İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/02/2026 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı borçlu arasında 2…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1677 KARAR NO : 2026/212 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 19/04/2022 NUMARASI : 2017/364 Esas - 2022/289 Karar DAVA: İtirazın İptali (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/02/2026 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı borçlu arasında 22.08.2012 tarihinde Acentelik Sözleşmesi akdedildiğini, ayrıca taraflar arasında 23.01.2013 tarihli 2013-37 sayılı protokol ile 01.09.2013 tarihli ... sayılı pre finansman ve ek destek protokolü imzalandığını, sözleşmeler doğrultusunda acentelik ilişkisini başlatmak üzere acenteye ürün satış hedeflerinde kullanılmak üzere komisyon ödemeleri yapıldığını, taraflar arasında acente üretim yaptıkça hak kazanacağı komisyon bedellerinin düşülmesi ile acentelik ilişkisinin kurulması için zorunlu olarak davacı tarafında ödenen peşin komisyon bedellerinin kapatılması şeklinde cari hesap ilişkisi bulunduğunu, davalı borçlu acente ile kurulan acentelik ilişkisinin sözleşmeler uyarınca üstlendiği yükümlülüğü yerine getirmemesi üzerine davacı tarafından acentelik sözleşmesinin 22. Maddesi kapsamında feshedildiğini, fesih sonucu davalı borçlunun üstlendiği edime yerine getirmemesi doğrultusunda oluşan cari hesap bakiyelerinin kapatılması yönünde iyi niyetli bir biçimde yapılan tüm görüşmelere rağmen borçlu tarafından bir ödeme yapılmadığını, bu sebeple davacı tarafında İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalı borçlunun söz takibe itiraz ettiğini beyanla itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında ödenen komisyon bedellerinin kapatılması şeklinde bir cari hesap ilişkisi bulunmadığını, taraflar arasında acente üretim yaptıkça hak kazandığı komisyon bedellerinin peşin olarak davalıya ödenmesi, iptal müşteri ödemesinin yapılmaması, ara verme gibi durumlarla tahsil edilemeyen komisyon bedelinin peşin ödenen komisyon bedellerinden düşülmesi şeklinde bir cari hesap ilişkisinin bulunduğunu, Protokol ile de komisyon, ofis kira, prefinansman destekleri de belirli kriterlerde gerçekleşen üretimler neticesinde acentenin hak kazanacağı söz konusu komisyon ve desteklerin tutarının cari hesap bakiyesinden düşülmesi suretiyle kapatılacağının ön görüldüğünü, davalı şirketin sözleşmenin, davalının yükümlülüklerini yerine getirmediği nedeniyle haklı sebeplerle feshedildiği iddiasının hukuki dayanağının bulunmadığını, 21.01.2016 tarihinden çok önce tarafların karşılıklı anlaşmaları İle davalının kendi acentesinde kullandığı lisansının iptal edilerek davacı şirketin de ortağı olduğu... A.Ş.'ye Şube Müdürü olarak atanması ile 01.09.2013 tarihinde sona erdiğini, davalının lisansının da ... isimli firmaya geçtiğini, bu hususun Sigorta Gözetim Merkezi kayıtlarında da bulunduğunu, takip dosyasına göre davalının borcunun 47.923,85 TL, dava dilekçesine göre ise 47.825,41 TL olduğunu, hayat ve ferdi kaza poliçelerinin yenilenmesi nedeniyle ne kadar alacaklı bulunduklarını Aralık 2015 tarihi itibariyle sigorta ekran portalının davacı şirketçe kapatıldığından bilemediklerini, ancak sunulan örnek maillere göre davalının alacaklarının bulunduğunu belirterek davanın reddini ve takibin %20'sinden aşağı olamamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ,... taraflar arasında 22.08.2012 tarihinde Acentelik Sözleşmesi akdedildiği, ayrıca 23.01.2013 tarihli protokol ile 01.09.2013 tarihli ek destek protokolü imzalandığı, davacı tarafça sözleşme feshedildikten sonra avans komisyon alacağı, cari hesap alacağı, hayat hesabı ve bes hesabı borçları uyarınca takip başlatıldığı, mahkememizce acente ve sigorta konusunda uzman bilirkişilerin de yer aldığı ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere taraflar arasında davacının da belirttiği gibi acenteye peşin ödenen avans komisyonunun, acentenin hak edeceği komisyona mahsup edilmesi şeklinde bir cari hesap ilişkisi bulunduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 26. Maddesi uyarınca davacının defter ve kayıtlarının münhasır delil olduğu, davacının defter kayıtlarına göre davalıdan 35.341,67 TL alacaklı olduğu, acentenin muaccel olan bu borçlarını ifa etmemesinin davacı bakımından haklı bir fesih sebebi teşkil edeceği, yine sözleşmenin 22. Maddesi uyarınca davacının haklı sebeplerle her zaman tek taraflı fesih hakkı bulunduğu, yine aynı maddede feshin şekline ilişkin değil fesihten sonra sonuçlarına ilişkin olarak protokollere atıfta bulunduğu, bu nedenle davacı tarafça geçerli bir feshin yapılmış olduğu, davalının fesih ihtarına verdiği cevapla da taraflarına bir fesih ihtarının ulaştığının anlaşıldığı, görülmekle davanın kısmen kabulüne, alacaka belirlenebilir olmakla icra inkar tazminatı talebinin de kabulüne," karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yetki itirazları bakımından herhangi bir karar verilmemiş olmasının kanuna aykırı olduğunu, yetkili mahkemenin davalının ikametgahı olan Bursa Mahkemeleri olduğunu, taraflar arasında akdedilen 22/08/2012 tarihli acentelik sözleşmesinde yetki sözleşmesi yapıldığını, ancak bu yetki sözleşmesinin geçersiz olduğunu, usuli eksiklikler tamamlanmaksızın davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin açıkça kanuna aykırı olduğunu, dava dilekçesi ekinde yer alan belgelerin davalı vekiline tebliği talebinin bugüne kadar mahkemece karşılanmadığını, delillerin toplanmadığını ve tanıkların dinlenmediğini, bilirkişi raporlarının itirazlarını karşılamayan, taraflar arasındaki ihtilafı çözmeyen, yeterli ve doyurucu olmayan, birbiriyle açıkça çelişen raporlar olduğunu, Bilirkişi Kurulunun tespitinin eksik olduğunu; acentelik sözleşmesi, ek protokoller, dosyaya sunulmuş cari hesap dökümü, banka hesap hareketlerinden de davalı acenteye sadece belirli kriterlerle gerçekleşen üretimler neticesinde acentenin hak kazanacağı avans komisyonu ödemesi yapılmadığının anlaşılacağını, davacı şirket tarafından belirli hedeflerin gerçekleştirilmesine bağlı olarak davalı acenteye avans komisyonu, ofis kira, personel desteği, pre finansman desteği adı altında peşinen ödemeler yapıldığını, bu ödemelerin davacı şirketin ticari defterlerinde kendi hanesine alacak olarak, davalı acente hanesine ise borç olarak yazıldığını, davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarını talep edilen sürede hazır etmediğini, davacı şirket feshinin haklı fesih olmadığını, takip tarihinden önce davalı acentenin temerrüdünün gerçekleşmediğini, taraflar arasında belirli hedeflerin gerçekleştirilmesine bağlı olarak cari hesap ilişkisi bulunduğunu, davacı tarafın davalı acenteyi borçlu gösterdiğini, davalı acentenin davacı şirkete borcu bulunmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE: Dava; acentelik sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalı acenteye peşin ödenen komisyonlardan dolayı davacıya borcunun bulunup bulunmadığı noktasındadır.Davacı alacaklı tarafından davalı hakkında, İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "22/08/2012 acentelik sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap, hayat hesabı, Bes hesabı ve avans komisyon alacağı" borcun sebebi gösterilerek 47.923,85 TL asıl alacağın tahsili istemiyle takip başlatıldığı, borçlunun yetkiye ve borca itirazı üzerine takibin durduğu ve itirazın iptaline ilişkin davanın açıldığı görülmektedir. Taraflar arasında acentelik sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin davacı tarafça feshedildiği uyuşmazlık konusu değildir. İlk derece mahkemesinin 16/01/2018 tarihli ön inceleme duruşma tutanağının 6. bendi ile davalının icra dairesinin yetkisine yönelik itirazının reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen 22/08/2012 tarihli acentelik sözlemesinin 26. Maddesi "iş bu sözleşmenin yorumlanması ve veya uygulanmasından doğan ihtilaflardan ... emeklilik'in tüm kayıt belge ve defterleri HUMK MD.287 uyarınca tek geçerli ve bağlayıcı delil olup, uyuşmazlıkların hal mercii İstanbul merkez mahkemeleri ve icra daireleridir." düzenlemesini içermektedir. Bahsi geçen yetki şartının geçerli olduğu, ayrıca HMK 10 maddesi gereği sözleşmeden doğan davalarda ifa yeri mahkemesinin yetkili olduğu, TBK 89/1 hükmünce para borçlarının alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceğine ilişkin düzenleme bulunduğu, davacı alacaklı adresinin Şişli-İstanbul olması kaşsında icra takibinin ve davanın yetkili İstanbul Mahkeme ve icra dairelerinde açıldığı görülmekle davalının yetkiye ilişkin istinaf talebi yerinde görülmemiştir. 6100 sayılı HMK'nun Mevcut delillerle davanın aydınlanması başlıklı 146. Maddesi "(1) Mahkeme, taraflarca gösterilmiş olan delillerin incelenmesinden sonra, davanın muhakeme ve hüküm için yeterli derecede aydınlandığını anlarsa, tahkikatın bittiğini kendilerine bildirir." düzenlemesini içermektedir. Mahkemece dosyaya toplanan deliller HMK 146. Maddesi gereği davayı aydınlatmaya yeterlidir. Dosyaya kazandırılan bilirkişi raporları ile uyuşmazlık aydınlatılmış, hükme esas alınan rapor denetime elverişle ve hüküm kurmaya yeterli bulunmakla davalının bu yönlere ilişen istinaf istemi yerinde değildir. İlk derece mahkemesince davacı vekilinin hazır bulunduğu 16/01/2018 tarihli duruşmasının 7 maddesi ile; Tarafların ticari defter ve belgeleri ile dosya üzerinde, iddia ve savunma doğrultusunda SMMM bilirkişisi ve Acente Bilirkişisi marifetiyle 26/02/2018 günü saat 13.30'da inceleme icrasına, bilirkişilere 600*2=1.200,00TL ücret takdirine, 228,00TL bilirkişi raporunun tebliği olmak üzere toplam 1.228,00TL delil avansını yatırması için davacı vekiline HMK 324 maddesi gereğince iki haftalık kesin süre verilmesine, verilen süre içerisinde delil avansı ikmal edilemezse bu delile dayanmak hakkından vazgeçmiş sayılacağı hususunun ihtarına ayrıca taraflar ticari defter ve belgelerini ibraz etmedikleri takdirde ibrazdan kaçınmış sayılacaklarına, talep ettikleri takdirde bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi tanınmasına, ya da HMK 219 maddesi gereğince defterlerin ilgili kısımlarının onaylı suretlerinin tasdikleri gösterir şekilde inceleme günü dosyaya ibraz etmelerine(huzurda bulunan taraflar ihtar edildi), şeklinde ara karar oluşturulduğu, 26/02/2018 tarihli bilirkişi yemin ve teslim tutanağında sadece davalının ticari defter incelemesi için hazır bulunduğu ve defterleri ibraz ettiği, davacı tarafın defter ibraz etmediği ve inceleme günü hazır olmadığı herhangi bir mazeret de bildirmediği, 16/04/2018 tarihli bilirkişi raporunun davalı ticari defterleri incelenerek hazırlandığı anlaşılmaktadır.08/05/2018 tarihli duruşmada davacı taraf herhangi bir mazeret bildirmeden defter ve kayıtların dosyaya ibrazı için ek süre talep etmiş, davalı vekili davacının ticari defter ve belgeleri sunmasına muvafakatlarının bulunmadığını, kesin süreye rağmen davacının defterlerini sunmadığını beyan etmiştir. Davacı vekili 11/05/2018 tarihli bilirkişi raporuna beyan dilekçesinde; davacı tarafın kayıtlarının incelenmesi gerektiği, ticari defterlerini süresinde ibraz etmemelerine ilişkin yine herhangi bir mazeret beyan etmeden ticari defterlerini sunmak üzere kendilerine ek süre verilmesi talep etmiştir. 20/06/2018 tarihli duruşmada davacı vekili ek süre talebini yenilemiş, davalı vekili muvafakatları olmadığının beyan etmiş, mahkemece 1 numaralı ara karar ile " Taraflar arasındaki delil sözleşmesi nazara alınarak davacı defterlerinin de incelenmek suretiyle bilirkişi raporu tesisi hususunda dosyanın daha önceki heyete tevdine, bilirkişisi marifetiyle 10/09/2018 günü saat 13.30'da inceleme icrasına," karar verilmiştir. 10/09/2018 tarihli bilirkişi yemin ve teslim tutanağında taraflardan "gelen olmadı" kaydının bulunduğu ek raporda bu durumun belirlenerek davalı kayıtlarına göre davacının 2014 yıl sonu itibarıyla sıfır bakiye verdiğine dair rapor verildiği görülmektedir. Davacı vekili 10/10/2018 tarihli bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde kendisinin 10/09/2018 tarihinde yerinde inceleme talep ettiğini beyan etmesi üzerine mahkemece UYAP üzeride yapılan inceleme ile davacı vekilinin mahkemeye sunduğu 10/09/2018 tarihli mazeret dilekçesinde yerinde inceleme talebinde bulunduğu belirlenerek 24/10/2018 tarihli arar karar oluşturularak yerinde inceleme yetkisi verilerek davacının defterleri üzerinde inceleme yapılarak rapor hazırlanmasına karar verildiği görülmektedir. Bahsi geçen mazeret dilekçesinin 10/09/2018 günlü saat 12:56:24' te UYAP'TAN havale edildiği anlaşılmaktadır. Ticarî defterlerin ibrazı ve delil niteliği, HMK’nın 222. maddesinde düzenlenmiş olup maddenin 1. fıkrasında mahkemenin, ticarî davalarda tarafların ticarî defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği ve aynı maddenin 2. fıkrasında ise ticarî defterlerin, ticarî davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği düzenlenmiştir. Ticarî defter kayıtları ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan tarafın, ticarî defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticarî defterlerini ibraz etmemesi (28.07.2020 tarih ve 31199 S.R.G. de yayımlanan ve aynı tarihte yürürlüğe giren 22.07.2020 tarih ve 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiştir.) yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir (HMK m. 222/3). Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticarî defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olurlar. (HMK m. 222/4). Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. Öte yandan taraflardan birinin diğer deliller yanında karşı tarafın ticarî defterlerine dayanmasıyla karşı taraftan ticarî defterlerin ibrazının istenilmesi, ancak ticarî defterlerin ibrazından kaçınılması durumunda, HMK’nın belgelerin ibraz mecburiyetini içeren 219 ve devamındaki hükümler uygulama alanı bulacaktır. Bu çerçevede HMK’nın 220/3. maddesinde düzenlenen belgenin ibraz yükümlülüğüne aykırı davranışın sonucunda, HMK’nın 222/5. maddesindeki düzenlemeden farklı olarak hâkime takdir hakkı tanınmış olup hâkim, ibraz edilmeyen belgenin/ticarî defterin içeriği hakkında, somut durumun niteliğine uygun düştüğü ölçüde yapacağı değerlendirme sonrasında ibrazı isteyen diğer tarafın beyanının kabul edilip edilemeyeceğine karar verecektir (Pekcanıtez, Özekes, Akkan, Korkmaz, s. 1834).(Yargıtay HGK'nın 27.01.2022 tarihi ve 2019/11-172 E. - 2022/69 K. sayılı kararı )Eldeki uyuşmazlıkta ise mahkemece 16/01/2018 ve 20/06/2018 tarihinde kurulan ticari defterlerin ibrazına ilişkin ara kararlarında defter ibraz etmemenin HMK 220/3 maddeye uygun sonucu ihtar edilmemiştir. Usulüne uygun olmayan ihtara sonuç bağlama imkanı bulunmaması ve ticari defterlere mahkemece resen dayanılma yetkisi bulunması karşısında davacı ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak rapor alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığından davalının bu yönlere ilişen istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Mahkemece hükme esas alınan 03/02/2020 tarihli bilirkişi raporunda; Davacı ...A.Ş nezdindeki davalı acenteye ait hesap bakiyelerine göre, takip tarihi (10.03.2016) itibariyle davacı şirketin davalı acenteden 40.914,72 TL tutarında alacaklı olduğu, Davacı şirketin ticari defter kayıtlarına göre; 40.676,37 TL olarak görülen hesap bakiyesinden, borca dâhil edilmemesi gereken 5.334,70 TL'lik tutarın düşülmesinden (40.676,37-5.334,70) sonra 31.12.2017 tarihi itibariyle davalının ana borcunun 35.341,67 TL olacağı," yönünde mütalaada bulunulduğu, 13/01/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda; "Kök Raporda da belirtildiği üzere, davacı şirketin ticari defter kayıtlarına göre; 40.676,37 TL olarak görülen hesap bakiyesinden, borca dâhil edilmemesi gereken icra ödeme/iptal işlemlerine ilişkin toplam 5.334,70 TL'lık tutarın düşülmesinden (40.676,37-5.334,70) sonra 31.12.2017 tarihi itibariyle davalı acentenin ana borcunun 35.341,67 TL tutarında olduğu, Mavi ile işaretli olan söz konusu kalemlerin davacı şirket nezdindeki ekstre kayıtları olup, bunlara ilişkin gerekli muhasebe kayıtlarının yapıldığı, dolayısıyla tespit edilen hesap bakiyesinin bu kayıtları da kapsadığı, dolayısıyla davalı acentenin tespit edilen borç tutarında bir değişiklik söz konusu olmadığı, Davalı tarafın takip tarihinden önce 28.01.2016 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü, temerrüt tarihinin değişmesi yönündeki kanaatimiz dışında, 03/02/2020 tarihli Bilirkişi heyet Raporumuzda belirtilen görüşlerimizde başkaca bir değişiklik olmadığı " yönünde mütalaada bulunulduğu görülmektedir. Toplanan deliller ile davacı talebinin avans komisyonunundan kalan bakiye alacağa ilişkin olduğu, acenteye peşin ödenen avans komisyonunun, acentenin hak edeceği komisyona mahsup edilmesi şeklinde bir cari hesap ilişkisi bulunduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 26. Maddesi uyarınca davacının defter ve kayıtlarının münhasır delil olduğu, davacının defter kayıtlarına göre davalıdan takip tarihi itibarıyla 40.914,72 TL alacağı bulunduğu, takip tarihinden sonra dava tarihinden önce herhangi bir nakdi ödeme bulunmamakla birlikte bilirkişi raporununda 31/12/2017 itibarıyla davacı defterlerine işlenen bazı kayıtlar esas alınarak davacının 35.341,67 TL alacaklı olduğu yönündeki belirlemesi esas alınarak hüküm kurulması isabetli değil ise de istinafa gelenin sıfatına göre kaldırma sebebi yapılmamış, davalının tüm istinaf sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 836,50 TL harcın, alınması gerekli olan 2.414,19 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.577,68 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 12/02/2026