T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1239 Esas KARAR NO: 2026/566 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO: 2021/386 Esas - 2023/265 Karar TARİHİ: 16/03/2023 DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Tazminat) KARAR TARİHİ: 26/03/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan incel…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1239 Esas KARAR NO: 2026/566 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO: 2021/386 Esas - 2023/265 Karar TARİHİ: 16/03/2023 DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Tazminat) KARAR TARİHİ: 26/03/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... İli ...l İlçesi ... Mahalle ... pafta numaralı,..... Ada, ... Parsel üzerinde kain ...... arsa paylı ....... niteliğindeki taşınmazı satın alabilmek için gerekli kredi ilişkisinin tesisi amacıyla 26/01/2017 tarihinde Davalı ......... Bankası ........ Şubesi Müdürlüğüne müracaat ettiğini, müracaat üzerine, Davalı Bankanın taşınmaz için yeni bir ekspertiz raporu tanzim ettirmeksizin, uhdesinde mevcut, ...... A.Ş. Tarafından tanzim edilmiş olan .../01/2016 tarihli ekspertiz raporunu esas alarak müvekkile toplam 7.000.000,00 TL kredi tahsis ettiğini, tahsis edilen kredi neticesinde müvekkilinin davalı Bankaya 10.720.502,00 TL ödeme borcu altına girdiğini, kredi ilişkisinde esas alınan ......... A.Ş. Tarafından tanzim edilmiş olan 14/01/2016 tarihli ekspertiz raporunda taşınmazın değerinin 12.000.000,00 TL olarak tespit edildiğini, Davalı Banka tarafından bu rapor esas alınarak kullandırılan kredi neticesinde taşınmazın müvekkili tarafından Eski Malik ......A.Ş.'den 25/01/2017 tarihinde, 11.500.000,00 TL bedelle satın alındığını ve taşınmaz üzerine Davalı Banka lehine 1. Dereceden ipotek tesis edildiğini, kredi kullandırım sürecinde söz konusu taşınmazla ilgili Davalı Banka uhdesinde mevcut 23/01/2013 tarihli Ekspertiz Raporunun da müvekkili ile paylaşıldığını, bu raporda da taşınmazın değerinin 13.000.000,00 TL olarak tespit edildiği, müteakip süreçte Müvekkilinin borcun bir kısmını Davalı Bankaya ifa ettiğini, bir müddet sonra ekonomik durumunun bozulması neticesinde ödeme güçlüğüne düştüğünü, bunun üzerine Davalı Banka tarafından, ....İcra Müd. ...... E. Dosyasından İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takibe başlandığını, İst. ....İcra Müd. ...... Talimat sayılı dosyasından Kıymet Takdir Raporu düzenlendiğini, düzenlenen Kıymet Takdir Raporunda taşınmazın değerinin 750,000.00 TL olarak tespit edildiğini, davalı ... A.Ş. Tarafından düzenlenen değerleme raporunda, taşınmazın değerinin kıymet takdir raporunda tespit edilen değerin tam 16 katı olarak belirlendiğini, raporlar arasındaki fahiş fark neticesinde, .....Banka tarafından 2021 yılı içerisinde 2 farklı Rapor daha düzenlettirildiği, taşınmazın değerinin takriben 5-6 Milyon TL bandında tespit edildiği bilgisine haricen ulaşıldığını, taşınmaza ilişkin 2021 tarihli değerleme raporlarının mahkemece davalı bankadan celbini talep ettiklerini, Davalı Banka tarafından kredi kullandırımına esas kabul edilen 2016 tarihli Ekspertiz Raporu ile 2021 tarihinde tanzim ettirilen Ekspertiz raporlarında tespit olunan taşınmaz değerleri arasında fahiş fark mevcut olduğu, müvekkilinin taşınmazın değerinin bu denli düşük olduğundan İcra Müdürlüğü tarafından düzenlenen Kıymet Takdir Raporunun 26/08/2020 tarihinde kendisine tebliğ edilmesi neticesinde haberdar olduğunu, davalı banka tarafından tanzim ettirilen 2021 tarihli Güncel Ekspertiz Raporlarının da bu durumu teyit ettiğini, Davalı Banka tarafından kredi kullandırımına esas kabul edilen 2013 ve 2016 tarihli hatalı ve gerçeğe aykırı Eksperiz Raporları mucibince Müvekkilinin taşınmazın değeri hususunda esaslı bir şekilde yanıltılmış/aldatılmış olduğunu, 11,5 Milyon TL'ye satın aldığı taşınmaz için, halihazırda 5-6 Milyon TL olarak öngörülen gerçek değerinin oldukça üzerinde kredi kullanmak durumunda kalarak, orantısız bir borç ilişkisi içerisine girdiğini, Bu durumun borçlarının ikamesinde müvekkili ifa güçlüğüne düşürerek mütemerrit olmasına sebebiyet verdiğini ve iflasın eşiğine getirdiğini, yaşadığı ekonomik güçlükler sebebiyle ticari ilişkilerinin bulunduğu Muhatapları nezdinde oldukça zor bir duruma düşen Müvekkilnin, çözüm ortaklarını kaybettiği ve manevi yönden de bir buhrana sürüklendiğini, bu dava neticesinde irade sakatlığı sebebiyle Kredi Sözleşmesinin İptaline karar verilmesi halinde, Kredi Sözleşmesine dayanarak üzerine İpotek tesis edilen taşınmazın cebri icradan satılması ihtimali ortadan kalkacağından, bu aşamada hakkın elde edilmesinin imkansızlaşmaması ve telafisi mümkün olmayan zararlara sebebiyet verilmemesi adına davalı bankanın ipoteğin paraya çevrilmesi takibi kapsamında satış sürecini işlettiği taşınmazın icradan satılmasını önler mahiyette teminatsız yahut teminat mukabilinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalı değerleme şirketinin, ekspertiz raporunun tanziminde gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek, Davalı Bankanın ise hem basiretli bir tacir gibi davranmayarak hem de taşınmaz değerlemesine ilişkin Yasal Mevzuatı ihlal etmek suretiyle kredi kullandırımı yaparak, müştereken ve müteselsilen müvekkilin maddi ve manevi zarara uğramasına sebebiyet verdiklerinden bu zararın tazmini ile müvekkilin taşınmazın değeri hususunda aldatılması sebebiyle yani iradesi sakatlanmış şekilde imzalamış olduğu kredi sözleşmesinin iptal edilmesini talep ettiklerini, davalı banka tarafından, davaya konu taşınmaz için ipoteğin paraya çevrilmesi takibinden cebri icra yoluyla satışı prosedürü işletilebilmesinin dayanağı, taşınmaz üzerine davalı lehine ipotek tesis edilmiş olduğunu, ipotek tesis işleminin dayanağının ise, taraflar arasında akdedilen kredi sözleşmesi olduğunu, iş bu dayanak kredi sözleşmesi müvekkilin taşınmazın değeri konusunda aldatılması sebebiyle iradesinin sakatlanması neticesinde imza altına alındığını, davaya konu taşınmazın, 5 yılda 7 milyon TL değer kaybetmesi makul olmadığından, davalı değerleme firması tarafından 2016 tarihli rapor tanzim edilirken gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak raporda tespit olunan değerin, taşınmazın gerçek değerinin çok üzerinde takdir edildiği, bilhassa 2020-2021 pandemi döneminde gayrimenkul fiyatları benzeri görülmemiş bir şekilde değer artışına konu olmuş iken, 2021 yılında 5.000.000 TL değerinde olan bir taşınmazın değerinin, 2016 yılında 12.000.000 TL olarak tespit edilmesinin mantıkla bağdaşmadığını, söz konusu taşınmazın, 2013 ve 2016 yıllarında haiz olduğu niteliklerinde, site içi yahut çevresel faktörlerde hiçbir değişiklik bulunmadığını, taşınmazın değerini düşürecek hiçbir etkenin somut olayda vaki olmadığı ve bütün raporların eşit koşullarda tanzim edildiği nazara alınacak olunursa, 2013 ve 2016 yıllarında değerleme kurumunun taşınmazın rayicinin oldukça üzerinde bir meblağda değer takdir etmesi fahiş bir hatanın tezahürü olduğunu, Bankalara hizmet veren değerleme kuruluşlarının mesleki sorumlulukları yönetmelik hükümleriyle kapsam altına alındığını, ilgili hükümlere göre değerleme uzmanları değerleme raporu hazırlarken taşınmaz maliklerinin haklarını zedeleyen tutumlardan kaçınarak, hakkaniyet ilkesini gözetme bilincinde olmaları gerektiğini, davalı değerleme şirketinin ilgili raporda takdir ettiği gerçek rayici yansıtmayan meblağın, müvekkilinin yüksek tutarda borçlanmasına ve bunun akabinde temerrüde düşmesine sebebiyet verdiğini, davalının SPK m.32, m.63 ve değerleme kuruluşları hakkında tebliğ m.15' e göre neden olduğu zararı tazminle yükümlü olduğunu, öncelikle hakkın elde edilmesinin imkansızlaşmaması ve telafisi mümkün olmayan zararlara sebebiyet verilmemesi adına, Davalı Bankanın ipoteğin paraya çevrilmesi takibi kapsamında satış sürecini işlettiği taşınmazın icradan satılmasını önler mahiyette teminatsız yada teminat mukabilinde ihtiyati tedbir kararı verilmesi, davalı değerleme şirketi tarafından tanzim edilen ve diğer davalı banka tarafından gerekli dikkat ve özen gösterilmeksizin kredi ilişkisine esas alınan hatalı ekspertiz raporları doğrultusunda, "...... İli, .... İlçesi, ... Mahalle ... pafta numaralı, .....Ada, .... Parsel" adresinde mukim gayrimenkulün değeri yönünden müvekkilinin yanıltılarak/ aldatılarak, değerinin çok üstünde bir bedel üzerinden kredi kullanmasına sebebiyet verilmesi hasebiyle; irade ade sakatlığı neticesinde akdedilen kredi sözleşmesinin iptaline, hatalı ve eksik inceleme mahsulü olan mevcut rapor müvekkil nezdinde telafisi mümkün olmayan zararlara neden olduğundan, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL Maddi Zarar ile 50.000 TL Manevi zararın Davalılardan müştereken ve müteselsilen tazminine yargılama giderleri ve Vekalet Ücretinin Davalılardan tahmiline karar verilmesini arz ve talep etmiştir. Davalı .......A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından arabuluculuğa baş vurulmadığını, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline getirildiğini, bu nedenle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddinin gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, ......Noterliğinin ...07.2018 Tarih ve ....Yevmiye No.lu ihtarı ile, dava dilekçesinde yer verilen iddiaları ile benzer nitelikteki iddiaları içeren ihtarnamesini müvekkili şirkete tebliğ ettiğini ve kendilerine Noter aracılığı ile gerekli yanıtların verildiğini, bu nedenle öğrenme tarihinin davalı vekilinin belirttiği tarih olmadığını, ihtarın çekildiği tarih olan 10.07.2018 olduğunu, iki yıllık zaman aşımına tabi olması ve bu davanında 06.06.2021 tarihinde açılması nedeniyle davanın zamanaşımına uğradığını, davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, Davacı yan tarafından fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak kısmi dava açıldığını, davacının kısmi dava açabilmesi için, bu davayı açmada korunmaya değer bir hukuki yararının bulunmasının şart olduğunu, hukuki yararın dava konusuna ilişkin dava şartlarından olduğu, davadaki talep konusunun miktarı taraflar arasında “tartışmasız” ise veya taraflar arasında miktar veya parasal tutar bakımından bir tartışma olmakla beraber, tarafların anlaşmasına gerek kalmaksızın, objektif olarak talep konusunun miktarı herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde belirli ise o talep konusunun sadece bir kısmının dava edilemeyeceğini, davacı tarafın iddialarına konu zararı bilebilecek durumda olduğu, Bu nedenle 1.000.-TL lık maddi istemli dava açılmasında hukuki bir yarar olmadığını dava şartı yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, dava dilekçesinde yer alan iddia ve taleplerin her türlü yasal dayanaktan yoksun olmak yanında müvekkili şirketin ticari itibarını sarsacak nitelikte olduğunu, dava ve iddia konusu edilen ekspertiz raporu, diğer davalı banka ile yapılmış sözleşme çerçevesinde tamamen kişiye (bankaya ) özel nitelikte düzenlendiğini, düzenlenmesine dayanak olan Sözleşme ve ekspertiz raporunun (ilk sayfasında “Bu ekspertiz raporu .......Bankası için düzenlenmiş olup, müşteriye ve üçüncü şahıslara verilemez” kaydını içerdiğini) niteliği itibariyle 3.kişilere verilmesi/paylaşılması, 3. kişilerce kullanılmasının hukuki ve cezai sorumluluk gerektirdiği, davacı yanın iddialarına konu ekspertiz raporunun müvekili şirket tarafından, .........nın talebi ile dava dışı .......Şti.nin ....’ndan kullandığı/ kullanacağı ticari kredi/krediler nedeni ile 14.01.2016 tarihinde tapu müdürlüğünden temin edilen mevcut tapu kayıtları ve ekleri ile projeler incelenerek düzenlendiğini, bu rapor ve raporun tanzimine neden olan konunun muhatabı olmadığını, İddialara ve Tapu kayıtlarına göre karşı yanın söz konusu taşınmazı bu rapordan bir sene sonra 25.01.2017 tarihinde kullandığı kredinin teminatı olarak ..... lehine ipotek tesis ederek,......’dan aldığı, ......nın talebi ile dava dışı......Şti.nin .......ndan kullanacağı ticari kredi/krediler nedeni ile müvekkili şirket tarafından düzenlenen raporun davacı ve diğer davalı tarafından kullanılmasının mümkün olmadığı gibi, tarafların buna dayanarak hukuki işlem tesis etmelerinin sorumluluğunu müvekkiline yönetmelerinin ne derece haklı olduğunun takdirini mahkemeye bıraktıklarını, davalı bankanında böyle bir raporun düzenlenip düzenlenmediği bilgileri dışında olduğunu, konunun müvekkilinin sorumluluk alanı dışında kaldığın ve davalı banka ile davacı arasındaki hukuki ilişkişkinin esasını teşkil ettiğinin bir gerçek olduğunu, tüm bunların yanında davacı yanın kredi ile satın aldığı taşınmaz için yeni bir ekspertiz yaptırılmadan tapu kayıtlarını incelemeden, taşınmazı görüp, gezip kendi ifadeleri ile 11.500.000.-TL ye satın aldığı bunun tüm sorumluluğunun da kendisine ait olduğunu, Satın alınan taşınmazda gizli veya açık ayıp varsa bunun sorumluluğunun taşınmazı satan kişi ve kredi kullandıran bankada olduğu, 23.01.2013 tarihli bir başka rapor olduğunu ihtilaf konusu taşınmazın değerinin 13.000.000.-TL olduğunu belirttiğini, buna rağmen müvekkilince biçilen değerin yüksekliğinden bahsedere çelişkiye düştüğünü, Halk Bankası tarafından 2021 Yılında iki rapor daha düzenlendiğini, 5 ve 7 milyon TL. bulunduğunu belirtip, aradan geçen 5 sene içinde gayrimenkullerin değerleri çok yükselmişken, bu taşınmazın fiyatının düşmesi kabul edilemez olarak görüş bildirdiklerini, halbuki taşınmazın niteliğinin kafeterya, restoran ve havuz olduğunu, toplu hizmete mahsus bir tesis olduğunu, bu raporlar tarihi itibarı ile pandemi döneminde hazırlatılmış olduğu, bu dönemde benzer tesislerin satış fiyatlarının diğer gayrimenkullerin aksine çok düştüğünü, bu tip taşınmazlar gelir yöntemi ile değerlendirildiğinden ve bu dönemde gelirleri bulunmadığından, bankalara hizmet eden değerleme firmaları tarafından nerede ise maliyet bedelinden değerlendirildiklerini, Öte yandan, Okul, Konut, Hastane, Ticari yapılar ve alt yapı projeleri yapan/inşaa eden ve .... ile anahtar teslimi Konut Projesi üreten büyük bir inşaat firması olduğunu, satın alma tarihinden bir yıl öncesine ait ve kendisi için düzenlenmediği için kullanılması mümkün olmayan müvekkilince hazırlanmış eksper raporunu gerekçe göstererek zarara uğradığını iddia etmesinin gerçekçi olmadığını, her türlü hukuki dayanaktan yoksun bir iddiadan öteye gidemeyeceğini, basiretli bir tacir olarak hareket etmiş olsa kendisi ile ilgisi olmayan ve üçüncü kişilerle paylaşılması olanaksız ve...... için hazırlanmış olan rapor yanında, tapu kayıtları, tapu beyanlar hanesi ve yönetim planını gereği gibi incelemiş olsa raporun tanzim tarihinde taşınmazın “Bağımsız Bölümün Niteliğinin Kafe- Restoran-Havuz “ olduğunu, kat irtifakının buna göre kurulduğunu görebileceği gibi, ipotek tesis edilirken /edildikten sonra ipotek belgesine de bakmış olsaydı taşınmazın niteliğinin “Kafe- Restoran - Havuz olduğunu” görebileceğini, davacının kendi basiretsizliğinin sorumluluğunu müvekkili şirkete yüklemesinin her türlü dayanaktan ve iyi niyetten de yoksun olduğunu, Davacı yanca, iddia ve taleplerine dayanak yaptığı kıymet takdiri raporu kendilerine tebliği edilmediğini, müvekkilimce .... için düzenlenen raporlar bankanın ilgili değerleme uzmanı kadrosu tarafından da denetlendiğini, söz konusu banka tarafından, müvekkilince banka için kişiye özel olarak hazırlanan eksper raporuna karşı olumsuz bir dönüş dahi olmadığını, Tüm bunların yanında, haricen edindikleri bilgiler kapsamında, davaya konu edilen taşınmazın ipotek takibine konu icra Müdürlüğü tarafından biçilen değerine diğer davalı ....ve davacının itirazları sonucında İstanbul ...İcra Hukuk Mahkemesi 2019/502 E sayılı dosyası taşınmazın 04.04.2019 tarihi itibariyle, . blok ...... nolu bağımsız bölüm cafe rastaurant havuz nitelikli bağımsız bölümün değeri 9.377.675,58.-TL olarak, davacının itirazı üzerine de İstanbul ....cra Hukuk Mahkemesinde ........... E sayılı dosyası ile 08.03.2021 tarihi itibariyle ... blok . nolu bağımsız bölüm cafe rastaurant havuz nitelikli bağımsız bölümün değeri 14.709.475.-TL, 15.10.2019 tarihi itibariyle de 12.119.713,00.-TL olarak tespit edildiğini, tüm bu gerçeklerin, davanın temelsiz ve dayanaksız olduğunu çok açık bir şekilde oratya koyduğunu, karşı yanın tüm talep ve iddialarının, müvekkili açısından hiç bir hukuki dayanağı bulunmadığı bu nedenle kabul etmediklerini, müvekkili açısından davanın reddinin gerektiğini, davacının arabulucuya başvurmaksızın bu davayı açmış olması nedeniyle, TTK.m.5/A hükmüne atfen ve 6325 sayılı Kanuna eklenen Md. 18/A hükmü nedeni ile dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine , Kısmi dava açılması mümkün olmadığından dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde, Müvekkili hakkında açılan davanın esastan reddine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili bankanın taraf sıfatı bulunmadığını üçüncü kişi konumunda olduğunu, davanın müvekkil yönünden sadece bu nedenle reddinin gerektiğini, davacının Müvekkili Bankadan kredi kallanılarak satın alınan bir taşınmazın bir kısmının sitenin ortak alanına dahil edildiği, tapulanması mümkün olmayan ortak alanların bulunduğu, taşınmazın yüz ölçümünün düşündüğünden daha az olduğu tarzındaki İddiaların muhatabı müvekkili bankanın olamayacağını, müvekkili bankanın davacıdan alacaklı olduğu, kullandırdığı kredinin geri dönüşümünün sağlanabilmesi amacıyla İpotek tesis ettirdiğini, kredinin kullanımının da bu koşulla gerçekleştiği, kredinin geri dönüşü olmadığından da yasal takibe geçildiği, davanın ...A.Ş.'ye ihbarını talep ettiklerini, davacının ısrarla taşınmazın nitelikleri ve vasfi ile ilgili olarak yanıltıldığını ve buna krediyi kullandırdığı banka tarafından yapıldığı İddialari ile bankaya yöneltiği husumetin ve tazminat taleplerinin, taşınmazı kendisine satan ve geçmiş yıllardan itibaren ticari ilişkide bulunduğu, taşınmazın doğru niteliği, kullanım şekli ve eğer var ise de projelerdeki usulsüzlüklere ilişkin kendisinden saklandığına dair iddialarının ...... A.Ş. ye yöneltilmesi gerektiğinden davanın ...A.Ş.'ye ihbarını talep ettiklerini, davacı ... ..... Şti firmasının müvekkili bankanın ..... şubesi'nden kredi kullandığı, imzalamış olduğu kredi sözleşmelerine istinaden müvekkile borçlu olduğunu, davacı şirkete kullandırılan kredilerin teminatını teşkil etmek üzere ...... Tapu Sicil Müdürlüğü'nün 25/01/2017 tarih ve ...... yevmiye numaralı ekli ipotek belgesinde de görüleceği üzere davacı ........ Şti'nın maliki bulunduğu taşınmaz üzerinde 20.000.000,00 TL bedelle ipotek tesis edildiğini, kredi sözleşme koşullarına uyulmaması ve ödemelerde aksamalar yaşanması nedeniyle davacı şirkete ........ Noterliği'nin ......./09/2018 tarih ......yevmiye no'lu İhtarnamesi keşide edildiğini ancak borcun yine de ödenmediğini, kredi borcunun gününde ödenmemesi üzerine borcun kanuni takibe intikal ettiği ve bunun üzerine borçlular hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe ve de tahsilde tekerrür etmemek kaydı ile genel haciz yolu ile yasal takibe başlanıldığını, genel haciz yolu ile takibe de itiraz edildiğini, 26/10/2018 takip tarihi itibariyle müvekkile 8.717.203,64 TL borcu bulunan ve ödemeyen davacının, borcun ödenmesi veya yapılandırılması için çaba sarf etmek yerine müvekkil tarafından hile ile aldatıldığını iddia ederek müvekkili bankadan tazminat ve kredi sözleşmesinin iptali talebiyle dava açtığını, kredi kullanmayı talep eden ve konu gayrimenkulü teminat vermeyi teklif eden davalının kendisi olduğunu, borçların ödenmemesi üzerine borçlu firma hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatıldığını, .......İcra Müdürlüğü ....... e sayılı dosyası İle 25.08.2018 tarihinde İcra takibine geçildiğini, borçlular tarafından icra emrinin de şikayet edildiğini, İstanbul......İcra Müdürlüğü ......Tal sayılı dosyasından banka teminatında yer alan taşınmazın kıymet takdir raporu tanzim edildiğini, bu raporun hatalı ve eksik olmasının gerekçeleri ile müvekkili banka ve borçlu firma tarafından ayrı ayrı itiraz edildiğini, bankanın itirazı neticesinde İstanbul ......İcra Hukuk Mahkemesi 2019/502 E sayılı dosyası ile yapılan yargılamada yerinde keşif ile oluşturulan rapor ile taşınmazın 04.04.2019 tarihi itibariyle değerinin ... blok....nolu bağımsız bölüm cafe rastaurant havuz nitelikli bağımsız bölümün değerinin 9.377.675,58.-TL olarak kesin olarak tespit edildiğini, borçlu firmanın itirazı üzerine de İstanbul Anadolu 22. İcra Hukuk Mahkemesinde 2020/633 E sayılı dosyası ile devam eden yargılamada mahallen keşif neticesinde oluşturulan bilirkişi heyet raporunda 08.03.2021 tarihi itibariyle B blok 1 nolu bağımsız bölüm cafe rastaurant havuz nitelikli bağımsız bölümün değeri 14.709.475.-TL, 15.10.2019 tarihi itibariyle de 12.119.713,00.-TL olarak değer tespiti yapıldığını, davacı tarafın dilekçesinde, dava sürecinden ve 750.000.-TL lik raporun hatalı olarak eksik inceleme neticesinde tanzimi gerekçesiyle açılan kıymet takdirine itiraz davalarından ve bu davalar ile taşınmazın gerçek değerinin değerleme tarihine göre 2019 yılındaki değerinin dahi 9.000.000-12.000.000.-TL arasında olduğuna değinmeyerek mahkemeyi yanlış bilgilendirdiğini, davacı şirketin taşınmazı kendi bulduğunu, daha sonra kredi başvurusu için bankaya müracaat ettiğini, bankalar vereceği kredinin teminatı olan taşınmazın değerini tespit etmek için ekspertiz raporu hazırlattıklarını, kullandırılan kredinin konut kredisi, bireysel kredi olmadığını, müvekkili bankanın garantör olduğu bir proje olması nedeniyle ticari bir kredi olduğu, Kredinin de salt teminata güvenilerek değil, müşterilerin öncelikle güvenilirlik, istihbarat, mali analiz ve verimlilik yönünden incelemeye tabi tutulmaları sonucunda verildiğini, davacı ......Yapının okul, konut hastane ticari yapılar ve alt yapı projeleri yapan bir inşaat firması olduğunu, İnşaat firması olan bir şirketin satın aldığı taşınmaz ile ilgili olarak bankacılık faaliyeti ile iştigal eden bir A.Ş. tarafından yanılgıya düşürüldüğünü iddia etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bankaca değerleme sürecine müdahale edilmesi mümkün olmadığı, davacı tarafından satın alınan taşınmazın hukuki ve fiili durumunu inceleme yükümlülüğü basiretli bir tacir gibi davranmakla yükümlü olarak davacı şirkete ait olduğu, haksız ve hukuka aykırı olan taleplerinin kabulü mümkün olmadığını, faaliyet konusu her türlü inşaat taahhüt işleri; konut,işyeri, ticarethane inşaatlarını yapmak, satmak olan bir şirketinin satın aldığı bir gayrimenkulün değeri konusunda yanıltılmış olduğu iddiası hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının kredi sözleşmesinin aldatma sonucu iptali talebinin hukuki korunmaya değer olmadığı, reddinin gerektiğini, davacının müvekkili bankaya karşı ilk davası olmadığını, 05.10.2018 tarihinde de müvekkili banka tarafından zarara uğratıldığı gerekçeleri ile 10.000.-TL talebi ile Bankamız ile birlikte ...A.Ş. aleyhine belirsiz alacak davası ikame ettiğini, 12.03.2020 tarihi itibariyle de davasını takip etmeyerek dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, açılan işbu davada ise nedeni anlaşılamayan bir şekilde taşınmazın satışını yapan ve uzun yıllardır ticari ilişkisi bulunan .......'nın davada taraf gösterilmediğini, Bu nedenle davanın ihbarını talep ettiklerini, beyan ve açıklamalarından da anlaşıldığı üzere ile 26.04.2018 tarihinde varlığı iddia olunan hileyi öğrendiklerini, yasa hükmü gereği, aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla kullanılabileceğini, 05.10.2018 tarihinde açtığı bu davanın 12.09.2020 tarihi itibarıyle açılmamış sayılmasına karar verildiğini, müvekkili bankanın ipotek tesisinde sadece usulüne uygun kredi kullandırma ve alacağını teminat altına alma gayesi ile hareket ettiğini, iş bu ipotek mukabilinde kredi tahsisine onay verildikten ve kredi kullandırıldıktan sonra açılan bu davanın haksız olduğunu, bu nedenlerle yasal dayanağı bulunmayan davanın ve dava konusu taşınmaz kaydına tedbir taleplerinin taşınmazın aynına yönelik dava olmaması nedeniyle reddine, husumet yokluğu nedeniyle müvekkilim hakkındaki davanın reddine, Davanın ....... AŞ. 'ye ihbarına, kredi sözleşmesinin aldatma sonucu iptali taleplerinin reddine, Borçlar Kanunu'nun 39.maddesi uyarınca dava tarihi itibari ile hak düşürücü süre geçmiş olduğundan davanın reddine, Yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 16/03/2023 tarih ve 2021/386 Esas - 2023/265 Karar sayılı kararında; ".....Davacının basiretli bir tacir olarak taşınmazın esas değeri hususunda yanıltıldığı iddiasının Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına uygun olmadığı zira bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin koruyamayacağı, herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, davacının faaliyet alanları arasında inşaat sektörünün de bulunduğu dikkate alındığında taşınmazın değeri konusunda bu boyutta yanıltılabileceğinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, taşınmazın değeri ile ilgili hiçbir itiraz ileri sürmeksizin krediyi kullanan davacının ödeme güçlüğü neticesinde davaya konu taşınmazın icra takibine konu edildiği sırada belirlenen değerine yanıltıldığından bahisle itirazda bulunmasının iyi niyetle bağdaşmayacağı kanaatine varıldığından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." gerekçesi ile, ''1-Davanın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil ile davalı banka arasında akdedilen kredi sözleşmesinin müvekkilin satın aldığı taşınmazın gerçek değeri konusunda esaslı olarak yanıltılması / aldatılması, yani iradesinin sakatlanması neticesinde imza edilmiş olduğunu ve iptalinin gerektiğini, şayet müvekkil taşınmazın değeri konusunda yanıltılmasa idi akdedilmiş olan mevcut kredi sözleşmesini imzalamayacağı yahut daha az kredi kullanarak daha düşük bir borç altına gireceğini, Müvekkilin "... İli ...... İlçesi .... Mahalle ... pafta numaralı,...Ada, ... Parsel üzerinde kain .....arsa paylı Kafe Restoran Havuz niteliğindeki taşınmazı" satın alabilmek için gerekli kredi ilişkisinin tesisi amacıyla 26/01/2017 tarihinde Davalı ..... A.Ş. ..Şubesi Müdürlüğüne müracaat ettiğini, müvekkilin müracaatı üzerine davalı bankanın taşınmaz için yeni bir ekspertiz raporu tanzim ettirmeksizin uhdesinde mevcut . ..A.Ş. tarafından tanzim edilmiş olan 14/01/2016 tarihli ekspertiz raporunu esas alarak müvekkile toplam 7.000.000,00 TL kredi tahsis etmiş olduğunu, tahsis edilen kredi neticesinde müvekkilin davalı bankaya 10.720.502,00 TL ödeme borcu altına girdiğini, Kredi ilişkisinde esas alınan .... A.Ş. tarafından tanzim edilmiş olan 14/01/2016 tarihli ekspertiz raporunda taşınmazın değerinin 12.000.000,00 TL olarak tespit edilmiş olduğunu, davalı banka tarafından bu rapor esas alınarak kullandırılan kredi neticesinde, taşınmazın müvekkil tarafından Eski Malik .... A.Ş.'den 25/01/2017 tarihinde, 11.500.000,00 TL bedelle satın alındığını ve taşınmaz üzerine davalı banka lehine 1. dereceden ipotek tesis edildiğini, ayrıca kredi kullandırım sürecinde söz konusu taşınmazla ilgili davalı banka uhdesinde mevcut 23/01/2013 tarihli Ekspertiz Raporunun da müvekkil ile paylaşılmış olduğunu, bu raporda da taşınmazın değerinin 13.000.000,00 TL olarak tespit edildiğinin görüldüğünü, müteakip süreçte müvekkilin borcun bir kısmını davalı bankaya ifa ettiğini, lakin bir müddet sonra ekonomik durumunun bozulması neticesinde ödeme güçlüğüne düştüğünü, bunun üzerine davalı banka tarafından, İstanbul .... İcra Müd. .... E. dosyasından İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takibe başlandığını ve İst. ...İcra Müd. ... Talimat sayılı dosyasından Kıymet Takdir Raporu düzenlendiğini, düzenlenen Kıymet Takdir Raporunda taşınmazın değerinin 750,000.00 TL olarak tespit edildiğini, oysa ki davalı ........... A.Ş. tarafından düzenlenen değerleme raporunda, taşınmazın değerinin kıymet takdir raporunda tespit edilen değerin tam 16 katı olarak belirlendiğini, Davalı banka tarafından kredi kullandırımına esas kabul edilen 2016 tarihli Ekspertiz Raporu ile 2021 tarihinde tanzim ettirilen Ekspertiz raporlarında tespit olunan taşınmaz değerleri arasında fahiş farkın mevcut olduğunu, müvekkilin taşınmazın değerinin bu denli düşük olduğundan İcra Müdürlüğü tarafından düzenlenen Kıymet Takdir Raporunun 26/08/2020 tarihinde kendisine tebliğ edilmesi neticesinde haberdar olduğunu, davalı banka tarafından tanzim ettirilen 2021 tarihli Güncel Ekspertiz Raporlarının da bu durumu teyit ettiğini, Davalı banka tarafından kredi kullandırımına esas kabul edilen 2013 ve 2016 tarihli hatalı ve gerçeğe aykırı Eksperiz Raporları mucibince müvekkilin taşınmazın değeri hususunda esaslı bir şekilde yanıltılmış / aldatılmış olduğunu, 11,5 Milyon TL'ye satın aldığı taşınmaz için, halihazırda 5-6 Milyon TL olarak öngörülen gerçek değerinin oldukça üzerinde kredi kullanmak durumunda kalarak, orantısız bir borç ilişkisi içerisine girdiğini, bu durumun borçlarının ikamesinde müvekkili ifa güçlüğüne düşürerek mütemerrit olmasına sebebiyet verdiğini ve iflasın eşiğine getirdiğini, yaşadığı ekonomik güçlükler sebebiyle ticari ilişkilerinin bulunduğu muhatapları nezdinde oldukça zor bir duruma düştüğünü, çözüm ortaklarını kaybettiğini ve manevi yönden de bir buhrana sürüklendiğini, Davalı Değerleme Şirketinin ekspertiz raporunun tanziminde gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek ve davalı bankanın ise hem basiretli bir tacir gibi davranmayarak hem de taşınmaz değerlemesine ilişkin Yasal Mevzuatı ihlal etmek suretiyle kredi kullandırımı yaparak, müştereken ve müteselsilen müvekkilin maddi ve manevi zarara uğramasına sebebiyet verdiklerini, bu zararın tazmini ile müvekkilin taşınmazın değeri hususunda aldatılması sebebiyle yani iradesi sakatlanmış şekilde imzalamış olduğu Kredi Sözleşmesinin İptal Edilmesi gerektiğini, Davalı bankanın müvekkil aleyhine başlatmış olduğu İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla İcra Takibine dayanak kredi sözleşmesinin müvekkilin taşınmazın değeri konusunda aldatılması sebebiyle ve iradesinin sakatlanması neticesinde imza altına alındığını, davalıların gerçeğe aykırı ekspertiz raporu ile müvekkili yanıltarak mevcut kredi sözleşmesini imzalamasına sebep olduklarını, zira müvekkilin taşınmazın gerçek değerinin bu denli düşük olduğunu bilse idi mevcut kredi sözleşmesini imzalamayarak bu tutarda bir borç altına girmeyeceğini, Somut olayda Davalı Değerleme Firmasının taşınmazın gerçek değerinin fahiş miktarda üstünde bir değer tespiti yapmak suretiyle ve davalı bankanın ise değerleme sürecine ilişkin Yasal Mevzuat Hükümlerini ihlal etmek suretiyle müvekkile taşınmazın değeri hakkında yanıltıcı bilgi sunduklarını, bankanın SPK lisanslı Bağımsız ve Tarafsız Değerleme Firmasına tanzim ettirmiş olduğu Ekspertiz Raporuna güvenen müvekkilin bu bedel esas alınarak tahsis edilen bir kredi borcu altına girdiğini, eğer taşınmazın değeri doğru bir şekilde tespit edilmiş olsa idi müvekkilin 7 Milyon TL kredi kullanmak yerine çok daha düşük tutarda kredi kullanma imkanına sahip olacağını, davalıların kasti olarak müvekkili kredi sözleşmesinde miktarı belirleyen esaslı unsuru olan "taşınmazın değeri hususunda" aldattıklarını, bu kapsamda imza altına alınan Genel Kredi Sözleşmesinin tarafların sahih iradeleri ile değil, irade sakatlığı neticesinde akdedilmiş olduğundan iptalinin gerektiğini, Müvekkilin taşınmazın değeri hususunda yanıltılmasına Değerleme Firmasının gerçeğe aykırı raporu sebebiyet vermiş olsa da davalı bankanın basiretli bir tacir olarak ilave bir Değerleme Raporu alarak mevcut raporun gerçeğe aykırılığını tespit kabiliyetine sahip olduğunu, kaldı ki yasal mevzuat uyarınca belli bir değerin üstündeki taşınmazlar için ilave ekspertiz raporu alınmasının zaruri olduğunu, yani davalı bankanın ekspertiz raporunun gerçeğe aykırı ve hatalı olduğunu bilebilecek durumda olduğu halde, yasal mevzuata uygun davranmayarak müvekkilin aldatılmasına sebebiyet verdiğini, bu kapsamda TBK 36/2 maddesinin uygulama alanı bulmakta olduğunu, müvekkilin irade sakatlığı neticesinde imzaladığı sözleşme ile bağlı olmadığının tespiti ve haklı davanın kabulü ile sözleşmenin iptaline karar verilmesi gerektiğini, yerel mahkemece hiçbir makul gerekçe gösterilmeksizin davanın reddine karar verilmiş olmasının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, İşbu iddialarının ispatı hususunda delil olarak bilirkişi raporuna dayanmalarına ve bu kapsamda dosyanın bilirkişiye tevdini talep etmelerine rağmen yerel mahkeme tarafından dosya bilirkişiye dahi gönderilmeksizin eksik inceleme neticesinde davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, şayet dosya kapsamında bilirkişi raporu tanzim ettirilmiş olsa idi taşınmazın değerinin gerek İcra Kıymet Takdir Raporu gerekse 2021 yılında banka tarafından alınan Ekspertiz Raporlarında belirtildiği üzere müvekkilin kullandığı krediye esas teşkil eden Ekspertiz Raporundan fahiş derecede düşük olduğu, müvekkilin taşınmazın değeri konusunda yanıltılarak fazla kredi kullanmasına ve dolayısıyla fazla borç altına girmesine sebebiyet verildiği hususlarının tespit edilebileceğini, yerel mahkemenin usule uygun bir şekilde dayanmış oldukları delilleri toplamaksızın ve üstelik hiçbir makul gerekçe sunmaksızın davanın reddine karar vermiş olmasının hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil ettiğini ve bozmayı gerektirdiğini, Davaya konu taşınmazın 5 yılda 7 milyon TL değer kaybetmesi makul olmadığından, davalı değerleme firması tarafından 2016 tarihli rapor tanzim edilirken gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak raporda tespit olunan değerin, taşınmazın gerçek değerinin çok üzerinde takdir edildiğini, ekspertiz raporunun gerçek değeri yansıtması halinde müvekkilin mevcut tutar üzerinden kredi çekerek borç ödeme yükümlülüğü altına girmeyeceği ve mali durumunun bozulmasına sebebiyet veren bu kredi dolayısıyla, diğer ticari ilişkilerinin zedelenmeyeceğinin aşikar olduğunu, zira kredi neticesinde üstlenilen borç miktarı bu kadar yüksek olmasa idi müvekkilin tüm ticari ilişkilerini olağan şekilde yürütebilmesinin muhtemel olduğunu, fiyatların sürekli yükselen bir ivme sergilediği Gayrimenkul Piyasasında davaya konu taşınmazın değerinin yükselmek yerine 5 yıl içerisinde 7 Milyon TL düşmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, başka bir deyişle Türkiye gibi enflasyonist bir ülkede gayrimenkuller hızla değer artışına uğramakta iken taşınmazın bu kadar ciddi bir değer kaybı yaşamasının mümkün olmamasının kredi ilişkisine esas teşkil eden 2016 tarihli Raporun hatalı olduğunu gösterdiğini, bu kapsamda taşınmazın fahiş değer ile gayrimenkul piyasasına arz edilmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, söz konusu taşınmazın 2013 ve 2016 yıllarında haiz olduğu niteliklerinde, site içi yahut çevresel faktörlerde hiçbir değişiklik bulunmadığını, taşınmazın değerini düşürecek hiçbir etkenin somut olayda vaki olmadığı ve bütün raporların eşit koşullarda tanzim edildiği nazara alınacak olunursa 2013 ve 2016 yıllarında değerleme kurumunun taşınmazın rayicinin oldukça üzerinde bir meblağda değer takdir etmesinin fahiş bir hatanın tezahürü olduğunu, bankalara hizmet veren değerleme kuruluşlarının mesleki sorumluluklarının yönetmelik hükümleriyle kapsam altına alınmış olduğunu, ilgili hükümlere göre değerleme uzmanlarının değerleme raporu hazırlarken taşınmaz maliklerinin haklarını zedeleyen tutumlardan kaçınarak, hakkaniyet ilkesini gözetme bilincinde olması gerektiğini, Yerel mahkeme tarafından davalı bankadan celp edilen 2021 tarihli ekspertiz raporunda da taşınmazın değerinin 2.500.00,00 TL olarak tespit edildiğini, kredi kullandırımına esas alınan 2016 tarihli raporun hatalı olduğu güncel ekspertiz raporu ile de sübut bulduğunu, ancak bu durumun yerel mahkeme tarafından hiçbir surette dikkate alınmadığını ve hatalı bir karar verildiğini, Yerel mahkemenin taleplerin üzerine 17.05.2022 tarihli celsede davalı bankadan taşınmaza ilişkin 23/01/2013, 14/01/2016 ve 2021 tarihli Ekspertiz Raporlarını talep ettiğini, söz konusu raporların davalı banka tarafından dosyaya ibraz edildiğini, söz konusu ekspertiz raporlarından da görüldüğü üzere taşınmaz değerinin;2013 yılında 13.000.000 TL, 2016 yılında 12.000.000 TL, 2021 yılında ise 2.500.000 TL olarak belirlendiğini, davaya konu taşınmazın değerinin icra kıymet takdir raporunda değil 2021 yılına ilişkin Ekspertiz Raporunda da oldukça düşük tespit edilmiş olduğunu, raporlar arasındaki bu fahiş fiyat farkını 27.10.2022 tarihli celsede belirtmelerine rağmen yerel mahkemenin hiçbir surette dikkate almadığını, bu farklılığın dahi yerel mahkemenin dosyayı bilirkişiye tevdii ederek güncel rapor aldırması zaruretini ortaya koyduğunu, yerel mahkemece Bilirkişi Raporu tanzim ettirilmeksizin eksik inceleme neticesinde karar verilmiş olmasının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, Davayı konu taşınmaz ile ilgili İstanbul Anadolu 32. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/271 Esas sayılı dosyasından müvekkil aleyhine "müdahalenin meni ve ecrimisil davası" açıldığını ve bu dava kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu neticesinde de taşınmazın değeri hususunda yanıltıldıklarının ortaya çıkmış olduğunu, yerel mahkeme huzurunda görülen 16.03.2023 tarihli celsede işbu dosyanın celbini talep ettiklerini, ancak lehe delil teşkil edebilecek nitelikteki bu dosyanın yargılamaya yenilik katmayacağı gerekçe gösterilerek celp edilmediğini, yerel mahkemenin delillerini toplamaksızın eksik inceleme neticesinde davanın reddine karar vermiş olmasının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, Davalı değerleme şirketinin ilgili raporda takdir ettiği gerçek rayici yansıtmayan meblağın müvekkilin yüksek tutarda borçlanmasına ve bunun akabinde temerrüde düşmesine sebebiyet vermiş olduğunu, davalının SPK md 32, md 63 ve Değerleme Kuruluşları Hakkında Tebliğ md 15'e göre neden olduğu zararı tazmin etmekle yükümlü olduğunu, Davalı değerleme şirketinin 2016 yılında tanzim ettiği rapora istinaden kredi ilişkisine konu edilen taşınmazın gerçek değerinin çok daha düşük olması hasebiyle cebri icra yoluyla yahut haricen satılması halinde çok düşük bir bedelle elden çıkarılacağını, davalı değerleme şirketinin 2016 yılında ihdas ettiği raporla müvekkili taşınmazın değeri hususunda yanıltarak ve zarar edeceği bir yatırıma teşvik ederek rayicinin çok üzerinde bir bedelle kredi borcu altına girmesine ve taşınmazı iktisap etmesine sebep olduğunu, müvekkilin dava konusu taşınmazı satın alma gayesiyle davalı bankadan kredi çekerek, değerinden çok daha fazla bir miktar için borç altına girdiğini, müvekkilin borçlusu olmadığı bir borcun yükü altına girmesinde rol alan davalı kurumun müvekkilin ekonomik yönden acze düşmesine neden olduğunu, müvekkilin kredi ilişkisine esas kabul edilen Ekspertiz Raporuna güvenerek kredi kullandığını ve dava konusu taşınmazı satın aldığını, eğer ekspertiz raporu gerçeği yansıtsa idi, müvekkilin ya çok daha düşük bedel üzerinden kredi borcu altına gireceğini, ya da dava konusu taşınmazın karlı bir yatırım aracı olmadığını düşünerek satın almaktan vazgeçeceğini, şayet müvekkil taşınmazı o dönemki piyasa rayici ile iktisap etmiş olsaydı daha az miktarda borç altına girmiş olacağından, alacaklılarıyla yapmış olduğu ödeme planları üzerinde daha etkin bir kontrole haiz olacağını, ancak taşınmaza biçilen fahiş değerin akdi ediminin ifası yönünden müvekkili ağır bir yük altına sokarak alacaklılarına karşı acze düşmesine sebebiyet verdiğini, ayrıca davalı banka tarafından ilgili yasal mevzuat hükümlerine aykırı hareket edilerek müvekkilin zarara uğramasına sebebiyet verildiğini,Somut olayda müvekkil 26/01/2017 tarihinde kredi başvurusunda bulunmuş olmasına rağmen davalı banka tarafından ipotek tesis edilecek gayrimenkul için güncel ekspertiz raporu tanzim ettirilmeksizin, 14/01/2016 tarihli Raporun kredi kullandırımına esas alındığını, yani 1 yıldan eski bir raporun dayanak kabul edildiğini, ayrıca bu rapor uyarınca taşınmazın değeri 5 Milyon TL'nin üzerinde olmasına rağmen davalı banka tarafından yalnızca 1 adet ekspertiz raporu üzerinden kredi süreci işletildiğini, bu durumun mevzuat hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, bu tutardaki bir taşınmazın değer tespitinin tek bir kurumun takdirine bırakılmasının mülkiyet hakkının ağır ihlaline sebebiyet verdiğini, keza ilgili yönetmelik hükmünde de bu zararın önüne geçebilmek gayesiyle farklı kuruluşlarca iki ayrı rapor tanzim edilmesinin öngörüldüğünü, tayin edilen değerler arasında belirli oranda farklılık mevcut ise üçüncü bir rapor düzenlenmesine lüzum duyulduğunu, değerleme kurumunca ihdas edilen raporun hukuk düzeninde muteberiyeti olmadığını, davalı bankanın yasal mevzuat hükümlerine aykırı davranarak, dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek müvekkilin uğradığı zararın müsebbibi olduğunu, Davalı banka ve değerleme kurumunun dürüstlük kuralı ile bağdaşmayan ve mesleki özen ve titizlikten noksan, kendi çıkarlarına hizmet eden fiilleri neticesinde müvekkilin uğradığı zararı TBK md 112 mucibince tazminle yükümlü olduğunu, müvekkilin takdir edilen fahiş bedelin ikmalinde müşkül duruma düşmesiyle ekonomik olarak kayıplara uğradığını ve halen uğramaya devam ettiğin,i müvekkilin bu kayıplara uğraması ile banka ve değerleme firmasının kusurlu fiilleri arasında illiyet bağı sübut olduğundan tazminat davasının tüm koşullarının tekemmül ettiğini, Davalı banka ve değerleme kurumunun müşterisine karşı özen ve titizlikle hizmet verme görevini eda etme borcunu ihlal ederek ve yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmeyerek, olması gerekenden daha yüksek bir kredi borcu altına girmesi suretiyle müvekkilin alacaklılarına karşı borcunu ödemekte acze düşmesine sebebiyet verdiğinden yerel mahkeme tarafından müvekkil nezdinde doğan zararın her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, sözleşmenin iptali ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut olayda davacı taraf dava dilekçesi ile; gayrimenkulün değeri yönünden yanıltılarak/ aldatılarak, değerinin çok üstünde bir bedel üzerinden kredi kullanmasına sebebiyet verilmesi hasebiyle; 1) irade sakatlığı neticesinde akdedilen kredi sözleşmesinin iptaline, 2) Hatalı ve eksik inceleme mahsulü olan mevcut rapor nezdinde telafisi mümkün olmayan zararlara neden olduğundan, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL maddi zarar ile 50.000 TL manevi zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı tarafın dava dilekçesi ile birden fazla talepte bulunduğu ve HMK. 110 Md düzenlenen davaların yığılması söz konusudur. Dava dilekçesinde dava değerinin şimdilik 1000,00 TL. Maddi, 50.000,00 TL. Manevi tazminat olmak üzere 51.000,00 TL. olarak gösterildiği ve bu miktar üzerinden harç yatırıldığı tesbit edilmiştir.Davacı tarafın, dava dilekçesinde talep edilen kredi sözleşmesinin iptali talebine ilişkin iptali talep edilen sözleşme bedeli üzerinden harç yatırılmadığı anlaşılmıştır.İptali talep edilen kredi sözleşmesinin miktarı gözetildiğinde 5235 sayılı kanunun 5/3 maddesine göre miktar itibarıyla dava tek hakimle görülecek davalardan olmayıp bir başkan ve iki üyenin katılımı ile oluşacak heyetçe bakılacaktır. İlk derece mahkemesince, dava dilekçesinde talep edilen sözleşmenin iptali talebi yönünden iptali talep edilen sözleşme miktarı üzerinden harç eksikliğinin tamamlatılması için davacı tarafa kesin süre verilip harç eksikliği giderildiğinde dava değeri itibariyle dosyanın heyete tevdi edilmesi gerekirken harç eksikliği giderilmeden yargılamaya devam edilerek davanın esası hakkında karar verilmesi yerinde olmayı olmayıp, harç eksikliği kamu düzenine ilişkin olduğundan dairemizce resen gözetilmiştir.Ayrıca, davalı banka vekili ve ihbar olunan Dap Yapı vekili cevap dilekçelerinde, davacı tarafın aynı nedene dayalı olarak İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1117 E. Sayılı dosyası üzerinden alacak davası açtığı belirtilip derdestlik itirazında bulundukları halde mahkemece bu dava dosyasının getirtilip incelenmek suretiyle derdestlik itirazı konusunda olumlu/olumsuz karar verilmediği anlaşılmış, derdestlik itirazı HMK. 114/1-ı maddesinde düzenlenen dava şartlarından olduğundan yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerekmektedir.Mahkemenin kabulüne yönelik inceleme yapıldığında ise;Davacı taraf, kendisine kullandırılan kredi için yeni bir ekspertiz raporu alınmadığı, yaklaşık 1 yıl önce başka bir kredi için alınan expertiz raporuna göre kredi verildiği ileri sürülerek irade sakatlığı nedeniyle kredi kullandırıldığını iddia etmiş, irade bozukluğu halleri TBK'nın 30 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK'nın 39 maddesinde yanılma veya aldatmayı öğrenen tarafın öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemez ise sözleşmeyi onamış sayılacağı düzenlenmiştir. Madde de öngörülen süre hak düşürücü süre olup resen gözetilmesi gerekir. Bu durumda mahkemece, davacı tarafça süresi içerisinde irade sakatlığının ileri sürülüp sürülmediğinin tartışılıp değerlendirilmemesi yerinde görülmemiştir.Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin esasa ilişkin diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin, istinaf başvurusunun HMK. 355 maddesi uyarınca usulen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK. 355,353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun usulen KABULÜ ile; İstanbul Anadolu .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .../03/2023 Tarih ve 2021/.. Esas - 2023/... Karar sayılı kararının HMK'nın 355, 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/03/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.