T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/641 - 2026/838 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/641 KARAR NO : 2026/838 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 09/11/2023 NUMARASI : 2022/219 E. - 2023/152 K. DAVANIN KONUSU :Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Ha…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/641 - 2026/838 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/641 KARAR NO : 2026/838 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 09/11/2023 NUMARASI : 2022/219 E. - 2023/152 K. DAVANIN KONUSU :Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 09/11/2023 tarih ve 2022/219 E. - 2023/152 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalı tarafından "..." ibareli markanın tescili için 2020/62707 sayı ile başvuruda bulunulduğunu, markanın yayın kararına müvekkili şirketin itiraz ettiğini, yaptıkları itirazın kısmen kabul edildiğini, anılan karara karşı, müvekkili şirket tarafından yeniden itiraz edildiğini, söz konusu itirazlarının reddine karar verildiğini, ... ibareli marka başvurusunun müvekkili adına tescilli ... ibareli markalar ile benzer olduğunu, müvekkili şirkete ait tescilli marka ile ayniyete varacak derecede benzer nitelikte olan bir markanın, anyniyete varan bir derecede benzerdir ve tescili halinde müvekkil şirket adına tescilli ... ibareli markalar ile görsel ve fonetik açıdan ayırt edilmeyecek kadar benzer olduğu için halk nezdinde iltibas yaratacağını, müvekkili şirkete ait tescilli marka ile ayniyete varacak derecede benzer nitelikte olan bir markanın, müvekkil şirketin markasının tescilli olduğu ürün ve hizmetler ile ilintili ürün ve hizmetlerde tescil edilmek istendiğini, davalının müvekkili şirkete ait markanın bulunduğu sektörde yıllardır oluşturduğu güvenden ve itibardan haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, markaların benzer olduğunun kurumun ilk itiraza ilişkin vermiş olduğu kararda da belirtilmiş olduğunu, ancak, bazı hizmetler için marka tescil işlemlerinin devamına karar verildiğini, kalan emtiaların müvekkili markasında yer alan ve ... markasının aktif olarak kullanıldığı malların perakende satış hizmetlerini de içerdiğini, dava konusu ... marka başvurusu ile müvekkili adına tescilli ... ibareli markaların orta seviyedeki tüketici tarafından karıştırılacağını, markalar arasında bağlantı olduğunun zannedilmesi ve iltibas tehlikesinin oluşmasına neden olacağını, ... marka başvurusunun iyi niyetle yapılmadığını, birbirlerine ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markaların farklı firmalar tarafından aynı/benzer sınıflar için tescil ettirilmesi ve kullanılmasının karışıklığa yol açacağını, ... markasını gördüğü zaman müvekkili ile bağlantı kuracağını iddia ederek 2022-M-4625 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu marka başvurusu kapsamında YİDK kararı sonrasında 35.01, 35.02, 35.03, 35.04 ve 35.05 alt gruplarında yer alan hizmetler kalmış olup bahsi geçen hizmetlerin tamamının, davacı yanın önceki tarihli markası kapsamında yer almadığı, ancak davalı yanın dava konusu markası kapsamında yer alan 35.05 alt grubunda, davacı markası kapsamında yer alan 11. Sınıf mal grubunda yer alan tüm malların satışına özgülenmiş satış hizmetlerinin yer aldığı görülmüş olup uygulamada da kabul edildiği üzere mal üreten işletmenin karineten üreteceği malı da ticari mevkie çıkartmak suretiyle fiziki olarak veyahut e-ticaret siteleri üzerinden/online satış yöntemi ile satış işlemine konu edeceği, şu hâlde, SMK 6/1 maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan biri belirtili emtia yönünden gerçekleş olduğu, dava konusu markadaki esas unsurların “...” ibaresinin bütünü olarak algılanacağı, davacı markalarının da esas unsuru “...” ibaresi olduğu, dava konusu marka kapsamında YİDK kararı sonrasında kalan hizmetler bakımından taraf markaları arasında aynı, aynı tür ya da benzerlik düzeyinde kalan bir emtia ilişkisi mevcut olmakla birlikte, markaların bütünsel algılarının, ilgili tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açacak düzeyde benzer olduğu, “...” ibaresinin uyuşmazlık konusu emtialar açısından ayırt ediciliği bulunan bir kelime olduğu, taraf markaları arasında iltibas bulunduğu, davacının ... markasının kullanımına yönelik olduğu delillerin davacı ürününe ilişkin tanıtıcı dokümanlar, broşürler, haberler gibi delilleri içerdiği sunulan bu delillerin davacı markalarının kullanımı göstermekle birlikte hiçbirinin davacı yanın tanınmış marka koruması kapsamında korunması gerektiğini ortaya koyar nitelikte deliler olmadıkları, ayrıca Türk Patent Markalar Sicili’nde yapılan araştırmada anılan markanın davacı adına tanınmış marka olarak tescil edildiğine dair herhangi bir kayıt bulunmadığı, bu nedenle davalı yan markalarının tanınmışlığı iddiasına yönelik dosya kapsamına sunulan delillerin, tanınmışlık kapsamında bir koruma elde etmesini sağlamaya elverişli olmadığı, YİDK 2022-m-4625 sayılı kararının 35. 05 alt grupta yer alan 11. Sınıftaki tüm hizmetler bakımından iptaline, 2020/62707 sayılı davalı markasının tescilli olmadığı anlaşıldığından, hükümsüzlük talebi bakımından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, mahkemenin davanın kabulüne mi ya da kısmen kabulüne mi karar verilmiş olduğunun anlaşılamadığını, mahkeme kararının hüküm kısmında, 2022-M-4625 sayılı kararının 35.05 alt grupta yer alan 11. Sınıftaki tüm hizmetler bakımından iptaline karar verilmiş olduğunu, oysa 2022-M-4625 sayılı YİDK kararı incelendiğinde, davacının YİDK’ya itiraz dilekçesinde ve hatta Markalar Dairesi Başkanlığına daha önceden yapmış olduğu yayıma itiraz dilekçesinde, başvuru markası olan 2020/62707 sayılı markanın tümüyle reddine karar verilmesinin istendiği, 30. Sınıf açısından da ret kararı verilmesini talep etmiş olduğunun (sadece 11. Sınıf ve 35/05-11 alt sınıf değil) görüldüğü, ancak Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından davacı şirketin yayıma itirazının kısmen kabul edilmiş olduğunu ve 11. Sınıfta bulunan malların başvuru markası kapsamından çıkartılmış olduğunu, daha sonra davacı şirketin YİDK’ya yapmış olduğu itirazında başvuru markasının tümden reddini talep etmiş olduğunu, ancak YİDK tarafından davacı şirketin itirazları reddedildiğini, anılan red kararından sonra dava konusu başvuru markası kapsamında 35/05 alt grubunda 11. ve 30. Sınıfta yer alan hizmetlerin kalmış olduğunu, ancak mahkeme gerekçeli kararında YİDK kararının 35/05 alt grubunda bulunan sadece 11. Sınıfta yer alan malların iptaline karar verdiğini, 35/05 alt grubunda yer alan 30. Sınıfta bulunan hizmetlere ilişkin bir karar vermediğini, kısmen kabul kararı vermiş ise, müvekkili lehine de vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, başvuru markası kapsamında kalan 35. Sınıfın alt grubunda yer alan 11 ve 30 sınıftaki malların satışı hizmetlerinin davacı markası kapsamında bulunmadığını, bu yönüyle verilmiş olan YİDK kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerden, davalının 11, 30 ve 35. Sınıflarda tescil için marka başvurusunda bulunduğu, davacının itirazı üzerine dava konusu marka ile mesnet marka benzer bulunarak başvurudan 11. Sınıfta yer alan mal grubunun çıkarıldığı, daha sonra davacı şirketin YİDK’ya yapmış olduğu itirazında başvuru markasının tümden reddini talep etmiş olduğu, ancak YİDK tarafından davacı şirketin itirazları reddedildiği, bu karardan sonra kararından sonra dava konusu başvuru markası kapsamında, çıkarılan malların 11. Sınıf malların dışında, başvuruda bulunan diğer mallar bulunduğu halde, mahkeme gerekçeli kararında YİDK kararının 35/05 alt grubunda bulunan sadece 11. Sınıfta yer alan malların iptaline karar verdiği görülmektedir. Bu husus, az yukarıda açıklanan kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde anılan İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası çelişkili olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca, davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kararın niteliğine göre davalı ... vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. Ayrıca, mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve bu Kanun'a bağlı 1 sayılı Tarife'de gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesinde; "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". hükmü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun Mükerrer Madde 138/2. maddesinde de; "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". hükmü bulunmaktadır. Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harç olup, dava açılırken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı, nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşit olup, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise, davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı 1 sayılı Tarife'nin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 09/11/2023 gün ve 2022/219 E. - 2023/152 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davalı ... vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davalı ... tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 24/04/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/05/2026 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.