T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1836 KARAR NO : 2025/2031 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/06/2025 NUMARASI : 2020/85 E. - 2025/444 K. DAVANIN KONUSU : Muarazanın Giderilmesi, Maddi Tazminat Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Asl…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1836 KARAR NO : 2025/2031 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/06/2025 NUMARASI : 2020/85 E. - 2025/444 K. DAVANIN KONUSU : Muarazanın Giderilmesi, Maddi Tazminat Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19/06/2025 Tarih ve 2020/85 Esas - 2025/444 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflarca istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalı ... ile müvekkili arasında 02/03/2009 tarihli, 10 yıl süreli ambalaj atıklarının toplanması ve taşınmasına dair sözleşmenin imzalandığını, bu sözleşmenin, davalı tarafından yeni yapılan ambalaj atıklarının yönetim planının müvekkilince onaylanmadığı gerekçesiyle 24/03/2016 tarihinde tek taraflı olarak feshedildiğini, davalının fesih bildiriminin haksız, sözleşmeye aykırı ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalı tarafça sözleşmenin 9. maddesine dayanıldığını, ancak müvekkilinin sözleşme ile üstlendiği yükümlülüklerini eksiksiz biçimde yerine getirdiğini, davalının fesih yazısında sistemin verimsiz olduğu gerekçesine de yer verildiğini, oysa bu konuda müvekkili tarafından davacıya onlarca yazı gönderilerek, davalının kayıt dışı atık toplanmasını engellememesi nedeniyle sistemin maddi olarak zarar ettiğinin bildirildiğini ve gerekli önlemlerin alınmasının istenildiğini, davalı tarafından müvekkili Şirket yetkilisinin iradesi fesada uğratılarak, 10/12/2015 tarihinde protokol başlıklı bir belgenin imzalatıldığını, 14/12/2015 tarihinde davalı ... yetkililerinden, müvekkilinin çalışma bölgesinin büyük bir bölümünün, başka şirketlere verileceğine ilişkin söz konusu protokol içeriğinin öğrenildiğini, anılan protokolün irade fesadı yoluyla imzalatıldığına ilişkin ihtarnamenin, müvekkilince davalıya gönderildiğini, bu protokolün yok hükmünde olduğunu, protokolün müvekkili ile müzakere edilerek imzalanmadığını ve genel işlem şartı niteliğinde bulunduğunu ileri sürerek, taraflar arasındaki 02/03/2009 tarihli sözleşmenin geçerli ve yürürlükte olduğunun tespitine, muarazanın giderilmesine, müdahalenin menine, haksız fesih nedeniyle müvekkilinin zararının belirlenerek şimdilik 10.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 20/02/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 5.264.335,49 TL'ye yükseltmiştir. Davalı ... Belediyesi vekili, müvekkili ile davacı arasında yapılan sözleşme, teknik şartname ve protokol hükümlerine davacı tarafından uyulmadığını, yaşanan aksaklıklar nedeniyle 09/12/2015 tarihli protokolün imzalandığını, davacının bu protokolle yeni sorumluluk sahalarını kabul ettiğini, ancak yeni yapılan ambalaj atıkları yönetim planının davacı tarafından onaylanmadığından, ilçe sınırlarında ambalaj atıkları geri kazanım projesinin uygulanamayacak hale geldiğini, davacının, sözleşme ve protokol hükümlerine uymaması nedeniyle, 02/03/2009 tarihli sözleşmenin 9. maddesi uyarınca müvekkilinin anılan sözleşmeyi feshettiğini, feshin haklı neden dayandığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Feri müdahil vekili, müvekkilinin Çankaya Belediyesi sınırları içerisinde davacı gibi atık toplama işi ile uğraştığını, Çankaya Belediyesi ile Çevre Bakanlığı'nın birlikte oluşturduğu atık yönetim planı kapsamında müvekkilinin Çankaya Belediyesi sınırları içerisinde yönetim planı kapsamında kendisine verilen bölgede atık toplama faaliyetine başladığını, atık toplama işini tekel haline getirmiş olan davacının bu durumdan rahatsız olduğunu, atık toplama işini engellemeye çalıştığı için davalı idarece sözleşmesinin feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, feshin, sürekli borç ilişkisini geleceği etkili olarak sona erdiren, bozucu yenilik doğuran bir hak olduğu, ancak bu hakkın yasaya, sözleşmelere ve iyiniyet kurallarına uygun kullanılmasının zorunlu bulunduğu, davaya konu olayda her iki tarafa borç yükleyen ve sözleşmeye dayalı bir hukuki ilişki olduğu, sözleşmenin taraflarından olan davalının, davacı yüklenicinin sözleşmeye aykırı davrandığı gibi sözleşmenin değiştirilmesine dair 09/12/2015 tarihli protokole de uymadığını belirtip, bu hususları gerekçe göstererek aralarındaki sözleşmeyi feshettiği, buna karşın 02/03/2009 tarihli sözleşmenin 8. maddesine göre davalı Belediyenin sözleşmeyi tek taraflı feshedebilmesi şartının yargı kararına bağlı olduğu, davalı Belediyenin ise yargı kararı yerine az yukarıda bahsedilen gerekçeleri ileri sürerek sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiği, fesih gerekçelerine bakıldığında ise davalı yanca belirtilen eksikliklerin düzeltilebilecek nitelikte eksiklikler olduğu, eksikliklerin, sokak atık toplayıcıların mevcudiyetinin bu şekilde kaynakta ayrı toplama sistemlerine zarar vermesi gibi ülke genelindeki sorunlardan kaynaklandığı, bir kısmının ise bildirim ve süre verilmesinden sonra giderilebilecek nitelikte bulunduğu, ilçe genelinde ambalaj atıklarının toplanması için yeni bir firma ilave edilerek davacının sorumlu olduğu alanın küçültülmesi hususu da hesaba katıldığında, söz konusu fesih işleminin haklı gerekçelere dayanmadığı, netice itibariyle davaya konu olan ve taraflar arası imzalanan 02/03/2009 tarihli sözleşmenin, süresinin sona ermesinden önce davalı tarafından feshedilmesinin haklı bulunmadığı ve sözleşmenin 8. maddesine aykırı olduğu, bununla birlikte davacı, 02/03/2009 tarihli sözleşmenin yürürlükte olduğunun tespiti suretiyle muarazanın giderilmesine karar verilmesini talep etmiş ise de davacı vekilinin dava dilekçesi ile aynı zamanda sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zararın tazminini istemesi karşısında tarafların fesih iradelerinin birleştiği, dolayısıyla bu isteme yönelik davanın reddine karar vermek gerektiği, davaya konu 02/03/2009 tarihli sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshi nedeniyle davacının isteyebileceği zarar konusunda 20/11/2024 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınabilir mahiyette görüldüğü, buna göre davacının, 10 yıl süreli olarak düzenlenen 02/03/2009 tarihli sözleşmenin, 7 yıl sonra 24/03/2016 tarihinde davalı idarece haksız olarak feshinden dolayı sözleşmenin bakiye süresi için oluşan kar kaybını ve haksız fesihten kaynaklanan diğer doğrudan zararlarını davalı idareden talep edebileceği, müspet zarar hesabı yapılırken davalının çalıştığı diğer firmaların kayıtları ve topladıkları atık miktarları üzerinden değerlendirme yapılmasının uygun bulunmadığı, çünkü atık sektöründe her firmanın yöntemi, çalışma verimi, eleman/ekipman durumu farklı olduğundan toplanan atık miktarının da değişken olacağı, davacının sözleşmenin feshine kadar ki kayıtlarının, davacı zararının hesaplanmasında dikkate alınabileceği, ambalaj atıklarının kaynakta ayrı toplanması işinde Belediye ve lisanslı firmanın yanında geri kazanım yükümlülüğü bulunan ambalaj ireticilerinin temsil edildiği vakıf olan ÇEVKO'nun da sistemin bir ayağını oluşturduğu, ÇEVKO'nun, Ambalaj Atıkları Yönetim Planı dahilinde Bakanlığın, ambalaj bilgi sistemi üzerinden taraflarca onaylanan miktarlara göre lisanslı firmalara destek olduğu, burada toplanan atığın türüne göre hem maddi ödeme hem de ekipman desteği yaptığı, destek olarak verilen ekipmanların daha sonra ya da başka bölgelerde başka işlemler için de kullanımının mümkün olduğu, dolayısı ile ekipman desteği nedeniyle davacı firmanın bir zararından söz edilemeyeceği, sadece Vakıf tarafından yapılan prim desteklerinin kesilmesi halinde firmanın zararından söz edilebileceği, bu sebeple Vakıf tarafından yapılan/yapılacak prim desteklerinin zarar hesabına ilave edildiği, diğer taraftan, davacı tarafından daha önceden İlçe genelinde 116 mahallede çalışma yapılırken bunun atık yönetim planı revizyonuyla 50 mahalleye düşürülmesi ve bu aşamadan sonra uyuşmazlıkların başlayarak fesih sürecine gidildiği göz önünde bulundurulduğunda, her bir mahallenin büyüklüğünün farklı olduğu, gelir düzeyinin farklı bulunduğu, bu hususların da toplanan atık miktarını, verimini etkileyeceğinden, mahalle sayısına oranlayarak hesap yapmanın da uygun olmayacağı, yine hesaplama yapılırken sözleşmenin başlangıcı olan 2009 yılından itibaren işlemlerin yeni başladığı, toplama sisteminin kurulması, ekipman yerleştirilmesi, adım adım sistemin diğer mahallelere de yaygınlaştırılması, vatandaşın eğitimler. vs. ile sisteme alıştırılması, böylelikle atık toplama düzeninin belirli bir süre sonra oturacağı ve düzene gireceği hesaba katılmış ve davacı firmanın çalıştığı 2014-2015 ve fesihe kadarki 2016 yılı kayıtlarının ortalama kar/zarar tespitinde kullanılmasının daha doğru bulunduğu, atık sektöründe satış tutarı üzerine sektördeki genel kar oranının %25 olarak kabul edilebileceği, bu kar miktarı üzerinden bir miktar genel gideri olacağı ve bu oranın %10 olarak değerlendirildiği, bu ilkeler çerçevesinde sözleşme süresi sonuna kadar 4.392.547.33 TL alacak hesaplandığı, davacı vekilinin 11/02/2021 tarihli ıslahı açıklama dilekçesi ile net kar mahrumiyet alacağının 4.216.839 TL, hizmet gelir kaybı alacağının 139.323,67 TL, kıdem ve ihbar tazminatı alacağının 908.172,82 TL olduğunun bildirildiği, taleple bağlılık ilkesi gereğince davacının sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğradığı toplam 4.356.162,67 TL zararın, 10.000,00 TL'sinin dava tarihinden, bakiye 4.346.162,67 TL'sinin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar vermek gerektiği, davacı şirketin Bakanlıktan lisanslı bir firma olması, Elmadağ Belediyesi gibi farklı Belediyeler ile çalışma imkanının bulunması, sınırlı süre için yapılan ve feshi davaya konu edilen söz konusu sözleşmenin süresi sonunda işçilerin iş akdinin feshedilip tazminatların ödeneceği yönünde sözleşme içerisinde bir hüküm bulunmaması hususları göz önünde bulundurulduğunda ve yine davacı şirket tarafından işlerine son verilen işçilerin kıdem ve ihbar tazminatlarından oluşan tutarların zarar olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zira, davalı ... tarafından haksız fesih nedeniyle davacı şirketin 95 adet çalışanından 79 adedinin işine son verildiği ve bu işçilerden 44 adedinin kıdem ve ihbar tazminatı istemiyle davacı şirkete karşı dava açtığı anlaşılmış ise de davaların henüz derdest olup kesinleşmiş karar bulunmadığı, diğer kalan işçilerin de henüz dava açmadıkları, ayrıca fesih işlemi ile işten çıkarma arasında illiyet bağının kesin olarak belirlenememesi, sözleşme tam olarak yerine getirilmiş olsa bile söz konusu işçilerin şirkette çalışmaya devam edip etmeyecekleri, hukuki durumları ve her birinin işten çıkarılma gerekçelerinin tespit edilememesi dikkate alındığında, işçilerin kıdem ve ihbar tazminatlarının müspet zarar kapsamında tazmininin talep edilemeyeceği gerekçesiyle 02/03/2009 tarihli sözleşmenin yürürlükte olduğunun tespiti suretiyle muarazanın giderilmesine yönelik davanın reddine, davacının maddi tazminat davasının kısmen kabulüne, 02/03/2009 tarihli sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğinin tespiti ile toplam 4.356.162,67 TL'nin, 10.000,00 TL'sinin 26/05/2016 dava tarihinden, bakiye 4.346.162,67 TL'sinin ıslah tarihi 20/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili, haksız fesih nedeniyle işten çıkarılan işçilerin kıdem ve ihbar tazminatları ile ayni olarak yapılan yardımlar gibi kayıplarının, zarar hesaplamasına dahil edilmemesinin hatalı olduğunu, bu yönden bilirkişi raporuna yaptıkları itirazların karşılanmadığını, sözleşmenin fesih tarihi olan 24/03/2016 tarihinden sonra müvekkilinin yapacağı işin, davalı ... tarafından başka şirketlere yaptırıldığını, bu şekilde elde somut veri var iken bunun kullanılmayıp, müvekkilinin fesih öncesi dönem verilerine göre hesaplama yapılmasının doğru olmadığını, müvekkilinin yapacağı işi yapan şirketlerin topladıkları atık miktarından sağladıkları kar ve aldıkları destek primleri toplamının, sözleşme haksız feshedilmese idi müvekkili kasasına girecek kar miktarını oluşturduğunu, belediyeler ile yapılan sözleşmelerde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayladığı Ambalaj Atıklarının Yönetim Planı kapsamında mahallelerde çıkacak ambalaj atık miktarının belirlendiğini, bu nedenle, lisanslı firmanın belediye sınırları içerisinde toplayacağı ambalaj atık miktarının belli olduğunu ve buna göre araç, ekipman ve eleman planlaması yapıldığını, fesih sonrası, ambalaj atıklarını toplayan firmaların da Ambalaj Atıklarının Yönetim Planı dahilinde toplama yaptıklarını, dolayısıyla Bakanlık tarafından onaylanan Ambalaj Atıkları Yönetim Planı içeriği değerlendirilerek rapor hazırlaması gerektiğini, aynı nedenlerle prim kaybı hesabının da tamamen hatalı yapıldığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekiline müvekkilinin fesih bildiriminde, ne de cevap dilekçesinde, taraflar arasındaki sözleşmenin, 8.maddeye göre feshedildiğine ilişkin bir ibarenin bulunmadığını, bilirkişiler tarafından hangi verilere göre sözleşmenin 8. maddesine dayanılarak fesih bildiriminin yapıldığı tespitine ulaşıldığının anlaşılamadığını, huzurdaki davanın konusu olan sözleşmenin haklı feshedilip edilmediği konusunda bu denli esaslı bir hataya düşülmesinin, bilirkişilerin işbu dosyayı detaylı olarak incelemediklerinin en büyük kanıtı olduğunu, bu hususa ilişkin itirazlarının, mahkemece de değerlendirilmediğini, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında davacının sorumlu olduğu bölgelerde yaşanılan eksiklikler ve davacının yükümlülüklerini yerine getirmemesi, şirkete ulaşılamaması, sorumluluk sahasındaki bazı mahallelere hiç gidilmemesi nedenleri dikkate alınarak Ambalaj Atıkları Yönetim Planı'nda revizyona gidildiğini, davacı ve üç ayrı şirket ile birlikte 09.12.2015 tarihli protokolün imzalandığını, davacı yetkilisinin, 15/09/2025 tarihli protokolü imzalayarak, yeni bölge dağılımını kabul ettiğini ve bu iradenin yok sayılmasının mümkün olmadığını, dolayısıyla davacının, verdiği taahhüt doğrultusunda işlem yapma yükümlülüğü altına girdiğini, davacının Ocak 2016-Mart 2016 dönemlerinde protokol doğrultusunda belirlenmiş sorumluluk bölgelerinde faaliyet göstermesine rağmen, kendisine yapılan 04/02/2016, 15/02/2016 ve 22/02/2016 tarihli ihtarlar çerçevesinde yeni atık yönetim planını, elektronik sistemde onaylamadığını, projenin davacının haksız eylemi nedeniyle uygulanamayacak duruma geldiğini, davacının, sözleşme konusu yükümlülüklerini ihtar edilmesine rağmen yerine getirmediği dikkate alınarak sözleşmenin feshedildiğini, söz konusu protokolün uygulanabilmesi için tarafların elektronik ortamda onaylama yapmasının şart bulunduğunu, taraflardan birinin dahi elektronik ortamda onay yapmaması durumunda protokol hükümleri doğrultusunda protokolün diğer taraflarının da toplama işlemi yapamadığını, davacının imzaladığı protokolü elektronik ortamda onaylamadığı için protokolün uygulanamadığını ve protokolün diğer taraflarının da toplama işlemini yapamadığını, bu nedenlerle müvekkilinin sözleşme feshinin haklı bulunduğunu, 3.Mahkeme tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunda; bilirkişiler bilirkişiler tarafından dosyada mübrez kurumlar vergisi beyannamelerinde yer alan bilançolar ile uyumsuz, dayanaksız rakamlarla ve TBK'nın 408 ve 438. maddeleri dikkate alınmadan yapılan kar kaybı hesabının, kesinti yöntemine aykırı olduğunu, bu hususa ilişkin itirazları değerlendirilmeden karar verildiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :1-Dava, taraflar arasındaki sözleşmenin yürürlükte olduğunun tespiti, muarazanın giderilmesi ve maddi tazminat istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davalı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince; Davacı tarafça, taraflar arasında 02/03/2009 tarihli, 10 yıl süreli ambalaj atıklarının toplanması ve taşınmasına dair sözleşmenin imzalandığı, sonrasında iradeleri fesada uğratılarak 09/12/2015 tarihli protokolün kendilerine imzalatıldığı, irade fesadı yoluyla imzalatılan protokolün yok hükmünde bulunduğu, taraflar arasındaki 02/03/2009 tarihli sözleşmenin, davalı tarafından haksız olarak feshedildiği ileri sürülerek eldeki dava açılmış, davalı ise 02/03/2009 tarihli sözleşmenin uygulanması sırasında aksaklıkların yaşandığını, bu nedenle davacının da katılımı ile 09/12/2015 tarihli protokolün imzalandığını, bu protokol çerçevesinde hazırlanan yeni ambalaj atıkları yönetim planının, yapılan ihtarlara rağmen davacı tarafından onaylanmadığını, planın davacı yanca onaylanmaması nedeniyle atıkların toplanamaz hale geldiğini, bu sebeple taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiğini ve feshin haklı olduğunu savunmuş, ilk derece mahkemesince de taraflar arasındaki 02/03/2009 tarihli sözleşmenin 8. maddesi uyarınca davalının, sözleşmeyi tek taraflı feshedebilmesi şartının yargı kararına bağlı olduğu, davalının ise yargı kararı yerine farklı gerekçelere dayandığı, fesih gerekçesi olarak gösterilen eksikliklerin düzeltilebilecek nitelikte eksiklikler olduğu, ilçe genelinde ambalaj atıklarının toplanması için yeni bir firma ilave edilerek davacının sorumlu olduğu alanın küçültülmesi de dikkate alındığında, fesih işleminin haklı gerekçelere dayanmadığı, 02/03/2009 tarihli sözleşmenin, süresinin sona ermesinden önce davalı tarafından feshedilmesinin haklı bulunmadığı ve sözleşmenin 8. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Taraflar arasında düzenlenen 02/03/2009 yürürlük tarihli sözleşmenin konusu, Çankaya Belediyesi sınırları içerisinde, şartnamede belirtilen bölgelerde, kağıt-karton, metal, cam, plastik, kompozit ve benzeri ambalaj atıkların kaynağında ayrı toplanarak değerlendirilmesidir. Sözleşmenin süresi 10 yıl olarak öngörülmüş, 21.maddede, sözleşmenin noterde onaylandığı tarihin yürürlük tarihi olduğu belirtilmiş ve sözleşme 02/03/2009 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin 8. maddesinde, "Sözleşmeye ilişkin yükümlülüklerin yargı kararı gereği idarece getirilmemesi durumunda ... Ltd.Şti. tarafından herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz. İdâre, yargı kararı gereği sözleşmeyi tek taraflı feshedebilir." hükmüne yer verilmiş, 9. maddesi ise "Belediye, yüklenicinin sözleşmeye ilişkin yükümlülüklerinden herhangi birini yerine getirmediği takdirde hiçbir ihtara gerek kalmaksızın tek taraflı sözleşmeyi feshedebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Davacıyı temsilen yetkilisi ... tarafından el yazısıyla "Okudum. Kabul ediyorum şirket müdürü ..." yazılmak suretiyle imzalanan 09/12/2015 tarihli "Çankaya Belediyesi Sınırları İçinde Ambalaj Atıklarının Kaynağında Ayrı Toplama ve Uygulama Protokolü" başlıklı protokolde, Çankaya Belediyesi sınırları içindeki kullanılmış ambalaj atıklarının kaynağında evsel atıklardan ayrı toplanması ve değerlendirilmesi işlemleri için yeni bir düzenleme yapılmış, her şirketin sorumlu olduğu mahalleler tespit edilmiş ve bu kapsamda davacı Şirketin de 50 mahalleden sorumlu olduğu belirtilmiştir. Davacı tarafça, bu protokolün müvekkili Şirket yetkilisine müzayaka halinde tehdit ile iradesi fesada uğratılarak imzalatıldığı ve 14/12/2015 tarihinde, protokolün içeriğini öğrenilmesi üzerine davalıya ihtarname gönderildiği, bu ihtarname ile protokolün hükümsüz sayılmasının, sözleşmeye aykırı herhangi bir yeni işlem yapılmamasının talep edildiği, ayrıca söz konusu protokolün genel işlem şartı niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür. Davalı tarafından davacıya gönderilen 24/03/2016 tarihli fesih bildirim yazısında, feshe gerekçe olarak, lisanslı firmaların sorumluluk sahalarının yeniden belirlendiği, davacının bu hususa ilişkin imzaladığı protokole uymadığı gibi Ambalaj Atıkları Yönetim Planı dahilindeki sorumluluk bölgelerini kabul etmediği, planda değişiklik istemediği ve 116 mahalledeki toplama sistemini tamamen kendi firmaları üzerinden devam ettirmek istediği, sonuç olarak davalı ile davacı arasında yapılan sözleşme, teknik şartname ve beşli protokol maddelerine davacı tarafından uyulmadığı, davacı tarafından ambalaj bilgi sistemi elektronik yazılım programının onaylanmadığı hususuna da dayanılmıştır. İlk derece mahkemesince, taraflar arasındaki 02/03/2009 tarihli sözleşmenin 8. maddesine göre davalının, sözleşmeyi tek taraflı feshedebilmesinin yargı kararına bağlı olduğu kabul edilmiş ise de anılan sözleşmenin yalnızca 8.maddesinin değil, 9. maddesinin de sözleşmenin feshine ilişkin olduğu, davalının fesih yazısında da sözleşmenin 8.maddesine dayanılmadığı, aksine 24/03/2016 tarihli fesih bildirim yazısında, sözleşmenin uygulanması sırasında yaşandığı belirtilen bir kısım eksikliklerle birlikte yeni ambalaj atıkları yönetim planının onaylanmaması hususuna dayanıldığı gözetildiğinde, ilk derece mahkemesinin, sözleşme feshinin yalnızca yargı kararı olması halinde yapılabileceğini ilişkin tespiti yerinde görülmemiştir. Bu durumda, davalının feshinin sözleşmenin 9. maddesi kapsamında haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Taraflar arasındaki sözleşme 02/03/2009 tarihli olup, dava tarihi ise 26/05/2016 olduğundan, öncelikle uyuşmazlığa hangi mevzuatın uygulanacağının belirlenmesi gerekmektedir. Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 4. maddesi "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir." şeklindedir. O halde, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olup da, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış fiil ve işlemlere, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır. Somut olayda taraflar arasındaki sözleşme, TBK'nın yürürlük tarihinden önce düzenlenmesine rağmen, davalı tarafından sözleşme 24/03/2016 tarihinde feshedildiğinden, dava konusu olaya sözleşmenin sona erdirildiği tarihte yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu'nun uygulanması gerekmektedir. Türk Borçlar Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle tabi değildir. Kanun'un 13. maddesinde ise Kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulmasının zorunlu olduğu, bu kuralın, yazılı şekil dışındaki geçerlilik şekilleri hakkında da uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun'un 17. maddesinde ise iradi şekil düzenlenmiş olup, Kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılmışsa, belirlenen şekilde yapılmayan sözleşmenin tarafları bağlamayacağı, herhangi bir belirleme olmaksızın yazılı şekil kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Öte yandan, tarafların anlaşması gereği bir şekle tabi olarak yapılmış bir sözleşmede değişiklik yapılması için aynı şekle uyulması zorunluluğu yoktur. BK. m. 13 hükmü iradi şekli kapsamaz (Oğuzman, M. Kemal, Öz, Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-1, 13. Bası, İstanbul 2015, S. 160, Eren, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 20. Baskı, Ankara 2016, S.304). Buna göre taraflar, bir sözleşmeyi yazılı şekilde yapmayı kararlaştırsalar bile, bunu yazılı şekle uymadan da değiştirebilirler. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; taraflar arasındaki sözleşme, taşıma ve hizmet edimlerini bir arada içeren karma nitelikteki bir sözleşme olup, bu tür sözleşmeler, kanunlarda herhangi bir şekle tabi kılınmamıştır. Bununla birlikte, taraflarca herhangi bir şekil kararlaştırılmadan, davaya konu sözleşme yazılı biçimde yapılmış, yürürlük tarihi ise noter onayına bağlanmıştır. Buradan hareketle davaya konu sözleşmenin, taraflarca resmi şekilde yapılacağının kararlaştırıldığı söylenemeyecektir. Zira, resmi şekilden bahsedebilmek için sözleşmenin, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 84. maddesi kapsamında noter tarafından düzenlenmesi şarttır. Buna karşılık, aynı Kanun'un 90. maddesine göre sözleşmenin altındaki imzanın onaylanması, resmi şekil şartı olarak kabul edilemez. Eldeki uyuşmazlıkta da, sadece yürürlük tarihinin, sözleşmenin noterde onaylanma tarihi olarak belirlenmesi karşısında, taraflar arasındaki sözleşmenin adi yazılı şekilde yapıldığı kanaatine varılmıştır. Kaldı ki yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, tarafların anlaşması gereği bir şekle tabi olarak yapılmış sözleşmede değişiklik yapılması, TBK'nın 13. maddesine tabi değildir. Taraflarca imzalanan 09/12/2015 tarihli protokolle, daha önce yapılan 02/03/2009 tarihli sözleşmede değişikliğe gidilmiş, davacının atık toplamakla sorumlu ve yetkili olduğu mahallelerde değişiklik yapılmıştır. Yapılan açıklamalar çerçevesinde taraflar arasında imzalanan 09/12/2015 tarihli protokol geçerli bulunduğundan, artık 02/03/2009 tarihli sözleşmenin değiştirildiğinin kabulü ile tarafların hak ve borçlarının, değiştirilen bu sözleşmeye göre belirlenmesi gerekmektedir. Her ne kadar davacı tarafça bu sözleşmenin, müzayaka halinde tehdit ile imzalatıldığı ileri sürülmüş ise de bu iddianın ispatına yönelik hiçbir delil sunulmadığından, Dairemizce bu iddiaya itibar edilmediği gibi 09/12/2015 tarihli protokolün hükümleri gözetildiğinde, anılan protokol hükümlerinin genel işlem şartı olarak değerlendirilmesi ve somut uyuşmazlığa TBK'nın 20. maddesinin uygulanması da mümkün görülmemiştir. Taraflar arasındaki 09/12/2015 tarihli protokolle, önceki tarihli 02/03/2009 tarihli sözleşmenin değiştirildiği, davacının atık toplamak ve değerlendirmekle sorumlu ve yetkili olduğu mahallelerin 09/12/2015 tarihli sözleşmede gösterilen mahalleler olduğu, dosya kapsamında bulunan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün 10.06.2022 tarihli yazısında açıklandığı üzere ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanmasına yönelik çalışmaların sözleşme yapılan belediyelerin ambalaj atıkları yönetim planları kapsamında gerçekleştirildiği ve kaynakta ayrı toplama çalışmalarının, ambalaj atıkları yönetim planına uygun olarak yürütüldüğü, bu kapsamda, plan dahilinde paydaş olarak görülen toplama ayırma tesislerinin, yetkilendirilmiş kuruluşlar ve varsa piyasaya sürenlerce onaylanarak il müdürlüğüne sunulması gerektiği, il müdürlüğünce onaylanan plan kapsamında yer alan paydaşların, Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği dahilinde yer alan yükümlülükleri uyarınca bildirimlerini elektronik ortam üzerinden yapmaları gerektiği, ambalaj atıklarının yönetimine ilişkin olarak Bakanlıkça kurulmuş olan bu sistem kapsamında toplanmayan ambalaj atıklarının kayıt dışı toplanmış olacağı, davacının ise davalının 04/02/2016, 15/02/2016 ve 22/02/2016 tarihli ihtarlarına rağmen elektronik ortam üzerinden gerekli işlemleri yapmadığı, bu şekilde sözleşmeye ilişkin yükümlülüklerinden birini yerine getirmediği, bu durumda davalının, taraflar arasındaki sözleşmenin 9. maddesi uyarınca hiçbir ihtara gerek kalmaksızın tek taraflı olarak sözleşmeyi feshedebileceği ve yapılan feshin haklı bulunduğu, sözleşmenin haklı feshi nedeniyle davacının, davalıdan herhangi bir zararını talep edemeyeceği kanaatine varılmış, aksi yöndeki ilk derece mahkemesi kararı yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haklı olarak feshedildiği ve bu nedenle davacının sözleşmenin feshinden dolayı davalıdan herhangi bir zararının tahsilini isteyemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19/06/2025 gün ve 2020/85 Esas - 2025/444 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 170,78-TL harcın mahsubu ile bakiye 444,62-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Davalı kendini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/4 maddesi de dikkate alınarak belirlenen 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalı ... tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 20.500,00-TL bilirkişi masrafı, 180,00-TL tebligat ve posta ücreti ile istinaf aşamasında yapılan 100,00-TL tebligat ve posta gideri ile 1.683,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 22.463,10-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davalı ... Başkanlığından peşin olarak alınan 74.400,00-TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde anılan davalıya iadesine, 10-Davacıdan alınması gereken 615,40-TL istinaf karar ve ilam harcı, istinaf aşamasında peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 12-İİK'nın 36/5. maddesi uyarınca yasal şartların oluşması nedeniyle ve istinaf kararının neden ve şekline göre, icranın geri bırakılması için davalı ... Belediyesi Başkanlığından alınan 9.990.026,51-TL nakit teminatın GERİ VERİLMESİNE, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 24/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/10/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...