İSTİNAF KARAR TARİHİ: 29/04/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 29/04/2026 Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2023/599 Esas 2026/37 Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile ... arasında 26.04.2019 tarihli bir ortaklık sözleşmesi düzenlenmiş ve işin bu sözl…
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2026/758 KARAR NO: 2026/926 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 13/01/2026 NUMARASI: 2023/599Esas - 2026/37Karar DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 29/04/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 29/04/2026 Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2023/599 Esas 2026/37 Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile ... arasında 26.04.2019 tarihli bir ortaklık sözleşmesi düzenlenmiş ve işin bu sözleşmeye göre müvekkilinin ... Limited Şirketinde yetkili olarak çalışacağını, şirketin kar taksimi konusunda tarafların"Ortakların yukarıda belirtilen işlerin yapılması satılması veya herhangi bir şekilde kar etmesi durumunda elde edilen karın %15 'lik kısmı müvekkil ...'un %85 'lik kısmı ise ...nin olacaktır" şeklinde düzenleme yaptıklarını, müvekkilinin sözleşme gereğince üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek ... Limited Şirketinde yetkilisi olarak çalışmaya başladığını ve 3 yıl çalıştıktan sonra şirkete ciddi manada kar ettirerek ...'nin talimatı ile oğlu ...'ne şirketi devrettiğini, müvekkiline %15 kar payı verilmesi gerekirken bu tarihe kadar herhangi bir kar payı verilmediğini, müvekkilinin sözleşme gereği yaptığı işleri davalı şirketten çok az aldığı 150.000 EURO'luk sermaye ile kendi emek ve çabalarıyla yaptığını, söz konusu dairelerin satıldığını ve şirketin kar ettiğini, ancak kar payının müvekkiline verilmediğini, daha sonradan anlaşmazlık yaşanması sonucu ortaklığın feshedilerek ...nin oğlunun şirket yetkilisi yapıldığını beyanla fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile, öncelikle hüküm altına alınacak alacağın tahsil edilememe riskine karşılık davalının taşınır taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki ve bankalardaki hak ve alacakları üzerine cebri icra yoluyla satışı ve 3. Şahıslara devri engelleyici nitelikte “İhtiyati Tedbir” şerhi konulmasına karar verilmesini, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımızın saklı kalmak üzere şimdilik 5.000,00-TL kar payı alacağının işleyecek ticari faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, vekalet ücreti ile yargılama masraflarının davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirketin eskiden tek ortağı ve tek yetkilisi, genel müdürü olup şirketi müvekkiline 09/06/2022 tarihinde devrettiğini, davacının dilekçesinde bahsettiği sözleşmenin davacı ile dava dışı 3. şahıslar arasında imzalandığını, taraflarını bağlamadığını, davacının şirketi müvekkiline devrederken şirkette bir alacağı varsa neden almadığını, bunu istemediğini ya da şirketi neden devrettiğini anlamadıklarını, 09/06/2022 tarihli devir sözleşmesin de müvekkili şirketi devraldığını ve davacı tarafın hiçbir hak ve alacağının olmadığını beyan ettiğini belirterek davanın reddi ile yargılama gideri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; " Tüm dosya kapsamı incelendiğinde davacının yukarıda yazılı kanun maddeleri gereğince kar payı verileceğine dair iddiasını ispat edemediği, dava dilekçesinde yemin deliline dayanıldığı ve davalı şirket yetkilisinin yemini icra ettiği anlaşılmakla ispat edilemeyen davanın ...." gerekçesiyle -Davanın REDDİNE karar verilmiştir. İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece ispat yükü yanlış değerlendirildiğini, mahkeme, davacının kar payı alacağını ispat edemediği gerekçesiyle davayı reddettiğini, dosyada mevcut 26.04.2019 tarihli sözleşme açık şekilde kar paylaşımını düzenlediğini, bu sözleşme, davacının %15 oranında kar payına hak kazandığını açıkça ortaya koyduğunu, bu durumda ispat yükü tamamen davacıya yüklenemediğini, kar elde edilmediği iddiasını ileri süren davalı tarafın bunu ispat etmesi gerektiğini, yerel mahkeme bu hususu göz ardı ederek hatalı değerlendirme yaptığını, şirket kayıtları gerçeği yansıtmadığını, bilirkişi raporu yalnızca şirketin resmi defter ve kayıtları üzerinden inceleme yaptığını, davacı tarafından yürütülen projeler, satılan taşınmazlar, üçüncü kişiler adına geçirilen malvarlıkları dosya kapsamında ayrıntılı şekilde ortaya konulduğunu, davalı tarafın yemin beyanı dahi bu işlemlerin varlığını dolaylı olarak tartışmaya açtığını, şirket karının gizlenmesi veya farklı kişiler üzerine aktarılması ihtimali değerlendirilmeden yalnızca defter kayıtlarına dayanılması eksik inceleme niteliğinde olduğunu, kar dağıtım kararı bulunmaması davacının hakkını ortadan kaldırmadığını, mahkeme ve bilirkişi, kar payı için genel kurul kararı bulunmadığını gerekçe gösterdiğini, taraflar arasındaki sözleşme, klasik şirket ortaklığı dışında özel bir kar paylaşım anlaşması olduğunu, bu nedenle kar payı talebi, yalnızca TTK m. 608 kapsamında değerlendirilemediğini, sözleşmeye dayalı alacak hakkı ayrıca korunması gerektiğini, bu yönüyle karar hukuki nitelendirme bakımından da hatalı olduğunu, yerel mahkemece, davacının kar payı alacağına ilişkin iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, bu değerlendirme dosya kapsamı ve somut olayın gerçekliği ile bağdaşmadığını, ...’ın kuruluş tarihinden, müvekkil tarafından devredildiği tarihe kadar geçen süreçte, davalı ...’nin ailesine (eşi, oğlu ve kızı üzerine) devredilen devremülkler, taşınmazlar ve sair malvarlığı unsurları dosya kapsamında açıkça araştırılmadığını, oysa taraflar arasındaki ilişki, yalnızca şekli bir şirket ortaklığı değil, esasen davalı ... ile müvekkil arasında şahsi güvene dayalı bir kazanç paylaşımı anlaşmasına dayandığını, taraflar arasındaki sözleşme, ... tüzel kişiliği üzerinden değil, doğrudan ...’nin şahsı ile müvekkil arasında kurulduğunu, nitekim 2019, 2020, 2021 ve 2022 yıllarında şirketin fiili sahibi ve yetkilisi müvekkil olup, şirketin tüm faaliyetleri müvekkilin kontrolü altında yürütüldüğünü, bu kapsamda, davalı tarafından müvekkile gönderilen paralar karşılığında, davalının eşi, oğlu ve kızı adına devremülk ve taşınmaz satışlarının gerçekleştirildiği, taraflar arasındaki anlaşmanın da bu şekilde ifa edildiği açık olduğunu, bu durum, taraflar arasındaki kazanç paylaşımının fiilen uygulandığını gösterdiğini, öte yandan, ticari hayatın olağan akışı gereği, şirketlerin çoğu zaman gerçek kar durumunu resmi kayıtlara yansıtmadığı bilinen bir gerçek olduğunu, bu nedenle yalnızca şirket kayıtlarına dayanılarak kar elde edilmediği sonucuna varılması hukuken eksik inceleme niteliğinde olduğunu, mahkemece, davalının yakınları üzerine yapılan taşınmaz devirleri, devremülk satışları ve bu işlemlerin finansal karşılıkları araştırılmadan, yalnızca yemin deliline dayanılarak sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenlerle, davalı ... ve ailesi adına yapılan taşınmaz ve devremülk devirlerinin araştırılması, bu devirlerin müvekkilin alacak hakkı ile bağlantısının incelenmesi, taraflar arasındaki fiili kazanç paylaşımının ortaya konulması gerekmekte iken, eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğunu, yerel mahkemenin kabulünün aksine, dava konusu dönemde şirketin zarar ettiği yönündeki değerlendirme hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, nitekim tanığın da açıkça belirttiği üzere, sürekli yeni projelere başlanması, temel kazılması ve inşaat faaliyetlerinin devam etmesi, şirketin zarar ettiğinin değil, aksine gelir elde ettiğinin ve ticari faaliyetlerini kârlı şekilde sürdürdüğünün önemli bir göstergesi olduğunu, buna rağmen mahkemece, tanık beyanlarının bu yönü göz ardı edilerek, yalnızca şekli değerlendirmeler ve yemin deliline dayanılarak davanın reddine karar verilmesi eksik inceleme ve hatalı değerlendirme niteliğinde olduğunu, sonuç olarak; tanık beyanları, davacının kar payı alacağı bulunduğunu destekler nitelikte olup, mahkemece bu beyanlara gereken hukuki değer verilmediğini, bu beyanlar, müvekkilin şirket nezdinde yalnızca görünürde değil, fiilen de ortak ve yetkili konumda bulunduğunu, ticari faaliyetlerin bizzat içerisinde yer aldığını ve kazanç elde edilen işlerin yürütülmesinde aktif rol aldığını açıkça ortaya koyduğunu , her ne kadar tanık, taraflar arasındaki sözleşmenin içeriği ve şirketin tüm işleyişine dair detaylı bilgiye sahip olmadığını beyan etmiş ise de; bizzat içinde bulunduğu ticari ilişkiler, yürüttüğü işler ve muhatap olarak doğrudan müvekkil ile çalışmış olması, müvekkilin ortaklık sıfatını ve ticari faaliyetlerdeki etkin rolünü doğrulayan önemli ve güçlü delil niteliğinde olduğunu, bu itibarla, tanık beyanlarının müvekkilin ortaklık ve kazanç ilişkisini destekleyen yönleri göz ardı edilerek hüküm kurulması, delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi anlamına geldiğini, özellikle tanığın, şirketin kurulduğu tarihten itibaren kârlı olduğunu ve zarar ettiğine dair hiçbir duyumunun bulunmadığını beyan etmesi karşısında, mahkemece şirketin zarar ettiği yönünde kabulde bulunulması, dosya kapsamı ile açıkça çeliştiğini, bu nedenle, tanık ...’nın beyanlarının bu yönleriyle dikkate alınmaması, delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi niteliğinde olup, verilen kararın kaldırılmasını gerektirdiğini, yemin beyanının gerçeğe aykırılığı ve çelişkili olması nedeniyle hükme esas alınamayacağına ilişkin olarak; mahkemece hükme esas alınan yemin beyanı, kendi içinde çelişkili olup somut olayın gerçekleriyle de örtüşmediğini, davalı şirket yetkilisi yemininde özetle; şirketin sürekli zarar ettiğini, herhangi bir kar elde edilmediğini, yapılan işler karşılığında taşınmaz edinilmediğini ve özellikle ... Mahallesi’nde bulunan yaklaşık 30.000.000 TL değerindeki düğün salonunun alınmadığını beyan ettiğini, ancak dosya kapsamı, tanık anlatımları ve somut olgular birlikte değerlendirildiğinde; söz konusu düğün salonunun fiilen şirket tarafından edinildiği, şirketin aktif şekilde inşaat faaliyetleri yürüttüğü ve ekonomik olarak canlı olduğu, yapılan işler karşılığında taşınmaz edinimlerinin bulunduğu açıkça anlaşıldığını, bu durumda, yemin beyanının maddi gerçek ile bağdaşmadığı ve gerçeğe aykırı olduğu ortada olduğunu, öte yandan, yemin eden şirket yetkilisinin şirketin mali yapısı, yapılan işler ve taraflar arasındaki kazanç ilişkisi hakkında doğrudan ve yeterli bilgiye sahip olmadığı da dosya kapsamından anlaşıldığını, bu haliyle, kapsamı bilinmeden ve somut vakıalara vakıf olunmadan edilen bir yeminin, hukuken geçerli ve hükme esas alınabilir bir delil olarak kabul edilmesi mümkün olmadığını, yemin beyanının hem kendi içinde (bir yandan aktif ve devam eden işler olduğunu kabul ederken diğer yandan sürekli zarar edildiğini iddia etmesi), hem de dosyadaki diğer delillerle açıkça çelişmesi karşısında, mahkemece bu beyana üstün delil değeri atfedilmesi hatalı olduğunu, sonuç olarak; gerçeğe aykırı, çelişkili ve bilgiye dayanmayan yemin beyanına dayanılarak davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, kararın kaldırılmasını gerektirdiğini, eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, mahkeme, davacının ileri sürdüğü projeler, taşınmaz devri iddiaları, üçüncü kişiler üzerine geçirilen mallar hakkında yeterli araştırma yapmamış, ilgili tapu ve banka kayıtları derinlemesine incelenmediğini, bu nedenle karar eksik incelemeye dayalı olduğunu, arz ve izah edilen ve resen değerlendirilecek sebeplerle fazlaya ilişkin talep, dava ve şikayet hakkı saklı kalmak kaydıyla; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 13/01/2026 tarihli kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmek üzere dosyanın yeniden görülmesine, bu mümkün görülmez ise eksik incelemelerin tamamlanması için dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde özetle ;Davacının istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dosya kapsamı, toplanan deliller ve yürürlükteki mevzuat karşısında hukuki dayanaktan yoksun olup, ilk derece mahkemesinin kararı usul ve yasaya uygun bulunduğunu, istinaf sebeplerine karşı beyanları arz olunduğunu, ispat yüküne ilişkin iddialar hukuka aykırı olduğunu, davacı istinaf başvuru dilekçesinde ispat yükünün hatalı değerlendirildiğini ileri sürmüş ise de bu iddia yerinde olmadığını, somut olayda davacı, müvekkil şirketten kar payı alacağı bulunduğunu ileri sürdüğünü, bu durumda şirketin kar elde ettiğini, dağıtılabilir kar bulunduğunu ve kar payı talebinde hukuki dayanak teşkil eden şartların oluştuğunu ispat yükü davacıya ait olduğunu, davacı, bu hususları ispata elverişli kesin ve inandırıcı deliller sunamadığını, iddialarını soyut beyanlar düzeyinde bıraktığını, ilk derece mahkemesinin bu yöndeki kabulü usul ve yasaya uygun olduğunu, bilirkişi raporları hükme esas alınmaya elverişli olduğunu, dosyada mevcut bilirkişi raporları ve ek rapor birlikte değerlendirildiğinde; 2020 yılı karının geçmiş yıl zararına mahsup edildiği, 2021 yılı net dönem karının sınırlı olduğu ve şirket bünyesinde kar dağıtımına ilişkin herhangi bir kayıt veya genel kurul kararı bulunmadığı açıkça tespit edildiğini, davacı, bilirkişi raporlarının aksini ispatlayacak nitelikte teknik, mali veya hukuki herhangi bir karşı delil sunmadığını, bu kapsamda, yalnızca “şirket kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı” yönündeki soyut iddiaların, usul hukuku bakımından hiçbir ispat değeri bulunmadığını, kar payı talebinin hukuki şartları oluşmadığını, somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde; Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ile, şirketin ilgili yıllarda geçmiş yıl zararlarını mahsup ettiği, 2021 yılı itibariyle elde edilen kârın son derece sınırlı olduğu, şirket bünyesinde dağıtılabilir nitelikte bir kâr oluşmadığı ve en önemlisi kâr dağıtımına ilişkin herhangi bir genel kurul kararı bulunmadığı açıkça tespit edildiğini, bu durumda, TTK m.608’de öngörülen şartlar somut olayda gerçekleşmediğinden, davacının kâr payı talep etmesi hukuken mümkün olmadığını, nitekim kanun koyucu, kârın varlığını tek başına yeterli görmemiş; ayrıca bunun dağıtılabilir nitelikte olması ve usulüne uygun şekilde dağıtım kararı alınmasını zorunlu kıldığını, somut olayda bu şartların hiçbiri mevcut olmadığını, öte yandan, maddenin devamında düzenlenen yedek akçeye ilişkin hükümler de dikkate alındığında; şirketin mali yapısının korunması ve geçmiş zararların telafisi amacıyla kârın dağıtılmayarak bünyede tutulmasının hukuken mümkün ve hatta gerekli olduğu açık olduğunu, sonuç olarak; davacının kâr payı talebi, hem kanuni düzenleme hem de dosya kapsamındaki somut veriler karşısında hukuki dayanaktan tamamen yoksun olduğunu, davacı tarafın, taraflar arasındaki ilişkiyi Türk Ticaret Kanunu hükümleri dışında “özel bir kazanç paylaşımı” olarak nitelendirme çabası ise yazılı delille ispatlanmamış olması ve şirketin hukuki ve mali yapısı ile bağdaşmaması nedeniyle dikkate alınamaz nitelikte olduğunu, taşınmaz ve malvarlığı devrine ilişkin iddialar ispatlanamadığını, somut olayda ise davacı taraf, hangi taşınmazın hangi tarihte, hangi bedelle ve kimin adına devredildiğini somutlaştırmamış, bu iddiaları destekleyen herhangi bir tapu kaydını dosyaya sunmamış, ayrıca banka hareketleri, ödeme kayıtları ya da başkaca mali verilerle iddialarını destekleyemediğini, bu haliyle ileri sürülen iddialar, salt varsayıma ve subjektif kanaate dayalı olup, ispat hukuku bakımından herhangi bir değer taşımadığını, nitekim davacı tarafın bu iddialarını ispatlayamaması üzerine, 30/09/2025 tarihli celsede taraflarına yemin teklif edildiğini, tarafınca da 13/01/2026 tarihli celsede usulüne uygun şekilde yemin edilerek söz konusu iddiaların gerçeği yansıtmadığı açıkça ortaya konulduğunu, bu durum da davacı tarafın iddialarını somut delillerle ispatlayamadığını açıkça teyit ettiğini, öte yandan, dosyada mevcut tapu kayıtları mahkemece celp edilerek incelenmiş olmasına rağmen, davacı iddialarını doğrulayan herhangi bir bulguya ulaşılamadığını, bu nedenle söz konusu iddiaların HMK anlamında “ispatlanmamış vakıa” olarak kabulü zorunlu olup, ilk derece mahkemesinin bu iddialara itibar etmemesi usul ve yasaya uygun olduğunu, tanık beyanlarının hukuki değeri sınırlı olduğunu , nitekim somut olayda da şirketin mali tabloları incelenmiş, vergi beyanları değerlendirilmiş ve bilirkişi raporları ile şirketin gerçek mali durumu ortaya konulduğunu, bu durumda, teknik inceleme sonucu elde edilen veriler karşısında, soyut ve genel nitelikteki tanık beyanlarının üstün tutulması hukuken mümkün olmadığını, mahkemenin, tanık beyanlarını bu çerçevede değerlendirerek hüküm kurması usul ve yasaya uygun olup, yerinde olduğunu, yemin delili usulüne uygun olarak ifa edildiğini, davacı taraf dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmış ve bu delilin ikamesini talep ettiğini, bu talep üzerine davalı şirket yetkilisi, mahkeme huzurunda usulüne uygun şekilde yemin etmiş olup, söz konusu yemin usul hukuku bakımından geçerli şekilde ikmal edildiğini, davacı tarafın istinaf aşamasında ileri sürdüğü, yeminin gerçeğe aykırı olduğu, çelişkili olduğu veya yeterli bilgiye dayanmadığı yönündeki iddialar, yemin delilinin hukuki niteliği karşısında herhangi bir sonuç doğurmaya elverişli olmadığını, davacı taraf, yemin deliline dayanmak suretiyle ispat faaliyetini bu delile bağlamış ve bu suretle ortaya çıkacak sonuca katlanmayı da kabul ettiğini, bu nedenle, sonradan yeminin içeriğine yönelik itirazların ileri sürülmesi usul hukuku ilkeleri ile bağdaşmadığını, yargılama eksik incelemeye dayanmadığını, davacı taraf her ne kadar yerel mahkeme kararının eksik incelemeye dayandığını ileri sürmüş ise de bu iddia dosya kapsamı ile açıkça çeliştiğini, zira yargılama süreci incelendiğinde, taraf teşkilinin usulüne uygun şekilde sağlandığı, taraflara iddia ve savunmalarını ileri sürme ve delillerini sunma imkânının tanındığı, taraf tanıklarının dinlendiği, uyuşmazlığın çözümü açısından gerekli görülen bilirkişi incelemesinin yaptırıldığı ve itirazlar doğrultusunda ek rapor alındığı, ayrıca ilgili tapu müdürlüklerinden kayıtların celp edilerek dosyaya kazandırıldığı ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek hükme esas alındığı açıkça görüldüğünü, açıklanan tüm nedenler birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafın istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların, dosya kapsamındaki somut deliller, bilirkişi raporları, yemin delili ve yürürlükteki mevzuat karşısında hukuki dayanaktan yoksun olduğu, ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu açık olup, istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiğini, arz ve izah edilen ve re’sen gözetilecek nedenlerle; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 13/01/2026 tarih, 2023/599 Esas – 2026/37 Karar sayılı ilamının onanmasına, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Dava, 26.04.2019 tarihli sözleşme gereği davacının kar payı istemine ilişkindir. Davacının dayandığı 26.04.2019 tarihli ortaklık sözleşmesi ile davalı şirketin kar etmesi halinde %15 karın davacıya, %85 karın dava dışı ...'e ait olduğunun belirlendiği, bu anlaşmayı davacının davalı şirket yetkilisi olarak ve dava dışı ...'in imzaladığı görülmüştür. Bilindiği üzere limited şirketlerde karın dağıtımına ilişkin esasların 6102 sayılı TTK'nın 608 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, TTK'nın 608. maddesi hükmüne göre, ortaklık sözleşmesinde aksine kural bulunmadıkça, ortakların, sermaye koyma borçlarını yerine getirdikleri oranda, yıllık bilançoda gösterilen net dönem kârından ve bunun için ayrılmış yedek akçelerden dağıtılabileceği, kâr payı dağıtımının ancak kanun ve şirket ana sözleşmesi uyarınca ayrılması gereken kanuni yedek akçelerle, şirket sözleşmesinde öngörülmüş yedek akçeler ayrıldığı takdirde karar verilebileceği, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmedikçe kâr payının esas sermaye payının itibari değerine oranla hesaplanacağı, bir sermaye ortaklığı sayılan limited ortaklıkta, çıkarılan ticari bilançoya göre saptanan kâr dağıtılabileceği, kârın dağıtılması için çıkarılması gereken ortaklık bilançosunun, TTK'nın 616. maddesi hükmüne göre, genel kurulun kararı ile kesinleşeceği, buna göre, kârın dağıtımına genel kurulun karar verebileceği, mahkemece, genel kurulun yerine geçilerek, kâr dağıtımına karar verilemeyeceği, kâr dağıtımına ilişkin kararları almak yetkisinin genel kurula ait olup, bu yetkinin başka bir organa devredilemeyeceği gibi genel kurulun, kâr dağıtımı için bir karar vermedikçe şirket ortağının dava açarak kendisine ait kârı isteyemeyeceği, bu kuralın buyurucu nitelikte olduğu, sözleşmeye aksine bir hüküm konulamayacağı açıktır. Açıklamalar ışığında somut olaya gelince, davacı kâr payı alacağı talep etmiş ise de, davalı limited şirketin genel kurulunca kâr payı dağıtımına yönelik herhangi bir karar alınmadığı gibi, davacının şirketin yüzde yüz tek ortağı olarak göründüğü, şirket kayıtlarının tarafınca tutulduğu ve şirketin 2019 yılında kar etmediğinin göründüğü, 2020 ve 2021 yıllarında ise karın çok düşük olduğu, davacının şirket ortaklığını devrettikten sonra bu davayı açtığı, davacının davalı şirketin genel kurul gündemine kâr payının dağıtılması yönünde herhangi bir çağrı veya başvurunun yapılmadığı veya yapıldığına ilişkin bilgi belgenin de dosyaya kazandırılmadığı anlaşılmaktadır. Bu hale göre limited şirketlerde şirketin kâr elde etmiş olması, kendiliğinden limited şirket ortağının kâr payı talep etme yetkisi vermeyecek olup, şirket ortaklarına kâr payı dağıtılabilmesi için öncelikle ortaklara kâr payı dağıtılması yönünde genel kurulca bir karar alınması gerekmektedir. Somut olayda ise, bu yönde alınmış herhangi bir genel kurul kararı bulunmadığı gibi davacının davasının ispat edemediği görülmekle davanın reddi yönündeki ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygundur. Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı tarafın yukarıda yazılı söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2023/599 Esas 2026/37 sayılı kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken maktu istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacıdan peşin olarak alındığından harçla ilgili yeniden karar verilmesine yer olmadığına, Davacı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına , İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına , Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde , 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi. 29/04/2026