, kamu düzenine ilişkin olmadığından dava konusu uyuşmazlığa uygulanan yabancı hukuktaki zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmiştir. Nitekim iç hukukumuzda işe iade davalarında 1 aylık arabulucuya başvuru süresi, işe iade davalarında arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabileceğine ilişkin süre, yine idare mahkemesinde dava açmak için öngörülen 60 günlük dava açma süresi daha kısa olup iç hukukumuzdaki 3 aydan daha kısa sürelerle yapılan uygulamaların kamu düzenine aykırı olmadığı kabul edildiğinden, dava konusu uyuşmazlığa uygulanan yabancı hukuktaki 3 aylık zamanaşımı süresinin kamu düzenini ihlal eder nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir. Dosya içeriğine göre davacının, davalının yurt dışı projelerinde fasılalı olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Davacının 18.01.2010-09.09.2010 tarihleri arasında Libya ülkesinde geçen çalışması yönünden taraflar arasındaki 18.01.2010 tarihli yurt dışı iş sözleşmesi ile Libya hukukunun uygulanması yönünde hukuk seçimi yapıldığı, 14.09.2011-05.04.2012 tarihleri arasında Türkmenistan ülkesinde geçen çalışması yönünden de 14.09.2011 tarihli yurt dışı iş sözleşmesi ile Türkmenistan hukukunun uygulanması yönünde hukuk seçimi yapıldığı görülmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki davacının Libya ve Türkmenistan'da geçen çalışmaları yönünden fesih tarihi ile dava tarihi gözetildiğinde Libya ve Türkmenistan mevzuatlarında öngörülen zamanaşımı sürelerinin dolduğu ve davalı tarafça da usulüne uygun şekilde zamanaşımı def'inde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu çalışma dönemleri bakımından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de zamanaşımı süresinin İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinin son paragrafında hak düşürücü süre olarak nitelendirilmesi hatalı ise de, bu hata sonuca etkili olmadığından, bozma nedeni yapılmamıştır. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle yukarıda yer alan ilave gerekçeye göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Türk hukukunda maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımına uygulanacak hukuk, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 8. maddesinde, "Zamanaşımı, hukukî işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir." şeklinde düzenlenmiştir. Yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup, söz konusu hüküm "Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır." şeklindedir. Yabancılık unsuru taşıyan hukuki uyuşmazlığa uygulanacak hukuk yabancı devletin hukuku ise kural, yabancı hukukun uygulanmasıdır. Bununla birlikte yabancı hukukun uygulanmasının sınırı, doğacak hukuki sonuçların Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmamasıdır. Bir yabancı hukuk kuralı Türk hukukunun temel değerlerine, genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine aykırı olması hâlinde kamu düzenimize aykırılığı söz konusu olabilir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararı). Uyuşmazlığa uygulanacak olan yabancı hukukta talep hakkının hiç zamanaşımı süresine tâbi tutulmaması, Türk hukukuna nispetle fevkalade kısa bir zamanaşımı süresine tâbi tutulması veya talep hakkında aşırı derecede uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmesi hâllerinde 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi gereğince kamu düzeni müdahalesinin kabul edilmesi gerekmektedir (Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul, Yirmi Birinci Baskı, 2015, s.214; Vahit ..., Milletlerarası Özel Hukuk, ..., Sekizinci Baskı, 2022, s.314; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., İkinci Bası, 2021, s.126; Mesut Aygün, ... Önal, "Yargıtay Kararları Işığında Milletlerarası Özel Hukukta Zamanaşımı", Legal Hukuk Dergisi, C. 14, 2016, S. 165, s. 4914). Somut olayda davacı işçinin davalıya ait Libya’daki inşaat işyerinde 18.01.2010-09.09.2010 tarihleri arasında, Türkmenistan’daki inşaat işyerinde ise 14.09.2011-05.04.2012 tarihleri arasında çalıştığı anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince Türkmenistan İş Kanunu’nun 382/1 hükmü uyarınca zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Libya Medeni Kanunu’nun 698. maddesine göre iş sözleşmesinden ... davalar için zamanaşımı süresi bir yıldır. Türkmenistan İş Kanunu'nun 382/1 hükmünde ise iş anlaşmazlıklarının çözülmesi bakımından mahkemeye veya iş anlaşmazlıkları görüşme komisyonuna başvurulması için gereken süreler; "1) Eski işine geri alınması hakkındaki anlaşmazlıklarda – kendisiyle iş sözleşmesinin feshedildiği hakkındaki buyruğun kopyasının çalışana verildiği tarih itibariyle bir ay; 2) Çalışan tarafınca işverene verilmiş olan maddi zararın tazmin edilmesi hakkındaki anlaşmazlıklarda – işveren tarafınca kendisine verilmiş olan maddi zararın tespit edildiği tarih itibariyle bir yıl; 3) Diğer iş anlaşmazlıklarında – çalışanın kendisinin haklarının ihlal edildiğini öğrendiği veya öğrenmiş olması gereken tarih itibariyle üç ay. ..." şeklinde açıklanmaktadır. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 36/1 hükmünde, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, mahkemeye erişim hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Türkmenistan İş Kanunu'nun 382. maddesinde öngörülen 3 aylık zamanaşımı süresinin fevkalade kısa olduğu, yurt dışında yaptığı çalışmalardan kaynaklı alacakları için Türkiye’de dava açan işçinin mahkemeye erişim hakkını oldukça kısıtladığı açıktır. Sonuç olarak, Anayasa’da temek hak ve özgürlükler arasında yer alan hak arama özgürlüğüne aykırı olan 3 aylık zamanaşımı süresinin kamu düzenini ihlal edici nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Türkmenistan İş Kanunu'nun 382. maddesinde 3 aylık zamanaşımı süresi öngören kural, 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca kamu düzeni müdahalesi ile bertaraf edilmelidir. Kamu düzeni müdahalesi neticesinde yabancı hukukunun ilgili hükmünün olayda uygulanmaması ile ortaya çıkan boşluğun ise öncelikle yetkili yabancı hukuktaki başka bir hüküm ile doldurulması gerektiği prensip olarak kabul edilmektedir. Bu şekilde söz konusu boşluğun doldurulamaması hâlinde hâkimin kendi hukukunu olaya uygulayarak uyuşmazlığı çözmesi gerekmektedir (Nomer, s.179-180; ..., s.260-261). Somut olayda davacının Türkmenistan'da geçen çalışma dönemi yönünden, Türkmenistan hukukuna göre uyuşmazlığın çözümü gerekmektedir. Ancak Türkmenistan İş Kanunu’nda öngörülen 3 aylık zamanaşımı süresi Anayasamızın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma ilkesi kapsamındaki mahkeme erişim hakkını ihlal edici nitelikte olduğundan Türk kamu düzenine açıkça aykırıdır. Bu nedenle Türkmenistan İş Kanunu uyarınca uyuşmazlığa uygulanması gereken 3 aylık zamanaşımı süresinin yerine, öncelikle yetkili yabancı hukuk olan Türkmenistan hukukunda uygulanan genel zamanaşımı süresi araştırılmalıdır. Tespit edilen genel zamanaşımı süresi, Türk kamu düzenine aykırı olmadığı sürece, genel zamanaşımı süresine öncelik verilmelidir. Ancak Türkmenistan hukukunda öngörülen genel zamanaşımı süresinin dahi Türk kamu düzenine aykırı olduğu tespit edilirse bu durumda, hâkimin hukuku olan Türk hukukunda uygulanan zamanaşımı süreleri dikkate alınmalıdır. Açıklanan nedenlerle Türkmenistan hukukunda yer alan 3 aylık zamanaşımı süresinin kısa olmadığı ve 5718 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca kamu düzeni müdahalesini gerektirmediği yönündeki Sayın Çoğunluğun kararına katılamıyoruz.