T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/533 Esas KARAR NO : 2025/2063 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/857 Esas- 2022/1057 Karar TARİH: 10/11/2022 DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 08/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/533 Esas KARAR NO : 2025/2063 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/857 Esas- 2022/1057 Karar TARİH: 10/11/2022 DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 08/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, dava dışı ... Plastik San. Ve Tic. A.Ş.’nin ortağı olduğunu, anılan şirketin, davacının babası olan ... ... ile babasının bir kısım akraba ve arkadaşları tarafından 1980’li yılların başlarında kurulduğunu ve bir aile şirketi olduğunu, davacının babası 01.11.2020 tarihinde vefat ettiğinden ona ait %17’lik payın %3,1875’lik kısmının miras olarak davacıya intikal ettiğini, şirket yönetiminin de, Bakırköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.11.2020 tarih, 2020/1613-1543 sayılı mirasçılık belgesine istinaden, davacı müvekkilini 06.01.2021 tarihli bir kararla pay defterine ‘ortak’ olarak kaydetme kararı verdiğini, davalının ise, dava dışı anonim şirkette kuruluştan sonra hisse alarak ortak olduğunu, 29.12.2011 tarihinden itibaren de bugüne kadar 10 yıl boyunca aralıksız olarak ‘yönetim kurulu başkanlığı’ yaptığını ve halen de hem ortak hem de yönetim kurulu başkanı olduğunu, davalının, aynı zamanda davacının amcası olduğunu, davacı müvekkilinin, babası hayattayken aile geleneklerine de uygun olarak şirketle ilgilenmediğini ancak babasının ölümü üzerine kendisi de pay sahibi haline gelince araştırma yapma lüzumu duyduğunu ve sonuçta davalı yönetim kurulu başkanının genel kurulca alınmış bir karar olmamasına ve hatta bazı yıllarda genel kurulca açıkça yasaklanmış olmasına rağmen, 2012 yılından itibaren şirketten ‘huzur hakkı’ adı altında muhtelif aralıklarla bugüne kadar yüksek miktarlarda paralar aldığının tespit edildiğini, esas sözleşmenin ilgili hükümleri ve yasal düzenlemeler bir arada değerlendirildiğinde; davalı yönetim kurulu başkanının genel kurul kararı olmaksızın 014 kodu ile beyan ederek ‘huzur hakkı’ adı altında 2012’den itibaren bugüne kadar şirketten çok miktarda para çektiği ve şirketi ciddi oranda zarara uğrattığının açık ve sabit olduğunu, davalının bu eylemi aynı zamanda ‘güveni kötüye kullanma’ (TCK, m. 155/2) suçuna vücut verdiğinden yahut en hafif haliyle haksız fiil niteliğinde olduğundan, aldığı paraları ve şirkete stopaj yoluyla ödettiği vergileri, tahsilat tarihlerinden itibaren avans faiziyle birlikte şirkete iade etmesi gerektiğini beyanla davanın belirsiz alacak davası olarak kabulüne; fazlaya ve davalının başka eylemlerine ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava dışı ... Plastik San. Ve Tic. A.Ş.’ne ait hesaplardan kendi hesaplarına 2012 yılından itibaren 014 kodu (huzur hakkı) ile aktardığı paralar ile stopaj yoluyla ödettiği vergiler dolayısıyla şirketin uğradığı zarara karşılık; tazminat miktarı tahkikatla tam ve kesin olarak belirlendiği anda artırılmak üzere şimdilik 100.000,00 TL’yi zarara sebebiyet veren her bir eylemin (tahsilatların) vukuu tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte anılan dava dışı şirkete ödemeye mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı ... Plastik San. Ve Tic. A.Ş.'nin ortağı aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olduğunu, şirket Genel Kurulunca 2004-2005-2006-2008-2009-2010 ve 2011 yıllarında yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmemesi yönünde karar verildiğini, müvekkilinin bu yıllarda şirketten herhangi bir ödeme almadığını, 06/11/2012 tarihinde ... Plastik San. Ve Tic. A.Ş. nin olağanüstü genel kurulunun yapıldığını ve genel kurulda 4. gündem maddesi olarak görüşülen şirkete bir genel müdür seçilmesi ve genel müdürü ücret ödenmesi, buna ek olarak genel müdüre net satışlar’dan % 3 prim ödenmesinin oylamaya sunulduğunu ve genel müdürün oybirliği ile prim ve ücret ödenmesinin ise oy çokluğu ile kabul edildiğini, 2012 yılında alınan karardan sonra müvekkilinin şirketten ödeme almaya başladığını ve 15/03/2018 tarihinde tekrardan olağanüstü genel kurul toplantısı yapıldığını ve toplantının 7. numaralı gündem maddesi olarak görüşülen; 06/12/2012 tarihli genel kurulda alınan kararlardan 4. maddenin tekrardan müzakere edildiğini ve oylama ile genel müdüre maaş ve net satışlardan % 3 prim ödenmesinin oy çokluğu ile kabul edildiğini, müvekkilinin, 2012 tarihinden önce şirketten hiçbir ödeme almadığını, almış olduğu ödemeleri tamamen genel kurul kararlarına istinaden aldığını fazladan başkaca hiçbir ödeme almadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 10/11/2022 tarih 2021/857 Esas- 2022/1057 Karar sayılı kararında;"....Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, celp edilen bilgi ve belgeler, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına binaen; davacının temel iddiası, davalının yönetim kurulu başkanı sıfatıyla 2012 yılından beri, huzur hakkı adı altında, haksız olarak ücretler tahsil etmek suretiyle şirketi zarara uğratmış olduğu yönündedir. Genel kurulun devredilemez yetkileri arasında “yönetim kurulu üyelerinin… ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi” de yer almaktadır (TTK. m. 408/2-b). Dolayısıyla yönetim kurulu başkan ve üyeleri ancak genel kurul kararıyla ücret, huzur hakkı veya prim gibi mali hakları alabilirler. Dava konusu şirketin 06/11/2012 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantı tutanağıincelendiğinde, toplantı gündeminin 4. maddesinde “Şirkete bir Genel Müdür seçilmesi ve genel müdüre ücret ödenmesi buna ek olarak genel müdüre net satışlardan %3 prim ödenmesinin oylamaya sunulduğu genel müdür kararının oybirliği ve genel müdüre prim ve ücret ödemesinin ise oy çokluğu ile kabul edildi” şeklinde karar alındığı ve bu karar uyarınca dava dışı şirket tarafından Davalı ...’a 19.12.2012 tarihinden 24.08.2021 tarihine kadar Huzur Hakkı ve Maaş olarak ödemeler yapıldığı, bu ödemelere ait tahakkukların Muhtasar beyanname ile beyan edildiği, davalıya dava konusu şirketin genel kurul kararı uyarınca, ücret ve prim ödendiği, tahsil edilen ücret ve primlerde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığı, her ne kadar alınan genel kurul kararında davalıya verilmesi gereken ücretin miktarı açıkça kararlaştırılmamış olsa dahi, mali bilirkişi tarafından yapılan tespitlerde, davalıya takdir edilen primin miktarı, şirketin sürekli kar elde eden bir şirket olması ile yine şirketin işlem hacmi ve cirosu dikkate alındığında, davalıya ödenen ücretin makul bir ücret olduğu, davalının tahsil etmiş olduğu ücretlere uzun süreden beri herhangi bir itirazda bulunulmadığı, ücretlerin usulüne uygun olarak ticari defterlere de işlendiği, TTK. m. 560 hükmü uyarınca yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ancak son iki yıl ve istisnai olarak da beş yıllık süre ile sınırlı olarak gidilebileceği hususları da dikkate alındığında, davacının iddiasının yerinde olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin ‘genel müdür’ seçimine ve genel müdüre ücret ve prim ödenmesine ilişkin olan 06.11.2012 tarihli olağanüstü genel kurul kararını, yönetim kurulu üyelerinin mali haklarıyla ilgiliymiş gibi değerlendirmesinin; şirket kayıtlarını görmezden gelmesinin; ayrıca söz konusu kararın batıl olduğu yönündeki itirazlarını hiç tartışmamasının; kabule göre ise, arabuluculuk görüşmesine katılmayan davalı lehine vekâlet ücretine hükmetmesinin son derece hatalı, yanlış ve haksız olduğunu, kararın kaldırılması gerektiğini; 06.11.2012 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında; o sırada zaten yönetim kurulu başkanı olan davalının aynı zamanda genel müdür seçilmesine ve genel müdürün geriye doğru 01.01.2012 tarihinden geçerli olmak üzere aylık net 5.000,00 TL maaş ile yıllık net satışlardan %3 pay almasına karar verilmiş ise de, karardan da anlaşılacağı üzere, söz konusu ücret ve primin, yönetim kurulu üyelerine değil, genel müdüre ilişkin olduğunu, nitekim söz konusu toplantıdan 5 buçuk ay sonra, 22.04.2013 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında, aynı döneme (2012 yılına) ilişkin olarak, “yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmemesine” şeklinde (6 no.lu) karar alındığını, demek ki 06.11.2012 tarihli söz konusu kararın, genel müdür ücretiyle ilgili bir karar olduğunu, olayda yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkı, ücret veya prim alabilecekleri yönünde hiçbir genel kurul kararı olmadığını; Kabulün aksine, çekilen paraların 06.11.2012 tarihli söz konusu karara dayandığının ispatlanmadığını, şirket kayıtlarının tersini söylediğini, gerçekten de, hükme esas alınan rapora göre, dava dışı şirketin defter, belge, muhtasar ve SGK dosyalarında, davalının genel müdür sıfatına bağlı olarak para çektiğine ilişkin hiçbir kayıt bulunamadığını, davalının çektiği paraların, şirket kayıtlarında ‘yönetim kurulu üyeliğine bağlı huzur hakkı ve ücret olarak’ (014 kodu) beyan edildiğini, şirket kayıtlarının davalı yönetim kurulu başkanının talimatı ve gözetimi altında düzenlendiği ve öncelikle davalıyı bağladığı ihtilafsız olduğuna göre, çekilen paraların genel müdüre prim ve ücret ödenmesine ilişkin 06.11.2012 tarihli söz konusu karara dayandığının söylenemeyeceğini, şu halde, mahkemenin hem 06.11.2012 tarihli olağanüstü genel kurul kararını yanlış yorumladığını (genel müdüre ücret ve prim ödenmesine ilişkin kararı, yönetim kurulu üyelerinin mali haklarıyla ilgiliymiş gibi değerlendirdiğini) hem de davalının çektiği paraların şirket kayıtlarındaki beyan şeklini görmezden geldiğini, kararın yanlış ve mesnetsiz olduğunun açık olduğunu;Öte yandan, bir an için şirket kayıtları dikkate alınmasa ve çekilen paraların genel müdür maaşı ve primi olduğu varsayılsa dahi 06.11.2012 tarihli söz konusu genel kurul kararı birçok sebeple batıl olduğundan, hükme esas alınamayacağını, yönetim kurulu başkanı olan bir kimsenin sahip olduğu tüm yetkileri muhafaza etmek suretiyle aynı zamanda ‘genel müdür’ seçilmesinin -sermaye piyasası, sigortacılık ve bankacılık mevzuatı gibi kanundan kaynaklanan özel istisnalar dışında- absürt, faydasız, gereksiz, hukuki sonuç doğurmayan bir işlem olduğunu ancak olayda bundan daha mühiminin, bu seçimin yetkisiz bir organ tarafından yapılmış olması olduğunu, bilindiği gibi, müdür atama yetkisinin, 6102 sayılı TTK, m. 375/1-d bendinde yönetim kuruluna ait devredilemez bir görev ve yetki olarak düzenlendiğini, buna göre genel kurulun ‘genel müdür’ seçmesinin her şeyden önce açık bir yetki gaspı olduğunu, olayda genel kurul tarafından genel müdür seçildiğini, bu kararın öncelikle yetki gaspı sebebiyle yoklukla malul olduğunun son derece açık olduğunu;Davalının genel müdür seçilmesine ilişkin karar, yetki gaspı sebebiyle batıl olduğundan, genel müdüre ücret ve pirim ödenmesi yönündeki kararın davalı yönetim kurulu başkanını ilgilendirmeyeceğinin izahtan vareste olduğunu, bir yöneticiye “net satışlardan %3 pay” verilmesi demek; şirket kâr da etse, zarar da etse pay verilmesi demek olduğundan, o kadar ki, satılan ürünün alım maliyeti bile düşülmediğinden, böyle bir kararın, pay sahiplerinin kâra katılma hakları ile sermayenin korunması ilkesi açısından mutlak surette batıl olduğunu, burada şirketin sonradan kâr etmiş olup olmamasının önemi olmadığını, önemli olanın, alınan kararın soyut olarak yasadaki butlan sebepleriyle malul olup olmadığı hususu olduğunu;Bilindiği gibi, kârla bilanço arasında zorunlu bir ilişki olduğunu, TTK, m. 507/1’de, her pay sahibinin kâra katılma hakkı olduğu; 508/2’de, yıllık kârın yıllık bilançoya göre belirleneceği; 509/2’de, kâr payının ancak net dönem karından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabileceği; 511’de ise; genel müdür şöyle dursun, yönetim kurulu üyelerine bile net satıştan değil, ancak net kârdan -o da kanuni yedek akçe ayrıldıktan ve yüzde beş kâr dağıtımı yapıldıktan sonra kalan miktar üzerinden- prim verilebileceğinin düzenlendiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun genel gerekçesinde, sermayenin korunması ilkesi ile bilanço arasında sıkı bir bağ olduğu ve kâr dağıtımının sermayenin korunması ilkesi çerçevesinde yapılması gerektiğinin açıkça ifade edildiğini;Bütün bu hükümler bir arada değerlendirildiğinde; “genel müdürün yıllık net satışlardan %3 pay almasına” şeklindeki kararın bilançonun giderler hanesini ilgilendirdiği, kararlaştırılan payın son derece yüksek ve zarar halinde bile istenebilecek bir pay olduğu, kaldı ki şirket kâr etse bile bu kadar yüksek bir giderin net dönem kârını da kanuni yedek akçeyi de azaltacağı, bu durumun ise, hem pay sahiplerinin kâra katılma hakkını hem de sermayenin korunması ilkesini ihlal eder nitelikte olduğunun açıkça anlaşıldığını;Bilindiği gibi, TTK, m. 447’de; pay sahibinin kanundan kaynaklanan haklarını sınırlandıran kararlar ile anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan genel kurul kararlarının batıl kararlar olarak belirtildiğini, buna göre, ayrı ayrı ele alındığında; dava dışı şirketin 06.11.2012 tarihinde gerçekleşen olağanüstü genel kurul toplantısında aldığı 4 no.lu kararın, “davalının genel müdür seçilmesine” ilişkin kısmı, yetki gaspı niteliğinde ve anonim şirketin temel yapısına uymayan bir karar olduğu için; “genel müdürün yıllık net satışlardan %3 pay almasına” ilişkin kısmı ise pay sahiplerinin kâra katılma hakları ile sermayenin korunması ilkesi açısından mutlak surette batıl olduğunu, kaldı ki, olayda bu iki karar ilişkili olup; genel müdür seçimi batıl olduğundan, genel müdüre ücret ve pirim ödenmesi kararının davalı yönetim kurulu başkanını ilgilendirmeyeceğinin açık olduğunu; Davanın dürüstlük kuralı açısından sorunsuz olduğunu, dosya incelendiğinde, davacının murisi olan ... ...’un, söz konusu olağan üstü genel kurul kararına karşı gerek o toplantıda gerekse konuyu bizzat gündeme getirdiği sonraki toplantılarda istikrarlı ve ısrarlı bir şekilde muhalefet ettiği; davacı müvekkilinin de onun izinden giderek miras hisseleri kendisine intikal eder etmez huzurdaki davayı açtığının görüldüğünü;Öte yandan bilindiği gibi geçersiz genel kurul kararlarının aradan bir süre geçmekle geçerli hale gelmesi söz konusu olmadığından, butlanı ileri sürmenin herhangi bir süreye tabi olmadığını, geçersizlik dava yoluyla öne sürülebileceği gibi itiraz olarak da öne sürülebileceğinden Mahkemece resen nazara alındığını, bu konuda öğretide ve yargısal uygulamada tereddüt olmadığını, aynı şekilde, ibra kararlarının da butlan müeyyidesinden muaf olmadığını, yukarıda sayılan ilkelere aykırı ibra kararlarının da batıl olduğunu;Olayda yönetim kurulu üyelerinin ücret veya prim alabilecekleri yönünde genel kurul kararı olmadığını, mahkemenin zaten yönetim kurulu başkanı olan davalının aynı zamanda genel müdür seçilmesine ve genel müdüre prim ve ücret ödenmesine ilişkin 06.11.2012 tarihli olağanüstü genel kurul kararını, yönetim kurulu üyelerinin mali haklarıyla ilgiliymiş gibi değerlendirmesi, davalının çektiği paraların şirket kayıtlarındaki beyan şeklini görmezden gelmesi ve son tahlilde ise söz konusu genel kurul kararının batıl olup olmadığını itirazlara rağmen tartışmamasının son derece yanlış olduğunu, kararın mesnetsiz ve haksız olduğunu;Kabule göre de; olayda arabuluculuk toplantısına mazeretsiz olarak katılmamış olan davalının 6325 sayılı Yasanın 18/A-11 maddesi gereğince yargılama giderlerinin tamamından sorumlu tutulması ve lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekirken, davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi ve arabuluculuk ücreti dâhil yargılama giderlerinin davacıya yüklenmesinin de hatalı olduğunu beyanla Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.11.2022 tarih, E: 2021/857, K: 2022/1057 sayılı kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, TTK'nın 553. maddesi uyarınca anonim şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı tazminat talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalının, 2011 yılından bu yana dava dışı ... Plastik San. Ve Tic. A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı olduğunu, 2012 yılından itibaren dava dışı şirketten, genel kurul kararı ile yasaklanmış olmasına rağmen huzur hakkı adı altında yüksek miktarlarda paralar aldığını, bu şekilde şirketi zarara uğrattığını beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000 TL tazminatın davalıdan tahsili ile dava dışı şirkete ödenmesini talep etmiş, davalı taraf, 2012 yılında yapılan olağanüstü genel kurulda dava dışı şirkete genel müdür seçilmesine ve genel müdüre ücret ile ek olarak net satışlar üzerinden %3 oranında prim ödenmesine karar verildiğini, aynı kararın 2018 yılında da alındığını, dava dışı şirketten aldığı paraların maaş ve prim ödemesi olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; 2012 yılında yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında ücret ve prim ödenmesine karar verilenin yönetim kurulu üyeleri değil, genel müdür olduğu, davalının huzur hakkı adı altında para aldığı ancak şirket tarafından yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesine dair bir karar alınmadığı, bu nedenle davalının aldığı paraların 2012 yılında alınan karara dayandığının söylenemeyeceği, aksi halde ise anonim şirketlerde genel müdür seçimine gidilemeyeceği, gidilmesi halinde ise bu yetkinin genel kurula değil yönetim kuruluna ait olduğu, dolayısıyla davalının genel müdür seçilmesine dair genel kurul kararının yetki gaspı nedeniyle batıl olduğu, genel müdüre net satışlar üzerinden %3 oranında prim ödenmesine yönelik genel kurul kararının ise sermayenin korunması ilkesi ile ortakların kara katılma haklarını zedelediğinden batıl olduğu, davalının arabuluculuk görüşmelerine mazeretsiz şekilde katılmamış olması nedeniyle lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceğine ilişkindir. TTK'nın 553. maddesi uyarınca; kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete, hem pay sahiplerine, hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zararlardan sorumludurlar. 555. maddesi uyarınca pay sahipleri şirketin uğradığı zararın tazminini şirkete ödenmek üzere isteyebilirler.Somut olayda; dava dışı ... Plastik San. ve Tic. A.Ş.'nin 06/11/2012 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısının 4 nolu kararı ile davalının oybirliği ile şirket genel müdürü olarak seçildiği, aynı toplantıda genel müdüre aylık net 5.000 TL ücret ödenmesine oy birliği ile, yıllık net satışlar üzerinden %3 oranında prim ödenmesine ise oy çokluğu ile karar verildiği, 15/03/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında da aynı yönde karar alındığı, eldeki dava tarihi itibariyle bu kararların iptali ya da butlan sebebiyle geçersizliği iddiası ile açılmış bir dava ve verilmiş bir karar olmadığı, eldeki davanın yöneticinin, dava tarihi itibariyle kusurlu eylemleri ile dava dışı şirkete zarar vermiş olduğu iddiası ile açıldığı, davalının iddia edilen kusurlu eylemleri ile şirketin zarara uğramış olması şartlarının dava tarihi itibariyle gerçekleşmiş olması gerektiği, aynı dava içerisinde davalının genel müdür seçilmesi ve kendisine ücret ile prim ödenmesine dair alınmış genel kurul kararlarının geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği, bu iddia ve taleplerin ayrı bir davanın konusu olduğu, davalının, dava tarihi itibariyle 2012 yılından bu yana dava dışı şirketin genel müdürü olduğu ve genel kurul kararı uyarınca kendisine ücret ile prim ödenmesi gerektiği, Mahkemece dava dışı şirketin ticari defterleri ile muhtasar beyannameleri üzerinde inceleme yapılmak suretiyle alınan bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere, davalıya 2012 ila 2021 yılları arasında şirketin net satışları üzerinden %3 oranında prim ödendiği, fazla bir ödeme yapılmadığı, yapılan ödemelerin genel kurul kararına uygun olduğu, yine 2012 ila 2015 yılları arasında yapılan ücret ödemelerinin beyannamede diğer ücretler kodu ile beyan edildiği, 2015 ila 2021 yılları arasındaki ödemeler huzur hakkı ödemesi olarak beyan edilmiş ise de, esasen ücret ödemesi olduğu, dolayısıyla davalının, yönetim kurulu başkanı olarak yasaklanmış veya bu yönde bir karar alınmamış olmasına rağmen dava dışı şirketten huzur hakkı olarak para tahsil etmediği, şirketi herhangi bir zarara uğratmadığı, davacının iddia ve taleplerinin haksız, Mahkemece verilen kararın ise isabetli olduğu anlaşılmıştır.Mahkeme karar tarihinde yürürlükte bulunan 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesinin 11. fıkrasına göre tarafların geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda, toplantıya katılmayan taraf son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez. Dosyada mübrez arabuluculuk son tutanağına göre, davalıya ilk toplantı gün ve saatinin tebligat ve sms ile bildirildiği, buna rağmen davalının toplantıya mazeret bildirmeksizin katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona erdiği, bu sebeple Mahkemece, 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesinin 11. fıkrası dikkate alınmaksızın davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsiz olmuş, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi haklı bulunmuştur.Sonuç olarak davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/11/2022 tarihli, 2021/857 Esas 2022/1057 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 2-Davanın REDDİNE, İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar harcı davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, fazla yatırılan 1.092,35 TL harcın talep halinde davacı tarafa iadesine,4-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde dava açılırken yatırılan 615,40 TL peşin harç, 59,30 TL başvurma harcı olmak üzere; toplam 674,70 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davacı tarafından sarf edildiği anlaşılan 550,00 TL tebligat/posta gideri ve 2.700,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam; 3.250,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,7-6325 sayılı Kanunun 18/A maddesinin 11. fıkrası uyarınca davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,8-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,9-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN: 10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 11-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 129,00 TL dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gidiş- dönüş gideri olmak üzere; toplam 621,00 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 12-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.