Davacı vekili dava dilekçesinde; iş sözleşmesine haklı bir sebep olmadan son verildiğini ve ödenmeyen işçilik alacakları bulunduğunu ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının USD cinsinden davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi hâlde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına ... sarsılmış olacaktır. Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas 1992/4 Karar sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince kısa kararda davanın reddine karar verilmiş olup karar gerekçesinde; "...Bu açıklamalar doğrultusunda, usul ve yasaya uygun olan Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2023/15193 esaslı, 2023/16294 karar sayılı, 30.10.2023 tarihli bozma kararı gereğince tanzimi sağlanılan bilirkişi raporunun karara esas alınması uygun görülerek davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekeceği kanaati hasıl olmuştur. Ancak hüküm fıkrasının yazımı sırasında mahkememizin 2022/466 eski esaslı dosyası ile karıştırılması nedeniyle sehven maddi hata yapıldığı anlaşılmakla maddi hatanın resen düzeltilmesi uygun görülmüştür...." şeklinde açıklama ile vekâlet ücreti ve yargılama gideri, kısmen kabul kararı verilmiş gibi oluşturulmuştur. Bu şekilde gerekçeli karar ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulmuştur. Bu husus başlı başına bozma sebebidir. Diğer yandan İlk Derece Mahkemesince bu çelişki tarafların talebi olmaksızın 6100 sayılı Kanun'un 305/A maddesine dayanılarak giderilmeye çalışılmış; hüküm sonucu yeniden kurularak bu kez dava konusu alacakların kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki somut uyuşmazlıkta 6100 sayılı Kanun'un 305/A maddesinin uygulanma koşulları bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesince tarafların talebi olmaksızın resen hükmün tamamlanması yoluna gidilmesi de mümkün değildir.