T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2026/327 KARAR NO:2026/540 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:02/01/2026 NUMARASI:2025/936 Esas - 2026/1 Karar DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesi) KARAR TARİHİ:15/04/2026 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vek…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2026/327 KARAR NO:2026/540 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:02/01/2026 NUMARASI:2025/936 Esas - 2026/1 Karar DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesi) KARAR TARİHİ:15/04/2026 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalının davaya konu ihlalli geçiş ücretlerinin anılan süre içerisinde ödenmediğinin tespit edildiğini, geçiş ücretlerinin süresi içerisinde ödenmemesi üzerine davalı-borçlu aleyhine İstanbul 23.İcra Müdürlüğü’nün .... sayılı dosyası ile ödenmeyen geçiş ücretleri ve geçiş ücretlerine 6001 Sayılı Kanunun 30/5 maddesi uyarınca tahakkuk ettirilen geçiş ücretinin 4 katı tutarındaki gecikme cezası alacağının tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığı belirtilerek takibe yapılan itirazın iptaline, davalı-borçlu şirketin İİK.m.67/2.maddesi uyarınca takip konusu alacağın %20' sinden az olmamak üzere İcra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı-borçlu şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu olan icra takibinin yetkili icra dairesinde açılmadığını, 23.09.2025 tarihli borca itiraz dilekçesinde davalının yerleşim yerinin Tire/İzmir olduğunu belirttiklerini ve yetki itirazında bulunduklarını, davalının HGS/OGS hesapları mevcut olup hesabında yeterli bakiye mevcutken ilgili bedelin davacı tarafından çekilmediğini, ilgili yasal mevzuat incelendiğinde bahse konu takibin açılabilmesi için önce davacı kurum tarafından SMS, mail, telefon vb. iletişim yolları ile müvekkilinin bilgilendirilmesi gerektiğini, ancak söz konusu icra takibinin tebligatı yapılana değin davalının bahse konu borçtan haberi olmadığını, müvekkilinin bilgilendirilmediğini, bu nedenle davanın reddi, mahkeme aksi kanaatte ise 4 katlık ceza miktarından sorumlu tutulmaması gerektiğini belirterek davanın tümden reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Mahkememizce İzmir Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne, Tire Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne müzekkereler yazılarak davalının tacir olup olmadığı hususu araştırılmıştır. .......Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda dosyanın görev yönünden irdelenmesinde; davalının İzmir Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün cevabi yazısı uyarınca da tacir olmadığı, Tire Vergi Dairesi Müdürlüğü ve İzmir Defterdarlığı'ndan gelen cevabi yazılar uyarınca davacının 2. Sınıf tacir sayıldığı ancak mükellefin 2024 yılı Beyannamesine göre VUK'nun 177.maddesi uyarınca 1.fıkra 1 ve 3 nolu bentteki limitlerin yarasını, 2 nolu bentteki limitin tamamını aşmadığı bu nedenle tacir sayılamayacağı, ikinci sınıf tüccar olanlar ve işletme hesabına göre defter tutanların tacir olarak kabul edilebilmesi için VUK 177. Maddesindeki limitleri aşması gerektiği, gelen müzekkere cevaplarına göre de esnaflık sınırlarını aşan faaliyet tespit edilememekle davalının tacir olmadığı görüldüğü, geçiş ihlaline konu araç ticari olsa da davalının tacir olmadığı durumlarda Ticaret Mahkemelerinin görevli olmadığı, bu hususun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi 2022/2987 Esas 2022/2547 Karar sayılı ilamında da ''aracın ticari araç olduğu kaydı bulunmakla birlikte davalının tacir olduğuna ilişkin dosya kapsamında bilgi ve belge bulunmadığından ve de incelenen vergi kaydından davalının tacir olmadığının anlaşılması sebebiyle Asliye Ticaret Mahkemesine verilen görevsizlik kararının isabetli olmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu anlatılanlar ışığında tüketici vasfına haiz olmayan ancak bunun yanında tacir olmadığı da anlaşılan davalı hakkındaki davanın genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemelerince çözümlenmesi gerektiği anlaşılmakla...'' şeklinde belirtildiği bu kapsamda eldeki davanın nispi ticari dava da olmadığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamında, her ne kadar davacı tacir ise de, davalının gerçek kişi olduğu ve tacir olmadığı, uyuşmazlığın HMK'nın 2. maddesi uyarınca genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmakla açıklanan tüm bu nedenlerle HMK'nun 115/2. maddesi uyarınca aynı Kanunun 114/l-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddine'' dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili tarafından süresinde sunulan istinaf dilekçesinde; İhlalli geçişleri yapan aracın sınıfının tüketim amaçlı kullanılmadığını, aracın çekici olup ticari olduğunu ve dolayısıyla mahkemenin görevli olduğunu, davalı- borçlunun takibe konu ihlâlli geçişi yapan aracının ticari nitelikli bir araç olup tüketim amacı ile kullanılmasının imkanı bulunmadığını, yük taşıma amacı asıl olan çekici vasfındaki aracı ticari işletme sahibi olan kişinin öncelikle ticari faaliyetinde kullanma amacıyla aldığının kabulünün zorunlu olduğunu, dolayısıyla mahkemelerinin yetkili olup eldeki davanında İstanbul Adliyelerinde açıldığını, davalı- borçlu tarafından davacı- alacaklının seçimine göre icra takibinin hem genel hem de özet yetkili icra dairesinde açılabileceğini belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili tarafından süresinde sunulan istinaf dilekçesinde;Davaya konu edilen araç incelendiğinde aracın tır olduğu, müvekkilin nakliye işi yaptığı, bahse konu tırın ticari olmayan bir amaçla kullanılmasının hayatın olağan akışı olduğu göz önüne alındığında bahse konu dosyasının ticari bir iş sebebiyle açıldığı; işbu sebeple görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olduğu, müvekkilinin yerleşim yerinin Tire ilçesi olup davanın aynı zamanda yetkisiz yerde açıldığını belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:HMK'nin 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava otoyol geçiş ücretinden kaynaklı davalıya ait araçların ihlalli geçişlerine ilişkin geçiş ücreti ve ceza tutarı ile ferilerin tahsili amacıyla başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davalının tacir olmadığı iş bu nedenle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğu belirtilerek davanın görev yönünden usulden reddine dair karar verilmiş, iş bu karar yönünden davacı ve davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Sunulan istinaf sebeplerinin incelenmesi:Davaya konu uyuşmazlıkta; ihlali geçişe konu aracın özel amaçlı-kurtarıcı (çekici) olarak belirtilmesi karşısında, davalının tacir sayılıp/ sayılamayacağının tespiti ile bunun sonucunda görevli mahkemenin belirlenmesi yoluna gidilmesi gerekmektedir.Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır.Mutlak ticari davalar, TTK'nun 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır.Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir.Yargıtay 11.H.D.' nin 06/03/2018 Tarih ve 2016/11515 E-2018/1718 K sayılı kararında da vurgulandığı gibi, TTK'nin 12. Maddesine göre "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü yer almaktadır.TTK'nun 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.”, aynı yasanın 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır."5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'unun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nun 1463.maddesinde de, önce 17.maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17.maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir.Gerçekten, 19.02.1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463.maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinin 1.fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. " (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 25/09/2019 tarih 2019/3674 Esas 2019/7113 Karar sayılı ilamı)Daya konu somut olayda; İzmir Defterdarlığı tarafından mahkeme gönderilen cevabi yazıda, işletme hesabına göre defter tuttuğu, davalının 2. Sınıf tacir olduğu, mükellefin 2024 yılı beyannamesine göre VUK 'un 177. Maddesi uyarınca 1. Fıkra ve 3 no lu bentteki limitlerin yarısını , 2 no'lu bentteki limitin tamamını aşmadığı belirtilmiştir. Bu bilgiler ışığında, davalının faaliyetinin esnaf sınırları içinde kaldığı ve tacir sayılamayacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalının, esnaf faaliyet sınırı aşan faaliyette bulunduğunun tespit edilemediği ve davanın mutlak ticari davalardan da olmadığı gözetilerek Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Yukarıda yer alan bilgi ve belgeler ışığında mahkemece verilen karar ile davacı vekilince sunulan istinaf dilekçesi birlikte değerlendirildiğinde; HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; HMK m. 353/1.b.1 gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1.Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacı ve davalı tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına, davacı ve davalı tarafından ayrı ayrı yatırılan 732,00 TL istinaf karar harcının mahsubuna, yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a bendi gereğince kesin olmak üzere, istinaf karar harcı yönünden oy çokluğu, esasa yönelik ve sair incelemeler yönünden oybirliği ile karar verildi.15/04/2026 MUHALEFET ŞERHİ:492 sayılı Harçlar Yasası'nın 2. maddesinde "Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu" belirtilmiştir.Harçlar Kanunu Genel Tebliği, (1) Sayılı Tarife Yargı Harçları'nın III- karar ve ilam harcı başlıklı 1/a maddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı",1/e maddesinde "(değişik:5235/m. 52) yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı" belirtilmektedir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27.12.2021 tarih ve 2021/9035 E. 2021/7367 K. sayılı ilamında da ''... Bölge Adliye Mahkemesi'nce verilen karara yönelik olarak yapılan temyiz başvurusu üzerine HMK'nin 344 maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilen muhtıra kapsamında 1 haftalık kesin süre içerisinde gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesince HMK'nin 366/1 maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 344/1 maddesi uyarınca davacının temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin olarak verilen 05/11/2021 tarihli ek kararda hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nin 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi 05/11/2021 tarihli ek kararının onanmasına'' dair karar verildiği nazara alındığında; nisbi değere tabi bulunan davalarda, davanın kabulüne/kısmen kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhine davalı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulması halinde Bölge Adliye Mahkemesi'nce davalının istinaf başvurusunun esastan reddi ile nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun bu konuya ilişkin görüşüne katılmamaktayım. 15/04/2026