11. Hukuk Dairesi 2026/761 E. , 2026/629 K. "" MAHKEMESİ :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI :2025/372 Esas, 2025/640 Karar İLK DERECE MAHKEMESİ :Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki şirketin ihyası davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı tasfiye memuru vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan karar verilmiştir. …
11. Hukuk Dairesi 2026/761 E. , 2026/629 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI :2025/372 Esas, 2025/640 Karar İLK DERECE MAHKEMESİ :Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki şirketin ihyası davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı tasfiye memuru vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin 28.11.2025 tarihli ek kararı ile verilen kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362/1-ç hükmü gereğince kesin olduğu gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. Ek karar davalı tasfiye memuru vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 547. maddesine dayalı ek tasfiye amacına yönelik ihyası niteliğinde olup, davanın tasfiye memuruna yöneltilmiş bulunması, diğer davalının “yasal hasım” olması ve aynı Kanun’un 5 46... . maddeleri gözetildiğinde davanın niteliği uyarınca 6100 sayılı Kanun'un 316. maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tâbi bulunduğu kabul edilmiştir. Bu nitelikteki davaların yazılı yargılama usulüne tâbi olduğunu kabul etmenin kanuni dayanağı bulunmadığı gibi, 6102 sayılı Kanun’un 5 46... . maddelerine göre esas tasfiye davası basit usulde görülürken ek tasfiye davasının yazılı yargılama usulüne tâbi bulunduğunu kabul etmek için bir neden de bulunmamaktadır. Şirketin 6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi kapsamında hukuka uygun olarak terkin edilmesi durumunda, sonlandırılması gereken hukuki ihtilaflar nedeniyle aynı maddenin on beşinci fıkrasında belirtilen imkândan yararlanılarak terkin edilen şirketin taraf sıfatını yeniden kazanmasına yönelik ihyası da mümkündür. Ancak böyle bir durumda verilecek olan ihya kararı, hukuka aykırı terkin işleminden farklı olarak 6102 sayılı Kanun’un 547. maddesi anlamında bir ek tasfiye niteliğinde olacaktır. Zira böyle bir durumda, şirketin sona erme nedeni ortadan kalkmamakta, ortaya çıkan hukuki ihtilafın neticelendirilmesi amacıyla şirketin ihyası talep edilmektedir. Bu durumda verilecek olan ihya kararı da bu tür ihtilafın sonlandırılması çerçevesinde ifa edilecek ek tasfiye işlemleri ile sınırlı olacak, ek tasfiye sürecine ilişkin olarak 6102 sayılı Kanun’un 547. maddesi uygulama alanı bulacaktır. 6102 sayılı Kanun’un 547. maddesinde düzenlenen ek tasfiye 6100 sayılı Kanun’un 382. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmamış olsa da, çekişmesiz yargı işlerinin fıkrada sayılanlarla sınırlı olmadığı, kanun koyucunun örnek babından bir kısım çekişmesiz yargı işlerini gösterdiği, kaldı ki bilahare yürürlüğe girecek olan 6102 sayılı Kanun’da hüküm haline getirilecek bir müessesenin çok daha önceden yürürlüğe girmiş olan 6100 sayılı Kanun içinde yer almamış olmasının işin tabiatı gereği olduğu, dolayısıyla 6100 sayılı Kanun’un 382. maddesinde bir işin çekişmesiz yargı işi olup olmadığının tespiti için belirtilen ölçütlerden “İlgililer arasında uyuşmazlık olmayan hâller” ve “İlgililerin, ileri sürülebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı hâller” şeklinde belirtilen ölçütler esas alındığında, ek tasfiyenin çekişmesiz yargı işi olduğu anlaşılmaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.07.2025 tarihli, 2024/11-251 E., 2025/468 K. sayılı kararı). Dava, açıklanan bu niteliği itibariyle 6100 sayılı Kanun’un 382. maddesi uyarınca çekişmesiz yargı işi kapsamında olup, ilk derece mahkemelerinin çekişmesiz yargı işleri bakımından verdikleri kararlara karşı vaki istinaf başvuruları bakımından bölge adliye mahkemelerince verilen kararlara karşı, 6100 sayılı Kanun’un 362/1-ç hükmü uyarınca temyiz yoluna başvurulamaz. Bu durumda, davalı tasfiye memuru vekilinin temyiz dilekçesinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karar yukarıda anılan Kanun hükümlerine uygun olduğundan temyiz itirazlarının reddi ile söz konusu kararın onanması gerekir. KARAR: Açıklanan sebeple; Bölge Adliye Mahkemesince verilen 25.11.2025 tarihli ek kararın ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 02.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) K A R Ş I O Y Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, ihya davalarının çekişmesiz yargı işi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İhya davaları, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 547. maddesinde ek tasfiye adıyla, geçici 7. maddesinde ise ihya adıyla düzenlenmiştir. 6102 sayılı Kanun’un “ek tasfiye” kenar başlıklı 547. maddesi ile normal olarak tasfiyeye edilmek suretiyle ticaret sicilinden terkin edilen bir şirketin tasfiye dışında kalan mal varlığı, alacağı veya borcunun olması halinde, ek tasfiye için şirketin yeniden ticaret siciline tescili düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un geçici 7. maddesi ile ise, sermayesini yeterli seviyeye kadar artırmayan şirketlerin, münfesih olan şirketlerin, aralıksız beş yıl üst üste olağan genel kurullarını yapmayan şirketlerin, tasfiyesi genel kurulca onaylanmayan şirketlerin ve herhangi bir nedenle dağılmış kooperatiflerin bu maddede öngörülen prosedürle ticaret sicil müdürlüklerince ticaret sicilinden terkin edileceği, ancak hukuki menfaati bulunanlarca şirketin ihyasının mahkemeden istenebileceği düzenlenmiştir. 6102 sayılı Kanun’un 547. maddesinde düzenlenen ek tasfiye davasında hukuki menfaati olanların, menfaatlerine ulaşmak için başka çarelerinin bulunmaması şartıyla, ek tasfiye davasını son tasfiye memurlarına husumet yöneltmek suretiyle açmaları, ticaret sicil müdürlüğünü de yasal hasım göstermeleri gerekmektedir. Son tasfiye memurlarına husumet yöneltilmesi gerektiğinden, bu hükümle düzenlenen ek tasfiye davasının çekişmeli bir dava olduğunun kabulü gerekmektedir. Böyle bir davanın çekişmesiz yargı işi olduğunun kabulü doğru olamaz. Zira bu davada, davacının, haklı bir menfaatinin bulunduğunu ve menfaatini elde edebilmek için son çarenin ek tasfiye olduğunu ispatlaması gerekmektedir. Davalı gösterilmesi zorunlu olan son tasfiye memurlarının ise, tasfiyenin tam olarak yapıldığını, davacının ek tasfiyeyi gerektirir bir hakkının bulunmadığını ileri sürüp bu durumu ispat etmeleri mümkündür. Çekişmesiz yargıyı düzenleyen 6100 sayılı Kanun’un 382. maddesinde çekişmesiz yargı işi sayılabilme kriterleri düzenlendikten sonra, devam eden hükümlerinde tüm hukuk dallarında çekişmesiz yargı işleri örnek mahiyetinde sayılmıştır. Bu bağlamda ticaret hukukundaki çekişmesiz yargı işleri de ikinci fıkranın (e) bendinde örnekseme yöntemiyle gösterilmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasında ise; ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan haller, ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı haller ve hakimin resen harekete geçtiği hallerden herhangi birinin söz konusu olduğu işler çekişmesiz yargı işi olarak düzenlenmiştir. Bu açıklamalar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde, 6102 sayılı Kanun’un 547. maddesinde düzenlenen ek tasfiye davası çekişmesiz yargı işleri arasında sayılmamıştır. Diğer taraftan, ek tasfiye davasının son tasfiye memurlarına husumet yöneltilerek ve ticaret sicil müdürlüğü de yasal hasım gösterilerek açılması gerekmektedir. Bu bakımdan taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğu açık olduğu gibi, davacının daima bir hakkı bulunmaktadır. Hakimin de resen araştırma yapması söz konusu değildir. O nedenle bu davaların çekişmesiz yargı işi olmadığının kabulü daha doğru olmaktadır. Bu nedenlerle, 6102 sayılı Kanun’un 547. maddesinde düzenlenen ek tasfiye davasının çekişmesiz yargı işi değil, şimdiye kadar Dairemizin kabulünde de olduğu üzere, husumet yöneltilmek suretiyle açılması gereken çekişmeli yargı kapsamında bir dava olduğu ve dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararının kaldırılarak TEMYİZ İNCELEMESİNİN YAPILMASI gerektiği görüşünde olduğumdan, bu davanın çekişmesiz yargı işi olduğu ve dolayısıyla temyiz yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi ek kararının ONANMASINA dair sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.