İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/10/2025 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasın…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/131 KARAR NO : 2025/1422 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 09/11/2021 NUMARASI : 2018/1077 Esas - 2021/976 Karar DAVA: İtirazın İptali İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/10/2025 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında süregelen bir ticari ilişkinin bulunduğu, bu ticari ilişki nedeni ile kesilen faturaların alacak kayıt edildiği, davalının da peyderpey ödemede bulunduğu, satılan emtianın alman menşeili olduğu, Euro cinsinden cari hesap tutulduğunu TL Ye çevrilerek faturalandırıldığı, ödeme günündeki kur üzerinden cari hesaptan mahsup edildiğini, davalının takip tarihi itibariyle müvekkili şirkete 20.313,96 Euro borcunun bulunduğunu, davalı aleyhine İstanbul 23.İcra Müd.... E. Sayılı takibin başlatıldığını, davalının cari hesaba mahsuben 05.11.2018 tarihinde 54.221,12 Tl havale ile ödemede bulunduğunu, bu ödemenin o günkü kur üzerinden cari hesaba 8.680,93 Euro olarak kayıtlandığı, davalının 11.733.04 Euro borcunun kaldığını, davacı tarafın kötü niyetli itirazı neticesinde takibin durduğunu beyan ederek davacının İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı takibe vaki itirazının iptalini, takibin 11.703,04 Euro olarak fiili ödeme günündeki kur üzerinden devamına, Borçlunun haksız ve mesnetsiz itirazı nedeni ile takip durduğundan, borçlunun itiraz ettiği bedel üzerinden %20'den aşağı olmamak üzere inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmişlerdir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinde de belirtildiği üzere, İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takibine ve müvekkilin adresinin Kadıköy oluşu nedeni ile yetkiye itiraz ettiklerini, davacı taraf ile aralarında bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, akdi ilişki ve mutabakatın bulunmadığını. Sözleşmenin TTK açısından yazılı yapılmasının şart olduğunu, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı ancak; Faturalar karşılığı malzeme satın alındığı, tarafların iş bu faturaları defterlerine kayıtladığını, müvekkili davalının peyderpey ödemelerde bulunduğunu, tarafların döviz üzerinden değil TL üzerinden anlaştıklarını, 13 Eylül 2018 tarihli Resmi gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanlığı 85 sayılı kararında döviz cinsinden işlemlere yasak getirildiğini, Davacı taraftan 14.2.2017 tarih ve ... no*lu fatura ile 54.628,99 Tİ ve 14.12.2017 tarih ... no'lu fatura ile 45.092,13 Tl mal aldığım ve çeşitli tarihlerde ödeme yaparak borcunu kapattığım, davacı şirketin, döviz kurlarındaki hareketlenmeye yönelik taleplerine ilişkin herhangi bir fark faturası düzenlemediğini, cari hesabın kesilmeden önce taraflardan herhangi birisinin alacaklı veya borçlu sayılamayacağı, neticeten; aleyhe açılan haksız davanın reddini, davacının İİK. gereği tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin yine davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...davacı şirketin 13.12.2017 tarihinde 499,38 EURO tutarında "2015 Devir Rakamına İstinaden Hs. Düzeltme" açıklaması ile davalı yanın cari hesabının borç sütununa ekleme yaparak ticari defterlerinde kayıt altına aldığı görülmekte olup, yapılan bu fiktif kaydın hangi amaçla yapıldığının açıklanması gerektiği görüş ve kanaatine varıldığından davacı yanın 499,38 EURO tutarı davalı yanın cari hesabına eklememesi gerektiği, bu nedenle davacı yanın icra takip tarihindeki alacak miktarı olan 20.213,96 EURO'dan 499,38 EURO tutarın tenzil edilmesi neticesinde: Davacı yanın yaptığı fiktif kayıttan dolayı 19.714,58 EURO ( 20.213,96 EURO - 499,38 EURO) alacağının bulunduğu hesaplanmıştır. Davacı yanın ticari defler ve kayıtlarının incelenmesi neticesinde; Davacı yanın icra takip tarihi olan 24.10.2018 tarihi itibariyle davalı yandan 20.213,96 EURO (İ40.534,45 TL), 05.11.2018 tarihi itibariyle 11.733,04 EURO (73.843,88 TL) alacaklı olduğu görülmüştür. Taraflar tacir olduklarından ilişkilerinde faiz esas olup, önceden kararlaştırılmasa bile faiz istenebilir. Bir alacağa faiz istenebilmesi için, ödeneceği tarihin net olarak belli olması veya belli değilse alacaklı tarafından çekilerek bir ihtar veya ihbar ile borçlunun temerrüde düşürülmesi veya icra takibine başvurulması gerekir. Dosyamızda davalının temerrüdüne dair bir belge ve iddia yoktur. Bu nedenle temerrüt takiple oluşmuştur. Zaten talepte bu yöndedir. Tüm bu nedenlerle İş bu davanın kabulü ile İstanbul 23 İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyasında davalının itirazının 11.733,04 Euro üzerinden iptali ile takibin devamına takipten sonra asıl alacak olan bu miktara 3095 SY nın 4/a md uyarınca Euro faizi uygulanmasına,Davalı likit bir borcunun varlığını bildiği halde sadece alacağın tahsilini geciktirmek için itirazda bulunduğu anlaşıldığından İİY 67/2 maddesi uyarınca alacağın % 20 si oranında icra inkar tazminat tutarı olan 14768.-Tl nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine ..." karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın irsaliye adı altında sunduğu belgelerin irsaliye niteliğinde olmadığı gibi sahte imzalar içermekte ve teslim alan kısmında müvekkilin değil davacı şirket elemanlarının görünmediğini, davacının sonradan sunduğu belgelerin zaten alım-satım konusu değil değişim konusu malzemeler olduğunu, bilirkişi raporları çelişik ve özensiz olup hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığını, hiçbir tahkikat/belge/incelemeye dayanmayan 6.785,82 Euro 2016 yılı devir bedelinin müvekkil aleyhine borç kabul edilmesi, boyut/ebat farklılıkları, hata/düşme/kırılma vs sebeplerle değişime konu implant malzemesinin (davacı tarafından satış yapılmış gibi gösterilerek fatura düzenlense de), teslim olgusunun ispatlanamaması, irsaliye diye sunulan belgelerin sahte imza içeren ve bazılarının üzerinde de yazdığı gibi (Ürün Değişim Formu) irsaliye niteliği bulunmayışının değerlendirilmemesi, dolayısıyla 3.330 Euro tutarlı bir borcun tarafımızca kabul edilmemesi, kök rapor/ek rapor çelişkisinin giderilmemesi, itirazlarının hiç değerlendirilmemesi, itiraz ve iddialarını karşılayan hiçbir gerekçeye yer verilmemesi göz önüne alınarak, eksik inceleme neticesinde oluşturulan İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.11.2021 tarih ve 2018/1077 E., 2021/976 K., sayılı kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :Dava; satım ilişkisinden kaynaklanan cari (açık) hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; dava ve takibe konu alacağın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır.Davacı alacaklı tarafından davalı hakkında, İstanbul 23. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyası ile "24/10/2018 cari hesaptan kaynaklanan bakiye alacak" sebebine dayalı olarak 20.213,96 Euro alacağın tahsili istemiyle 24.10.2018 tarihinde ilamsız takip başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca takipten sonra dava tarihinden önce yapılan ödeme düşülerek 11.703,04 Euro üzerinden itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.1. Davaya konu uyuşmazlık, taşınır satımından kaynaklanmakta olup, mutlak ticari dava değildir. Davalının diş hekimi olduğunubeyan etmesine göre davalının tacir olduğuna ilişkin bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Görev, kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece resen gözetilmesi gerekmektedir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nunu (TTK) 11. maddesine göre; Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır ibaresi Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir. Aynı Kanunun 12. maddesine göre bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Yine Aynı Kanunun 15. maddesine göre ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Ancak, tacirlere özgü 20 ve 53. maddeler ile Türk Medenî Kanunu'nun 950. maddesinin ikinci fıkrası hükmü bunlara da uygulanır. TTK'nın 11. maddesinin 02/07/2018 tarihli değişiklikten önceki halinde sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği ifade edilmiştir. Nitekim 21.07.2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu ayrımın ne şekilde yapılacağı açıklığa kavuşturulduğundan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu hususta yeni bir düzenleme yapılmadığından, halen geçerliliğini koruyan Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır. Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, esnaf ve tacir ayrımı, esnaf faaliyetinin türüne göre 213 sayılı VUK’nun 177. maddesindeki parasal sınırlar esas alınarak belirlenir.213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 176. maddesinde; tüccarların, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere ikiye ayrıldığı, birinci sınıf tüccarların, bilanço esasına göre defter tutanlar olduğu, ikinci sınıf tüccarların ise işletme hesabına göre defter tutanlar olduğu hususu düzenlenmiştir. VUK'nun 177. maddesinde ise kimlerin birinci sınıf tüccar olduğu açıklanmış olup birinci aşamada gelir esasına göre bir ayrım yapılmış, maddenin son fıkrasında ise tacirin gelirine hiç bakılmaksızın, ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih eden tacirlerin de birinci sınıf tacir oldukları kabul edilmiş, VUK'nun 178. maddesinde ise ikinci sınıf tüccarların kimler olduğu düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre, kanun gereği birinci sınıf tacir sayılan bir tacirin esnaf olarak kabulü mümkün değildir.Açıklanan bu yasal düzenlemeler kapsamında öncelikle davalının yıllık alış ve satış tutarlarına ilişkin gelir beyannameleri celbedilerek ticari ilişki yıllarına ilişkin yeniden değerlendirme oranları da dikkate alınmak suretiyle VUK'nun 177. maddesinde belirtilen sınırları aşıp aşmadığı ve tacir olup olmadığı, işletmesinin ticari işletme olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Buna göre davalının tacir olup olmadığına ilişkin gerekli araştırma yapılarak oluşacak sonuca göre mahkemenin eldeki uyuşmazlıkta görevli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Mahkemece bu hususun değerlendirilmemiş olması isabetsiz olmuştur.2.Mahkemenin görevli olduğunun tespiti halinde yapılacak değerlendirme;100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. Davacı defterlerinde icra takibine ve davaya konu açık hesap alacağı, 2016 yılından 2017 yılına devir bakiyesi, kur farkı gelirleri ve satış faturalarından oluşmaktadır. Yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark, kur farkı alacağıdır. Bu özelliği itibariyle kur farkı alacağı ancak TL olarak istenebilir. Kur farkı istenebilmesi için ticari satımın yabancı para ile yapılmış olması, taraflar arasında kur farkı istenebileceğine ilişkin yazılı bir sözleşme veya teamül bulunması gerekir (Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2008/6163 E-2008/7544 K sayılı kararı) Kur farkı talebi, kur farkı faturası düzenlenmesine de bağlı değildir. Taraflar arasında yabancı para birimine endeksli bir ticari ilişkinin varlığı halinde kur farkı faturası düzenlenmeden de kur farkı alacağı talep edilebilir. Kur farkı isteminde borçlu hakkında yabancı para cinsinden takip yapılması mümkün değildir. Zira TL olarak doğan borcun yabancı para olarak istenilmesi halinde usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinden bahsedilemez. ( Emsal Yargıtay 11. HD'nin 26.05.2022 tarih, 2020-6941 esas ve 2022-4076 karar sayılı ilamı) Dosya kapsamına alınan ikinci bilirkişi raporundaki tespitlerden, davacı ticari defterlerinde gözükmekte olan 6.785,82 Euro tutarındaki 2016 yılı devir bakiyesine davalının serbest meslek kazanç defter kayıtlarında rastlanmadığı, davacı tarafça 2017 ve 2018 yılında (takip tarihinden önce) düzenlenen faturalarda davacı ve davalı defterleri arasında fark bulunduğu, davacı tarafça icra takibinden sonra düzenlenen 200,01 Euro tutarındaki faturanın davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı, bu faturanın takip tarihi itibariyle hesaplanan açık hesap alacağına dahil edildiği anlaşılmaktadır.Davacı ticari kayıtlarında yer alan ancak davalı kayıtlarında yer almayan 19 adet faturaya konu ürünlerin teslimine ilişkin davacı tarafça dosyaya sunulan belgelerin incelenmesinde, bir kısım sevk irsaliyelerinin üzerinde davalı tarafça çalışanı olduğu beyan edilen ... ismi ve imzası ile "ürün kullanıldı formu" ve "takas formu" gibi belgeler olduğu, bu formların altında hekim olarak davalının isminin yer aldığı, bir kısmında imza bulunduğu görülmüş olup, davalı tarafça, bu sevk irsaliyeleri üzerinde yazılı olan ... dışındaki isimlerin çalışanı olmayan, kim oldukları bilinmeyen kişiler oldukları, bu faturaların aslında bir satış işlemi olmadığı, hatalı çıkan implant malzemelerinin değişimine ait olduğu, sektörel inceleme yapabilecek ve diş hekimliği, implant malzemeleri, implant uygulamaları konusunda uzman bir teknik bilirkişiden rapor istenebileceği belirtilerek bilirkişi raporlarına itiraz edilmiştir. Mahkemece davalının itirazları karşılanmaksızın, ikinci bilirkişi tarafından düzenlenen ek rapor hükme esas alınmış ve bu rapora itibar edilmesinin nedenleri konusunda gerekçede bir açıklama yapılmamıştır.Bu halde öncelikle 2016 yılından 2017 yılına devir bakiyesi konusunda taraf defterleri arasındaki farklılığın nedenlerinin ortaya konulması, kur farkı gelirleri yönünden yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda değerlendirme yapılması ve dosyaya sunulan "ürün kullanıldı formu" ve "takas formu"nun niteliğinin belirlenmesi amacıyla dosyanın diş hekimliği ve implant uygulaması konusunda uzman bir teknik bilirkişi ile mali müşavir bilirkişiden oluşacak bilirkişi heyetine tevdi ile eldeki itirazın iptali davasında takip talebinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılığın asıl olduğu gözetilerek ayrıntılı ve itirazları karşılayan, denetime elverişli rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken mahkemece eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsiz olmuştur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.16/10/2025