TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/05/2023 NUMARASI : 2022/669 Esas 2023/349 Karar DAVACILAR : VEKİLİ : DAVALILAR : VEKİLİ : DAVA : Şirket Ortağı Olduğunun Tespiti ve Tescili DAVA TARİHİ : 14/10/2022 KARAR TARİHİ : 09/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/04/2026 Taraflar arasındaki şirket ortağı olduğunun tespiti ve tescili ilişkin davanı…
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2023/1169 Esas 2026/435 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1169 KARAR NO : 2026/435 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/05/2023 NUMARASI : 2022/669 Esas 2023/349 Karar DAVACILAR : VEKİLİ : DAVALILAR : VEKİLİ : DAVA : Şirket Ortağı Olduğunun Tespiti ve Tescili DAVA TARİHİ : 14/10/2022 KARAR TARİHİ : 09/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/04/2026 Taraflar arasındaki şirket ortağı olduğunun tespiti ve tescili ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacılar vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin müvekkilleri ile dava dışı ... ... ve davalı ... tarafından kurulduğunu, müvekkillerinin aynı zamanda dava dışı ... Gıda ... Ltd. Şti'nin kurucu ortakları olduklarını, bu şirketin davalı şirketle aynı iş kolunda hizmet verdiğini, müvekkillerinin davalı şirketteki paylarını 07/12/2017 tarihinde davalı ...'a devrettikleri gibi, diğer ortak ... ...'un da paylarını anılan davalıya devrettiklerini, yapılan işlem sonucunda davalı ...'ın davalı şirketin tek ortağı haline geldiğini, yapılan bu tescil işleminin gerçeği yansıtmadığını, müvekkillerinin şirket devrini gerçekte yapmadıklarını, görünürdeki ortağın ... olarak belirlendiğini, müvekkillerinin davalı şirketin kurucu ortakları arasında yer almaktayken şirketin diğer kurucu ortaklarının müvekkillerini aynı sektörde güçlü bir başka firmasının olması sebebiyle müvekkillerine ait firma ve firmaların yüklü işlemler yaptığı, ayrıca bankalarda grup firma gibi görülebileceği şeklinde beyanlarda bulunarak emaneten hisselerin kendisine devredilmesini istediğini, devirden sonraki süreçte davalı ...'ın müvekkillerinin şirketi olan ... ... Ltd. Şti'nin dağıtıcı ismini kullanmaya devam ettiğini, müvekkillerine ait şirketin tanınırlığı ve verdiği güven sebebiyle belirli bir müşteri kitlesini elinde bulundurduğunu, davalı şirketin gerçek faydalanıcılarının ... şirketinin yetkilisi olan müvekkilleri olduğunun açıkça ortada bulunduğunu, müvekkillerinin hisseleri devrettikten sonra da şirketin organik bağının devam ettiğini, davalı ...'ın 4 yıldan uzun süre müvekkillerine şirket karını aktardıklarını, bilanço gelir gider bilgilerini yazılı olarak sunduğunu, asıl şirket yetkililerinin müvekkilleri olduğunu, organik bağın uzunca süre devam etmesine rağmen davalı ...'ın müvekkillerine kar payı ödemelerini kestiğini, şirket ile bağlantılarını koparacak davranışlarda bulunduğunu, müvekkillerinin diğer ticari ilişkilerinde oluşturduğu saygınlığı kullanarak müvekkillerini maddi ve manevi zarara uğrattığını, aradaki organik bağın müvekkillerinin şirket ortaklığını devam ettirdiğini gösterdiğini, görünürde şirket devri yapılmış olsa da müvekkillerinin ortaklığının devam ettiğini, muvazaalı işlemin tespiti gerektiğini, aksi halde taraflar arasında temeli güvene dayanan işlem ile devir gerçekleştiğinden inanç sözleşmesinin varlığının kabul edileceğini belirterek müvekkillerin ortaklığının aktif olarak devam ettiğinin tespitine ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkillerine husumet yöneltilemeyeceğini, davanın zaman aşımına uğradığını, pay devir sözleşmesinin noterde akdedildiğini, taraflar arasında muvazaalı bir işlem ya da inanç sözleşmesi bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; 6102 sayılı TTK'nun 595. maddesi gereğince hisse pay devrinin yazılı şekilde imzası noterlikçe onaylı sözleşme ile yapılması geçerlilik koşulu olup, hisselerini devreden davacının devir işleminin muvazaalı olduğunu yazılı delil ile ispat etmesi gerektiği, davacının hisselerin emaneten devredildiği yönündeki iddiasını ispata yönelik olarak tanık deliline dayandığı, davalının tanık dinlenmesine muvafakat etmediği, davacının yazılı delil başlangıcı olduğu iddiası ile bir kısım mesaj içerikleri ve belge sunmuş ise de sunulan delillerin incelenmesinde davalılardan sadır olan ve iddiayı ispat yönünden yazılı delil başlangıcı kabul edilebilir bir delil tespit edilemediği, düzenleme biçimindeki noter senetlerinin sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil teşkil edeceğinden de tanık delili toplanmadığı, davacının dava dilekçesinde yemin deliline dayanmış olup yemin delili hatırlatılmış ise de davacının bu delile başvurmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin ...'ndeki payları 07.12.2017 tarihinde davalı ...'a devredildiğini, yalnızca müvekkilleri de değil, diğer ortak ... ...'un da payını davalı ...'a devrettiğini, yapılan işlem sonucunda davalı ... 100 adet paya karşılık tek ortak olarak ticaret sicile tescil edildiğini, ancak bu işlemin muvazaalı olduğunu, müvekkillerinin şirket devrini gerçekte yapmamış olup, yalnızca görünürdeki ortak olarak ...'ın belirlendiğini, müvekkilleri, davalı şirketin kurucu ortakları arasında yer almakta iken, şirketin diğer kurucu ortakları müvekkillerinin aynı sektörde güçlü bir başka firmasının olması sebebiyle müvekkillere ait firma ve firmaların yüklü işlemler yaptığı ayrıca bankalarda grup firma gibi görülebileceği şeklinde beyanlarda bulunarak emaneten hisselerin kendisine devredilmesini istediğini, müvekkillerinin karşı yana duyulan güven ile hareket ederek hisselerini davalı ...'a devrettiğini, devirden sonraki süreçte davalı ... müvekkillerinin piyasada güçlü bir şekilde hizmet veren şirketi ... Gıda Meşrubat Day. Tük. Mal. Dağ. Paz. İth. İhr. Ltd. Şti.'nin dağıtıcı ismini kullanmaya devam ettiğini, bu devamlılık davalı şirketin ayakta kalabilmesi için mecburi olduğunu, şirketlerin hizmet verdiği piyasada çok fazla sahte ürün bulunduğunu, haliyle özellikle alkol ürünleri alımında piyasada güven ve ürün kalitesi oldukça önemli olduğunu, müvekkillerinin mevcut şirketi ... Gıda tanınırlığı ve vermiş olduğu güven sebebiyle belirli bir müşteri kitlesini elinde bulundurduğunu, ...'nin gerçek faydalanıcılarının ... Gıda'nın yetkilileri olan müvekkilleri olduğunu, bir ortaklığın gerçekte bittiğini iddia etmenin organik bağın da tamamen kesilmesini gerektirdiğini, fakat müvekkillerinin hisselerini devrettikleri 07.12.2017 tarihinden sonra da müvekkillerinin organik bağının devam ettiğini, davalı şirket yetkilisi ... uzunca bir zaman 4 yıldan fazla bir süre müvekkillere şirket karını aktardığını, bilanço gelir gider bilgilerini yazılı olarak sunduğunu, hatta geçen bu süreçte asıl şirket yetkililerinin müvekkilleri olduğunun ortada olup, müvekkillerine düzenli olarak şirket raporlarının gönderildiğini, bilgilendirme yapıldığını, şirket ortaklığında söz sahibi olanların müvekkilleri olduğunu, organik bağın uzunca bir süre devam etmesine rağmen davalı ... müvekkillere kar payı ödemelerini kestiğini, şirket ile bağlantılarını koparacak davranışlarda bulunduğunu, müvekkillerinin diğer ticari ilişkilerinden oluşturduğu saygınlığı kullanarak müvekkillerini maddi ve manevi zarara uğrattığını, ... halen ... ismi ile satış yaptığını, yapılan devir işlemi gerçeği yansıtmamakla birlikte müvekkillerinin şirket ortağı olduğunu, hatta gerçek faydalanıcılar olduğunu, dolayısıyla yapılan işlemin açıkça muvazaalı bulunduğunu, hisse pay devrinde muvazaalı işlem iddiası olduğunda bunu iddia eden tarafın yazılı delil başlangıcı sunduysa artık tanık dinletebileceğini, davada ...'ın müvekkillere şirketle ilgili, kar oranlarıyla ilgili raporlar sunduğunu, bilgilendirmeler yaptığına ilişkin whatsapp yazışmalarının sunulduğunu, whatsapp yazışmalarının delil başlangıcı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, emsal kararlardan görüldüğü üzere whatsapp yazışmaları delil başlangıcı olarak kabul edildiğini, sunduğumuz whatsapp yazışmalarında ...'ın açıkça müvekkillerine şirket hakkında raporlar gönderdiğini, kar oranı hakkında bilgi verdiğinin görüldüğünü, bununla birlikte dava dosyasına davalı şirketin "..." adıyla satış yaptığına ilişkin Google ekran görüntülerinin de sunulduğunu, bunlar davacı müvekkillerin şirketle organik bağının kopmadığını ve hisse pay devri sözleşmesinin muvazaalı olduğunu gösterdiğini, dolayısıyla muvazaaya ilişkin iddialarını kanıtlayan yazılı delil başlangıcının mevcut olduğunu, bu durumda ilk derece mahkemesinin delil başlangıcını dikkate alarak muvazaanın kanıtlanması için tanık dinlemesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; limited şirket ortağı olunduğunun tespiti ve tescili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davalı şirkete ilişkin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ilanları, pay devir sözleşmeleri, Gold İçecek/... ibareli kartvizit sureti, google arama çıktıları, iş yeri fotoğrafları dosya içeresinde yer almaktadır. Davacılar davalı şirketteki 26'şar adet paylarını davalı ...'a 26.000,00 TL bedelle devrettikleri 06/12/2017 tarihli pay devir sözleşmesinden anlaşılmıştır. Anılan pay devir sözleşmesinin kabul edilmesine ilişkin davalı şirket genel kurul kararının tescil edildiği 12/12/2017 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmiştir. Yargılama aşamasında mahkemece 16/03/2023 tarihli celsede davacı yana yemin teklif hakkı hatırlatılarak kesin süre verilmiş ise de, davacı vekilince verilen kesin süre içerisinde yemin teklifine ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Davacı yan davalı şirketteki hisselerin, bankalarda davacılara ait ... Gıda ... Ltd. Şti ile grup şirketi olarak görüleceği, davacılara ait diğer şirketin yüklü işlemler yaptığının beyan edilmesi üzerine emaneten davalı ...'a devredildiğini, bunun gerçek bir devir olmadığını, 4 yıl kadar süreyle davalı şirket kar payının kendilerine ödendiğini, gerçek yöneticilerin kendileri olduğunu, şirket bilançolarının davalı ... tarafından hisse devrinden sonra da kendilerine gönderildiğini, devrin muvazaalı olduğunu, muvazaa iddiası kabul edilmez ise taraflar arasında inanç sözleşmesi bulunduğunu, davalı şirkette ortak olduklarını iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında davacıların ticaret sicil kayıtlarında davalı şirket ortağı olarak yer almadığı, davacıların noterde akdedilen hisse devir sözleşmesi ile davalı şirket hisselerini diğer davalıya devrettikleri, pay devrinin davalı şirket genel kurulunda kabul edilerek tescil ve ilan edildiği hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davacıların noterde akdedilen resmi hisse devir sözleşmesi ile davalı şirket hisselerini diğer davalıya devretmelerinin muvazaalı olup olmadığı, davacıların kendi muvazaalarına dayanarak işbu dava ile davalı şirket ortağı olduklarını ileri sürüp süremeyeceği, taraflar arasında inanç sözleşmesi bulunup bulunmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır. Davacılar vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, 6102 sayılı TTK'nun 595. maddesinde "(1)Esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır. Ayrıca devir sözleşmesinde, ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri, rekabet yasağı ağırlaştırılmış veya tüm ortakları kapsayacak biçimde genişletilmiş ise, bu husus önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım hakları ile sözleşme cezasına ilişkin koşullara da belirtilir. (2)Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş ise esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı şarttır. Devir bu onayla geçerli olur. (3)Şirket sözleşmesinde başka türlü düzenlenmemişse, ortaklar genel kurulu sebep göstermeksizin onayı reddedebilir. (4)Şirket sözleşmesi ile sermaye payının devri yasaklanabilir. (5)Şirket sözleşmesi devri yasaklamış veya genel kurul onay vermeyi reddetmişse, ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkı saklı kalır. (6)Şirket sözleşmesinde ek ödeme veya yan edim yükümlülükleri öngörüldüğü takdirde, devralanın ödeme gücü şüpheli görüldüğü için ondan istenen teminat verilmemişse, genel kurul şirket sözleşmesinde hüküm bulunmasa bile, onayı reddedebilir. (7)Başvurudan itibaren üç ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde onayı vermiş sayılır." hükmünü içermektedir. Anılan hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere, pay devrinin geçerli olarak yapıldığının kabulü için noterde devre ilişkin sözleşme yapılması, pay devrinin ortaklar genel kurul tarafından onaylanması gerekecektir. Somut olayda da, davacılar tarafından noterde akdedilen pay devir sözleşmesi ile davalı şirketteki hisseler diğer davalıya devredilmiş, anılan devir davalı şirket genel kurul tarafından da kabul edilerek genel kurul kararı ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmiştir. Davacı yan işbu davada davalı şirkette bulunan paylarının davalı ...'a devrinin, davacılara ait diğer şirket ile davalı şirketin grup şirketi olarak bankalar nezdinde kabul edilmemesi ve diğer şirketin yüklü işlemler yapması nedeniyle görünürde yapıldığını, davalı şirket tarafından hisse devrinden sonrada kar payı aldıklarını, davalı şirketin tek ortağı olarak görünen davalı ...'ın şirket bilançolarını 4 yıl süreyle kendilerine gönderdiğini, davalı şirketi kendilerinin yönettiğini ileri sürerek işbu davayı açmıştır. Yapılan açıklamadan anlaşılacağı üzere, davacı yanın işbu davada dayandığı hukuki müessese muvazaadır. Dayanılan muvazaalı işlem, davacı tarafından görünürde bir durum yaratılmak amacıyla davalı şirketteki hisselerin diğer davalıya devredilmesi şeklinde gerçekleştiği ileri sürülmekte olup, anılan iddia karşısında muvazaalı işlemi gerçekleştiren taraf davacı yandır. Bir başka anlatımla, davacı kendi muvazaalı işlemine dayanarak işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürmek suretiyle davalı şirket ortağı olduğunun tespitini talep etmektedir. Oysa, kimse kendi muvazaalı işlemine dayanarak hak talep edemeyecektir. Öte yandan, burada tartışılması gereken bir diğer husus, taraflar arasında inanç sözleşmesi bulunup bulunmadığıdır. İnanç sözleşmesi inanan tarafından mülkiyetinde bulunan bir malın veya hakkın güven duyduğu ve inandığı başka bir kişiye devredip, belirli bir sürenin sonunda veya bir amacın gerçekleşmesinden sonra devrettiği mal veya hakkı geri almayı taahhüt ettiği, inanılan kişinin de devraldığı mal veya hakkı kendisine inanana geri devretmeyi taahhüt ettiği güvene dayalı bir sözleşmedir. Bunun sonucu olarak mal veya hakkın mülkiyeti geçici olarak devredildiği inanılana geçmesidir. Somut olayda ise, inanç sözleşmesinde yer alan payın belirli bir sürenin sonunda veya bir amacın gerçekleşmesinden sonra tekrar davalı ... tarafından davacılara devredileceğine ilişkin inanç unsuru eksiktir. Bu durumda, taraflar arasında inanç sözleşmesinin varlığı ileri sürülemeyecektir. Hal böyle olunca, davacıların kendi muvazaalı işlemlerine dayanarak yapılan işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürmek suretiyle hak talep edemeyecekleri, inanç unsuru eksik olduğundan taraflar arasında inanç sözleşmesinin var olduğundan söz edilemeyeceği, davacıların dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar ile davalıdan hak talep edemeyeceği gözetilerek mahkemece netice olarak davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacılardan alınması gerekli olan 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacılardan müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalılar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/04/2026 Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ... ... ... ... ... Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.