Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/2033 E. , 2024/1901 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2022/2033 Karar No : 2024/1901 DAVACI: ... Hizmetleri A.Ş. VEKİLİ: Av. ... DAVALI: ... Kurumu VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ... DAVANIN KONUSU : 18/01/2022 tarih ve 31723 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"in (Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik) 4. maddesi ile Elektroni
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/2033 E. , 2024/1901 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2022/2033 Karar No : 2024/1901 DAVACI: ... Hizmetleri A.Ş. VEKİLİ: Av. ... DAVALI: ... Kurumu VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ... DAVANIN KONUSU : 18/01/2022 tarih ve 31723 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"in (Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik) 4. maddesi ile Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin (Tüketici Hakları Yönetmeliği) 7. maddesinin 7. fıkrasında yapılan değişikliğin, 5. maddesi ile Yönetmeliğin 7. maddesine eklenen 13. fıkranın, 9. maddesi ile Yönetmeliğin 12. maddesine eklenen 10. fıkranın, 10. maddesi ile Yönetmeliğin 17. maddesinin 3. fıkrasına eklenen (b), (c), (d), (e) bentlerinin, 15. maddesinin ve davacı şirket tarafından yapılan 16/03/2022 tarih ve MKA/6033075 sayılı başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işlemin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu düzenlemelerin yetki, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı olduğu, Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 7. fıkrasında yapılan değişiklik yönünden, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'na ve kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği, hukuki belirlilik, ölçülülük ilkesinden uzak, orantısız bir düzenleme içerdiği, yapılan değişiklik ile işletmecilere abonelik sözleşmelerini ve sözleşmenin kurulmasının tesisi için gerekli bilgi ve belgeleri "abonelik süresince ve abonelik sonlandıktan itibaren otuz yıl süre ile" muhafaza etme yükümlülüğü getirildiği, 5809 sayılı Kanun'da düzenlenmeyen ve herhangi bir sınır getirilmeyen bir hususa dair yapılan düzenlemenin normlar hiyerarşisine aykırı olduğu, hukuk devleti ilkesine de aykırılık teşkil ettiği, ayrıca 6102 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda belirlenen hukuk zamanaşımı süresi yerine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen ceza zamanaşımı süresinin esas alınması hukuka aykırı olduğu, bu durumun getirilen yükümlülük ile beklenen fayda arasında makul ve ölçülü bir ilişki bulunmadığını ortaya koyduğu, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanun'u ile çeliştiği, abonelik süresi sona eren abonelerin işletmecilerde bulunan kişisel verilerinin Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yükümlülükleri doğrultusunda ihtiyacın sona ermesi halinde imha edilmesi gerektiği, otuz yıl gibi çok uzun bir süre saklanmasının işletmecilere yükümlülük olarak getirilmesinin işletmeciler tarafından bu belgelerin KVKK yükümlülüklerine uygun şekilde güvenli olarak saklanmasına yönelik risklerin artmasına neden olabileceği; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 7. maddesine eklenen 13. fıkrası yönünden, 5809 sayılı Kanun, 6698 sayılı Kanun ve idarenin bütünlüğü ilkesine aykırılık teşkil etmekle birlikte, haberleşme özgürlüğünü de haksız bir şekilde kısıtlayacak nitelikte olduğu, işletmecilere, elektronik ortamda yapılan abonelik işlemlerinde olduğu gibi abonelik sözleşmelerinin yazılı yani ıslak imza alınmak suretiyle düzenlendiği hallerde de Elektronik Haberleşme Sektöründe Başvuru Sahibinin Kimliğinin Doğrulanma Süreci Hakkında Yönetmelik'te (Kimlik Doğrulama Yönetmeliği) yer alan süreçlerin işletilmesi yükümlülüğünün getirildiği, bu yönteme alternatif başka bir yöntem tanımlanmadığı, görüntülü kimlik doğrulama yönteminin kullanılabilmesi için abonenin 6698 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri uyarınca açık rıza vermiş olması gerektiği, dava konusu düzenlemenin 5809 sayılı Kanun'a ve Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'nin amacına aykırılık teşkil ettiği, Anayasa'ya aykırı şekilde haberleşme özgürlüğünün kısıtlanmasına neden olduğu, görüntülü kimlik doğrulama için 6698 Kanunun ilgili hükümleri uyarınca açık rıza vermek istemeyen ve çipli kimlik belgesine haiz olmayan aboneler ile yazılı şekilde abonelik sözleşmesinin kurulmasının mümkün olamayacağı, 5809 sayılı Kanun'un 50. maddesinde işletmecilerin yazılı olarak kurulacak sözleşmelerde kişisel veri işlenmesine dair açık rızaya ilişkin onay alınması hususunda herhangi bir yükümlülüğe tabi kılınmadığı; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 12. maddesine eklenen 10. fıkrası yönünden, 5809 sayılı Kanun'a, Anayasa'nın 13. maddesine, uluslararası uygulamalara ve sözleşme serbestisi ilkesine aykırılık teşkil ettiği, kurumsal aboneler ile kurulacak taahhüt ilişkilerine bu şekilde bir sınırlama getirilmesinin ve müdahale edilmesinin hukuka aykırı olduğu, davalı idarenin basiretli davranma yükümlülüğüne sahip tacir taraflar arasındaki sözleşmenin/taahhüdün süresine müdahele etmesinin hukuken kabul edilemez nitelikte olduğu, şirketten aldığı hizmeti ticari ve mesleki amaçla kullanan kurumsal abonelerin, 5809 sayılı Kanun ve/veya Tüketici Hakları Yönetmeliği kapsamında korunan kişilerin ve hakların kapsamına girmediği, Avrupa Elektronik Haberleşme Yasası (EECC)'nda yer alan 105. maddede kurumsal aboneliklerin kapsam dışında tutulduğu; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle eklenen (b) bendi yönünden, 5809 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil ettiği, düzenleme yapılan alanın abonelere elektronik haberleşme hizmetlerinin sunumuna değil, davalı idarenin herhangi bir yetkisi bulunmamasına rağmen işletmecilerin ticari kararları ile yönettiği tahsilat riski yönetimine ilişkin olduğu, bu madde ile işletmecilere yüklenilen ve Kanun'da dayanağı bulunmayan ücret yansıtılmaksızın hizmetin kısıtlı olarak sunulmaya devamı hususunun, ulaşılmak istenen amaç için elverişli, gerekli ve ölçülü olmadığı, hizmetin kısıtlı olarak sunulduğu durumda aboneye sunulan bir hizmetin söz konusu olduğu ve bu hizmetin ücretsiz sunulmasının öngörülmesinin 5809 sayılı Kanun'da yer alan elektronik haberleşme hizmetlerinin maliyeti yansıtacak şekilde ve makul bir ücretle sağlanmasına yönelik ilkelere aykırı olduğu, kısıtlanmış hizmetin ücretsiz şekilde abonelere sunulması halinde ortaya çıkan maliyetlere işletmecilerin katlanacak olmasının da ayrıca hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiği; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle eklenen (c) bendi yönünden, Anayasa'ya, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun'a aykırılık teşkil ettiği, hizmetin durdurulması halinde 6493 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi kapsamında abonelerin mobil faturalarında tahsilata aracılık edilen üçüncü firmalara ait ürün/hizmet bedellerinin yansıtılmasının yasaklandığı, bu durumun hem abonenin faydalandığı/kullandığı bir hizmetin ücretini ödememesi ve bu hizmeti sunan firmaların alacaklarını tahsil edememesi, hem de şirketin ve 6493 sayılı Kanun kapsamında ödeme hizmeti sunan şirket iştirakinin tahsilatına aracılık ettiği hizmetler bakımından sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilememesi sonucuna neden olacağı, mobil ödeme kurgusunu haksız bir şekilde sekteye uğratılacağı, işletmecileri ve hizmet sunan üçüncü firmaları mağdur edileceği, aboneye önceki dönemde sunulmuş hizmetlere ilişkin tahakkuk etmiş ancak faturalandırılmamış hizmet bedellerinin (örneğin bağlantı/aktivasyon ücreti, dolaşım hizmetlerine ilişkin ücretler gibi) abonenin faturasına yansıtılmasının engellenmesinin şirketin bu hizmetlerin maliyetine katlanmasına ve bu hizmetlerin ücretsiz sunulması sonucuna neden olacağı; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle eklenen (d) bendi yönünden, ülkemizin ve işletmecilerin içinde bulunduğu zorlu ekonomik koşullar altında, sektörün ve yatırımların sürdürülebilirliğini tehlikeye atacağı, işletmecilerin abonelere sunmuş olduğu hizmetin sürekliliği ile hizmet bedellerini tahsil etmek için izlediği stratejilerin ve sunulan hizmet kapsamında ortaya çıkan tahsilat riskinin işletmecilerin kontrolü dışına alınmasına ve riskin bilinçsiz bir şekilde artmasına sebep olabilecek her türlü müdahaleden uzak durulmasında fayda görüldüğü, bilgilendirme sonrasında abonenin ispatlanabilir irade beyanını alarak hizmet sunumuna ve ücret tahakkukuna devam edilmesi sürecinin işletmecilerin tahsilat riski aksiyonlarına orantısız bir müdahale olduğu, ayrıca operasyonel olarak uygulanabilir gözükmediği, ayrıca bireysel abonelerden her fatura dönemi için ayrı ayrı onay alınamadığı hallerde afet gibi acil durumların yaşanması halinde elektronik haberleşme hizmetine ihtiyaç duyacak abonelerin onayları alınamadığı için işletmeciler tarafından hizmet sunulamayacağı, kamu yararı ve tüketici menfaatiyle hiçbir şekilde bağdaşmayan bu durumun idarenin işletmecilere orantısız bir yükümlülük getirdiğini ortaya koyduğu; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle eklenen (e) bendi yönünden, diğer sektörlerde yer alan bir uygulamanın kaldırılması nedeniyle idarenin eşit davranma yükümlülüğüne aykırı olduğu, aboneler ve işletmeciler açısından tahsilat yönetimlerini kolaylaştıran ve istikrar kazanmış bir uygulamadan vazgeçilerek internet sitesinde tüm müşteriler açısından genel geçer kıstaslara yer verilmesinin herhangi bir faydaya hizmet etmeyeceği ve düzenli idare ilkesiyle bağdaşmadığı, işletmecilerin tahsilat riski ve ticari kararları doğrultusunda oluşturduğu stratejilerin tüm aboneler tarafından öğrenilecek olmasının işletmecilerin tahsilat risklerinin artmasına neden olacağı, bu durumun kötü niyetli ve borcunu ödemek istemeyen abonelerin işletmecilerin süreçlerini suiistimal etme riskini de beraberinde getireceği; Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 15. maddesi yönünden, öngörülen süreler içinde talep edilen değişikliklerin yapılmasının teknik ve operasyonel olarak mümkün olmadığı, değişiklik ile getirilen düzenlemelerin mevcut elektronik haberleşme ürün/hizmetlerinin yapısını ve çeşitliliğini, abonelik işlemleri süreçlerinin yanı sıra operasyonel yapı, tahsilat yönetimi, pazarlama kurguları, teknik sistemler ve altyapı gibi birbirinden bağımsız yürütülmekte olan süreçleri etkileyeceği, son derece detaylı ve ağır yükümlülükler içerecek şekilde kaleme alınmış olduğunun görüldüğü; davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin incelenmesinden, davaya konu edilen Yönetmeliğinin ilgili hükümleri açık bir biçimde belirsiz, çelişkili, eksik ve hukuka aykırılık teşkil eden düzenlemeler içerdiği ve düzenleme ile gözetilen amaca hizmet etmediği ileri sürülmüştür. DAVALININ SAVUNMASI : Dava konusu düzenleyici işlemin yetki, şekil, maksat, sebep ve konu unsurları yönüyle hukuka uygun olduğu, Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 7. fıkrasında yapılan değişiklik yönünden, 5237 sayılı Kanun'un 66. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası için öngörülen suçlar bakımından zamanaşımı süresi 30 yıl olarak öngörüldüğü, dava konusu kuralın 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinde yer alan ilkelerine uygun olduğu, Anayasa’nın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesinin lafzından “Kanun önünde eşitlik” ilkesinden nispi eşitliğin anlaşılmasının gerektiği, farklı sektörlerde düzenleme ve denetleme yetkisini haiz kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili sektörün ihtiyaçları ve dinamiklerini göz önüne alarak düzenleme yapması son derece olağan olduğu, kaldı ki Elektronik Tebligat Yönetmeliği’nin “İşlem ve delil kayıtlarının muhafazası” başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde delil kayıtlarının otuz yıl süre ile arşivde muhafaza edileceği hüküm altına alındığı, 6698 sayılı Kanun'a İlişkin Uygulama Rehberi'nde veri sorumlularınca kişisel verilerin saklanması hususunda ilgili mevzuatta öngörülen sürelere riayet edilmesinin zorunlu olduğunun vurgulandığı, dava konusu kuralda hukuka aykırı ve ölçülülük ilkesini ihlal eder bir husus bulunmadığı; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 7. maddesine eklenen 13. fıkrası yönünden, 5809 sayılı Kanun'un 50. maddesini değiştiren 7247 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile abonelik sözleşmesinin yazılı olarak veya elektronik ortamda kurulabileceği hususu düzenlendiği, bunlara ilişkin usul ve esasların da yine Kurum tarafından belirleneceğinin düzenlendiği, dava konusu kuralda, yazılı sözleşmelerde kişilerin kimliklerinin doğrulanması için ilave tedbirler getirilerek Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'ndeki işletmecinin de vakıf olduğu kimlik doğrulamaya ilişkin bazı yöntemlere atıf yapıldığı, kişiler adına bilgi ve rızaları dışında açılabilecek hatların önlenmesinin amaçlandığı, “haberleşme hürriyetinin” kısıtlanması veya “haberleşme gizliliğinin” ihlali gibi bir durum bulunmadığı, Türk Borçlar Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca da yazılı olarak kurulan sözleşmelerde kişilerin kimliğinin doğrulanmasına ilişkin önlem alınarak sözleşmenin gerçek taraf iradesi ile kurulmasının sağladığı, Kimlik Doğrulama Yönetmeliği’nin ilgili maddelerinde ise kimlik belgesinin NFC’ye uyumlu olmaması halinde kişinin kimliğinin ve üzerindeki bilgilerin doğruluğunun teyidinin sağlanması ile kişinin görüntüsünün alınması aşamalarının bulunduğu, bu durumda da kişinin görüntüsünün alınmasından önce açık rızasının alınmasının gerektiği, fakat bu açık rıza şartının yönetmelik ile getirilmiş bir şart olmadığı, 6698 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında işletmecinin almak zorunda olduğu rıza olduğu, Kimlik Doğrulama Yönetmeliği ve Tüketici Hakları Yönetmeliği ile abonelik sözleşmesinin kurulmasında “açık rıza” alınması gerekliliğine ilişkin işletmecilere yeni ve farklı bir yükümlülük getirilmediği, 6698 sayılı Kanun uyarınca abonelik sözleşmesinin kurulması sırasında kişinin kişisel verilerinin işlenmesinden önce açık onayını alması gerektiği; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 12. maddesine eklenen 10. fıkrası yönünden, gerek genel hükümler gerekse özel hüküm niteliği taşıyan elektronik haberleşme sektörüne ilişkin düzenlemeler çerçevesinde tüzel kişilerin salt tüzel kişi olmaları sebebiyle tüketici tanımından muaf tutulmalarının söz konusu olmadığı, mevzuatta sadece “abone” tanımı yapıldığı ve “kurumsal” ve “bireysel” abone şeklinde farklı iki tanım yapılmadığı, Kurum'un sadece tüketicilere yönelik değil “abone”, “kullanıcı” ve “son kullanıcı”lara ilişkin düzenleme yetkisinin bulunduğu, 5809 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında abonelik sözleşmelerinde değişiklik yapılacağı, Kurum'a iletilen tüketici şikayetlerinde uzun süreli taahhütlü aboneliklerin tüketicileri bir işletmeciye bağlı kıldığı ve bu durumdan tüketicilerle birlikte sektörel rekabetin de olumsuz etkilendiğinin gözlemlendiği, gerek EECC’ye gerekse AB ülke uygulamalarına uyum sağlanmasını teminen yapılan dava konusu düzenlemenin tüketici yararına olduğu; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle eklenen (b) bendi yönünden, 5809 sayılı Kanun uyarınca davacı iddialarının aksine abone tarafından faturaların ödenmemesi halinde hizmetin kesilmesinde uygulanacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar anılan Kanun’un Kurum'a verdiği tüketici hak ve menfaatlerinin korunması görev ve yetkisi gereğince yönetmelik düzeyinde belirlendiği, Kurum'ca hizmetin kısıtlanması ve durdurulmasına ilişkin düzenlemelerin sektördeki mevcut işletmeci uygulamaları, sektörün özellikleri, Kurum'un düzenleme alanına ilişkin tecrübeleri azami ölçüde dikkate alınmak ve ülke hukuk sistemi çerçevesinde AB düzenlemeleri göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlendiği, Kurum'ca mevzuat hükümleri kapsamında sahip olunan görev ve yetki çerçevesinde abonelerin almadıkları bir hizmet karşısında uzun dönemler ücretlendirilmesinin önüne geçilmesi amaçlandığı, dava konusu kuralın işletmeciye hiçbir şekilde ücretsiz hizmet sunulması yönünde bir yükümlülük getirilmediği, tam tersine alternatif sunan düzenleyici bir yaklaşım benimsendiği, bu çerçevede hizmetin kısıtlı sunulacağı sürenin belirlendiği, akabinde hizmetin durdurulması ile ilgili hususlara yer verildiği, aynı zamanda, hizmeti durdurmak istemeyen işletmeci için kısıtlı hizmet sunumuna ücret yansıtılmaksızın devam edebileceği yönünde bir seçenek sunulduğu, hizmetin kısıtlanması veya durdurulmasına yönelik işletmeciler tarafından farklı uygulamaların söz konusu olması nedeni ile sektörde yeknesaklığın sağlanması ve hizmet alamamasına karşın ödemek zorunda kaldığı faturaları nedeni ile mağduriyet yaşadığı görülen tüketicilerin yeterli seviyede bilgilendirilmesi ile hak ve menfaatlerinin korunmasını teminen söz konusu düzenlemede değişiklik yapılması cihetine gidildiği; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle eklenen (c) bendi yönünden, söz konusu düzenlemenin işletmecilerin doğmuş olan alacaklarına müdahale anlamına gelmediği, işletmecinin tahakkuk etmiş alacaklarını talep etmesinde veya söz konusu alacaklara ilişkin yasal yollara başvurmasının önünde herhangi bir engel bulunmadığı, halihazırda elektronik haberleşme hizmetine ilişkin borcunu ödemeyen bir abonenin, hizmetin durdurulduğu dönemde, mobil ödeme hizmeti kanalı ile yeni bir işlem yapamayacak olmasının 6493 sayılı Kanun'un hilafına sebebiyet verecek bir yönünün bulunmadığı, bahse konu durumun yasal borcunu ödemeyen ve hizmeti mevzuata uygun olarak durdurulmuş bir abonenin bu süre zarfında, borcun ödenmemesinden kaynaklanan durdurma işleminin doğal bir sonucu olarak temel elektronik haberleşme hizmetini kullanamaması gibi mobil ödeme hizmetini de kullanamayacak olmasından ibaret olduğu, söz konusu maddenin, davacı şirketin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirememesine neden olacağı şeklinde yorumlanamayacağı; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle eklenen (d) bendi yönünden, faturasını ödememesine karşın hizmet sunmaya devam edilmesi senaryosunun tamamen işletmecinin tercihine bırakıldığı, tahsilat risk operasyonlarına müdahale edilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığı, ancak, işletmeci tarafından bu yönde bir tercih yapılması halinde, borçlu olan abonenin borcunun artmaya devam edeceği de dikkate alındığında, sürece bir onay mekanizması konularak tüketicinin bilgilendirilmesi ve irade beyanının alınmasının uygun görüldüğü, ayrıca, dava konusu düzenlemede her fatura dönemi için ayrı ayrı olacak şekilde ispatlanabilir irade beyanlarının alınmasının kural altına alındığı, irade beyanlarının alınmasına yönelik herhangi bir yöntem belirlenmediği, bu nedenle işletmeciler abonelerin irade beyanlarının ispatlanabilir olması koşuluyla sesli, yazlı ve benzeri biçimlerde abonelerin irade beyanlarını almalarının önünde herhangi kanuni bir engel bulunmadığı, söz konusu düzenlemenin tüketici ve kamu menfaatine aykırılık teşkil etmediği; Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklikle eklenen (e) bendi yönünden, işletmecilerin, tüketicileri doğru ve eksiksiz bilgilendirmesi ve tüketicilerin elektronik haberleşme hizmetlerinden şeffaf bir şekilde faydalanmaları ile hak ve menfaatlerinin korunabilmesini teminen ilgili mevzuat kapsamında Kurumun işletmecilere yükümlülük getirme yetkisi bulunduğu, dava konusu kural ile abonelerin hizmetin kısıtlanması ve durdurulması sürecine ilişkin olarak işletmeci uygulamalarının hangi yönde olduğuna ilişkin somut, açık, anlaşılır ve kolay erişilebilir bir şekilde işletmeci internet sayfasında bilgilendirilmelerinin temin edilmesi amaçlandığı, böylece abonelerin hizmetin kısıtlanması ve durdurulması sürecine yönelik olarak karşılaşabileceği olası süreçlere yönelik şeffaflığın sağlanacağının değerlendirildiği, işbu davaya konu edilen düzenlemede de “hizmetin kısıtlanmasını ve durdurulmasını başlatan somut kıstaslar” yani belirlenecek kriterlerinde tamamen işletmeci inisiyatifine bırakıldığı, ayrıca, diğer sektör uygulamalarına kıyasen söz konusu düzenlemenin elektronik haberleşme sektörüne ilişkin sorunları ele alan özel bir hüküm olması nedeniyle eşitlik ilkesine aykırı bir yönünün bulunmadığı; Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 15. maddesi yönünden, dava konusu düzenlemenin detaylı ve ağır yükümlülükler içerecek şekilde kaleme alınmadığı, menfaat dengesini gözeterek orantılı bir şekilde ihdas edildiği ve tüketici yararına olduğu, EECC’de geçen 2 yıllık sürenin 127 madde içeren tüm mevzuata uyum için öngörüldüğü, ülkedeki EECC uyumu sürecinde yalnızca tüketici haklarının korunmasına yönelik eklenen birkaç madde için 2 yıllık süre tanınmasının gerçeklikten uzak bir yaklaşım olacağı, ayrıca düzenlemenin hazırlık safhasında da ilgili paydaş ve kamuoyu görüşleri sorulduğu ve sektörün kendine has dinamikleri ve Kurum'un geçmişten günümüze değin karşılaştığı sorunlardan edindiği tecrübeleri ışığında düzenlemeye nihaî halinin verildiği; davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlem yönünden, aralarında davacının da bulunduğu işletmeciler tarafından Değişiklik Yönetmeliği'ne ilişkin 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi çerçevesinde yapılan başvurulara ilişkin karar alınabilmesini teminen 01/03/2022 tarih ve E-7298*** *** ****387 sayılı yazı ve 12/04/2022 tarih ve 19196 sayılı yazı ile söz konusu başvuruların Kurul'a sunulduğu, bununla birlikte, davacı şirketin söz konusu taleplerine yönelik Kurul’un yeni bir karar ihdas edilmesini gerek görmediği, dolayısıyla davacı şirketin iddialarının aksine, Kurumun karar organı Kurul’un bilgisi dışında tesis edilen herhangi bir işlemin bulunmadığı savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Dava, 18/01/2022 tarih ve 31723 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 4. maddesi ile Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinin (Yönetmelik) 7. maddesinin (7) fıkrasında yapılan değişikliğin; 5. maddesi ile Yönetmeliğin 7. maddesine eklenen (13) numaralı fıkranın; 9. maddesi ile Yönetmeliğin 12. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın; 10. maddesi ile Yönetmeliğin 17. maddesinin (3) numaralı fıkrasına eklenen (b), (c), (d), (e) bentlerinin; 15. maddesinin ve davacı şirket tarafından yapılan ... tarih ve ... sayılı başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın "Yönetmelikler” başlıklı 124. maddesinde; Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilecekleri, "Tüketicilerin Korunması” başlıklı 172. maddesinde de "Devletin, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alacağı, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik edeceği düzenlemelerine yer verilmiştir. 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun (EHK) "Amaç” başlıklı 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı; elektronik haberleşme sektöründe düzenleme ve denetleme yoluyla etkin rekabetin tesisi, tüketici haklarının gözetilmesi, ülke genelinde hizmetlerin yaygınlaştırılması, kaynakların etkin ve verimli kullanılması, haberleşme alt yapı, şebeke ve hizmet alanında teknolojik gelişimin ve yeni yatırımların teşvik edilmesi ve bunlara ilişkin usul ve esasların belirlenmesidir. " hükmüne yer verilmiş olup tüketici haklarının gözetilmesi Kanunun amaçları arasında sayılmıştır. Kanunun "İlkeler” başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında; İlgili merciler tarafından elektronik haberleşme hizmetinin sunulmasında ve bu hususta yapılacak düzenlemelerde "Tüketici hak ve menfaatlerinin gözetilmesi” göz önüne alınacak ilkeler arasında sayılmıştır. Kanunun "Kurumun görev ve yetkileri” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında; "(c) Abone, kullanıcı, tüketici ve son kullanıcıların hakları ile kişisel bilgilerin işlenmesi ve gizliliğinin korunmasına ilişkin gerekli düzenlemeleri ve denetlemeleri yapmak, (e) Elektronik haberleşme sektöründeki gelişmeleri takip etmek, sektörün gelişimini teşvik etmek amacıyla gerekli araştırmaları yapmak veya yaptırmak ve bu konularda ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği halinde çalışmak, (ı) Elektronik haberleşmeyle ilgili olarak, işletmeciler, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden ihtiyaç duyacağı her türlü bilgi ve belgeyi almak ve gerekli kayıtları tutmak, (j) Kullanıcılara ve erişim kapsamında diğer işletmecilere uygulanacak tarifelere, sözleşme hükümlerine, teknik hususlara ve görev alanına giren diğer konulara ilişkin genel kriterler ile uygulama usul ve esaslarını belirlemek, tarifeleri onaylamak, tarifelerin denetlenmesine ilişkin düzenlemeleri yapmak, (s) Elektronik haberleşme sektöründe faaliyet gösterenlerin mevzuata uymasını denetlemek ve/veya denetlettirmek, konu ile ilgili usul ve esasları belirlemek, aykırılık halinde mevzuatın öngördüğü işlemleri yapmak ve yaptırımları uygulamak, (ş) Elektronik haberleşme sektörüne yönelik olarak, millî güvenlik, kamu düzeni veya kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi amacıyla mevzuatın öngördüğü tedbirleri almak, (y) Bu Kanunla verilen görevlere ilişkin yönetmelik, tebliğ ve diğer ikincil düzenlemeleri çıkarmak...," Kurumun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Kanunun "İşletmecilerin hak ve yükümlülükleri" başlıklı 12. maddesinin 2. fıkrasında; "Kurumun, işletmecilere sektörün ihtiyaçları, uluslararası düzenlemeler, teknolojide meydana gelen gelişmeler gibi hususları gözeterek aşağıdaki hususlar başta olmak üzere, mevzuat doğrultusunda yükümlülükler getirebileceği düzenlenmiş, "Tüketicinin korunması” bu yükümlülükler arasında sayılmıştır. Elektronik Haberleşme Kanununun "Tarifelerin düzenlenmesine ilişkin ilkeler” başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında; "Kurumun, her türlü elektronik haberleşme hizmetinin sunulması karşılığında uygulanacak tarifelere ilişkin düzenlemeleri yaparken, (g) Tüketici menfaatinin gözetilmesi, (ğ) Tüketicilerin tarifelere ilişkin hususları bilmesinin sağlanması" ilkelerini göz önünde bulunduracağı, "Eşit hizmet alabilme hakkı” başlıklı 47. maddesinde; "İşletmeciler, sağladıkları elektronik haberleşme hizmetlerini benzer konumdaki tüketici ve son kullanıcılara eşit koşullarda ve ayrım gözetmeden sunmakla yükümlüdür. Kurum bu madde ile ilgili usul ve esasları belirler. "hükmüne, "Tüketicinin ve son kullanıcının korunması" başlıklı 48. maddesinde; "Kurum, elektronik haberleşme hizmetlerinden yararlanan tüketici ve son kullanıcıların, hizmetlere eşit koşullarda erişebilmelerine ve hak ve menfaatlerinin korunmasına yönelik usul ve esasları belirler." hükmüne, "Şeffaflığın sağlanması ve bilgilendirme” başlıklı 49. maddesinde; "(l) Kurum, son kullanıcı ve tüketicilerin azami faydayı elde edebilmeleri ve hizmetlerin şeffaflık ilkesine uygun olarak sunulabilmesi için hizmet seçenekleri, hizmet kalitesi, tarifeler ile tarife paketlerinin yayımlanmasına ve benzer hususlarda abonelerin bilgilendirilmesine yönelik olarak işletmecilere yükümlülükler getirebilir, (2) İşletmeciler, özellikle hizmetler arasında seçim yapılırken ve abonelik sözleşmesi kurulurken tüketicilerin karar vermelerinde etkili olabilecek hususlar ile dürüstlük kuralı gereğince bilgilendirilmelerinin gerekli olduğu her durumda talep olmaksızın tüketicileri bilgilendirir, (3) Kurum bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirler" hükmüne, "Abonelik sözleşmeleri" başlıklı 50. maddesinde; "(l) Tüketiciler, elektronik haberleşme hizmetine abone olurken bu hizmeti sağlayan işletmeciyle sözleşme yapma hakkına sahiptir. Sözleşme; yazılı olarak veya elektronik ortamda kurulur. Elektronik ortamda kurulacak sözleşmelerde, başvuru sahibinin kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek şekilde, Kurum tarafından belirlenecek yöntemler kullanılır ve bunlara ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir. Abonelik sözleşmelerinde asgari olarak elektronik haberleşme hizmeti sağlayan işletmecinin adı ve adresi, sunulacak hizmetler, teklif edilen hizmet kalitesi seviyeleri ve ilk bağlantının gerçekleştirilebilme süresi, sunulacak bakım ve onarım hizmetlerinin çeşitleri, uygulanacak tarifelerin içeriği ve tarifelerdeki değişiklikler hakkında güncel bilgilerin hangi yollardan öğrenilebileceği, sözleşmenin süresi, sona ermesi ve yenilenmesine ilişkin koşullar, işletmecinin kusurundan kaynaklanan nedenlerle sözleşmede belirtilen hizmet kalite seviyesinin sağlanamaması halinde tazminat ya da geri ödemeye ilişkin işlem, abone ile işletmeci arasında uzlaşmazlık çıkması halinde uygulanacak çözüm yöntemleri gibi bilgilere yer verilir....(8) Kurum bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirler. " hükmüne, "Kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğin korunması” başlıklı 51. maddesinin 13. fıkrasında; "(13) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir. " hükmüne, "Hizmet kalitesi” başlıklı 52. maddesinde; "(1) Kurum hizmet kalite seviyesine ilişkin olarak tüketici ve son kullanıcıların kapsamlı, yeterli ve anlaşılabilir bilgiye ulaşmasını sağlamak amacıyla, hizmet kalitesinin seviyesine ilişkin ölçütleri, işletmeciler tarafından yayınlanacak bilgilerin içeriğini, şeklini ve hizmet kalite seviyesine ilişkin diğer hususları belirleyebilir. (5) Kurum faturaların gönderimi, faturalarda bulunması gereken hususlar, ayrıntılı faturaların düzenlenmesi ile abone tarafından faturaların ödenmemesi halinde hizmetin kesilmesinde uygulanacak işlemleri ve bu maddeye ilişkin usul ve esasları belirler. " hükümlerine, "Denetim” başlıklı 59. maddesinde; (1) Kurum re 'sen veya kendisine ihtikal eden ihbar veya şikayet üzerine, bu Kanunda belirlenen görevleri ile ilgili olarak elektronik haberleşme sektöründe yer alan gerçek ve tüzel kişileri denetleyebilir, denetlettirebilir. (3) Kurum, bu Kanunun kendisine verdiği görevleri yerine getirirken, bu görevleri ile ilgili gerekli gördüğü bilgi ve belgeyi kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden isteyebilir. " hükmüne yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; 7247 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 9. ve 10. maddeleri ile 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 49. ve 50. maddelerinde değişiklikler yapıldığı, Kanunun 49. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "imzalanırken" ibaresinin "kurulurken” şeklinde değiştirildiği, 50. maddesine, "Sözleşme; yazılı olarak veya elektronik ortamda kurulur. Elektronik ortamda kurulacak sözleşmelerde, başvuru sahibinin kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek şekilde, Kurum tarafından belirlenecek yöntemler kullanılır ve bunlara ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir." kuralının eklendiği, ayrıca, 50. maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "yazılı olarak” ibaresinin "taleplerini” şeklinde değiştirildiği, öte yandan, 26/06/2021 tarihli ve 31523 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Elektronik Haberleşme Sektöründe Başvuru Sahibinin Kimliğinin Doğrulanma Süreci Hakkında Yönetmelik'in (Kimlik Doğrulama Yönetmeliği) 31/12/2021 tarihinde yürürlüğe girmesinin kararlaştırıldığı, bu arada 21/12/2020 tarihinde de, 2018/1972 sayılı Avrupa Elektronik Haberleşme Kanunu nun (European Electronic Communications Code-EECC) yürürlüğe girdiği, sözü edilen mevzuat değişiklikleri üzerine, Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde de değişiklikler yapılmasına ihtiyaç duyulduğu ve Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik taslağının, 06/07/2021 tarihli ve 2021/DK-THD/188 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu Kararı ile kamuoyu görüşü alınmak üzere davalı Kurum internet sitesinde 30 gün süreyle yayımlanarak işletmecilerin konuya ilişkin görüşlerinin alındığı, belirtilen görüşler çerçevesinde şekillenen Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin (Değişiklik Yönetmeliği), 18/01/2022 tarihli ve 31723 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanması üzerine davacı şirket tarafından, anılan Yönetmeliğin bazı maddelerinin değiştirilmesi talebiyle davalı Kuruma başvuru yapıldığı, yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. 18/01/2022 tarih ve 31723 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle değişik "Abonelik sözleşmelerinin kuruluşu ve içeriği” başlıklı 7. maddesinin dava konusu 7. fıkrasında; "İşletmeciler, abonelik sözleşmelerini ve sözleşmenin kurulması için gerekli diğer bilgi ve belgeleri kuruluş şekline uygun olarak abonelik süresince ve abonelik sonlandıktan itibaren otuz yıl süre ile muhafaza etmekle yükümlüdür.", 5. maddesiyle eklenen 13. fıkrasında; "Güvenli elektronik imza kullanılanlar hariç olmak üzere yazılı olarak kurulan sözleşmelerde işletmeci Kimlik Doğrulama Yönetmeliğinin 7. maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarında yer alan süreci, ibraz edilen kimlik belgesinin uygun tipte olmaması halinde ise Kimlik Doğrulama Yönetmeliğinin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve (ç) bentlerinde yer alan süreci işletir." kuralına; 9. maddesiyle eklenen "Taahhütlü abonelikler” başlıklı 12. maddesinin 10. fıkrasında; "İşletmeci ile abone arasında belirlenen taahhüt süresi yirmi dört ayı geçemez." kuralına, 10. maddesiyle eklenen "Hizmetin kısıtlanması ve durdurulması” başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrasının (b), (c), (d) ve (e) alt bentlerinde; "(b) Hizmetin kısıtlandığı dönemde, aboneye en fazla kısıtlamanın başladığı tarihi takip eden ilk fatura kesim tarihine kadar ücret yansıtılabilir. Yeni fatura döneminin başlaması ile birlikte, hizmet durdurulur veya hizmetin durdurulması uygulamasında olduğu gibi ücret yansıtılmaksızın, hizmet kısıtlı olarak sunulmaya devam edilir. (c) Faturanın son ödeme tarihinde ödenmemesi nedeni ile hizmetin durdurulması durumunda, hizmetin durdurulduğu tarihten İtibaren aboneye cihaz ücreti ve telsiz kullanım/ruhsatname ücreti hariç herhangi bir hizmet bedeli yansıtılmaz. Ödeme yapıldıktan sonra en geç yirmi dört saat içinde hizmetin sunumuna devam edilir... (d) Faturanın son ödeme tarihinde ödenmemesine rağmen hizmeti kısıtlamaksızın veya durdurmaksızın devam etmek isteyen işletmeci, her fatura dönemi için ayrı ayrı olacak şekilde ancak gerekli bilgilendirmeyi yaptıktan sonra abonenin ispatlanabilir irade beyanını alarak hizmet sunumuna ve ücret tahakkukuna devam edebilir. (e) Abonenin faturasını ödememesi nedeni ile hizmetin kısıtlanması ve durdurulması süreçleri ile ilgili ayrı ayrı olacak şekilde, ödenmemiş fatura adedi ve gecikme süresi gibi hizmetin kısıtlanması veya durdurulması sürecini başlatan somut kıstaslar, bu madde kapsamında düzenlenen diğer hususlarla birlikte kolay erişilebilir bir şekilde işletmeci internet sayfasında yer alır." düzenlemelerine ve yer verilmiş, 18/01/2022 tarih ve 31723 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 15. maddesinde de; "Bu Yönetmeliğin (a) 1,2,4,7,12,13,15 ve 16. maddelerinin 01/03/2022 tarihinde, (b) Diğer hükümlerinin 31/12/2022 tarihinde yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. "Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 4. maddesi ile, Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 7. fıkrasında yapılan değişikliğe yönelik inceleme; Davacı tarafından; Değişiklik Yönetmeliği'nin 4. maddesi ile, Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin "Abonelik sözleşmelerinin kuruluşu ve içeriği" başlıklı 7. maddesinin 7. fıkrasının; "İşletmeciler, abonelik sözleşmelerini ve sözleşmenin kurulması için gerekli diğer bilgi ve belgeleri kuruluş şekline uygun olarak abonelik süresince ve abonelik sonlandıktan itibaren otuz yıl süre ile muhafaza etmekle yükümlüdür." şeklinde değiştirildiği, yapılan değişiklik ile işletmecilere getirilen, abonelik sözleşmelerini ve sözleşmenin kurulması için gerekli bilgi ve belgeleri abonelik süresince ve abonelik sonlandıktan itibaren otuz yıl süre ile muhafaza etme yükümlülüğünün ölçülülük ilkesi ile bağdaşmadığı, 5809 sayılı Kanunda otuz yıl süre ile muhafazayı öngören her hangi bir düzenleme bulunmadığından, yapılan değişikliğin Kanun hükümlerini aşar nitelikte olduğu, aşırı saklama maliyeti yüküne sebebiyet verdiği, diğer hizmet sektörlerinde bu denli uzun bir saklama süresinin bulunmadığı, bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğu, Borçlar Kanununda belirtilen hukuk zamanaşımı süresi yerine, ceza zamanaşımı süresinin esas alınmasının ölçülü olmadığı, düzenlemenin 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na da aykırı olduğu, nitekim 6698 sayılı Kanunda, "işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme" ilkesinden söz edildiği ileri sürülerek anılan düzenlemenin iptali gerektiği ileri sürülmüştür. Davalı Kurumun 5809 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, elektronik haberleşme sektöründe tüketici hak ve menfaatlerinin korunması, sektörde faaliyet gösteren işletmecilerin yükümlülüklerinin belirlenmesi hususlarında düzenleme yapma görev ve yetkisi bulunmaktadır. 5809 sayılı Kanunun "Abonelik sözleşmeleri" başlıklı 50. maddesinde, tüketicilerin, elektronik haberleşme hizmetine abone olurken, bu hizmeti sağlayan işletmeciyle sözleşme yapabileceği, sözleşmenin; yazılı olarak veya elektronik ortamda kurulacağı, Kurumun bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleyeceği düzenlenmiştir. Uyuşmazlıkta, Tüketici Hakları Yönetmeliğinin 7. maddesinin değişiklikten önceki 7. fıkrasında, işletmecilerin abonelik sözleşmelerini ve sözleşmenin tesisi için gerekli bilgi ve belgeleri kuruluş şekline uygun olarak muhafaza etmekle yükümlü olduğu kurala bağlanmışken, kamuoyu görüşlerine açılan Değişiklik Yönetmeliği Taslağı için; Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) tarafından, kişisel verilerin muhafaza sürelerine üst sınır belirlenmesinin uygun olacağının; Adalet Bakanlığı tarafından da, sözleşmeler ve ilgili bilgi ve belgelerin muhafaza yükümlülüğünün ne kadar süre devam edeceğinin maddede belirtilmesinin ve bu belirleme yapılırken ilgili işlemler kapsamında doğabilecek hukuki ve cezai uyuşmazlıkların tabi olduğu zamanaşımı sürelerinin gözetilmesinin yerinde olacağının ifade edildiği, yine Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından da; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "Dava zamanaşımı” başlıklı 66, "Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi” başlıklı 67 ve "Özel belgede sahtecilik” başlıklı 207. maddeleri belirtilmek suretiyle, elektronik haberleşme sektöründe hazırlanan abonelik sözleşmelerinin ve sözleşmenin tesisi için gerekli olan bilgi ye belgelerin muhafaza edilme sürelerine ilişkin olarak düşünülen azami saklama süresinin, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası için belirlenen otuz yıllık zamanaşımı süresine uygun olarak düzenlenebileceğinin ifade edildiği anlaşılmıştır. Davalı Kurumun, 5809 sayılı EHK'nın "Kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğinin korunması” başlıklı 51. maddesi ve "Denetim” başlıklı 59. maddesi uyarınca, işletmecilerin elektronik haberleşme sektöründe gerçekleştirdiği faaliyetlerin denetimi kapsamında işletmecilerden gerekli görülen bilgi, belge ve açıklamaları isteme ve yükümlülük ihlalinin tespiti halinde de idari yaptırım uygulama görev ve yetkisi; işletmecilerin de, talep edilmesi halinde ilgili bilgi ve belgeleri Kuruma iletme yükümlülüğü bulunmaktadır. Diğer yandan teknolojinin gelişmesi ve telefon ve internet kullanım alanlarının artması nedeniyle telefon ve internet aracılığıyla işlenen suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda sıklıkla incelenen abonelik sözleşmesi ve ilgili belgelerin muhafaza edilmesine ilişkin görüşlerde, Adalet Bakanlığınca ceza zamanaşımı sürelerine işaret edildiği görülmüştür. Ülkemizde sektörlere göre, kişisel verileri saklama süreleri farklılık göstermekte ise de, farklı sektörlerde düzenleme ve denetleme yetkisini haiz kamu kurum ve kuruluşlarının, ilgili sektörün ihtiyaç ve dinamiklerini göz önüne alarak farklı düzenlemeler yapması doğaldır. Anayasa'nın 10. maddesinde ifade edilen "Kanun önünde eşitlik” ilkesi, eşitler arasında eşitliği, yani nispi eşitliği ifade ettiğinden ve farklı yasal düzenlemelere tabi olan veri sorumlularının, hukuki statü olarak işletmecilerle aynı durum ve konumda olduğu söylenemeyeceğinden, uyuşmazlıkta, davacı ve benzer nitelikteki işletmecilerin diğer veri sorumlularından farklı yükümlülüklere tabi olması mümkün olup, eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır. Davacı tarafından; Borçlar Kanunu ve Kabahatler Kanununda yer alan zamanaşımı süreleri yerine, Türk Ceza Kanununda düzenlenen ceza zamanaşımı süresinin esas alınmasının hukuk metodolojisi açısından uygun olmadığı, getirilen yükümlülük ile beklenen fayda arasında hakkaniyete uygun ve makul bir dengenin bulunmadığı iddia edilmekte ise de; abonelik sözleşmelerine ilişkin muhafaza süresinin 30 yıl olarak belirlenmesinde, idari süreçler yanında adli makamlarca suç soruşturması veya kovuşturması kapsamında abonelik sözleşmelerine ihtiyaç duyulması, abonelik sözleşmelerinin delil niteliğini haiz olabilmesi, tüketiciler tarafından iletilen şikâyetlere konu fiillerde suç unsuruna rastlanılması ve sürecin adli makamlara yönlendirilmesi zorunluluğu gibi hususların da dikkate alınarak, kamu düzeninin korunması ve kamu yararının sağlanmasının amaçlandığı görülmüştür. Davacının, düzenlemenin Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile çeliştiği, abonelik süresi sona eren abonelerin işletmecilerde bulunan kişisel verilerinin 6698 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda imha edilmesi gerektiği, abonelik ilişkisinin sona ermesini takiben olası ihtilaflar için hukuk zamanaşımı süresi boyunca sözleşme ve ilgili diğer belgelerin saklanması makul iken abonelik sona erdikten sonraki otuz yıl gibi çok uzun bir süre saklanmasının, belgelerin güvenli olarak saklanmasına yönelik risklerin artmasına neden olabileceği iddiasına gelince; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun "Genel ilkeler" başlıklı 4. maddesinde; Kişisel verilerin işlenmesinde uyulması gereken ilkeler arasında, "İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme" ilkesine yer verilmiş, 5809 sayılı Kanunun "Kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğin korunması" başlıklı 51. maddesinin 1. fıkrasında; "(1) Kişisel verilerin işlenmesinde; hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olması, doğru ve gerektiğinde güncel olması, belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenmesi, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olması ile işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmesi ilkelerine uyulur." kuralına , aynı maddenin son fıkrasında da "(13) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir" kuralına yer verilmiştir. 6698 sayılı Kanuna İlişkin Uygulama Rehberi'nde de; "...Kişisel verilerin saklanması için amaçla sınırlılık ilkesi uyarınca veri sorumlusu tarafından belirlenen saklama sürelerinin yanı sıra, veri sorumlusunun tabi olduğu ilgili mevzuat kapsamında da belirlenmiş saklama süreleri mevcuttur. Buna göre; veri sorumluları, ilgili kişisel veriler için mevzuatta öngörülmüş bir süre varsa bu süreye uyacak; eğer böyle bir süre öngörülmemişse verileri ancak işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar saklayabilecektir. Bir verinin daha fazla saklanması için geçerli bir sebep bulunmaması halinde, o veri silinecek, yok edilecek veya anonim hale getirilecektir. İleride tekrar kullanılabileceği düşünülerek ya da herhangi bir başka gerekçe ile kişisel verilerin muhafaza edilmesi yoluna gidilemeyecektir. Ayrıca veri sorumlusu, Kanunun 16. maddesi uyarınca Sicile kayıt için başvuru yaparken kişisel verilerin işlenme amacı için gerekli olan azami süreyi Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesini göz önünde bulundurarak tespit etmek ve bu süreyi Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemine (VERBİS) bildirmek zorundadır. Veri sorumlusu tarafından Sicile bildirilen veri kategorilerinin işleme amaçları ve bu amaçlara dayalı olarak işlenmeleri için gerekli olan azami muhafaza edilme süreleri ile mevzuatta öngörülen süreler farklı olabilir. Bu durumda mevzuatta azami muhafaza edilme süresi öngörülmüşse bu süre, yoksa bunlardan en uzun süre esas alınarak bu veri kategorisi için Sicile bildirim yapılır. Burada önemle belirtmek gerekir ki; mevzuat kapsamında öngörülen bu sürelere uyum için yapılan saklama faaliyetleri veri sorumlusu tarafından belirlenen saklama sürelerini aşıyorsa, bu faaliyetler yalnızca ilgili mevzuatta belirtilen yükümlülükleri yerine getirmekle sınırlı bir saklama ve işleme faaliyeti olarak yürütülmelidir. Hem veri sorumlusunun hukuki yükümlülükleri gereği tabi olduğu mevzuat kapsamında öngörülen sürelerin, hem de veri sorumlusunun belirlediği saklama sürelerinin aşılması durumunda, kişisel verilerin veri sorumlusu tarafından Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmeliğe göre silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesi gerekir..."hususlarına yer verilmiş, bu şekilde veri sorumlularınca kişisel verilerin saklanması hususunda ilgili mevzuatta öngörülen sürelere riayet edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç itibariyle, Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde yapılan dava konusu değişiklik ile, adli makamlarca suç soruşturması veya kovuşturması kapsamında abonelik sözleşmelerine ihtiyaç duyulması, abonelik sözleşmelerinin delil niteliğini haiz olabilmesi, sözleşme üzerinde yer alan imzanın adli soruşturma ve kovuşturmalarda incelenebilmesi, tüketiciler tarafından iletilen şikâyetlerin incelenmesi neticesinde şikâyete konu fiillerde suç unsuruna rastlanılması ve sürecin adli makamlara yönlendirilmesi gibi hususlar gözetilerek, abonelik sözleşmeleri ve ilgili evrakın muhafazası için, TCK'da müebbet hapis cezası gerektiren suçlar için düzenlenen otuz yıllık sürenin belirlendiği, anılan düzenlemenin üst seviyede yer alan bir normun sınırlarını aşan veya yeni bir süre tesis eden nitelikte bulunmadığı gibi eşitlik ve ölçülülük ilkelerine de aykırı olmadığı anlaşıldığından, anılan maddede hukuka aykırılık görülmemiştir. Davacının, "Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 5. maddesi ile, Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 7. maddesine eklenen (13) numaralı fıkranın, 5809 sayılı Kanuna, 6698 sayılı Kanuna ve "İdarenin bütünlüğü ilkesi"ne aykırılık teşkil etmekle birlikte, haberleşme özgürlüğünü de haksız bir şekilde kısıtlayacak nitelikte olduğu iddiaları; Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 7. maddesine eklenen 13. fıkrada; "Güvenli elektronik imza kullanılanlar hariç olmak üzere yazılı olarak kurulan sözleşmelerde işletmecinin, Kimlik Doğrulama Yönetmeliğinin 7. maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarında yer alan süreci, ibraz edilen kimlik belgesinin uygun tipte olmaması halinde ise, Kimlik Doğrulama Yönetmeliğinin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve (ç) bentlerinde yer alan süreci işletir" kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından; dava konusu düzenleme ile, işletmecilere, elektronik ortamda yapılan abonelik işlemlerinde olduğu gibi abonelik sözleşmelerinin yazılı, yani ıslak imza alınmak suretiyle kurulduğu hallerde de, Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'nde yer alan süreçlerin işletilmesine ilişkin yükümlülük getirilmesinin hukuka aykırı olduğu, yapılan değişiklikle, abonelik sözleşmesinin yazılı şekilde kurulması aşamasında, abonenin temassız iletişim/yakın alan iletişimi (NFC) yöntemini desteklemeyen kimliği haiz olması halinde, Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'nde tarif edilen görüntülü kimlik doğrulama yönteminin kullanılmasının öngörüldüğü ve bu yönteme alternatif olarak başka bir yöntemin tanımlanmadığı, görüntülü kimlik doğrulama yönteminin kullanılabilmesı için abonenin 6698 sayılı Kanun gereği açık rıza vermiş olmasının gerektiği, bu durumun, açık rıza vermek istemeyen ve çipli kimlik belgesini haiz olmayan aboneler ile yazılı şekilde abonelik sözleşmesinin kurulamamasına ve bu kişilerin elektronik haberleşme hizmetlerinden faydalanamamalarına, bunun da anayasal bir hak olan haberleşme özgürlüğünün kısıtlanmasına neden olacağı, abonelerin işletmeciye kişisel veri işleme izni vermeden abonelik sözleşmesi akdetme imkânının ortadan kaldırıldığı, 5809 sayılı Kanunun 50. maddesinde abonelik sözleşmelerinin yazılı olarak kurulması halinde kişisel veri işlenmesine dair açık rıza onayı alınması gerektiğine ilişkin bir yükümlülük düzenlenmemesine rağmen, anılan hususun yönetmelik ile düzenlenmesinin hukuk devleti ilkesini zedelediği ve normlar hiyerarşisine de aykırılık teşkil ettiği iddia edilmektedir. 5809 sayılı Kanunun 7247 sayılı Kanunla değişik 50. maddesinin 1. fıkrasında, abonelik sözleşmesinin yazılı olarak veya elektronik ortamda kurulabileceği, ayrıca elektronik ortamda kurulacak sözleşmelerde başvuru sahibinin kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek şekilde, davalı Kurum tarafından belirlenecek yöntemlerin kullanılacağı, bunlara ilişkin usul ve esasların da yine Kurum tarafından belirleneceği düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm kapsamında 26/06/2021 tarihli ve 31523 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak, 31/12/2021 tarihinde yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Sektöründe Başvuru Sahibinin Kimliğinin Doğrulanma Süreci Hakkında Yönetmeliğin (Kimlik Doğrulama Yönetmeliği) "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde; Bu Yönetmeliğin, elektronik haberleşme sektöründe abonelik sözleşmesi, numara taşıma, işletmeci değişikliği başvurusu, nitelikli elektronik sertifika, kayıtlı elektronik posta ve SİM değişikliği başvurusu işlemlerine ilişkin belgelerin elektronik ortamda düzenlenmesi halinde başvuru sahibinin kimliğinin doğrulanması amacıyla uygulanacak sürece ilişkin usul ve esasları kapsadığı belirtilmiş, 5. maddesinin 2. fıkrasında; başvuru sahibinin kimlik doğrulama işleminin, e-Devlet Kapısı, yakın alan iletişimi (NFC) özelliğine sahip kimlik belgesi eşliğinde yapay zeka veya yetkili marifetiyle görüntülü doğrulama, Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı (TCKK) ile birlikte PAdES oluşturma (chip&PIN) veya yüz yüze kanallarda başvuru sahibinin kimlik belgesi ile birlikte işleme özgülenecek video görüntüsü alma gibi yöntemlerle doğrulanacağı belirtilmiş, bu şekilde, elektronik ortamda tesis edilecek sözleşmelerde, kişilerin bilgileri ve rızaları dışında adlarına hat açılmasının önlenmesinin hedeflendiği anlaşılmıştır. Tüketici Hakları Yönetmeliğinin dava konusu 7. maddesinin 13. fıkrasında, yazılı olarak kurulan sözleşmelerde, işletmecinin Kimlik Doğrulama Yönetmeliğinin 7. maddesinin 5 ve 6. fıkralarında yer alan süreci işleteceğinin belirtildiği, Kimlik Doğrulama Yönetmeliğin 7. maddesinin 5 ve 6. fıkralarında ise, başvuru sahibinin kimlik belgesi üzerindeki fotoğraf da dahil olmak üzere, kimlik bilgilerinin yakın alan iletişimi yöntemiyle alınacağının kurala bağlandığı, dava konusu 7. maddenin 13. fıkrasında ayrıca, ibraz edilen kimlik belgesinin uygun tipte olmaması halinde ise, Kimlik Doğrulama Yönetmeliğinin 8. maddesinin 2. fıkrasının (b) ve (ç) bentlerindeki sürecin işletileceğinin belirtildiği, Kimlik Doğrulama Yönetmeliğinin 8. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde, ibraz edilen kimlik belgesinin türünün yakın alan iletişimine uygun olmaması halinde, işletmecinin, kimlik belgesinin tahrif edilmemiş, değiştirilmemiş, üzerine sonradan resim yapıştırılmamış olduğu, geçerlik süresi ve bunun gibi kimliğin doğrulanmasına yönelik hususları teyit edeceğinin düzenlendiği, (ç) bendinde de, başvuru sahibinin açık rızasının alınması halinde kameranın önünde, başvuru sahibinin yüzü ile birlikte görünecek şekilde kimlik belgesinin ön ve arka tarafının gösterilmesi, bu şekilde kimlik belgesindeki fotoğraf ile başvuru sahibinin yüzünün aynı kişiye ait olduğunun teyit edileceğinin kurala bağlandığı görülmektedir. Uyuşmazlıkta, tüketiciler ile adli ve idari makamlarca iletilen belgelerin incelenmesinden, kişilerin haberleri olmaksızın, kimlik fotokopilerinin kullanılarak abonelik işlemleri yapıldığının tespit edildiği, bu aboneliklerin cihazlı kampanyalara dâhil edildikleri, dolandırıcılık, uyuşturucu, terör gibi suç faaliyetlerinde kullanıldığı, bu konuda bilgi sahibi olmayan tüketicilerin, kimlik fotokopisi kullanılarak adlarına açılan hatlar üzerinden işlenen suçlar sonucu savcılık ve emniyette başlatılan işlemler nedeniyle zor durumda kaldıkları gibi bu aboneliklerden kaynaklanan fatura borçlarının da icra yoluyla tahsili yoluna gidildiği, ayrıca, işletmecilerin, bayilerinin abone sayılarını artırmalarına yönelik "abonelik başına prim verilmesi" gibi uygulamaları nedeniyle, bayiler tarafından, aylık abone sayılarını artırmak ve daha fazla kar elde etmek için tüketicilere ait kimlik belgelerinin kullanılarak, tüketicilerin bilgi ve rızaları dışında abonelikler yapıldığının tespit edildiği, bunun üzerine, kişilerin bilgisi dışında adlarına açılan ve kim tarafından kullanıldığı bilinmeyen hatlar ile işlenen suçlar nedeniyle, hat sahibi olarak görülen kişilerin mağduriyetlerini önlemek adına, (5809 sayılı EHK'nın 50/8 maddesine dayanılarak) abonelerin bilgi ve rızaları dışında açılacak hatların önlenmesine yönelik düzenlemeler yapılarak, sözleşmenin gerçek taraf iradesi ile kurulmasının sağlanmaya çalışıldığı ve yazılı olarak kurulan sözleşmelerde Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'nin 7. maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarına atıf yapılarak, işletmecilere başvuru sahibinin fotoğraf dâhil kimlik belgesinin üzerindeki bilgilerin NFC yöntemi ile alınması ve doğrulanması yükümlülüğünün getirildiği, başvuru sahibinin kimliğinin NFC'ye uyumlu olmaması halinde ise, Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'nin yüz yüze yapılan işlemlere dair kimlik doğrulama usulündeki bazı yöntemlere atıf yapılarak kişinin kimliğinin incelenmesi, kimliğin ve kimlik belgesi üzerindeki bilgilerin teyit edilmesi yükümlülüğünün getirildiği, ancak bu yöntemde NFC'deki gibi cihazlar arası bilgi aktarımının olmaması sebebiyle, bayiler tarafından yapılabilecek usulsüzlüklerin önlenmesini teminen kişinin görüntüsünün alınması gerektiğine yönelik düzenleme yapıldığı görülmüştür. Davalı idarece, Kimlik Doğrulama Yönetmeliği ile elektronik ortamda kurulan sözleşmeler için getirilen güvenlik önlemlerinin, sahtecilik vakalarının yazılı sözleşme sahasına kaymasını engellemek amacıyla yazılı olarak kurulan sözleşmeler için de uygulanmasına yönelik olarak Tüketici Hakları Yönetmeliğinde değişiklik yapıldığı, anlaşılmaktadır. Davacı tarafından; "KVKK tarafından verilen bir kararda, hizmetin açık rıza şartına bağlanmış olmasının açık rızayı sakatlayacağının ifade edildiği, abonelik sözleşmesinin tesisinde yakın alan iletişimi (NFC) yöntemini desteklemeyen kimliği haiz vatandaşlar ile yazılı olarak kurulacak abonelik sözleşmelerinde açık rıza onayı alınmasının mecbur hale getirilmesinin, 6698 sayılı Kanun ve ilgili ikincil mevzuat kapsamında hukuka aykırı sonuçlara neden olacağı, bu durumun idarenin bütünlüğü ilkesine aykırılık teşkil ettiği, kişinin verdiği açık rızanın abonelik sözleşmesinin kurulmasında esaslı unsur olduğu değerlendirildiğinde, kişinin açık rızasını geri alması halinde, kurulan abonelik sözleşmesinin geçerliliğinin sorgulanabilir hale geleceği, elektronik haberleşme sektöründe abonelik sözleşmelerinin fesih usullerinin ayrıca düzenlendiği, bu maddede yer alan düzenleme sebebiyle, açık rızanın geri alınması halinde alternatif ve hukuka aykırı bir fesih yöntemi daha yaratılmış olacağı" iddia edilmekte ise de; dava konusu düzenlemede; yazılı olarak kurulan sözleşmelerde, kimlik belgelerinin yakın alan iletişimi yöntemi ile alınacağı, ibraz edilen kimlik belgesinin uygun tipte olmaması halinde ise, kimliğin doğrulanmasına ilişkin hususların teyit edilmesi ve başvuru sahibinin açık rızasının alınarak kişinin yüzü ile birlikte kimliğinin ön ve arka tarafının kamera önünde gösterileceği kuralına yer verildiği, diğer bir deyişle, anılan maddeye göre, ya NFC özelliğine sahip kimlik ile ya da (NFC yöntemini destekleyen kimliğin bulunmaması halinde) açık rıza ile görüntü vermek suretiyle, yazılı şekilde abonelik sözleşmesinin kurulabileceği, TC vatandaşlarının yüzde doksanına yakının NFC ile uyumlu kimlik belgesine sahip olup, kimliklerin yenilemesi için tanınan sürenin 31/12/2023 tarihinde sona ereceği, dolayısıyla başvuru sahiplerinin bu tarihe kadar NFC yöntemine uygun olmayan eski kimlik belgeleriyle hukuki işlem tesis edebilmeleri mümkün ise de, NFC ile uyumlu olmayan kimlik belgesi ile başvuru yapılması halinde görüntü alınacağına ilişkin dava konusu düzenlemenin, kimliklerin tamamının NFC ile uyumlu hale gelmesinden, yani 31/12/2023 tarihinden sonra, (bu tarihten sonraki başvurular için) hukuken uygulanabilirliğinin kalmayacağı, öte yandan, dava konusu düzenlemeye göre, abonelik sözleşmesi yapılabilmesinin, yalnızca "açık rıza ile görüntü alınması" koşuluna bağlanmış olmayıp, başvuru sahiplerinin her zaman kimliklerini yenilemek suretiyle görüntü vermelerine gerek kalmadan yeni kimlikleri ile başvuru yapabilecekleri, dolayısıyla haberleşme özgürlüğünün kısıtlandığından söz edilemeyeceği, açık rızanın, kişinin belirli bir konuda bilgilendirilmesinin ardından hiçbir müdahaleye maruz kalmadan özgür iradesi sonucu oluşan olumlu irade beyanını ifade etmekte olup, bir rızanın açık rıza olarak değerlendirilebilmesi için kişinin neye rıza gösterdiği ve rızasının sonuçları hakkında bilgi sahibi olmasının gerektiği, bilgilendirmenin, veri işleme ile ilgili bütün konularda açık ve anlaşılır biçimde ve mutlaka verinin işlemesinden önce yapılmasının gerektiği, diğer yandan, kişilerin, veri işleme faaliyetlerini istediği zaman durdurma veya sonlandırma hakkına sahip oldukları, dolayısıyla, açık rızanın tek taraflı bir hukuki işlemle, her zaman geri alınabileceği, rızanın geri alınması durumunda, geri alma işleminin ileriye yönelik sonuçlar doğurması sebebiyle, geri alma tarihine kadar yapılmış olan işlemlerin hukuka aykırılığından söz edilemeyecek ise de, geri alma beyanının veri sorumlusuna ulaştığı andan itibaren açık rızaya dayalı olarak gerçekleştirilmekte olan tüm faaliyetlerin, veri sorumlusu tarafından durdurulmasının gerektiği, ancak yukarıda da belirtildiği üzere rızasını geri alan abonelerin, NFC ile uyumlu kimlik belgeleri ile her zaman abonelik sözleşmesi yapmak üzere başvuruda bulunabilecekleri anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalı idare savunmasında belirtilen, "2022 yılı itibariyle ülke vatandaşlarının sahip olduğu kimlik belgelerinin çoğunun NFC ile uyumlu hale geldiği"ne yönelik veri de dikkate alındığında, sahte kimlik kullanılarak abonelik sözleşmesi kurulmasının önlenmesine yönelik olarak getirilen "kimlik belgesinin NFC 'ye uyumlu olmaması halinde, kişinin açık rızasının alınması koşulu ile kimliğinin ve üzerindeki bilgilerin doğruluğunun teyidi ile kişinin görüntüsünün alınması" uygulmasının, sahte veya tahrif edilmiş kimlik kullanılarak abonelik sözleşmesi kurulmasının önüne geçilmesi amacıyla getirildiği, buna göre kişilerin ya NFC ile uyumlu kimlik belgesi sahibi olmalarının ya da açık rıza onayı ile kimliklerini doğrulamak amaçlı görüntü vermelerinin gerekeceği, kamu yararına uygun bulunan düzenlemede Kişisel Verileri Koruma Kanununa da aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Davacının, "Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 9. maddesi ile, Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 12. maddesine eklenen (10) numaralı fıkranın, 5809 sayılı Kanuna, uluslararası uygulamalara ve "Sözleşme serbestisi ilkesi"ne aykırılık teşkil ettiği iddiası; Değişiklik Yönetmeliği'nin 9. maddesi ile Tüketici Hakları Yönetmeliğ'nin 12. maddesine eklenen dava konusu 10. fıkrada; "İşletmeci ile abone arasında belirlenen taahhüt süresi yirmi dört ayı geçemez" düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı tarafından; taahhüt süresinin 24 ayı aşmayacağına ilişkin olarak getirilen ve EECC kapsamında eklenen bu hükmün, EECC'de yalnızca bireysel aboneler için getirildiği, kurumsal abonelerin yapılarının ve ihtiyaçlarının farklı olduğu, bu sınırlamanın sözleşme serbestisi ilkesi ve 13/01/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında öngörülen basiretli tacir karinesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Yukarıda metnine yer verildiği üzere, 5809 sayılı Kanunun 6. maddesinde Kurumun görev ve yetkileri sayılmış, Kanunun 3. maddesinde de; a) Abonenin: Bir işletmeci ile elektronik haberleşme hizmetinin sunumuna yönelik olarak yapılan bir sözleşmeye taraf olan gerçek ya da tüzel kişiyi, cc) Kullanıcının: Aboneliği olup olmamasına bakılmaksızın elektronik haberleşme hizmetlerinden yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi, jj) Son kullanıcının: Elektronik haberleşme hizmeti ve/veya elektronik haberleşme şebekesi sağlamayan gerçek veya tüzel kişileri, uu) Tüketicinin: Elektronik haberleşme hizmetini ticari veya mesleki olmayan amaçlarla kullanan veya talep eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade ettiği düzenlenmiştir. 5809 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (c) bendinde yer alan; Kurumun abone, kullanıcı, tüketici ve son kullanıcıların hakları ile kişisel bilgilerin işlenmesi ve gizliliğin korunmasına ilişkin gerekli düzenlemeleri ve denetlemeleri yapmak görev ve yetkisinin bulunduğuna dair hüküm uyarınca, davalı idarenin, bu görev ve yetkisini kullanırken, abone/ticari abone ayrımı yapmaksızın, tüm abonelerin haklarına yönelik düzenlemeler yapabileceği, ticarî (kurumsal) abonelerin de 5809 sayılı Kanun kapsamında bulundukları ve hukukî güvenlik ilkesi kapsamında davalı idarenin hukukî koruması altında bulundukları açıktır. Bu itibarla; davalı idarenin, "Abone, kullanıcı, tüketici ve son kullanıcıların” haklarını korumak için genel kriterler ile uygulama usul ve esaslarını belirleme ve ikincil düzenleme yapma yetkilerini haiz olduğu, uzun süreli taahhütlü aboneliklerin, tüketicileri bir işletmeciye bağlı kılıp, bu durumdan tüketicilerle birlikte sektörel rekabetin de olumsuz etkilenebileceği, düzenlemenin EECC ve AB ülke uygulamaları ile uyumlu olduğu dikkate alındığında dava konusu düzenlemede hukuka ve mevzuata aykırılık görülmemiştir. Davacının, "Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 10. maddesi ile, Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin (3) numaralı fıkrasına eklenen (b) maddesinin 5809 sayılı Kanuna aykırılık teşkil ettiği iddiası; Tüketici Hakları Yönetmeliğinin 17. maddesinin 3. fıkrasına eklenen (b) bendinde; "Hizmetin kısıtlandığı dönemde, aboneye en fazla kısıtlamanın başladığı tarihi takip eden ilk fatura kesim tarihine kadar ücret yansıtılabilir. Yeni fatura döneminin başlaması ile birlikte, hizmet durdurulur veya hizmetin durdurulması uygulamasında olduğu gibi ücret yansıtılmaksızın, hizmet kısıtlı olarak sunulmaya devam edilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı tarafından; Yönetmeliğin 17. maddesinin 3. fıkrasına eklenen (b) bendinin kanuni dayanağının bulunmadığı, nitekim düzenleme yapılan alanın, elektronik haberleşme hizmetlerinin sunumuna değil, işletmecilerin ticari kararları ile yönettiği tahsilat riski yönetimine ilişkin olduğu, aboneye ücret yansıtılmaksızın hizmetin kısıtlı olarak sunulmaya devamı hususunun, ulaşılmak istenen amaç için elverişli, gerekli ve ölçülü olmadığı İddia edilmektedir. 5809 sayılı Kanunun "İlkeler” başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasında; İlgili merciler tarafından elektronik haberleşme hizmetinin sunulmasında ve bu hususta yapılacak düzenlemelerde göz önüne alınacak ilkeler arasında (b) tüketici hak ve menfaatlerinin gözetilmesi sayılmış, Kanunun "Hizmet Kalitesi” başlıklı 52. maddesinde; (5) Kurumun, faturaların gönderimi, faturalarda bulunması gereken hususlar, ayrıntılı faturaların düzenlenmesi ile abone tarafından faturaların ödenmemesi halinde hizmetin kesilmesinde uygulanacak işlemleri ve bu maddeye ilişkin usul ve esasları belirleyeceği kurala bağlanmış olup, abone tarafından faturaların ödenmemesi halinde hizmetin kesilmesinde uygulanacak işlemlere ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi konusunda, davalı Kuruma yetki verildiği görülmüştür. Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinin "Hizmetin kısıtlanması ve durdurulması" başlıklı 17. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde (Değişik:RG-18/1/2022-31723) Hizmetin Kısıtlanmasının: Abone hattının acil arama hizmeti ve işletmeci müşteri hizmetleri numarası hariç olmak üzere, giden aramalara ve kısa mesajlara kapatılması şeklinde, internet erişim hizmetlerinde, internet bağlantı hızının düşürülmesi veya asgari olarak abonenin borcunu ödemesine imkân verecek şekilde bazı internet sayfalarına erişim sağlanması, (b) bendinde de, Hizmetin Durdurulmasının: Abone hattının, acil arama hizmeti hariç olmak üzere, gelen ve giden aramalar ile kısa mesajlara kapatılması ve internet erişim hizmetlerinin durdurulması şeklinde uygulanabileceği kurala bağlanmıştır. Uyuşmazlıkta, davalı Kuruma iletilen tüketici şikâyetlerinde ve kamu kurum ve kuruluşlarının yazılarında "tüketicilerin borçlu olmaları nedeniyle hizmetin kısıtlandığı dönemde almadıkları hizmetin ücretlendirildiği ve yüklü miktarlarla yasal takibe maruz kaldıkları" nın belirtilmesi nedeniyle, davalı idarece Kanun ile verilen görev ve yetkiler çerçevesinde tüketici hak ve menfaatlerinin korunmasını teminen ilgili alanda düzenleme yapıldığının anlaşıldığı, abonenin, hizmetin kısıtlı sunulduğu dönemde arama yapamadığı, SMS gönderemediği veya düşük hızda internet aldığı dikkate alındığında, tarifesinde tanımlı olan haklarını kullanamadığı, bu kısıtlı hizmet sunumunda abonenin tarife ücretinin belirlenmesinin, tüketicinin bilgilendirilmesi, hak ve menfaatlerinin korunması amacını taşıdığı, öte yandan, dava konusu düzenlemede; işletmeciye ücretsiz hizmet sunulması yönünde bir yükümlülük getirilmesinin değil, alternatif sunulmasının söz konusu olduğu, nitekim, hizmetin kısıtlanması halinde yansıtılacak ücret (kısıtlamanın başladığı tarihi takip eden ilk fatura kesim tarihine kadar) belirlenmekte, akabinde hizmetin durdurulabileceği, hizmeti durdurmak istemeyen işletmeci için de, kısıtlı hizmet sunumuna ücret yansıtılmaksızın devam edilebileceği yönünde bir seçenek sunulduğu, bu şekilde, hizmetin kısıtlanması veya durdurulmasına yönelik farklı uygulamaların da önüne geçilerek sektörde yeknesaklığın da sağlandığı tespit edilmiş olup, Kanunla tanınan görev ve yetki çerçevesinde, abonelerin almadıkları bir hizmet dolayısıyla ücretlendirilmelerinin önüne geçilmesine yönelik dava konusu düzenlemenin, sektördeki işletmeci uygulamaları, sektörün özellikleri ve AB düzenlemeleri göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlendiği anlaşıldığından, anılan düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Davacının Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 10. maddesi ile, Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin (3) numaralı fıkrasına eklenen (c) bendinin, Anayasaya, Türk Ticaret Kanunu ve 6493 sayılı Kanuna aykırılık teşkil ettiği iddiası; Yönetmeliğin 17. maddesinin 3. fıkrasına eklenen (c) bendinde; "Faturanın son ödeme tarihinde ödenmemesi nedeni ile hizmetin durdurulması durumunda, hizmetin durdurulduğu tarihten itibaren aboneye cihaz ücreti ve telsiz kullanım/ruhsatname ücreti hariç herhangi bir hizmet bedeli yansıtılmaz. Ödeme yapıldıktan sonra en geç yirmi dört saat içinde hizmetin sunumuna devam edilir." kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından; bu düzenleme ile 20/06/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun'un (6493 sayılı Kanun) 12. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında abonelerin mobil faturalarının tahsilatına aracılık eden üçüncü firmalara ait ürün/hizmet bedellerinin yansıtılmasının yasaklandığı, öte yandan aboneye önceki dönemde sunulmuş hizmetlere ilişkin tahakkuk etmiş ancak faturalandırılmamış hizmet bedellerinin abonenin faturasına yansıtılmasının engellendiği, bu durumun tacir olan işletmecilerin sunduğu temel ve yan hizmetler karşılığında ücret talep etme hakkının elinden alınması anlamına geldiği iddia edilmektedir. Dava konusu düzenlemede, fatura ödenmemesi nedeniyle hizmetin durdurulması halinde aboneye cihaz ücreti ve telsiz kullanım/ruhsatname ücreti hariç, herhangi bir hizmet bedeli yansıtılmayacağının kurala bağlanmış olması sebebiyle, anılan düzenlemenin, işletmecinin tahakkuk etmiş alacaklarını talep etmesine veya söz konusu alacaklara ilişkin yasal yollara başvurmasına engel teşkil etmediği veya işletmecinin doğmuş alacaklarına müdahale olarak yorumlanamayacağı, diğer yandan, elektronik haberleşme hizmetine ilişkin borcunu ödemeyen abonenin, hizmetin durdurulduğu dönemde, mobil ödeme hizmeti kanalı ile yeni bir işlem yapamayacak olmasının 6493 sayılı Kanun'a aykırılık oluşturduğundan da söz edilemeyeceği, nitekim, yasal borcunu ödemeyen ve hizmeti mevzuata uygun olarak durdurulmuş olan abonenin borcunu ödememesinden kaynaklanan durdurma işleminin doğal bir sonucu olarak temel elektronik haberleşme hizmetini kullanamayacağı gibi mobil ödeme hizmetini de kullanamayacağı sonucuna varıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka ve mevzuata aykırılık görülmemiştir. Davacının Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 10. maddesi ile, Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin (3) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin kamu yararı ve tüketici menfaatlerine aykırılık teşkil ettiği iddiası; Yönetmeliğin 17. maddesinin 3. fıkrasına eklenen (d) bendinde; Faturanın son ödeme tarihinde ödenmemesine rağmen, hizmeti kısıtlamaksızın veya durdurmaksızın devam etmek isteyen işletmecinin, her fatura dönemi için ayrı ayrı olacak şekilde ancak gerekli bilgilendirmeyi yaptıktan sonra abonenin ispatlanabilir irade beyanını alarak hizmet sunumuna ve ücret tahakkukuna devam edebileceği düzenlenmiştir. Davacı tarafından; söz konusu düzenlemenin, işletmecilerin tahsilat riski aksiyonlarına orantısız bir müdahale olup, operasyonel olarak uygulanabilir gözükmediği, düzenlemenin öncelikle tüketici ve kamu menfaatine aykırılık teşkil ettiği, bir kamu hizmeti olan haberleşme hizmetinin sunumuna devam edilebilmesi için her dönem ayrı ayrı olacak şekilde irade beyanı alınmasının, hizmetin sunumuna orantısız bir külfet getirerek sıklıkla kesintiye uğramasına neden olacağı ve işletmeciye olduğu kadar tüketiciye de fayda sağlamaktan uzak olduğu iddia edilmektedir. Uyuşmazlıkta, dava konusu madde hükmü ile getirilen "aboneden onay alınması" uygulamasının, "Faturanın son ödeme tarihinde ödenmemesine rağmen hizmeti kısıtlamaksızın veya durdurmaksızın devam etmek isteyen işletmeci" için söz konusu olduğu, tüketicinin faturasını ödememesine karşın hizmet sunulmaya devam edilmesinin ise, işletmecinin tercihine bırakıldığı, tahsilat risk operasyonlarına müdahale edilmediği, işletmeci tarafından bu yönde bir tercih yapılması halinde, borçlu olan abonenin borcunun artmaya devam edebileceği de dikkate alındığında, söz konusu sürece bir onay mekanizmasının konularak tüketicinin bilgilendirilmesi ve irade beyanının alınmasının uygun görüldüğü, dolayısıyla işletmecinin iradesiyle başlayıp borçlunun onayı ile sonuçlanacak şekilde kurgulanan düzenlemenin, davacının ticari riskini yönetme hakkına orantısız-müdahale olarak değerlendirilemeyeceği, ayrıca, düzenlemede, abonelerin her fatura dönemi için ayrı ayrı olacak şekilde ispatlanabilir irade beyanlarının alınması kurala bağlanmış olup, irade beyanlarının alınmasına yönelik herhangi bir yöntemin belirlenmediği, işletmecilerin, abonelerin irade beyanlarının ispatlanabilir olması koşuluyla sesli, yazılı ve benzeri biçimlerde alınabileceği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede tüketici ve kamu menfaatine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Davacının, "Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 10. maddesi ile, Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin (3) numaralı fıkrasına eklenen (e) bendinin kamu yararı ve tüketici menfaatine aykırılık teşkil ettiği iddiası; Yönetmeliğin 17. maddesinin 3. fıkrasının (e) bendinde; Abonenin faturasını ödememesi nedeni ile hizmetin kısıtlanması ve durdurulması süreçleri ile ilgili ayrı ayrı olacak şekilde, ödenmemiş fatura adedi ve gecikme süresi gibi hizmetin kısıtlanması veya durdurulması sürecini başlatan somut kıstasların, bu madde kapsamında düzenlenen diğer hususlarla birlikte kolay erişilebilir bir şekilde işletmeci internet sayfasında yer alacağı düzenlenmiştir. Davacı tarafından; söz konusu düzenlemenin getirilmesindeki tüketiciyi koruma amacının, tahsilat riskini azaltmak isteyen işletmecinin katı uygulamalara başvurmak zorunda kalacak olmasından ötürü makul bir araç olmadığı, idarenin eşit davranma yükümlülüğüne de aykırı olduğu iddia edilmektedir. Davalı Kurumun, işletmecilerin, tüketicileri doğru ve eksiksiz bilgilendirmesi ve tüketicilerin elektronik haberleşme hizmetlerinden şeffaf bir şekilde faydalanmaları ile hak ve menfaatlerinin korunabilmesini teminen, işletmecilere yükümlülük getirme yetkisinin bulunduğu, 5809 sayılı Kanunun 49. maddesi gereğince işletmecilerin, özellikle hizmetler arasında seçim yapılırken ve abonelik sözleşmesi kurulurken tüketicilerin karar vermelerinde etkili olabilecek hususlar ile dürüstlük kuralı gereğince bilgilendirilmelerinin gerekli olduğu her durumda talep olmaksızın tüketicileri bilgilendirmekle yükümlü oldukları, dava konusu düzenleme ile, abonelerin hizmetin kısıtlanması ve durdurulması sürecine ilişkin işletmeci uygulamalarının ne şekilde olduğuna ilişkin somut, açık, anlaşılır ve kolay erişilebilir bir şekilde, işletmeci internet sayfası vasıtasıyla bilgilendirilmelerinin amaçlandığı, bu şekilde, abonelerin hizmetin kısıtlanması ve durdurulması sürecinde karşılaşabileceği olası uygulamalara yönelik şeffaflığın sağlanacağı, öte yandan, hizmetin kısıtlanmasını ve durdurulmasını başlatan somut kıstasların, yani belirlenecek kriterlerin işletmecinin inisiyatifine bırakıldığı, dolayısıyla sürecin suistimal edilmemesine yönelik tedbirleri almanın işletmecinin imkânı dâhilinde olduğu, ayrıca, eşitlik ilkesinin, aynı hukuki durumda bulunanlara eşit kuralların uygulanmasını ifade etmekte olup, dava konusu düzenlemenin elektronik haberleşme sektörüne ilişkin bir hüküm olması nedeniyle, eşitlik ilkesine aykırı olmadığı, dolayısıyla anılan düzenleme de de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davacının 'Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 15. maddesinde öngörülen süreler içinde talep edilen değişikliklerin yapılmasının teknik ve operasyonel olarak mümkün olmadığı, düzenlemenin 5809 sayılı Kanuna ve ilgili mevzuata aykırılık teşkil ettiği iddiası; Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 15. maddesinde; Bu Yönetmeliğin a) 1,2,4,7,12,13,15 ve 16. maddelerinin 01/03/2022 tarihinde, b) Diğer hükümlerinin 31/12/2022 tarihinde yürürlüğe gireceği kurala bağlanmıştır. Davacı tarafından; değişiklik Yönetmeliği ile getirilen düzenlemelerin son derece detaylı ve ağır yükümlülükler içerecek şekilde kaleme aldığı, bu yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi için, bu alanda uluslararası bir düzenleme olan EECC'deki asgari 2 yıllık sürenin dikkate alınmasının gerektiği iddia edilmektedir. Dosyanın incelenmesinden, Avrupa Komisyonunun 2016 yılında AB'nin elektronik haberleşme düzenlemelerine ilişkin dört ana direktifi (Çerçeve, Erişim, Yetkilendirme, Evrensel Hizmet Direktifleri) tek bir çatı altında toplamaya yönelik revizyon çalışması başlattığı, söz konusu çalışmalar neticesinde EECC'nin hazırlanarak, üye ülkelerin 2 yıl içinde mevzuatını EECC ile uyumlaştırmaları gerektiğinin belirlendiği, davalı Kurum tarafından da, AB müktesebatına uyumun sağlanması ve sektördeki ihtiyaçların karşılanması için tüketicilere yönelik Yönetmelik tadili çalışmalarının yapıldığı ve davacının da aralarında bulunduğu işletmecilerin görüşlerinin (Değişiklik Yönetmeliği hazırlık süreci dahil) değerlendirilmesi sonrasında, gerekli hazırlıkların yapılabilmesini teminen yürürlük tarihinin, Resmî Gazete'de yayımı müteakip 01/03/2022 ve 31/12/2022 tarihleri olarak belirlendiği, yapılan değişikliklerin tüketici haklarının korunmasına yönelik az sayıda maddeye ilişkin olup, detaylı ve ağır yükümlülükler içermediği göz önüne alındığında, dava konusu maddelerin yürürlüğü için belirlenen sürelerde hukuka aykırılık görülmemiştir. Davacının "şirketlerinin davalı idareye yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin, açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiği iddiasına gelince; Dava konusu edilen yönetmelik maddelerinin, çağın gereklerini yerine getirmek , yerel ihtiyaçları karşılamak, tüketici hak ve menfaatlerini korumak, tüketicilerin bilgilendirilmesini, korunmasını, işlem güvenliğini sağlamak amacıyla, dayanağı mevzuat hükümleri çerçevesinde, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri de alınarak, AB müktesebatıyla uyumlu şekilde tesis edildiği anlaşıldığından, davacının söz konusu maddelerin değiştirilmesi/kaldırılması talebiyle davalı idareye yapmış olduğu başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemde de hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : 18/01/2022 tarih ve 31723 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin çeşitli maddelerinde değişikler yapılmış, bazı maddelerine ise yeni kurallar eklenmiştir. Davacı şirket tarafından söz konusu Yönetmelik kurallarının bir kısmının değiştirilmesi, geri alınması istemiyle 16/03/2022 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine bakılan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın "Tüketicilerin korunması” başlıklı 172. maddesinde, "Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder." kuralı yer almıştır. 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun "Amaç” başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; elektronik haberleşme sektöründe düzenleme ve denetleme yoluyla etkin rekabetin tesisi, tüketici haklarının gözetilmesi, ülke genelinde hizmetlerin yaygınlaştırılması, kaynakların etkin ve verimli kullanılması, haberleşme alt yapı, şebeke ve hizmet alanında teknolojik gelişimin ve yeni yatırımların teşvik edilmesi ve bunlara ilişkin usul ve esasların belirlenmesidir." kuralına yer verilmiştir. Aynı Kanun'un "İlkeler” başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, "Tüketici hak ve menfaatlerinin gözetilmesi"; (l) bendinde, "Bilgi güvenliği ve haberleşme gizliliğinin gözetilmesi" elektronik haberleşme hizmetinin sunulmasında ve bu hususta yapılacak düzenlemelerde göz önüne alınacak ilkeler arasında sayılmış; "Kurumun görev ve yetkileri” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "Abone, kullanıcı, tüketici ve son kullanıcıların hakları ile kişisel bilgilerin işlenmesi ve gizliliğinin korunmasına ilişkin gerekli düzenlemeleri ve denetlemeleri yapmak,"; (e) bendinde, "Elektronik haberleşme sektöründeki gelişmeleri takip etmek, sektörün gelişimini teşvik etmek amacıyla gerekli araştırmaları yapmak veya yaptırmak ve bu konularda ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği halinde çalışmak,"; (ı) bendinde, "Elektronik haberleşmeyle ilgili olarak, işletmeciler, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden ihtiyaç duyacağı her türlü bilgi ve belgeyi almak ve gerekli kayıtları tutmak,"; (j) bendinde, "Kullanıcılara ve erişim kapsamında diğer işletmecilere uygulanacak tarifelere, sözleşme hükümlerine, teknik hususlara ve görev alanına giren diğer konulara ilişkin genel kriterler ile uygulama usul ve esaslarını belirlemek, tarifeleri onaylamak, tarifelerin denetlenmesine ilişkin düzenlemeleri yapmak,"; (s) bendinde, "Elektronik haberleşme sektöründe faaliyet gösterenlerin mevzuata uymasını denetlemek ve/veya denetlettirmek, konu ile ilgili usul ve esasları belirlemek, aykırılık halinde mevzuatın öngördüğü işlemleri yapmak ve yaptırımları uygulamak," (ş) bendinde, "Elektronik haberleşme sektörüne yönelik olarak, millî güvenlik, kamu düzeni veya kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi amacıyla mevzuatın öngördüğü tedbirleri almak,"; (y) bendinde, "Bu Kanunla verilen görevlere ilişkin yönetmelik, tebliğ ve diğer ikincil düzenlemeleri çıkarmak...," Kurumun görev ve yetkileri arasında sayılmış; "İşletmecinin hak ve yükümlülükleri" başlıklı 12. maddesinin 2. fıkrasında, Kurumun, işletmecilere sektörün ihtiyaçları, uluslararası düzenlemeler, teknolojide meydana gelen gelişmeler gibi hususları gözeterek "Tüketicinin korunması" gibi hususlar başta olmak üzere, mevzuat doğrultusunda yükümlülükler getirebileceği; "Tarifelerin düzenlenmesine ilişkin ilkeler” başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında, "Kurumun, her türlü elektronik haberleşme hizmetinin sunulması karşılığında uygulanacak tarifelere ilişkin düzenlemeleri yaparken, (g) Tüketici menfaatinin gözetilmesi, (ğ) Tüketicilerin tarifelere ilişkin hususları bilmesinin sağlanması" ilkelerini göz önünde bulunduracağı kurala bağlanmıştır. Aynı Kanun'un "Eşit hizmet alabilme hakkı” başlıklı 47. maddesinde; "İşletmeciler, sağladıkları elektronik haberleşme hizmetlerini benzer konumdaki tüketici ve son kullanıcılara eşit koşullarda ve ayrım gözetmeden sunmakla yükümlüdür. Kurum bu madde ile ilgili usul ve esasları belirler."; "Tüketicinin ve son kullanıcının korunması" başlıklı 48. maddesinde, "Kurum, elektronik haberleşme hizmetlerinden yararlanan tüketici ve son kullanıcıların, hizmetlere eşit koşullarda erişebilmelerine ve hak ve menfaatlerinin korunmasına yönelik usul ve esasları belirler."; "Şeffaflığın sağlanması ve bilgilendirme” başlıklı 49. maddesinde, "(1) Kurum, son kullanıcı ve tüketicilerin azami faydayı elde edebilmeleri ve hizmetlerin şeffaflık ilkesine uygun olarak sunulabilmesi için hizmet seçenekleri, hizmet kalitesi, tarifeler ile tarife paketlerinin yayımlanmasına ve benzer hususlarda abonelerin bilgilendirilmesine yönelik olarak işletmecilere yükümlülükler getirebilir, (2) İşletmeciler, özellikle hizmetler arasında seçim yapılırken ve abonelik sözleşmesi kurulurken tüketicilerin karar vermelerinde etkili olabilecek hususlar ile dürüstlük kuralı gereğince bilgilendirilmelerinin gerekli olduğu her durumda talep olmaksızın tüketicileri bilgilendirir, (3) Kurum bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirler."; "Abonelik sözleşmeleri" başlıklı 50. maddesinde, "(1) Tüketiciler, elektronik haberleşme hizmetine abone olurken bu hizmeti sağlayan işletmeciyle sözleşme yapma hakkına sahiptir. Sözleşme; yazılı olarak veya elektronik ortamda kurulur. Elektronik ortamda kurulacak sözleşmelerde, başvuru sahibinin kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek şekilde, Kurum tarafından belirlenecek yöntemler kullanılır ve bunlara ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir. Abonelik sözleşmelerinde asgari olarak elektronik haberleşme hizmeti sağlayan işletmecinin adı ve adresi, sunulacak hizmetler, teklif edilen hizmet kalitesi seviyeleri ve ilk bağlantının gerçekleştirilebilme süresi, sunulacak bakım ve onarım hizmetlerinin çeşitleri, uygulanacak tarifelerin içeriği ve tarifelerdeki değişiklikler hakkında güncel bilgilerin hangi yollardan öğrenilebileceği, sözleşmenin süresi, sona ermesi ve yenilenmesine ilişkin koşullar, işletmecinin kusurundan kaynaklanan nedenlerle sözleşmede belirtilen hizmet kalite seviyesinin sağlanamaması halinde tazminat ya da geri ödemeye ilişkin işlem, abone ile işletmeci arasında uzlaşmazlık çıkması halinde uygulanacak çözüm yöntemleri gibi bilgilere yer verilir. (...) (8) Kurum bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirler."; "Kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğin korunması” başlıklı 51. maddesinin 13. fıkrasında, "(13) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir."; "Hizmet kalitesi” başlıklı 52. maddesinde, "(1) Kurum hizmet kalite seviyesine ilişkin olarak tüketici ve son kullanıcıların kapsamlı, yeterli ve anlaşılabilir bilgiye ulaşmasını sağlamak amacıyla, hizmet kalitesinin seviyesine ilişkin ölçütleri, işletmeciler tarafından yayınlanacak bilgilerin içeriğini, şeklini ve hizmet kalite seviyesine ilişkin diğer hususları belirleyebilir. (...) (5) Kurum faturaların gönderimi, faturalarda bulunması gereken hususlar, ayrıntılı faturaların düzenlenmesi ile abone tarafından faturaların ödenmemesi halinde hizmetin kesilmesinde uygulanacak işlemleri ve bu maddeye ilişkin usul ve esasları belirler."; "Denetim” başlıklı 59. maddesinde, "(1) Kurum re 'sen veya kendisine ihtikal eden ihbar veya şikayet üzerine, bu Kanun'da belirlenen görevleri ile ilgili olarak elektronik haberleşme sektöründe yer alan gerçek ve tüzel kişileri denetleyebilir, denetlettirebilir. (...) (3) Kurum, bu Kanunun kendisine verdiği görevleri yerine getirirken, bu görevleri ile ilgili gerekli gördüğü bilgi ve belgeyi kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden isteyebilir." kurallarına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Sözlük anlamı ile "düzenli hâle koymak, düzen vermek, tanzim ve tertip etmek" olarak tanımlanan "düzenleme", kamu hukukunda kural koyma ile eş anlamlıdır. Kural ise; sürekli, soyut, nesnel, genel (kişilik dışı) durumları belirleyen ve gösteren norm olarak tanımlanmaktadır. (ÖZAY İl Han, Günışığında Yönetim, 2017, İstanbul, s. 426). Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş olup, Anayasa Mahkemesi kararlarında hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini gerçekleştiren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, eylem ve işlemleri yargı denetimine açık olan devlet olarak tanımlanmıştır. Bir hiyerarşik kurallar sistemi olan hukuk düzeninde alt düzeydeki kuralların, yürürlüklerini üst düzeydeki kurallardan aldığı kuşkusuzdur. Kurallar hiyerarşisinin en üstünde genel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta ve daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa'dan, yönetmelikler ise kanun ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinden almaktadır. Dolayısıyla bir kuralın, kendisinden daha üst konumda bulunan bir kurala aykırı veya bunu değiştirici nitelikte hükümler getirmesine imkân bulunmamaktadır. Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabilecekleri kurala bağlanmıştır. Kanun koyucu, düzenleyeceği konularda genel prensipleri belirler ve bunun uygulamasını yürütmeye, başka bir ifadeyle idareye bırakır. Bu, aslî düzenleme yetkisinin yasama organına ait olmasının doğal bir sonucudur. İdarenin düzenleyici işlem tesis etme yetkisinin "Yasama yetkisinin devredilmezliği" ilkesinin bir sonucu olarak ikincil nitelikte bir kural koyma yetkisi olduğu göz önüne alındığında, söz konusu yetkinin kanunların çizdiği çerçeve içinde kalması ve kanunlara uygun olarak kullanılması zorunludur. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen maddelerinin hukuka uygunluk denetiminin belirtilen açıklamalar çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Dava konusu Yönetmeliğin hazırlanma süreci incelendiğinde, 18/06/2020 tarih ve 7247 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 9. ve 10. maddeleri ile 5809 sayılı Kanun'un 49. ve 50. maddelerinin değiştirildiği, anılan Kanun'un 49. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "imzalanırken" ibaresinin "kurulurken" olarak değiştirildiği, 50. maddesinin 1. fıkrasına "Sözleşme; yazılı olarak veya elektronik ortamda kurulur. Elektronik ortamda kurulacak sözleşmelerde, başvuru sahibinin kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek şekilde, Kurum tarafından belirlenecek yöntemler kullanılır ve bunlara ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir." cümlelerinin eklendiği ve aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “yazılı olarak” ifadesinin “taleplerini” şeklinde değiştirildiği, akabinde Elektronik Haberleşme Sektöründe Başvuru Sahibinin Kimliğinin Doğrulanma Süreci Hakkında Yönetmelik'in (Kimlik Doğrulama Yönetmeliği) 26/06/2021 tarih ve 31523 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı, bu mevzuat değişiklikleri ile birlikte 21/12/2020 tarihinde yürürlüğe giren 2018/1972 sayılı Avrupa Elektronik Haberleşme Kanunu da (European Electronic Communications Code-EECC) dikkate alınarak, Devlet Denetleme Kurulu, Tüketici Şikayet Yönetim Sistemi, Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonları, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'ndan davalı idareye iletilen şikayet ve taleplerin de değerlendirilmesi ile birlikte mevcut Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin tadil edilmesi ihtiyacının ortaya çıktığı, bu kapsamda hazırlanan Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 06/07/2021 tarih ve 2021/DK-THD/188 sayılı Kurul kararı ile kamuoyu görüşü alınmak üzere Kurum'un internet sitesinde 30 gün süreyle yayımlandığı, işletmeciler ile çevrim içi toplantılar yapılarak planlanan değişiklikler hakkında bilgi verilip konuya ilişkin görüşlerin alındığı, gelen görüşler çerçevesinde nihai hale getirilen Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 07/12/2021 tarih ve 2021/DK-THD/378 sayılı Kurul kararı ile onaylanarak 18/01/2022 tarih ve 31723 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandığı, sürecin Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde sürecin yürütüldüğü görülmüştür. 18/01/2022 tarih ve 31723 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"in (Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik) 4. maddesi ile Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin (Tüketici Hakları Yönetmeliği) 7. maddesinin 7. fıkrasında yapılan değişikliğin incelenmesi: Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin "Abonelik sözleşmelerinin kuruluşu ve içeriği” başlıklı 7. maddesinin dava konusu 7. fıkrasında, "(7) İşletmeciler, abonelik sözleşmelerini ve sözleşmenin kurulması için gerekli diğer bilgi ve belgeleri kuruluş şekline uygun olarak abonelik süresince ve abonelik sonlandıktan itibaren otuz yıl süre ile muhafaza etmekle yükümlüdür." kuralına yer verilmiştir. 6698 sayılı Kanun'un "İlkeler" başlıklı 4. maddesinin 2. fıkrasında, "Kişisel verilerin işlenmesinde aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur: (a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma. (b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma. (c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme. (ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma. (d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme." kuralı yer almıştır. Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı hakkında görüş ve değerlendirmeleri istenilen kurumlar arasında yer alan KVKK tarafından kişisel verilerin muhafaza sürelerine ilişkin üst sınır belirlenmesinin uygun olacağı bildirilmiş, aynı şekilde görüşleri istenilen Adalet Bakanlığı Mevzuat İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Yönetmelik Taslağı'nda zikredilen sözleşmeler ile ilgili bilgi ve belgelerin muhafaza yükümlülüğünün ne kadar süre devam edeceğinin (belirleme yapılırken ilgili işlemler kapsamında doğabilecek hukuki ve cezai uyuşmazlıkların tabi olduğu zamanaşımı süreleri gözetilerek) fıkrada belirtilmesinin daha uygun olacağının belirtilmiş, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ise, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Dava zamanaşımı” başlıklı 66. “Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi” başlıklı 67. ve “Özel belgede sahtecilik” başlıklı 207. maddelerine yer verilerek elektronik haberleşme sektöründe hazırlanan abonelik sözleşmelerinin ve sözleşmenin tesisi için gerekli olan bilgi ve belgelerin muhafaza edilme sürelerine ilişkin olarak düşünülen azami saklama süresinin, özel belgede sahtecilik suçu bakımından belirlenen sekiz veya on iki yıllık zamanaşımı süresine uygun olarak öngörülebileceği, azami olarak ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası için belirlenen otuz yıllık zamanaşımı süresine tabi kılınabileceği beyan edilmiştir. Telefon ve internet kullanımının yaygınlaşma ile birlikte bu kanallar aracılığıyla işlenen suçların sayısı ve çeşitliliğinin arttığı, bu yolla işlenen suçların dışında herhangi bir suç fiilinin işlenmesi sırasında da söz konusu araçların kullanılması nedeniyle mezkûr araçların kim tarafından kullanıldığı bilgisinin suç soruşturmasında ve kovuşturmasında önemli birer delil olduğu, telefon dolandırıcılığı gibi telefon ile işlenebilen suçların yanında terör suçları, kasten öldürme suçları gibi pek çok suç fiilinin işlenmesinde telefon ve internetin kullanımının araç haline getirilebildiği, bu durumda kullanıcının tespiti için abonelik sözleşmesi asılları üzerinde inceleme yapıldığı, Adalet Bakanlığı'nın sözleşme muhafazasına ilişkin görüşünde ceza zamanaşımı sürelerine işaret edildiği, ilgili mevzuat ile kamuoyu görüşlerinin birlikte değerlendirilmesi neticesinde düzenlemenin yapıldığı, Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in dava konusu edilen maddesi ile abonelik sözleşmelerinin muhafazası kapsamında Türk Borçlar Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Kabahatler Kanunu, 6698 sayılı Kanun ve 5809 sayılı Kanun'da yer alan kurallar ile Adalet Bakanlığı ve KVKK tarafından Kurum'a iletilen görüşler dikkate alınarak sözleşmelerinin muhafazası için azami olarak 30 yıllık süre belirlendiği, davalı idare tarafından belirtilmiştir. 5809 Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasında, ilgili merciler tarafından elektronik haberleşme hizmetinin sunulmasında ve bu hususta yapılacak düzenlemelerde göz önüne alınacak ilkeler arasında tüketici hak ve menfaatlerinin gözetilmesinin sayıldığı, 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (ş) bendinde, abone, kullanıcı, tüketici ve son kullanıcıların hakları ile kişisel bilgilerin işlenmesi ve gizliliğinin korunmasına ilişkin gerekli düzenlemeleri ve denetlemeleri yapmanın ve elektronik haberleşme sektörüne yönelik olarak, millî güvenlik, kamu düzeni veya kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi amacıyla mevzuatın öngördüğü tedbirleri almanın Kurum'un görev ve yetkileri arasında olduğu, davacının iddiasının aksine dava konusu kuralla anılan Kanun maddeleri çerçevesinde kamu yararının sağlanması amacıyla hareket edildiği ve tüketici hak ve menfaatleri ile işletmecilere getirilen yükümlülükler arasında dengenin sağlanması amacıyla hareket edildiği, dava konusu kuralın, mağduriyetlerin ve hak kayıplarının engellenmesine yönelik olduğu, idari süreçlerin yanında adli makamlarca suç soruşturması veya kovuşturması kapsamında abonelik sözleşmelerine ihtiyaç duyulması, abonelik sözleşmelerinin delil niteliğini haiz olabilmesi, sözleşme üzerinde yer alan imzanın adli soruşturma ve kovuşturmalarda incelenebilmesi, tüketiciler tarafında iletilen şikayetlerin incelenmesi neticesinde şikâyete konu fiillerde suç unsuruna rastlanılması ve sürecin adli makamlara yönlendirilme zorunluluğu hususları açısından da önem arz ettiği anlaşılmıştır. Diğer yandan, dava konusu kuralın idarenin bütünlüğü ilkesi doğrultusunda tesis edildiği, mevzuat arasında farklılığa sebebiyet verilmediği, 5809 sayılı Kanun ile verilen yetki çerçevesinde Kurum'un yetkilendirme çerçevesinde elektronik haberleşme hizmeti sunan ve/veya elektronik haberleşme şebekesi sağlayan ve alt yapısını işleten şirketlerin tümünü kapsayacak şekilde ikincil düzenleme yapabileceği, farklı sektörlerde düzenleme ve denetleme yetkisini haiz kamu kurum ve kuruluşları tarafından ilgili sektörün ihtiyaçları ve kendine özgü dinamikleri dikkate alınarak düzenleme yapıldığı, 5809 sayılı Kanun'un “Tanımlar ve kısaltmalar” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (z) alt bendinde “yetkilendirme çerçevesinde elektronik haberleşme hizmeti sunan ve/veya elektronik haberleşme şebekesi sağlayan ve alt yapısını işleten şirket” olarak tanımlanan işletmecilerin Kurumun ilgili mevzuatına uygun faaliyet sürdürmekle yükümlü olduğu, işletmeciler dışında farklı sektörlerde faaliyet gösteren, sunulan hizmetin niteliği ve tabi olunan yükümlülükler gereği farklı yasal düzenlemelere tabi olan veri sorumlularının, mevzuat kapsamında Kurumun görev ve yetki alanına girmemesi nedeniyle hukuki statü olarak işletmecilerle aynı durumda ve konumda olmadığı, ayrıca Anayasa'nın 10. maddesi ile kast edilen eşitlik ilkesinin nispi eşitlik olduğu, yani aynı hukuki durumda olanlar arasında eşitlik olduğu göz önünde bulundurularak Kurum tarafından yetkilendirilmiş işletmecilerin 5809 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat kapsamında diğer veri sorumlularından farklı yükümlülüklere tabi olmasında hukuka aykırılık bulunmadığı açıktır. Bu itibarla, veri saklama süresinin 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinde yer alan "İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme." ilkesi başta olmak üzere ilgili mevzuat ile kamu kurumlarının görüşlerinin birlikte değerlendirilmesi suretiyle, ölçülülük ilkesine de uygun bir biçimde 30 yıl olarak belirlendiği anlaşıldığından, dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 5. maddesi ile Yönetmeliğin 7. maddesine eklenen 13. fıkranın incelenmesi: Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 7. maddesinin dava konusu 13. fıkrasında, "(13) Güvenli elektronik imza kullanılanlar hariç olmak üzere yazılı olarak kurulan sözleşmelerde işletmeci Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'nin 7. maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarında yer alan süreci, ibraz edilen kimlik belgesinin uygun tipte olmaması halinde ise Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'nin 8. maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve (ç) bentlerinde yer alan süreci işletir." kuralına yer verilmiştir. 5809 sayılı Kanun'un 50. maddesinin 1. fıkrasında, abonelik sözleşmesinin yazılı olarak veya elektronik ortamda kurulabileceği, ayrıca elektronik ortamda kurulacak sözleşmelerde başvuru sahibinin kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek şekilde, davalı idare tarafından belirlenecek yöntemlerin kullanılacağı, bunlara ilişkin usul ve esasların da yine davalı idare tarafından belirleneceği kuralına yer verildiği, bu çerçevede 26/06/2021 tarih ve 31523 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'nin "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde, bu Yönetmeliğin elektronik haberleşme sektöründe abonelik sözleşmesi, numara taşıma, işletmeci değişikliği başvurusu, nitelikli elektronik sertifika, kayıtlı elektronik posta ve SİM değişikliği başvurusu işlemlerine ilişkin belgelerin elektronik ortamda düzenlenmesi halinde başvuru sahibinin kimliğinin doğrulanması amacıyla uygulanacak sürece ilişkin usul ve esasları kapsadığı; 5. maddesinin 2. fıkrasında, başvuru sahibinin kimlik doğrulama işleminin, e-Devlet Kapısı, yakın alan iletişimi (NFC) özelliğine sahip kimlik belgesi eşliğinde yapay zeka veya yetkili marifetiyle görüntülü doğrulama, Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı (TCKK) ile birlikte PAdES oluşturma (chip&PIN) veya yüz yüze kanallarda başvuru sahibinin kimlik belgesi ile birlikte işleme özgülenecek video görüntüsü alma gibi yöntemlerle doğrulanacağının belirtildiği; bu kapsamda elektronik ortamda tesis edilecek sözleşmelerde, güvenli yöntemler belirlenerek kişilerin bilgileri ve rızaları dışında adlarına hat açılmasının önlenmesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin dava konusu 7. maddesinin 13. fıkrasında, yazılı olarak kurulan sözleşmelerde, işletmecinin Kimlik Doğrulama Yönetmeliğinin 7. maddesinin 5. ve 6. fıkralarında yer alan süreci işleteceğinin belirtildiği, Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'nin "Yapay zekâ veya yetkili ile görüntülü kimlik doğrulama" başlıklı 7. maddesinin 5. ve 6. fıkralarında ise, "(5) Başvuru sahibinin kimlik belgesinin üzerindeki fotoğraf da dâhil olmak üzere kimlik bilgileri, Ek-1’de tanımlanan yakın alan iletişimi yöntemiyle alınır. (6) Başvuru sahibi tarafından sunulan kimlik belgesinde bulunan veri ve bilgilerin geçerliliği ve gerçekliğine ilişkin doğrulama, görüntülü kimlik doğrulama sürecinin bir parçası olarak gerçekleştirilir. İşletmeci/hizmet sağlayıcı bu kapsamda asgari olarak; kimlik belgesi geçerlilik süresinin bu türden kimlik belgelerinin sahip olduğu standartlara aykırı olmadığını, kimlik belgesinin yakın alan iletişimi yongasında, MRZ’sinde ve sair basılı alanlarında yer alan fotoğraf da dâhil bilgilerin tutarlı ve geçerli olduğunu doğrular ve İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü kimlik paylaşımı sisteminden imkân tanınanları teyit eder." kurallarının yer aldığı, kişinin kimliğinin doğrulanması için güvenli olan bu yöntem sayesinde sahte veya tahrif edilmiş kimlik belgesi ile yazılı abonelik sözleşmesi yapılmasının engellenebileceği; dava konusu 13. fıkrada ayrıca, ibraz edilen kimlik belgesinin uygun tipte olmaması halinde, Kimlik Doğrulama Yönetmeliği'nin "Yüz yüze yapılan işlemlerde kimlik doğrulama" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrasının (b) ve (ç) bentlerindeki sürecin işletileceğinin belirtildiği, bu durumda kişinin kimliğinin incelenmesi, kimliğin ve kimlik belgesi üzerindeki bilgilerin teyit edilmesi yükümlülüğünün getirildiği, Kimlik Doğrulama Yönetmeliğinin 8. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde, ibraz edilen kimlik belgesinin türünün yakın alan iletişimine uygun olmaması halinde, kimlik belgesinde bulunması gereken karakterlerin yazı tipi, düzeni, sayısı, büyüklüğü, aralığı ve tipografisi gibi belgeyi çıkaran yetkili makamca tanımlanan özelliklere sahip olduğunu, kimlik belgesinin zarar görmemiş, tahrif edilmemiş, değiştirilmemiş ve özellikle üzerine sonradan fotoğraf yapıştırılmamış olduğunu, kimlik belgesi geçerlilik süresinin, söz konusu kimlik belgesinin sahip olduğu standartlara aykırı olmadığının, kimlik belgesinin MRZ’si var ise burada yer alan bilgiler ile kimlik belgesi ve işleme konu verilerin uyumlu olduğunun teyit edileceği, (ç) bendinde ise, başvuru sahibinin kişisel verilerinin işlenmesine dair 7. maddenin dördüncü fıkrasında öngörülen işlemin uygulanacağı, onay alması halinde, kameranın önünde başvuru sahibinin yüzü ile birlikte görünecek şekilde kimlik belgesinin ön ve arka tarafının göstermesinin sağlanacağı, kullanılan kimlik belgesindeki fotoğrafın ve başvuru sahibinin yüzünün aynı kişiye ait olduğunu teyit edileceğinin kurala bağlandığı görülmektedir. Kişilerin rızası olmaksızın bilgileri dışında kimlik bilgilerinin kullanılması suretiyle adlarına abonelik sözleşmesi yapılması ile açılan hatların "açık hatlar" olarak tanımlandığı, gerek tüketicilerin, gerek adli ve idari makamların ilettiği belgelerin incelenmesinden kişilerin haberleri olmadan adlarına kimlik fotokopileri kullanılarak abonelik yapıldığı, cihazlı kampanyalara dâhil edildikleri gibi, söz konusu aboneliklerin dolandırıcılık, uyuşturucu, terör gibi suç faaliyetlerinde de kullanıldığı, aboneliğe ilişkin hiçbir bilgisi olmayan tüketicilerin, kimlik fotokopisi kullanılarak adlarına açılan hatlar üzerinden işlenen suçlar sonucu savcılık ve emniyette başlatılan işlemler nedeniyle zor durumda kaldığı, işletmeciler tarafından da bu aboneliklerden kaynaklanan fatura borçlarının bilgisi ve rızası dışında adına yapılan abonelikler nedeniyle tüketicilerden icra yoluyla tahsil edildiği; işletmeciler tarafından bayilerinin daha fazla abone yapabilmelerini teşvik etmek amacıyla; bayilere belli dönemler için belirli bir sayıda abone yapma zorunluluğu getirilmesi ve abonelik başına prim uygulaması vb. uygulamalar nedeniyle, işletmeci bayileri tarafından aylık yeni abone sayılarını artırmak ve daha fazla kar elde etmek için tüketicilere ait kimlik belgeleri kullanılarak tüketicilerin bilgileri ve rızası dışında abonelikler yapıldığı, kişinin haberi olmadan bilgisi dışında adına açılan ve kim tarafından kullanıldığı bilinmeyen hatlar ile dolandırıcılıktan terör faaliyetlerine kadar birçok suç eylemine kolaylık sağlandığı, işlenen suçlar yüzünden hattın sahibi olarak görülen kişilerin ciddi manada mağdur edildiği, bu kapsamda çeşitli kurumlarca pek çok tüketici mağduriyetinin iletildiği, öte yandan açık hatların neden olduğu tehlikenin bireysel mağduriyetlerin yanında toplumsal boyutları da bulunduğu, kişilerin bilgi ve rızaları dışında açılan ve kim tarafından kullanıldığı bilinmeyen bu hatların dolandırıcılıktan teröre çok çeşitli suç eylemlerinde kullanılması neticesinde gerçek faillere ulaşılamadığı, bu durumun kamu güvenliğine, kamu düzenine, milli güvenliğe karşı ciddi bir tehlikeye neden olduğu davalı idare tarafından dava konusu kuralın gerekçesi olarak beyan edilmiştir. Bu itibarla, 6698 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca özel nitelikli kişisel verilerin açık rıza olmadan işlenmesinin yasak olduğu, bu kapsamda Kimlik Doğrulama Yönetmeliği ve Tüketici Hakları Yönetmeliği ile abonelik sözleşmesinin kurulmasında “açık rıza” alınması gerekliliğine ilişkin işletmecilere yeni ve farklı bir yükümlülük getirilmediği, 5809 sayılı Kanun'un 50. maddesinin birinci fıkrası uyarınca sözleşmenin yazılı şekilde kurulması usulü ile anılan maddenin 8. fıkrasında, "Kurum bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirler.” kuralından alınan yetki kapsamında, kişilerin rızaları dışında adlarına hat açılmasının önlenmesi amacıyla getirildiği anlaşılan dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Diğer taraftan, abonelik başvurusu sahiplerinin kimliklerini NFC ile uyumlu hale getirerek görüntü vermelerine gerek kalmadan yeni kimlikleri ile başvuru yapabileceği, kaldı ki davalı idare tarafından T.C. vatandaşlarının yüzde doksanına yakınının NFC ile uyumlu kimlik belgesine sahip olduğunun belirtildiği, açık hatlar ile ilgili olası tehlikeler de dikkate alındığında, dava konusu kuralda, davacının iddiasının aksine haberleşme özgürlüğünün kısıtlandığından bahsedilemeyeceği anlaşılmıştır. Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 9. maddesi ile Yönetmeliğin 12. maddesine eklenen 10. fıkranın incelenmesi: Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin "Taahhütlü abonelikler” başlıklı 12. maddesinin dava konusu 10. fıkrasında, "İşletmeci ile abone arasında belirlenen taahhüt süresi yirmi dört ayı geçemez." kuralına yer verilmiştir. 5809 sayılı Kanun'un "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesinde, "(1) Bu Kanunda geçen; a) Abone: Bir işletmeci ile elektronik haberleşme hizmetinin sunumuna yönelik olarak yapılan bir sözleşmeye taraf olan gerçek ya da tüzel kişiyi, (...) (cc) Kullanıcı: Aboneliği olup olmamasına bakılmaksızın elektronik haberleşme hizmetlerinden yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi, (...) (jj) Son kullanıcı: Elektronik haberleşme hizmeti ve/veya elektronik haberleşme şebekesi sağlamayan gerçek veya tüzel kişileri, (...) uu) Tüketici: Elektronik haberleşme hizmetini ticari veya mesleki olmayan amaçlarla kullanan veya talep eden gerçek veya tüzel kişiyi, (...) ifade eder.; "Kurumun görev ve yetkileri" başlıklı 6. maddesinde, "(1) Kurumun görev ve yetkileri şunlardır: (...) (c) Abone, kullanıcı, tüketici ve son kullanıcıların hakları ile kişisel bilgilerin işlenmesi ve gizliliğinin korunmasına ilişkin gerekli düzenlemeleri ve denetlemeleri yapmak. (...) (j) Kullanıcılara ve erişim kapsamında diğer işletmecilere uygulanacak tarifelere, sözleşme hükümlerine, teknik hususlara ve görev alanına giren diğer konulara ilişkin genel kriterler ile uygulama usul ve esaslarını belirlemek, tarifeleri onaylamak, tarifelerin denetlenmesine ilişkin düzenlemeleri yapmak. (...) (s) Elektronik haberleşme sektöründe faaliyet gösterenlerin mevzuata uymasını denetlemek ve/veya denetlettirmek, konu ile ilgili usul ve esasları belirlemek, aykırılık halinde mevzuatın öngördüğü işlemleri yapmak ve yaptırımları uygulamak. (y) Bu Kanunla verilen görevlere ilişkin yönetmelik, tebliğ ve diğer ikincil düzenlemeleri çıkarmak." kuralı yer almıştır. Diğer yandan, EECC’nin “Sözleşme süresi ve fesih (Contract duration and termination)” başlıklı 105. maddesinde de 24 aylık bir süre öngörülmüş, üye ülkelere bu süreden daha kısa bir süre düzenleme yetkisi de verilmiştir. 5809 sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrasının (c), (j), (s), (y) bentleri çerçevesinde, Kurum'un abone, kullanıcı, tüketici ve son kullanıcıların haklarını korumak için uygulama usul ve esaslarını belirleme yetkilerine sahip olduğu, ayrıca mevzuatta abone tanımlaması yapılırken "kurumsal abone" ve "bireysel abone" şeklinde ikili ayrım yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla, çağın gerekleri, uluslararası düzenlemeler, yerel ihtiyaçlar ve mevzuatın sınırları dikkate alınarak, hem EECC’ye hem de AB ülke uygulamalarına uyum sağlanması amacıyla 5809 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında Kurum'un abonelik sözleşmelerinde değişiklik yapılmasına ilişkin yetkisi uyarınca son kullanıcıları da kapsayacak şekilde, tüm abonelerin korunmasına yönelik getirilen dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 10. maddesi ile Yönetmeliğin 17. maddesinin 3. fıkrasına eklenen (b), (c), (d), (e) bentlerinin incelenmesi: Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin "Hizmetin kısıtlanması ve durdurulması” başlıklı 17. maddesinde, “(1) Mücbir sebepler dışında işletmeciler tarafından hizmetin kesintisiz olarak sürdürülmesi esastır. Hizmetin sunumu: a) Tüketici menfaatinin korunması amacıyla hizmetin mutat kullanım düzeyinin çok üzerinde olduğunun tespiti durumlarında aboneye bilgi verilerek kısıtlanabilir veya durdurulabilir. Aboneye bilgi vermenin mümkün olmadığı ve kısa süre içinde müdahale edilmesi gereken hallerde tüketici menfaatinin korunmasını teminen aboneye bilgi verilme zorunluluğu aranmayabilir. b) Faturanın son ödeme tarihinde ödenmemesi halinde, abone bilgilendirilerek kısıtlanabilir ya da öncelikle kısıtlanma uygulanmak üzere durdurulabilir. (2) Hizmetin; a) Kısıtlanması: Abone hattının acil arama hizmeti ve işletmeci müşteri hizmetleri numarası hariç olmak üzere, giden aramalara ve kısa mesajlara kapatılması şeklinde, internet erişim hizmetlerinde, internet bağlantı hızının düşürülmesi veya asgari olarak abonenin borcunu ödemesine imkân verecek şekilde bazı internet sayfalarına erişim sağlanması, b) Durdurulması: Abone hattının, acil arama hizmeti hariç olmak üzere, gelen ve giden aramalar ile kısa mesajlara kapatılması ve internet erişim hizmetlerinin durdurulması, şeklinde uygulanabilir. (3) Hizmetin kısıtlanması ve durdurulması uygulamalarına ilişkin olarak: (a) Hizmet kısıtlanmadan veya durdurulmadan makul bir süre öncesinde aboneler kısa mesaj, arama veya sesli yanıt sistemi yöntemlerinden biri ile; 1) Hizmetin kısıtlanma veya durdurulma gerekçesi ve kriterleri, 2) Hizmetin kısıtlandığı veya durdurulduğu sürelerin, varsa taahhütname bitiş tarihini etkileyip etkilemediği, 3) Açma kapama ücreti uygulanacak durumlar için asgari yedi gün önce olacak şekilde borcun ödenmemesi halinde kısıtlama ya da durdurma işleminin yapılacağı tarih bilgisi ve alınacak açma kapama ücreti tutarı, 4) Kısıtlanma veya durdurulmanın kaldırılma zamanı ve şartları, hakkında bilgilendirilir. (b) Hizmetin kısıtlandığı dönemde, aboneye en fazla kısıtlamanın başladığı tarihi takip eden ilk fatura kesim tarihine kadar ücret yansıtılabilir. Yeni fatura döneminin başlaması ile birlikte, hizmet durdurulur veya hizmetin durdurulması uygulamasında olduğu gibi ücret yansıtılmaksızın, hizmet kısıtlı olarak sunulmaya devam edilir, (c) Faturanın son ödeme tarihinde ödenmemesi nedeni ile hizmetin durdurulması durumunda, hizmetin durdurulduğu tarihten İtibaren aboneye cihaz ücreti ve telsiz kullanım/ruhsatname ücreti hariç herhangi bir hizmet bedeli yansıtılmaz. Ödeme yapıldıktan sonra en geç yirmi dört saat içinde hizmetin sunumuna devam edilir, (ç) İşletmeci tarafından, abonenin faturasını ödememesi nedeniyle hizmetin kısıtlanması/durdurulması ve hattın tekrar hizmete açılması durumunda, bir takvim yılındaki ilk açma-kapama işlemi için aboneye her hangi bir ad altında ücret yansıtılamaz, (d) Faturanın son ödeme tarihinde ödenmemesine rağmen hizmeti kısıtlamaksızın veya durdurmaksızın devam etmek isteyen işletmeci, her fatura dönemi için ayrı ayrı olacak şekilde ancak gerekli bilgilendirmeyi yaptıktan sonra abonenin ispatlanabilir irade beyanını alarak hizmet sunumuna ve ücret tahakkukuna devam edebilir. (e) Abonenin faturasını ödememesi nedeni ile hizmetin kısıtlanması ve durdurulması süreçleri ile ilgili ayrı ayrı olacak şekilde, ödenmemiş fatura adedi ve gecikme süresi gibi hizmetin kısıtlanması veya durdurulması sürecini başlatan somut kıstaslar, bu madde kapsamında düzenlenen diğer hususlarla birlikte kolay erişilebilir bir şekilde işletmeci internet sayfasında yer alır." düzenlemelerine yer verilmiştir. Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde yapılan değişikliğin incelenmesi, düzenleme ile hizmetin kısıtlanması halinde yansıtılacak ücretin (aboneye en fazla kısıtlamanın başladığı tarihi takip eden ilk fatura kesim tarihine kadar) belirlendiği, sonrasında hizmetin durdurulabileceği belirtilerek hizmeti durdurmak istemeyen işletmeci için de, kısıtlı hizmet sunumuna ücret yansıtılmaksızın devam edilebileceği yönünde bir seçenek sunulduğu, bu çerçevede hizmetin kısıtlanması veya durdurulmasına yönelik farklı uygulamaların da önüne geçilerek sektörde yeknesaklığın sağlandığı, dolayısıyla dava konusu kuralda işletmeciye ücretsiz hizmet sunulması yönünde bir yükümlülük getirilmesinin değil, alternatif sunulmasının söz konusu olduğu, 5809 sayılı Kanun'un 52. maddesi ile tanınan görev ve yetki çerçevesinde, abonelerin almadıkları bir hizmet dolayısıyla ücretlendirilmelerinin önüne geçilmesine yönelik dava konusu düzenlemenin, sektördeki işletmeci uygulamaları, sektörün özellikleri ve AB düzenlemeleri göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlendiği, davalı Kurum'a iletilen tüketici şikâyetleri ile kamu kurum ve kuruluşlarının yazılarında "tüketicilerin borçlu olmaları nedeniyle hizmetin kısıtlandığı dönemde almadıkları hizmetin ücretlendirildiği ve yüklü miktarlarla yasal takibe maruz kaldıkları" nın belirtildiği, madde ile amaçlananın işletmecinin hizmeti kısıtladığı dönemlerde, tüketici iradesi bulunmaksızın süregelen ve tüketicileri mağdur edecek bir ücretlendirme uygulamasına başvurmamasının temini olduğu, ayrıca aynı fıkranın (d) bendinde abonenin iradesi ile hizmet sunumuna devam edilebileceğine de yer verildiği anlaşıldığından, dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde yapılan değişikliğin incelenmesi, söz konusu kuralda belirtilen cihaz ücreti ve telsiz kullanım/ruhsatname ücretinin hariç tutulacağı yönünde düzenleyici bir yaklaşım benimsenerek hükümde belirliliğin amaçlandığı, düzenlemenin işletmecilerin doğmuş olan alacaklarına müdahale anlamına gelmediği anlaşıldığından, dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. üçüncü fıkrasının (d) bendinin incelenmesi, dava konusu kural ile getirilen aboneden onay alınması uygulamasının sadece “Faturanın son ödeme tarihinde ödenmemesine rağmen hizmeti kısıtlamaksızın veya durdurmaksızın devam etmek isteyen işletmeci,...” için söz konusu olduğu, faturasını ödememesine karşın hizmet sunmaya devam edilmesi halinin tamamen işletmeci tercihine bırakıldığı, tahsilat risk operasyonlarına müdahale edilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığı, işletmeci tarafından bu yönde bir tercih yapılması halinde, borçlu olan abonenin borcunun artmaya devam edeceği de dikkate alındığında, sürece bir onay mekanizması koyularak tüketicinin bilgilendirilmesi ve irade beyanının alınmasının öngörüldüğü, irade beyanının alınmasına yönelik olarak herhangi bir yönteme yer verilmediği, abonenin ispatlanabilir irade beyanının alınması koşuluyla beyanın sesli, yazılı ve benzeri biçimde alınabileceği, kuralın tüketicinin korunmasına yönelik olarak getirildiği anlaşıldığından, dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Tüketici Hakları Yönetmeliği'nin 17. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendinde yapılan değişikliğin incelenmesinden, işletmecilerin tüketicileri doğru ve eksiksiz bilgilendirmesi ve tüketicilerin elektronik haberleşme hizmetlerinden şeffaf bir şekilde faydalanmaları ile tüketicinin hak ve menfaatlerinin korunabilmesini teminen ilgili mevzuat kapsamında Kurum'un işletmecilere yükümlülük getirme yetkisi bulunduğu, 5809 sayılı Kanun'un "Şeffaflığın sağlanması ve bilgilendirmeler" başlıklı 49. maddesi gereğince işletmecilerin özellikle hizmetler arasında seçim yapılırken ve abonelik sözleşmesi kurulurken tüketicilerin karar vermelerinde etkili olabilecek hususlar ile dürüstlük kuralı gereğince bilgilendirilmelerinin gerekli olduğu her durumda talep olmaksızın tüketicileri bilgilendirmekle yükümlü olduğu, dava konusu düzenleme ile abonelerin hizmetin kısıtlanması ve durdurulması sürecine ilişkin olarak işletmeci uygulamalarının hangi yönde olduğuna ilişkin somut, açık, anlaşılır ve kolay erişilebilir bir şekilde işletmeci internet sayfasında bilgilendirilmelerinin temin edilmesinin amaçlandığı, böylece hizmetin kısıtlanması ve durdurulması sürecine ilişkin şeffaflığın sağlanacağı anlaşıldığından, dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bu itibarla, hizmetin kısıtlanması ve durdurulmasına yönelik olarak tüketici hak ve menfaatlerine uygun bir biçimde düzenleme yapılmasına ilişkin dava konusu kurallarda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 15. maddesinin incelenmesi: Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 15. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin (a) 1, 2, 4, 7, 12, 13, 15 ve 16. maddelerinin 01/03/2022 tarihinde; (b) Diğer hükümlerinin 31/12/2022 tarihinde yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. Dosyanın incelenmesinden, Avrupa Komisyonu'nun 2016 yılında AB'nin elektronik haberleşme düzenlemelerine ilişkin dört ana direktifi (Çerçeve, Erişim, Yetkilendirme, Evrensel Hizmet Direktifleri) tek bir çatı altında toplamaya yönelik revizyon çalışması başlattığı, söz konusu çalışmalar neticesinde 127 madde içeren EECC'nin hazırlanarak, üye ülkelerin 2 yıl içinde mevzuatını EECC ile uyumlaştırmaları gerektiğinin belirlendiği, davalı Kurum tarafından da, AB müktesebatına uyumun sağlanması ve sektördeki ihtiyaçların karşılanması için tüketicilere yönelik Yönetmelik tadili çalışmalarının yapıldığı ve davacının da aralarında bulunduğu işletmecilerin görüşlerinin değerlendirilmesi sonrasında, gerekli hazırlıkların yapılabilmesini teminen yürürlük tarihinin, bir kısım maddeler yönünden 01/03/2022, bir kısım maddeler yönünden ise 31/12/2022 tarihi olarak belirlendiği, tüketici haklarının korunmasına yönelik getirilen kuralların sınırlı sayıda alana ve maddeye ilişkin olduğu, işletmecilerin uyum sağlayabileceği süreler dikkate alınarak bir geçiş süreci öngörüldüğü, davacının iddiasının aksine EECC’de geçen 2 yıllık sürenin 127 madde içeren tüm mevzuata uyum için öngörüldüğü, ülkedeki EECC uyumu sürecinde yalnızca tüketici haklarının korunmasına yönelik eklenen bir kısım maddelerin bulunduğu, dolayısıyla dava konusu maddelerin yürürlüğü için belirlenen sürelerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Davacı şirket tarafından yapılan 16/03/2022 tarih ve MKA/6033075 sayılı başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işlemin incelenmesi, dava konusu kurallar yönünden Daire kararında ayrı ayrı yapılan incelemelerdeki gerekçeler doğrultusunda, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 30/04/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.