6. Ceza Dairesi 2008/16322 E. , 2012/3162 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Müdafi, 5271 sayılı Yasanının 2/c maddesinde “Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat” olarak tanımlanmış,yine aynı Yasanın 149.maddesinin 1.fıkrası “Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir v…
**6. Ceza Dairesi 2008/16322 E. , 2012/3162 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Müdafi, 5271 sayılı Yasanının 2/c maddesinde “Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukat” olarak tanımlanmış,yine aynı Yasanın 149.maddesinin 1.fıkrası “Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir” düzenlemesini içermekte olup anılan maddede “soruşturma ve kovuşturma” denilerek hukuki yardımın muhakemenin tüm evresini kapsadığı belirtilmiştir. Ceza muhakemesinde müdafi,şüpheli veya sanığın yardımcısı olarak kabul edilmektedir. Nitekim, bunun sonucu olarak Tebligat Kanununun 11/1.maddesinde vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağı öngörülmüştür. Bilindiği üzere, 5271 sayılı Yasaya göre bir ceza davasında avukat ile şüpheli, sanık veya hükümlü arasında iki yöntemden birisi ile ilişki kurulur.Bunlardan birincisi; “koşulları oluştuğunda baroca Avukat atanması; ikincisi ise “şüpheli, sanık veya hükümlünün vekaletname ile bir Avukat tayin etmesidir. 5271 sayılı Yasada bu iki hal de müdafi olarak tanımlanmıştır. Ancak birinci halde görevlendirme,ikinci durumda ise sözleşmeden kaynaklanan bir ilişki sözkonusudur. Bu yönüyle iki kurum görevin başlaması, yürütülmesi, sona ermesi, yetkinin devri ve ücret konusunda farklılık arzeder. Somut olayda; sanıklar ... ve ...'e Balıkesir Barosu Başkanlığının bila tarihli yazısı uyarınca Av.... ...'ın zorunlu savunman olarak atandığı ve sanıkların sorgularının anılan avukat huzurunda 21.12.2006 günlü oturumda yapıldığı, Av.... ...'ın yasal ve geçerli bir mazeret göstermeksizin görevlendirilmesine ilişkin yazıya dayanarak Av.... ...'a yetki verdiği, bu avukatın sanıkların da hazır bulunduğu 9.1.2007 ve 6.2.2007 günlü oturumlara katıldığı,sanıkların bu Avukata karşı bir itirazlarının olmadığı, yargılama faaliyetlerinin bu iki avukat tarafından yürütülmekte iken, bu kere Av.... ...'ın herhangi bir neden göstermeden ve savunmanlık görevi ile örtüşmeyecek bir şekilde Av....'i görevlendirdiği, ancak sanıkların bu avukattan haberdar olmadıkları, bilindiği üzere müdafilik müessesesi kamu görevi olup vekaletle tayin edilen avukattan farklı statüye sahiptir. Tevkil ise, vekalet verenin özel iradesi ile vekil kıldığı kişiye verdiği bir yetkidir. Somut olayda, sanıklara atanan müdafiin yargılamanın bu aşamasında böyle bir yetki devrine hakkı yoktur. Bu durum zaten 2.3.2007 tarih ve 26450 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince müdafi ve vekillerin Görev- lendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 6/3.maddesinde “Baro tarafından müdafi veya vekil olarak atanan avukat, haklı mazereti halinde görevlendirilmesine ilişkin yazıya dayanarak başka bir avukata yetki verebilir” şeklinde açıkça gösterilmiştir. Hal böyle olunca; sanıkların bilgisi dışında davaya katılan Av....'den haberdar olmadıkları, mahkeme tarafından sanıklara bu konuda herhangi bir bildirim yapılmadığı, bu nedenle Av.... huzurunda verilen 27.2.2007 günlü kararın öncelikle sanıklar ve/veya sanıklar tarafından kabul edilen müdafiilerine tebliğ edilmesi gerektiği, bu bağlamda gerekçeli kararın tebliği üzerine hükmü temyiz eden sanığın yasal savunmanı Av.... ...'ın temyizi süresinde kabul edilerek yapılan incelemede; 5271 sayılı CMK'nun 232/2-c maddesine aykırı olarak gerekçeli karar başlığında suçun işlendiği yer ve zaman diliminin yazılmaması yerinde ilavesi mümkün görüldüğünden; tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık ... hakkında 5237 sayılı TCY'nın 58.maddesinin uygulanmaması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak, Sanıkların, TCY’nın 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmalarına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanıklar hakkında uygulanmamasına karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde uygulama yapılması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla CMUK’nun 322.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısım çıkarılarak yerine “Sanıkların, TCY’nın 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmalarına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanıklar hakkında uygulanmamasına” cümlesi yazılmak suretiyle, eleştiriler dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 20.2.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.