11. Hukuk Dairesi 2013/7060 E. , 2013/21485 K. MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27.12.2012 tarih ve 201/501-2012/352 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları v…
**11. Hukuk Dairesi 2013/7060 E. , 2013/21485 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27.12.2012 tarih ve 201/501-2012/352 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin 1999 yılında davalı şirkete 2000 hisse ile paydaş olduğunu, eski eşi hakim ortak konumunda olduğundan kanunen ortak sayısını sağlamak için şirkete ortak gösterilmesi nedeniyle şirket işleriyle ilgilenmediğini, ancak şirketin vergi dairesine olan borcu nedeniyle müvekkiline şirket yetkilisi olarak ödeme emri tebliğ edildiğini, müvekkilinin genel kurul toplantılarına davet edilmeksizin imzası taklit edilmek suretiyle toplantılara katılmış gibi gösterildiğini, kendisinin haberi ve rızası olmaksızın 18.7.2000 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini, 19.6.2001 tarihli toplantıda üyeliğinin devam ettiğini, 29.7.2002 tarihli toplantıda da hazır gösterildiğini, 31.7.2003 tarihli toplantıda yine yönetim kurulu üyeliğine 3 yıl süre ile seçildiğini ve bu belgelerdeki imzaların sahte olduğunu tespit ettiğini ileri sürerek, müvekkilinin, davalı şirket yönetim kurulu üyeliğinin ilk seçim tarihi olan 18.7.2000 tarihinden itibaren hükümsüz olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davacının iptal mi, butlan mı istediği hususunun açık olmadığı, aradan yıllar geçtikten ve şirket ortağı olan eşinden boşandıktan sonra vergi borçlarından kurtulmak için seçim kararı ile ilgili hükümsüzlük talep ettiği, kararın alınmasında davacının oyu geçersiz olsa da kararın oy çokluğu ile geçerli olduğu, zira toplam hissenin 200.000 olup, davacının hissesinin bunun sadece 2.000'i olduğu, davacının evli iken durumdan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, her ne kadar imzalar davacıya ait olmasa da oy çokluğuyla verilen kararların geçerli olduğu, davacı sahtecilik iddiasında bulunmuş ise de, bu konuda savcılığa aradan yıllar geçmesine rağmen bir şikayette bulunmadığı, vergi borcu ortaya çıkınca bu iddiaları ileri sürdüğü, Genel Kurul toplantılarında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı komiserinin hazır bulunduğu, genellikle aile şirketlerinde eşlerin birbirlerinin yerine imza attığı, hukuka aykırı olan bu uygulamaların ancak boşanma halinde ve diğer eşin şikayeti durumunda ortaya çıktığı, muhtemelen somut olayda da bu şekilde bir durumun söz konusu olabileceği, davacının şirket toplantılarının yapıldığı dönemlerde ses çıkarmayıp sonradan vergi borcu çıkınca yönetim kurulu üyeliğinin ilk seçim tarihinden itibaren hükümsüz olduğunun tespitini istemesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Davacı taraf, davalı şirketin yönetim kuruluna seçilmesine ilişkin kararın sahte olduğunu, seçildiği genel kurul hazirun cetvelindeki imzaların kendisine ait olmadığını ve kendisinin bu durumdan hiçbir şekilde haberdar bulunmadığını ileri sürerek işbu davayı açmış ve gerçekten de hazirun cetvelindeki imzaların davacıya ait olmadığı sabit olmuştur. Mahkemece söz konusu imzaların sahteliği saptandığına göre davanın kabulüne karar verilmek gerekirken, sadece davacının şirketin diğer yönetim kurulu üyesi olan kişinin eşi olmasının bu durumun bilindiği sonucunu doğuracağından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Kaldı ki, aynı şekilde dava dışı başka bir şirkete açılan davada da davacının talebi kabul edilmiş olup, bu karar da kesinleşmiştir. Bu durumda mahkemece, bu gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.