11. Hukuk Dairesi 2013/7549 E. , 2013/10957 K. MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/02/2013 tarih ve 2012/524 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm bel…
**11. Hukuk Dairesi 2013/7549 E. , 2013/10957 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/02/2013 tarih ve 2012/524 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin %10 hissedarı olduğunu ve davalı şirketin 18.05.2012 tarihinde yapılan genel kurul kararlarının iptali gerektiğini, genel kurulun davalı şirketin genel merkezinin bulunduğu yerde yapılmadığını, yönetim kurulu ve denetim kurulu ibrası işleminin usulsüz olduğunu, genel kurulda alınan sermaye arttırım kararının da pay sahiplerinin zarara uğratılması amaçlı olduğundan iptali gerektiğini, işletmenin devredilmesi, işletme ve işletmelerin devralınması yönündeki genel kurul kararının da davalı şirket tacir sıfatını kaybedeceğinden ve yeni bina alımı ile yönetim kurulu üyelerinin seçimi ana sözleşmeye aykırı olduğundan iptali gerektiğini, ileri sürerek yasaya, usule ve anasözleşmeye aykırı bir şekilde davalı şirket tarafından 18.05.2012 tarihinde yapılan olağan genel kurul kararların iptaline, dava sonuna kadar ilgili kararların yürütlmesinin tedbiren durdurulmasına, dava sonuna kadar şirket yönetiminin kayyuma devredilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, ön inceleme duruşma tutanağının 7 nolu ara kararında, dosya kapsamına ve davanın niteliğine göre davacı yanın Genel Kurul Kararlarının icrasının durdurulması ve şirket yönetimine kayyum atanmasına ilişkin tedbir isteminin reddine karar verilmiştir. İhtiyati tedbir talebinin reddi kararını davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, davalı A.Ş'nin genel kurul kararlarının iptali davası olup, davacı vekili, dava sonuna kadar ilgili kararların yürütülmesinin tedbiren durudurulması ve dava sonuna kadar şirket yönetiminin kayyuma devredilmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş, mahkemece ön inceleme duruşma tutanağının 7 nolu ara kararı ile tedbir talebinin reddine karar verilmiş, ancak bu karara ilişkin olarak ayrı bir gerekçeli karar yazılmamıştır. HMK’nun 391/3 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurma olanağı getirilmiştir. Ancak temyiz edilen bir kararın Yargıtay tarafından temyiz İncelemesinin yapılabilmesi için öncelikle kararın taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi ve süresi içerisinde temyiz edilmiş olması gerekmektedir. Bundan başka, ihtiyati tedbir kararının HMK’nun 391/2 maddesi uyarınca gerekçeli karar şeklinde yazılması gerekmekte olup, mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin müstakil bir gerekçeli karar yazılmadığına göre, bu durum HMK’nun 391/2’ye aykırıdır. 1982 Anayasası’nın 141. maddesine göre, tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerekmektedir. Temyiz edilen karar, bu hususları kapsamadığından, temyiz denetimi mümkün değildir. Bu durumda, mahkemece, 05/02/2013 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karar verilmesi üzerine, HMK'nın 391/2 maddesine uygun olarak, gerekçeli karar yazılmamış olduğundan kararın bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.05.2013 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI Bir dava içerisinde ihtiyati tedbir talebinde bulunulması halinde, bu istemin reddine dair kararlar “ara kararı” niteliğinde olup bu nitelikteki ara kararlarının eğer infazı söz konusu değilse gerekçeli karar formatında yazılmasına gerek yoktur. HMK’nın 391/2. maddesi ihtiyati tedbir talebinin kabulü haline, bir diğer söyleyişle infazı gereken ihtiyati tedbir kararlarına ilişkin olup ancak bu nitelikteki kararlarda bulunması zorunlu unsurlara işaret eden bir yasa maddesi niteliğindedir. Bu nedenle, ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararları bakımından da söz konusu yasa hükmünün geçerli olduğu kabul edilemeyeceği gibi HMK’nın 297. maddesindeki “hüküm” niteliğindeki kararlarda yer alması gereken unsurların bulunması gerektiğinden de söz edilemez.. Keza, HMK’nın Uygulama Yönetmeliği’nde de, bu nitelikteki kararlar bakımından, Daire çoğunluğunun aradığı nitelikte bir format öngörülmemiştir. Elbette ki, Anayasa’nın 141/3. maddesi uyarınca mahkemelerin verdiği her türlü kararın ve bu arada ihtiyati tedbir isteminin reddine ilişkin ara kararlarının da gerekçe taşıması gerekir. Yargıtay’ın müstakilen temyiz yolu açık bulunan ara kararı niteliğindeki ihtiyati tedbir isteminin reddine ilişkin kararlar üzerindeki temyiz incelemesinin de söz konusu ara kararında da yer alması gereken işbu “gerekçe” üzerinden gerçekleştirilmesi gerekli ve yeterlidir. Öte yandan, somut dava bakımından, temyize konu edilen söz konusu ara kararı taraf vekillerinin yüzüne karşı tefhim ve tevdi edilmiş bulunmakla, Tebligat Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca tebliğ işleminin de gerçekleştirilmiş olduğu ortadadır. Tüm bu yasal, gerektirici ve mantiki nedenler karşısında, Dairemiz çoğunluğunun bozma gerekçesine katılmayı olanaklı görmüyorum. Ancak, mahkemece verilen ihtiyati tedbir isteminin reddine dair ara kararının Anayasa’nın 141. maddesine uygun bir gerekçe taşımadığı, mahkemece “dosya kapsamına ve davanın niteliğine göre” şeklinde belirtilmiş istemin reddine dair nedenlerin yasanın aradığı anlamda yeterli, doyurucu ve geçerli bir gerekçe olarak kabulünün mümkün olmadığı kanısında olduğumdan, istemin reddine dair kararın bu nedenle bozulması görüşündeyim.