15. Ceza Dairesi 2012/15300 E. , 2013/14904 K. * DOLANDIRICILIK SUÇUNUN YASAL UNSURLARININ OLUŞMAMASI * BOŞANAN EŞLERİN BİRARADA YAŞAMASININ,BOŞANMANIN YETİM MAAŞI ALMAK İÇİN YAPILDIĞININ VE HİLELİ DAVRANIŞIN KANITI OLMAYACAĞI * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 90 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 158 * SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU (5510) Madde 56 Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti…
**15. Ceza Dairesi 2012/15300 E. , 2013/14904 K.** * DOLANDIRICILIK SUÇUNUN YASAL UNSURLARININ OLUŞMAMASI * BOŞANAN EŞLERİN BİRARADA YAŞAMASININ,BOŞANMANIN YETİM MAAŞI ALMAK İÇİN YAPILDIĞININ VE HİLELİ DAVRANIŞIN KANITI OLMAYACAĞI * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 90 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 158 * SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU (5510) Madde 56 **"İçtihat Metni"** Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90.ncı maddesininin 5.nci fıkrasına göre; Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.)Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla,kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. Buna göre, iç hukukta doğrudan hukuksal sonuçlar yaratan Uluslararası Sözleşmeler, yasalar üstü bir konumdadır ve iç hukukun bir parçası olarak yürütmeyi ve yargıyı bağlamaktadır. İç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin(AİHS), temel amacı, insan haklarının korunması ve bu haklara yönelik ihlallerin engellenmesidir. İnsan hakları, insan onurunu korumayı, insanın maddi ve manevi gelişmesini sağlamayı amaçlayan haller olup, insanın doğuştan var olan hak ve özgürlükleridir. Bu haklar, hak sahiplerini yetkili bir konuma getirirken, devleti ve diğer üçüncü kişileri o kişinin hakkına saygılı olma yükümlülüğü altına sokar. AİHS. madde 1'e göre, sözleşmeye taraf devlet,hangi yolla olursa olsun sözleşmede öngörülen haklara riayet yükümlülüğü altındadır. Madde 2'ye göre,her ferdin yaşama hakkı kanunun himayesi altındadır. Madde 3'e göre,hiç kimse .........aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. Madde 8'e göre,herkes özel ve aile yaşamına......saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. AİHS, özel ve aile Yaşamına, haksız ve keyfi müdahalelere karşı, bireyi korumaktadır. Özel yaşam, bireyin içinde kişiliğini oluşturabileceği ve geliştirebileceği bir alanın garanti edilmesidir. Geniş manada tanımlanan aile,anne-baba ister meşru isterse gayrı meşru olsun bunların çocukları ile olan ilişkilerini içermektedir. Aile yaşamına saygı hakkı, anne-baba arasındaki ilişki sona ermiş artık birlikte yaşamıyor veya boşanmış olsalar bile, çocukla eşler arasında birlikte yaşama ve kişisel ilişki kurma hakkını da içermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin pek çok kararlarında tanımladığı gibi, bir davranış eğer kişilerde aşağılık duygusu yaratıyorsa ve onları küçük düşürecek veya alçaltacak nitelikte ise aşağılayıcı muameledir. Bu muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı nitelikte olup olmamasında rol oynamakla beraber kişinin kendi gözünde küçük düşmesi yeterli sayılmaktadır. Somut olayda; sanıkların resmi nikahlı evli iken,sanık H. K.'nin vefat eden babasından yetim maaşını alabilmek için 23/01/2003 tarihinde muvazaalı olarak eşinden boşandığı, ancak aynı evde birlikte yaşamaya devam ettikleri, SGK'dan maaş almak suretiyle haksız menfaat temin ederek kamu kurumunu dolandırdıkları iddia edilmiş ise de, Mahkeme tarafından mutlak butlanla malul bir karar olduğuna hükmedilmeyen bu nedenle hukuken geçerli olan bir kararla boşandıktan sonra, eşlerin bir arada yaşamasını engelleyen birlikte yaşamanın suç olduğuna dair kanuni bir düzenlemenin bulunmaması karşısında, eşlerin bir arada yaşamasının boşanmanın maaş almak amacıyla yapıldığının ve hileli davranışın kanıtı olamayacağı, nitekim 5510 Sayılı Kanunun 56. maddesinde bu durumu tespit edilen kimselerin gelir ve aylığının kesileceği ve ödenmiş tutarların geri alınacağının belirtildiği, bu hususta cezai düzenlemenin bulunmadığı, sanıkların eyleminin hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu gözetilerek, dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına yönelik kabulde, Anayasa, AİHS ve kanuni düzenlemeler dikkate alındığında, bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 07/10/2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.