T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/676 - Karar No:2026/210 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/676 KARAR NO : 2026/210 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/12/2024 NUMARASI : 2023/604 E-2024/803 K DAVANIN KONUSU : Munzam Zarar Alacağı (Eser Sözleşmesinden Kaynakl…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/676 - Karar No:2026/210 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/676 KARAR NO : 2026/210 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/12/2024 NUMARASI : 2023/604 E-2024/803 K DAVANIN KONUSU : Munzam Zarar Alacağı (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 20/02/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 20/02/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili: ... Belediyesi tarafından ihale edilen ... İlahiyat Fakültesi inşaatı işinin ihalesini alan davalı yüklenici şirketin işin yapımını 28.02.2014 tarihli sözleşmeyle taşeron olarak müvekkiline verdiğini, müvekkilinin işi yaparak davalıya teslim ettiğini, ancak davalının imalat bedelini tamamen ödemediğini, 16.06.2014 tarihinde gönderilen ihtarnameye rağmen ödeme yapılmadığından davalı aleyhinde Ankara 26.İcra Müdürlüğünün 2014/13521 sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine müvekkilince 22.01.2015 tarihinde Ankara 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/79 esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açıldığını, yine aynı tarihte Ankara 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/71 esas sayılı dosyasında davalı aleyhine açılan alacak davasının açıldığını ve her iki dosyanın birleştirildiğini, Ankara 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/79 esas sayılı dosyasında 06.03.2019 tarihinde karar verildiğini, karara karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 2019/1225E, 2021/770K. Sayılı 21.09.2021 tarihli ilamı ile yeniden hüküm kurulduğunu, taraflarca kararın temyiz edilmesiyle Yargıtay 6.HD’nin 06.12.2022 tarihli 2021/6380E, 2022/5655K sayılı ilamı ile icra inkar tazminatına hükmedilmek suretiyle kararın düzeltilerek onandığını, alacağın 2014 yılına ait bir alacak olup aradan geçen 9,5 yıl gibi uzun sürede müvekkilinin çok büyük zararının olduğunu, davaya konu inşaatın yapımında kullanılan malzemelerin fiyatları ve hükmedilen faiz ile malzemelerin güncel birim fiyatları arasındaki farkın müvekkilinin munzam zararını oluşturduğunu, paranın değerindeki ve alım gücündeki düşüş, aradan geçen süredeki fahiş enflasyon oranı, malzemelerin döviz kuruna endeksli olması ve döviz kurlarındaki fahiş artış vs.hususlar nazara alındığında mahkemece alacağa 25.06.2014 temerrüt tarihinden itibaren avans faiz işletilmesinin müvekkili şirketin gerçek zararını karşılamaya yetmediğinin açık olduğunu, müvekkilinin kesinleşen alacağını davalının kötüniyetli ve muvazaalı şekilde taşınmazını devretmesi sebebiyle halen daha tahsil edemediğini, bu nedenle müvekkilince açılan tasarrufun iptali davasının müvekkili lehine sonuçlandığını, istinaf incelemesinden de geçen davanın halen temyiz aşamasında olduğunu belirterek, fazla hakları saklı olmak üzere davacının uğradığı munzam zararın şimdilik 10.000,00 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren en yüksek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafça davaya karşı cevap verilmemiştir. İlk derece mahkemesince: Davanın, munzam zarardan kaynaklanan alacak istemine ilişkin olduğu, ... Üniversitesi İlahiyat Fakültesi inşaatı işinin ihalesini üstlenen davalı şirket ile davacı şirket arasında 28/02/2014 tarihli taşeron sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmeden kaynaklanan alacaklarını tam olarak tahsil edemeyen davacının noter aracılığıyla ihtar gönderip, müspet dönüş olmayınca davalı aleyhine icra takibi başlattığı ancak davalının takibe itirazı üzerine davacının açtığı itirazın iptali ve alacak davası hakkında Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.03.2019 tarih 2015/79 E. 2019/254 K. sayılı ilamı ile hüküm kurulduğu, verilen hükmün istinaf ve temyiz yasa yollarında düzeltilerek onandığı ve 06/12/2022 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı, 04/03/2024 tarihli bilirkişi raporunda, icra takibi ve mahkeme kararları dikkate alındığında dava konusu asıl alacağın toplam 641.445,25 TL olduğu; davacının, 05.09.2023 dava tarihi itibari ile toplam alacağının işlemiş faizlerle birlikte 1.480.209,11 TL olduğu, davacının munzam zararı olup olmadığı, var ise bu zarardan davalının sorumlu olup olmadığı hususunda takdirin mahkemeye ait olduğu, 05.09.2023 dava tarihi itibari ile davacının munzam zararının 5.841.133,06 TL olduğunun belirtildiği, TBK'nın 122. maddesinde "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." düzenlemesinin bulunduğu, somut olayda; davacı vekilinin, davalıya başvuru yapılmasına rağmen ödeme yapılmadığını ve başvurunun sürüncemede bırakıldığını, yargılamanın uzun sürmesinden kaynaklı alacağını geç aldığını belirterek munzam zararı olduğunu iddia ettiği, ancak davalı tarafından zamanında ödeme yapılmış olsaydı ödenen miktarın ne şekilde değerlendirileceği hususunda açıkça bir beyanda bulunulmadığı, yine davacı vekilinin, davalı tarafından ödeme yapılmaması nedeniyle müvekkilinin somut olarak ne şekilde bir zarara uğradığını da açıklamadığını, dava dilekçesinde ve kesin süre içerisinde bildirilmeyen delillerin HMK’nun 319. maddesince iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirmeye alınmadığı, bu hali ile davacı vekilinin munzam zarar talebinin soyut iddialara ilişkin olup davacının zamanında ödeme yapılmaması nedeniyle munzam zararının doğduğunun somut delillerle ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Davanın munzam zarardan kaynaklanan alacak istemine ilişkin olduğunu, mahkemece usul ve yasaya aykırı karar verildiğini, davanın kısmi olarak açıldığını, alacağın bir kısmının dava edilmesi halinde, kısmi davada kesinlik sınırının dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına yönelik belirlendiğini, bu nedenle hükmün kesin olarak verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi olarak açılmış bir davanın kesinlik sınırının mahkemece hatalı değerlendirildiğini ve bu nedenle kararın kaldırılması gerektiğini, müvekkili şirketin aktif ticaret hayatının devam ettiğini, dava konusu munzam zararına ilişkin 2014 senesinde alacağını gerçek değeri ile müvekkili şirket tahsil etmiş olsaydı hayatın olağan akışı çerçevesinde ticari hayatında değer kaybettirmeden hatta kar elde ederek kullanacak olduğunu, ancak müvekkili şirketin bu imkanı ortadan kalkmış olup, hala alacağını tahsil edemediğini, bu hususun dahi müvekkilinin munzam zararının olduğuna dahil somut bir kanıt olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin kendi öz sermayesini kullanarak, peşin para ile malzeme alıp bu malzemeleri sahada kullandığını, sahada işçi çalıştırıp işçinin yemeği, sigortası, maaşı ödenmekle davalı adına işin tamamlandığını, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporu ile sadece Yİ-ÜFE oranına göre davacının munzam zararı tespit edilmiş ise de ticari defterler incelenmiş olsa idi yine tespit edilebileceğini, münhasıran davalının ticari defterlerine dayanılmamasının HMK’nun 220.maddesi hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmediğini, mahkeme aksi kanaatte ise de yine dava dilekçesi ile sunulan delil listesinde ''yargılama sırasında ortaya çıkacak her türlü delil ile davalı tarafça sunulacak delillere karşı delil sunma hakkımızı saklı tutmakla birlikte her türlü delil'' olarak HMK uyarınca belge niteliğinde kabul edilen ticari defterlere de dayanıldığının kabulü gerektiğini, zamanında ödeme yapılsaydı müvekkili şirketin inşaat alanında daha fazla iş ve ihale alarak çalışmaya devam edebileceğini, iş makinaları ve arsa alarak şirketin malvarlığını artırabileceğini, müvekkilinin munzam zararının bulunduğunun kuşkusuz olduğunu, davaya konu inşaatın yapım yılında kullanılan malzemelerin birim fiyatı ve hükmedilen faiz ile malzemelerin güncel birim fiyatı arasındaki farkın müvekkilinin munzam zararını oluşturduğunu, müvekkilinin o tarihteki bu parayı tahsil edememesi nedeniyle ekonomik sıkıntıları ve vergi borçlarının oluştuğunu, müvekkilinin bu iş nedeniyle sıkıntı yaşadığını ve kendi mal varlığını kullanması nedeniyle şirketin büyüyemediğini, bu hususun ticari defterler incelendiğinde ortaya çıkacağını, yine sözleşmenin imza altına alındığı 28.02.2014 tarihindeki inşaat giderleri ile günümüz koşullarındaki inşaat giderleri karşılaştırıldığında, günün rayiç değerinin paranın değerindeki ve alım gücündeki düşüş, aradan geçen sürede gerçekleşen ve fahiş artış gösteren enflasyon oranı, malzemelerin döviz kuruna endeksli olması ve döviz kurlarındaki fahiş artış vs. hususlar dikkate alındığında, müvekkili şirketin zararını karşılamadığının, müvekkilinin munzam zararının giderilmesinin kabulü gerektiğini, ayrıca Anayasa Mahkemesi kararları gereğince enflasyondaki, dolardaki ve ücretlerdeki artış vs. paranın alım gücüne yönelik afaki değişikliklerin munzam zararın ispatı doğrultusunda kabul edildiğini, dava dilekçesinde ve kesin süre içerisinde içerisinde delillerin bildirilmediği, bu nedenle sundukları delillerin değerlendirilmeye alınmadığından dolayı davanın reddine karar verilmesinin hukuka, usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, 20/11/2024 tarihli duruşma tutanağında kurulan ara kararın yerine getirilmemesinin sonuçlarına yönelik ihtaratın yapılmadığını, bu nedenle verilen sürenin kesin süre teşkil etmediğini, 2025 yılı itibariyle Yargıtay’ın, munzam zararın tahsiline yönelik davalarda Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda, munzam zararın hesaplanmasının hem somut hem de soyut yöntemlere göre ispat edilebileceğine yönelik karar verdiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Dava, munzam zarar alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı HMK.nun 115/1 maddesinde dava şartlarının mevcut olup olmadığı hususunun yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiğilinden araştırılması gerektiğinin belirtildiği, anılan kanunun 114/1 maddesinde dava şartlarının sayıldığı ve 114/2 maddesinde ise diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğunun belirtildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi ile getirilen düzenlemede ise, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının bir dava şartı olarak kabul edildiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması halinde, mahkemece davacıya son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunması aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiğinin düzenlendiği yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi, ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğinin hüküm altına alındığı, bu durumda; dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olmasının dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olduğu, bununla birlikte, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olmasının ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlandığı, iş bu davada, davacı tarafından dava tarihi olan 05.09..2023 tarihinden sonra 01.03.2024 tarihinde arabulucuya başvurulduğu ve son tutanağın bir örneğinin de davacı vekilinin 29.03.2024 tarihli dilekçesi ekinde dosyaya sunulduğu, bu durumun anılan maddede aranan dava şartı yokluğunu ortadan kaldırmayacağı anlaşılmakla ( Yargıtay 6. HD. 01.07.2024 tarih, 2022/5267 Esas, 2024/2376 Karar sayılı ilamı), davadan önce arabuluculuk zorunlu dava şartı yerine getirilmediğinden, davacı vekilinin sair istinaf nedenleri ve esası incelenmeksizin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekmiş ve buna dair aşağıdaki yeni hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 2-Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.12.2024 tarih ve 2023/604 Esas- 2024/803 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, 3-Davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, 4-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 8-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran ilgili tarafa iadesine, İstinaf incelemesi yönünden; 9-İstinaf talep eden davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, 10-Dairemizce zorunlu dava şartı yerine getirilmediğinden karar kaldırılmış olmakla kararın niteliğine göre davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderleri ile ödediği başvurma harcının kendisi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 20.02.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ... e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır