TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 07/03/2024 NUMARASI : 2021/181 Esas 2024/170 Karar DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 25/03/2021 KARAR TARİHİ : 20/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/03/2026 Taraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine…
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2024/951 Esas 2026/141 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/951 KARAR NO : 2026/141 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 07/03/2024 NUMARASI : 2021/181 Esas 2024/170 Karar DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 25/03/2021 KARAR TARİHİ : 20/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/03/2026 Taraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme uyarınca dağıtım tesisleri ve dağıtım tesislerinin işletilmesinde kullanılması gerekli diğer ilave unsurlar üzerindeki işletme hakkının, müvekkilinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla davalı dağıtım şirketine devredildiğini, dağıtım tesislerinin, dağıtım sisteminin, tesislerin üzerinde bulunduğu taşınmazların dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıkların mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunu, davalının ise müvekkiline ait olan sistem, tesis, taşınmaz ve varlıkların işletme hakkını sadece 36 kw ve altı gerilim seviyesindeki elektrik enerjisinin hatlar üzerinden nakli amacıyla devraldığını, işletme hakkı devir sözleşmesi dahilindeki koşul, izin ve kısıtlamalar dışında elektrik dağıtım şirketlerince herhangi bir iş ve işlem yapılmasının mümkün olmadığını, sözleşmede işletme hakkı devredilen varlıkların dağıtım şirketlerince dağıtım faaliyeti dışında kullanılabileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığını, dağıtım şirketlerinin elde ettiği gelirlerin nasıl paylaştırılacağının Dağıtım Sistemi Gelirlerinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ Hükümleri çerçevesinde belirlendiğini, sözleşmede düzenlenmeyen bir hususta Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu'nun tebliğ ile düzenleme yapmasının mümkün olmadığını, tesis ve basılı evraktan reklam amacıyla yararlanma esaslarını düzenleyen yönetmeliğin halen yürürlükte bulunduğunu, elektrik dağıtım şirketlerinin mülkiyeti müvekkiline ait olan trafo merkezleri, aydınlatma ve nakil direkleri ile diğer taşınmazların müvekkilinin rızası olmadan kiralamasının hukuken mümkün olmadığını, bu hususun dağıtım şirketlerine bildirilmesine rağmen şirketlerin haksız bir şekilde gelir elde etmeye devam ettiklerini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla mülkiyeti müvekkiline ait olan taşınmaz ve tesislere ilişkin davalı şirket tarafından işletme hakkı devir sözleşmesi ve mevzuata aykırı bir şekilde tahsil olunan reklam bedellerinden, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerden ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerden şimdilik 1.000,00 TL'nin işletme hakkı devir sözleşmesi tarihi baz alınarak tahsil tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında talebini toplam 2.101.658,37 TL olarak ıslah etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin denetiminin davacı tarafından yapıldığını, müvekkilinin satın alma faaliyetlerinde İHDS hükümlerine aykırılık olması halinde davacının bu durumu yapmış olduğu denetimler kapsamında öğrenebilecek durumunda olduğunu, davacının İHDS'ye aykırılık iddiasının yerinde olmadığını, İHDS'nin devir başlıklı 5. maddesinde; dağıtım tesislerinin üzerinde yer aldığı EDAŞ mülkiyetindeki veya kullanımındaki taşınmazların kullanım haklarının davalı şirkete devredildiğinin açıkça belirlendiğini, 12. maddesinde ise; sözleşmenin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde şirketin dağıtım tesisleri üzerinde sahip olduğu bütün hakları kaybedeceğinin kararlaştırıldığını, devre konu varlıkların mülkiyet dışında tüm hakları ile birlikte özel hukuk tüzel kişilerine devredilmiş olduğunu, işletme hakkı devir sözleşmesi yürürlükte bulunduğu sürece, müvekkilinin elektrik dağıtım tesisleri ve dağıtım sistemi ile bunların üzerinde yer aldığı taşınmazlar üzerine reklam alınması, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. tesis iş ve işlemlerine ilişkin tasarruflarında davacıdan izin alması gerekmediğini, elektrik piyasasında reklam ve kira geliri ile dava konusu diğer gelirlerin elde edilmesine yönelik faaliyet gösterilmesi, işletme hakkı devir sözleşmesinin değil dağıtım faaliyetinin konusu olduğunu, reklam ve kira geliri elde edilmesini yasaklayan şekilde işletme hakkı devir sözleşmesinde hüküm bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, işletme hakkı devir sözleşmesinin 1,2 ve 5. maddeleri kapsamında davacı idarenin uhdesinde bulunan dağıtım sisteminin dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların mülkiyet hakkı saklı kalmak koşulu ile işletme hakkının davalıya devredildiği, sözleşme içeriğinde dava konusu edilen reklam ve kira gelirlerine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte özellikle İHDS'nin 5.1 maddesi içeriğine göre dağıtım tesislerinin çıplak mülkiyeti dışında kalan taşınmazlar üzerindeki kullanım haklarının dağıtım tesislerinin gereği gibi işletilebilmesi için varlığı zorunluluk arz eden taşınmaz tesis araç-gereç iş makinaları telsiz cihatları ve bunların mütemmim cüzlerinin işletme haklarının hali hazır fiili ve hukuki durumu ile davalı şirkete devredilmiş olduğu, İHDS'nin 21.2 maddesinde sözleşmede yer almayan hususlarda yürürlükteki mevzuat hükümleri kurul ve kurum kararlarının uygulanacağı ön görülmüş olmakla Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun 26.04.2021 tarihli cevabi yazısında dağıtım şirketleri hakkında gerçekleştirilen tarife düzenlemeleri bakımından 01.09.2006 - 31.12.2010 birinci uygulama dönemi ile 01.01.2011 - 31.12.2015 ikinci uygulama döneminde, Elektrik Piyasası Tarifler Yönetmeliği hükümleri gereğince gelir düzenlemesine tabi lisans sahibi tüzel kişilerin gelir ve tarife düzenlemesine ilişkin usul ve esasları kapsayan Mülga Elektrik Piyasasında Gelir ve Tarife Düzenlemesi Kapsamında Düzenlemeye Tabi Unsurlar ve Raporlamaya İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ'in 5. maddesinde düzenlemeye esas tarife dışı işletme gelirleri içerisinde tesis edilmiş varlıklardan elde edilmiş gelirler ile kira, iştirak ve bağlı ortaklıklardan sağlanan temettü ve benzeri gelirleri kapsadığı belirtilerek reklam ve kira gelirlerinin davalının tarife hesaplamalarına dahil edildiği anlaşılmış, yine 01.01.2026 - 31.12.2020 arası üçüncü ve 01.01.2021 tarihinden itibaren dördüncü uygulama döneminde ise tarife dışı gelirlerin işletme giderleri hesaplamasında dikkate alınması uygulamasına son verilerek bu kez Dağıtım Sistemi Gelirinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğin diğer gelirlerin kapsamı başlıklı 25. maddesinin e bendi gereğince dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira gelirleri gibi gelirlerin tarife yolu ile elde edilen sistem kullanım gelirleri ile aynı kapsamda değerlendirilerek üçüncü uygulama döneminde reklam ve kira gelirlerinin %25'inin tarife hesaplamalarında dikkate alınması ve tüketicilere yansıtılması, %75'inin ise şirkete bırakılması düzenlenmiş, dördüncü uygulama döneminde ise farklı olarak reklam kira ve benzeri gelirlerin %50'sinin tarife hesabında dikkate alınarak %50'sinin şirkete bırakılması ön görülmüş olmakla davalı tarafından elde edilen reklam ve kira gelirlerinin EPDK kararına bağlı dönemsel tebliğler gereğince davalının gelir tarifesi içerisinde yer aldığı, 6446 sayılı kanun kapsamında EPDK kararları ve tebliğler yürürlükte olduğu sürece tarafların bu kararlara uyma yükümlülüğü bulunduğu hususu da gözetilerek davacı tarafından davalıya ilgili dağıtım bölgesindeki dağıtım tesislerinin kullanılması ve işletilmesi haklarının sözleşme ile devredilmiş olması karşısında mülkiyet hakkı kapsamında reklam ve kira gelirlerinin davacıya ödenmesi talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mülkiyet hakkına ilişkin iddia ve açıklamalarının dikkate alınmadığını, dağıtım tesislerinin, dağıtım sisteminin, tesislerin üzerinde bulunduğu taşınmazların, dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıkların mülkiyetinin ... genel müdürlüğüne ait olduğunu, işletme hakkı devir sözleşmesinde düzenlenmeyen bir hususta elektrik piyasası düzenleme kurumunun tebliğ ile düzenleme yapmasının mümkün olmadığını, EPDK tarafından yayımlanan dağıtım sistemi gelirlerinin düzenlenmesi hakkında tebliğ hükümleri elektrik dağıtım şirketleri tarafından EPDK’ya bildirilen gelirin tarife düzenlemesinde nasıl yer bulacağı olduğunu, mevzuat düzenlemelerinin hiçbir noktasından, davalının müvekkili mülkiyetindeki varlıklar üzerinde izin almadan gelir elde etmeye yönelik tasarrufta bulunacağına dair bir yargı hükmü çıkmadığını, EPDK’nın müvekkil kuruma muhatap 13.09.2012 tarih, 10365 sayılı yazısında bahsi geçen konuda kurumun görev alanı yer verilen gelirlerin, gelir ve tarife düzenlemesi kapsamında değerlendirilmesi ile sınırlı olup, şirketin ve diğer ihds taraflarınca değerlendirilmesi gerektiğinin değerlendirildiğini, müvekkili kurumun malik sıfatıyla uygulayıcısı olduğu ... AŞ Genel Müdürlüğü tesis ve basılı evraktan reklam amacıyla yararlanma esasları hakkında yönetmelik hükümlerinin halen yürürlükte olduğundan yönetmelikte yer alan hükümler hilafına bir işlem tesis edilmesinin hukuka aykırı olacağının açık olduğunu, kullanma amacı güden sözleşmelerde, sözleşme konusu mal tarafların aralarında kararlaştırmış oldukları amaç doğrultusunda tasarruf edilmek durumunda olduğunu, bu amacın aşılması ya da amaç haricinde kullanılmasının, yetkisiz kullanım (unauthorized use) olarak nitelendirildiğini, dağıtım tesislerinin, dağıtım sisteminin, tesislerin üzerinde bulunduğu taşınmazların, dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıkların mülkiyeti ... genel müdürlüğüne ait olduğunu, işletme hakkı devir sözleşmesi’ni imzalayan elektrik dağıtım şirketleri ve dolayısıyla davalı şirket, mülkiyeti ...’a ait olan sistem, tesis, taşınmaz ve varlıkların işletme hakkını “sadece ve sadece” 36 kv ve altı gerilim seviyesindeki elektrik enerjisinin hatlar üzerinden nakli amacıyla devraldığını, işletme hakkı devri ile kiralama ayrı kavramları ifade etmekte olup, mahkeme kararının gerekçesinde işletme hakkı devir sözleşmesiyle davalıya kullanım hakkının verildiğini, ihds'nin kira sözleşmesinin doğurduğu sonuçları doğuracağı varsayımı açıkça hatalı olup kanuna ve hukuka aykırı bulunduğunu, dağıtım şirketinin, ihds ile işletme hakkı devredilen işletme ve varlıklar üzerinden reklam - kira bedeli elde etmesi ancak söz konusu varlıkların maliki olan müvekkili kurumun izni ve bilgisi dahilinde mümkün olduğunu, davalının elde ettiği dava konusu gelirlerin, açıkça hukuka aykırı olduğunu, zira bu gelirlerin davalıya ihds ile işletme hakkı devredilen varlıklar üzerinden edinilmiş olup, söz konusu varlıkların mülkiyeti, dolayısıyla her türlü tasarruf yetkisi müvekkiline ait olup, davalıya bu varlıklar üzerinde işletme hakkı dışında başkaca hak/yetki verilmediğini, müvekkilei kurumun 2018 ve 2019 Sayıştay denetim raporlarında ve EPDK'nın 2019 ve 2020 denetim raporlarındaki bulguların dikkate alınmadığını, 2019 yılı Sayıştay denetim raporunda yer alan bulguda; ...’ın rızası olmadan kiralamasının hukuken mümkün olmadığı ve söz konusu taşınmazların kiralanıp kiralanmayacağına mülk sahibinin karar vermesi gerektiğinin ifade edildiğini, dava konusu edilen hususların, dağıtım şirketlerine bildirilmesine rağmen şirketler haksız bir şekilde gelir elde etmeye devam ettiğini, reklam-kira gelirlerinin tarifelendirilmesine ilişkin düzenlemeler yahut bu gelirlerin tarifelendirilmesi, dağıtım şirketine reklam-kira geliri elde etme yetkisi vermediğini, ayrıca tarife düzenlemelerinin dava konusu ile hiçbir şekilde ilgisi bulunmadığını, bir gelirin tarifeye yansıtılmış olmasının, o gelirin meşru ve hukuka uygun şekilde elde edildiği anlamına gelmediğini, istinafa konu kararın gerekçesinin, zorunlu kanuni unsurları taşımadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı tarafından davalıya gönderilen 25/12/2020 tarihli yazı, EPDK tarafından davacıya gönderilen 13/09/2012 tarihli yazı sureti, EPDK müzekkere cevapları, yargılama aşamasında mali müşavir bilirkişiden alınan bila tarihli bilirkişi raporu ile hukukçu, elektrik mühendisi, mali müşavir bilirkişi heyetinden alınan 27/04/2023 tarihli kök, 25/12/2023 tarihli ek rapor, işletme hakkı devir sözleşmesi dosya içerisinde yer almaktadır. EPDK tarafından davacıya gönderilen 13/09/2012 tarihli yazıda, kira vb. işlemlerin davacının müsaadesi ile yapılması, bu işlere ait bedel tespitinin şirket tarafından yapılması, bunlarla ilgili tasarruf hakkıyla cezai ve hukuki sorumluluğunda dağıtım şirketine ait olmak üzere elektrik dağıtım ve perakende satışı amacı dışında sağlanan gelirleri davacı hesabına aktarılması hususlarının davacı ve diğer işletme hakkı devir sözleşmesi tarafı olan şirketçe değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Davacı tarafından davalıya gönderilen 25/12/2020 tarihli yazıyla, işletme hakkı devir sözleşmesinin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri, bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı, sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin davacıya veya davacının belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesiyle bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesinin oluşturduğu, mülkiyeti davacıya ait olan dağıtım tesisleri ve taşınmazlar üzerine reklam alınması, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. tesis edilmesi, bu taşınmazların kiraya verilmesi iş ve işlemlerinin dağıtım faaliyeti ve işletme hakkı devir sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığı gibi, sözleşmede dağıtım tesisleri ve taşınmazlardan dağıtım faaliyeti haricinde gelir elde edilebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, işletme hakkı devrine konu varlıkların dağıtım faaliyetinde kullanılabileceği, davalı tarafından konuya ilişkin herhangi bir bildirim ve müsaade talebinde bulunulmaması rağmen mülkiyeti davacıya ait taşınmaz ve tesisler üzerinden ihds'ye ve mevzuata aykırı bir şekilde kira ve reklam gelir elde edildiğinin tespit edildiği bildirilmiştir. Yargılama aşamasında davalı şirket ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme ile alınan bilirkişi raporunda, dava konusu, davalının kullanımına bırakılan tesis vb. yapılar nedeniyle 2006-2022/Ocak, Mart arasında elde ettiği kira ve reklam gelirlerinin toplamının 4.111.134,16 TL olarak hesaplandığı tespit edilmiştir. Bilirkişi heyetinden alınan kök ve kök rapordaki görüşü tekrar eden ek raporda, İHDS hükümlerine göre sözleşme konusu dağıtım tesislerinin işletme hakkıyla sınırlı olmak üzere kullanım hakkının davalıya bırakıldığı, mülkiyeti davacıya ait olduğundan taşınır taşınmaz mal varlığından elde ettiği reklam ve kira gelirlerinin de davacıya ait olması gerektiği, davacı defterlerinde kiraya ilişkin bir kayıt bulunmadığı, 01/01/2007-31/12/2020 tarihleri arası reklam ve kira geliri toplamının EPDK'nın sunduğu belgelerde 2.179.890,30 TL olduğu, davalı kayıtlarında ise 2.858.431,31 TL bulunduğu, buna göre EPDK'nın sunduğu belgelerde 678.541,01 TL noksanlık bulunduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. Davacı yan taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, anılan sözleşme ile mülkiyeti davacıya ait dağıtım tesisleri, dağıtım sistemi, tesislerin üzerinde bulunduğu taşınmazlar, dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıkların işletme haklarının davalıya devredildiğini, davalının ise bu sözleşmeye aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmazlardan reklam ve kira gelirleri elde ettiğini iddia etmiş, davalı yan ise taraflar arasında imzalanan işletme hakkı devir sözleşmesinde reklam ve kira geliri elde etmesini yasaklayan bir sözleşme hükmü bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, mülkiyeti davacıya ait olan, işletme hakkı ise davalıya devredilen taşınır ve taşınmazlar üzerinden davalının reklam ve kira geliri elde etmesinin taraflar arasındaki işletme hakkı devir sözleşmesine aykırılık teşkil edip etmediği, aykırılık teşkil ediyor ise davalının ne kadar reklam ve kira geliri elde ettiği, davacının davalının elde ettiği reklam ve kira gelirlerinin tahsilini davalıdan talep edip edemeyeceği, talep edebilecek ise miktarı, uygulanması gereken zaman aşımı süresi hususlarından kaynaklanmaktadır. Davacı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, taraflar arasında akdedilen İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; "... Anonim Şirketi (...) ile ... Dağıtım Anonim Şirketi arasında imzalanan bu Sözleşme'nin amacı; Sakarya, Bolu, Düzce ve Kocaeli illerinden oluşan Elektrik Dağıtım Bölgesi'nde yer alan ve ... uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşuluyla ... Dağıtım Anonim Şirketi'ne İşletme Hakkının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemektir.'' hükmüne yer verildiği, İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 2. maddesinde işletme hakkının, “Şirket'in, Dağım Tesisleri ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilmesinde kullanması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve bu sözleşmeden doğan bütün sorumlulukları” şeklinde tanımlandığı, İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 3. maddesinde; “Sözleşme'nin konusunu; sözleşme'de yer alan kapsam ve sartlar dahilinde, dağım bölgesi'ndeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı ve Sözleşme'nin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda Tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi oluşturmaktadır." hükmüne haiz olduğu görülmüştür. İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Devir” başlıklı 5.1 maddesinde de; “Devir, Dağıtım Bölgesi'nde yer alan, mülkiyeti ve/veya kullanma hakkı ...'a ait olan Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Sistemi ile bunların üzerlerinde yer aldığı mülkiyetindeki ve/veya kullanımındaki taşımazlar, bu taşımazlar üzerindeki kullanım hakları, Dağıtım Tesisleri'nin gereği gibi işletilebilmesi için varlığı sorumluluk arz eden taşınmaz, tesis, araç-gereç, iş makinaları, telsiz cihazları ve bunların mütemmim cüzlerinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla, İşletme Haklarının halihazır fiili ve hukuki durumu ile Şirket'e devredilmesidir.” ifadelerine yer verildiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında yer alan ve mahkemece hükme esas alınmayan bilirkişi raporunda, taraflar arasında yapılan sözleşmede malik ...'ın yararlanma ve tasarruf yetkilerinin saklı tutulduğu, davalı şirkete sadece işletme hakkı ile sınırlı olarak kullanma yetkisinin devredildiği, davalı şirketin ...'a ait olan taşınmaz ve tesislerden reklam bedeli, baz istasyonu, telsiz, TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedel ve kira bedeli elde edilmesinin elektrik enerjisinin dağıtımı, dolayısıyla davalının işletme hakkı ile bir ilgisi bulunmadığı yönünde görüş belirtilerek davalının alacak miktarı tespit edilmiştir. Taraflar arasında imzalanan 24/06/2006 tarihli İşletme Hakkının Devri Sözleşmesi davacı ...'ın özelleştirilmesinde kabul edilen yöntemin gerçekleştirilmesine yönelik olarak imzalanan bir sözleşmedir. Sözleşmenin amacı sözleşmenin birinci maddesinde sözleşmede belirtilen bölgede “...'ın uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşulu ile ... Dağıtım Anonim Şirketi'ne İşletme Hakının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemek” olarak belirtilmiş, sözleşmenin konusunu düzenleyen 3.1 maddesinde de “Dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak Elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, Dağıtım Faaliyeti için İşletme Hakkı'nın devri, bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerin yapımı ve sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi” olarak belirtilmiştir. 4628 Sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 14. maddesinde ...'ın özelleştirilmesine ilişkin olarak, Bakanlık, ..., Elektrik Üretim Anonim Şirketi, bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik öneri ve görüşlerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirir. Özelleştirme işlemleri, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri dairesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülür. (Ek fıkra: 10/05/2006-5496 S.K./4.mad) ...'ın faaliyet alanında yer alan ve dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıklar üzerinde, mülkiyeti saklı kalmak kaydı ile ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlenebilir. Bu özelleştirme uygulamaları çerçevesinde, bu Kanunda belirtilen piyasa faaliyetlerinde yer alan gerçek ve tüzel kişilerden, yabancı gerçek ve tüzel kişiler elektrik üretim, iletim ve dağıtım sektörlerinde, sektörel bazda kontrol oluşturacak şekilde pay sahibi olamazlar. (Ek fıkra:09.07.2008-5784 S.K./4.mad) ''Elektrik Üretim Anonim Şirketi ve/veya müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıkları özelleştirme programına alınsa bile bunların bağlı oldukları Bakanlık veya kurumları ile ilgileri ve mülkiyetinin bağlı bulundukları kurum ve/veya kuruluşlara aidiyeti aynen devam eder. Ancak, bu kuruluşların özelleştirmeye hazırlanmalarına yönelik teknik, mali, idari ve hukuki işlemler, personele ilişkin işlemler ve özelleştirilmelerine ilişkin iş ve işlemler, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilir. Ancak bu kuruluşların ve bu kapsamda oluşturulabilecek yeni anonim şirketlerin yönetim kurulu başkanlığı ve üyelikleri, denetim ve tasfiye kurulu üyelikleri ve genel müdürlükleri ile ait oldukları kuruluşlardan ayrı olarak özelleştirme programına alınan ve anonim şirkete dönüştürülmelerine gerek görülmeyen müesseselerde, müessese müdürlükleri ve yönetim komitelerine, işletme ve işletme birimlerinde bunların müdürlüklerine yapılacak atamalar ve bu görevlerden alınma işlemlerine ilişkin olarak Başbakana teklifte bulunma yetkisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına aittir. Başbakan bu maddeyle ilgili yetkisini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına devredebilir." düzenlemesine yer verilerek, ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalanması mümkün kılınmıştır. 4046 Sayılı Özelleştirme Uygulamaları hakkında kanunun 18/A maddesinde özelleştirme yöntemleri düzenlenirken, kiralama ve işletme hakkının devredilmesi de özelleştirme yöntemleri arasında gösterilmiş ayrı ayrı belirtilmiş, 18/A-b maddesinde kiralama “kuruluşların aktiflerindeki varlıklarının kısmen veya tamamen bedel karşılığında ve belli bir süre ile kullanma hakkının verilmesidir.” şeklinde, 18/A-c maddesinde işletme hakkının verilmesi “Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin-mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla bedel karşılığında belli süre ve şartlarla işletilmesi hakkının verilmesidir.” şeklinde tanımlayarak, her iki durum biribirinden ayrılmıştır. İşletme hakkının devredilmesinde “belirli süre” ile devredilebileceği kabul edilmiş olup, gerek kiralamada gerekse işletme hakkının devrinin belirli bir süre ile yapılma imkanı olduğu halde ayrı ayrı yasada düzenlemiş olması söz konusu sözleşmenin kira sözleşmesinden farklı bir sözleşme olduğunu ortaya koymaktadır. Kiralama ile işletme hakkının devri sözleşmesi arasındaki fark sözleşmelerin süreli olup olmamasından değil kiralamada özelleştirilen kuruluşların ve varlıkların kullanılma hakkı verilirken, işletme hakkının devredilmesinde, Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla işletilmesi hakkının verilmesinden kaynaklanmaktır. İşletme hakkının verilmesinde esas olan bir malın kullanımı değil, Kamu İktisadi Kuruluşu tarafından hali hazırda yürütülmekte olan hizmetlerinin, işletme hakkını devralan tarafından yerine getirilmesine devam edilmesi ve hizmetlerin iyileştirilmesidir. İşletme hakkının devri sözleşmesinden önceki devreden kuruluşun dağıtım bölgesindeki abonelerle yapılan abonelik sözleşmeleri, devir sözleşmesinden sonra da devam ettiği ve devralanı bağladığı gibi, işletme hakkını devralan tarafından işletme süresince yapılan aboneliklerde, sözleşmenin sona ermesinden sonra da işletmeyi işletecek olan firmaları bağlayacak olması nedeniyle hasılat kira sözleşmesinin unsuru olan “hasılat veren bir malın veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinin iktitafını terk etme” kavramından daha geniştir. Bu nedenle sözleşmenin sırf belirli süreli olduğundan bahisle kira sözleşmesi olduğu söylenemez (Emsal Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 06/11/2013 tarih, 2013/13729 Esas 2013/14873 Karar sayılı ilamı). Yapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin konusunun, elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların Dağıtım Faaliyetleri için işletme hakkının devrini oluşturduğu, 24/07/2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesi ile davalıya, sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin öngörülüp mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığını, 24/07/2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesinde mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediğini, ilgili hakların dağıtım şirketlerine devredildiğine dair sözleşmede bir hüküm bulunmadığı, ayrıntısı ile izah edildiği üzere, sözleşmenin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım sisteminin dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri olup, davalı tarafça dağıtım faaliyetini gerçekleştirdiği, mülkiyetinin davacıya ait olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan taşınır/taşınmazlarda GSM baz istasyon ve reklam gelirleri elde etmesinin taraflar arasındaki sözleşmeye göre mümkün olmadığı, bahsi geçen tebliğde "Dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira (baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim alt yapısı kullanım geliri)'' gelirlerinin dağıtım şirketinin gelirleri arasında sayılmasının bu gelirlerin davalı tarafça elde edilmesini meşrulaştırmayacağı, bu hali ile davalı tarafça mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin dava dışı 3. kişiye kiraya verilip kullandırılması hakkı olmamasına rağmen, aksi yönde davranarak gelir elde ettiği ve davacının iş bu gelirin davalıdan tahsili talebiyle eldeki davayı açtığı görülmüştür. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenleme ve kavramlar ile davanın hukuki niteliğinin açıklanması gerekmektedir. Vekaletsiz iş görme 6098 sayılı TBK'nun 526 ile 531. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, genel olarak bir kimsenin sözleşme veya hukuken yükümlü olmadığı hâlde başka bir kimsenin hukuk ve menfaat alanına müdahale ederek iş görmesinden doğan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir. Vekaletin bulunmaması, görülen işin bir vekâlet ilişkisine veya başka bir sözleşmesel ilişkiye ya da benzer bir yükümlülüğe dayalı olmadan yapılması anlamına gelmektedir. Görülen işin başkasına ait olması gerektiği de açıktır. Ancak bazı durumlarda görülen işte vekâletsiz iş görenin de menfaati olabilir. Bu durumda ortak yarar söz konusu olur ki; ortak yararın bulunduğu durumlarda iş göreninin menfaati iş sahibinin menfaatine göre daha üstün değilse işin başkasına aidiyeti unsuru var sayılır. Vekaletsiz iş görme nedeniyle taraflar arasında kurulan ilişki bir sözleşme ilişkisi olmamakla beraber iş gören ile iş sahibi arasında kanuni bir borç ilişkisi doğmaktadır. Vekaletsiz iş görme, yasal düzenleme uyarınca gerçek (caiz olan) vekaletsiz iş görme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme olmak üzere ikili bir ayrıma tabiidir. TBK'nun 526. maddesine göre, bir kimsenin vekaleti olmaksızın iş sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak veya onun hukuka ve ahlaka aykırı yasaklaması olmadan gördüğü iş, gerçek vekaletsiz iş görmedir. Gerçek vekaletsiz iş görmede, iş gören iş sahibinin menfaatine ve yararına iş görme iradesi ile hareket etmektedir. TBK'nın 530. maddesinde ise iş görenin başkasının işini kendi menfaatine görmesi suretiyle oluşan gerçek olmayan vekaletsiz iş görme düzenlenmiştir. Bu hükme göre göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, iş görmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, iş görenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Görüleceği üzere gerçek olmayan vekaletsiz iş görmede, iş görende başkasının işini görme iradesi bulunmamaktadır. İş gören başkasının hukuk alanına girerek bir iş görmekte ise de bu işi kendi işi olarak kendi menfaatine yapmaktadır. Kanundaki bu hükme göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile gerçek olmayan vekaletsiz işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir. Bu bağlamda, konularının benzer olması nedeniyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04/06/1958 tarih ve 1958/15 Esas 1958/6 Karar sayılı kararına değinmekte fayda bulunmaktadır. Çünkü içtihadı bileştirme kararları, konularıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol göstericidir. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesi için de geçerlidir. Anılan karar gerekçesinde; “Bir kimsenin kendisine ait olmadığını bildiği veya bilebilecek durumda olduğu bir malı kendisinin malı imiş gibi kiraya vermesi ve kiracılardan kira paralarını toplaması faaliyeti bir iş görmedir ve mal kiraya verene ait olmadığı cihetle görülen iş, başkasının işidir. Malı kiraya verip kira paralarını alan kimse, mal sahibinin menfaatine değil, fakat kendi menfaatine hareket ettiğinden dolayı, ortada başkasının işini gören kimsenin, iş sahibinin yerine kendi menfaatine hareket etmiş olması durumu vardır ki böyle bir durumda işi görülen kimse (yani mal sahibi), işi görenden (yani kiraları toplayandan) Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünce, kira paralarının (yani işin görülmesinden iş görenin elde ettiği menfaatlerin) kendisine verilmesini isteyebilir. Borçlar Kanununun bu maddesinin matlabı (İş yapan kimsenin kendi menfaati için yapıldığı halde) ve metni ise (Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi, yapılan işten hasıl olan faideleri temellük etmek hakkını haizdir. Temellük ettiği faidelere göre, işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu taahhütlerden onu tahlis eder) şeklindedir. Az önceki açıklamalardan hadisede, bu maddenin ilk cümlesinin tatbik şartlarının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır”, “Vekâletsiz tasarrufta iş görenin başkasının işini görme niyetiyle hareket etmesi esas olması itibariyle kiraya verdiği malı kendi malı gibi kiraya veren ve kiraları kendi malının kirası gibi toplayan kimse de başkasının işini görme kastı bulunmadığı cihetle hadisede Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünün tatbiki mümkün olmayacağı ileri sürülemez. Zira, Borçlar Kanununun 410 ile 413. maddelerinde kanun, hakiki vekaletsiz tasarrufu tanzim etmekte, 414. maddesinde ise hakiki olmayan vekaletsiz tasarrufa diğer tabirle hükmi vekaletsiz tasarrufa ait bazı esasları bildirmektedir; hakiki vekaletsiz tasarrufun kanuni şartları arasında, iş görenin başkasının işini gördüğü iradesiyle hareket etmiş olması durumu varsa da hükmi vekaletsiz tasarrufta böyle bir şart aranmaz (Oser - Sechönenberger - yukarıda anılan eser - Art. 419 N. 9). İsviçre Federal Mahkemesinin kararlarından alınmış olan şu örnekler dahi hükmi vekaletsiz tasarrufta başkasının işini görme niyetinin kanuni şartlardan bulunmadığını göstermektedir: Bir ihtira beratının kanuna aykırı olarak bir üçüncü kişi tarafından kullanılması; makine ısmarlamış bulunan bir kimsenin işinde kullanılmak üzere fabrikacıya vermiş olduğu model ve resimlerin fabrikacı tarafından üçüncü kişiye satılacak makinelerin yapılması için müsaadesiz olarak kullanılması; rehinli alacaklının rehin edilmiş malı akde aykırı olarak temlik etmesi.. bütün bu hallerde Federal Mahkemece Borçlar Kanununun 414. maddesinin tatbiki cihetine gidilmiştir. Demek, söz konusu 414. maddenin tatbiki için başkasının işini görme iradesinin aranmayacağı cihetinde hukuk alimlerinin görüşleriyle Federal Mahkemenin görüşleri birleşmiş bulunmaktadır ki bu hukuki anlayış, heyetin büyük bir ekseriyetince de kanuna uygun bulunmuştur” şeklindeki açıklamalara da yer verildikten sonra; “Bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir gayrimenkulü kendi malı imiş gibi kiraya verip kiraları toplamış olması sebebiyle hak sahibinin o kimseden kiraların alınması için açacağı davanın gerek Borçlar Kanunun 414. maddesine dayanan, gerekse Medeni Kanunun 908. maddesine dayanan bir dava olarak tavsifi mümkün olduğuna ve fakat tereddüt halinde, Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmüne dayanan menfaatlerin devri davası sayılacağına ve bundan dolayı on yıllık müruruzamana tabi olacağına” karar verilmiştir (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15/04/2021 tarih 2017/11-2407 Esas 2021/502 Karar ve 23/09/2020 tarih 2017/1-1257 Esas 2020/661 Karar sayılı ilamları). Açıklanan bu yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ...'ın mülkiyetindeki taşınır ve taşınmazların davalı tarafından kiraya verilerek kira ve reklam bedellerinin tahsil edildiğini bildirerek davalının elde ettiği kira ve reklam gelirlerinden şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep ettiği, yargılama aşamasında talebini toplam 2.101.658,37 TL olarak ıslah ettiği görülmüştür. Dava dilekçe içeriği ve dayanılan maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde istemin gerçek yönünün haksız işgal tazminatı veya sözleşmeden kaynaklı alacak olmayıp, kendilerinden onay almaksızın sözleşme hükümlerine aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait taşınmaz/taşınırı kiraya veren davalıdan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde ettikleri menfaatin devri istemine ilişkindir. Vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada, yani vekaletsiz iş görme halinde, 818 sayılı BK (6098 sayılı BK.), özel bir zamanaşımı süresi öngörmediğinden, BK'nun 125. maddesindeki (6098 sayılı yasa 146. madde) on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir (Emsal Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 29/11/2021 tarih 2021/3857 Esas 2021/12136 Karar sayılı ilamı). Bu bağlamda, mahkemece, taraflar arasındaki İHDS'nin ve bunun dayandığı mevzuatın davacıya devredilen tesislerin mülkiyet hakkının açıkça davacıda olduğunun yazıldığı ve sözleşmelerde bunların kiralanması, reklam alınması vs şekilde gelir elde edilmesi ve edilecek gelirin davalıya ait olacağına dair hüküm bulunmadığından eldeki davanın gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerinden doğan menfaatin devrine ilişkin alacak davası olduğu ve eldeki davada vekaletsiz iş görmeye ilişkin on yıllık zaman aşımı süresinin uygulandığı gözetilerek, delillerin bu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmesine rağmen yukarıda yazılı olduğu şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir. Hal böyle olunca Dairemizce, somut olayda davalının dava dışı üçüncü kişi/kişiler ile reklam sözleşmesi, telsiz, baz istasyonu, TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin sözleşme ve taşınmazların kiraya verilmesine ilişkin kira sözleşmesi imzalamak suretiyle mülkiyeti davacıya ait olan taşınmaz/taşınırdan gelir elde ettiğinin bilirkişi raporları ile belirlendiği, davacı tarafça yukarıda açıklanan yasal düzenleme çerçevesinde gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında dava tarihinden geriye dönük on yıl süre ile davalının elde ettiği gelirlerin kendisine ödenmesini davalıdan talep edebileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir. Davacının davalıdan talep edebileceği alacak miktarının tespitine gelindiğinde, gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında davacının dava tarihinden geriye dönük on yıl süre ile davalının elde ettiği gelirlerin kendisine ödenmesini davalıdan talep edebilir. Dava tarihi 25/03/2021 olup, davacı ancak davalıdan 25/03/2011 tarihi ile dava tarihi olan 25/03/2021 tarihi arasında davalının elde ettiği reklam ve kira gelirlerinin tahsilini talep edebilecektir. Yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda, her yıl için ayları itibarıyla ayrı ayrı gösterilmeden 2011 yılında 196.021,71 TL, 2012 yılında 52.705,85 TL, 2013 yılında 70.655,88 TL, 2014 yılında 78.335,32 TL, 2015 yılında 65.460,48 TL, 2016 yılında 250.741,15 TL, 2017 yılında 290.030,19 TL, 2018 yılında 314.777,49 TL, 2019 yılında 219.328,93 TL, 2020 yılında 447.830,32 TL, 2021 yılında 696.740,92 TL davalının elde ettiği reklam ve kira gelirleri bulunduğu tespit edilmiştir. Anılan bilirkişi raporunda her yıl için aylar itibarıyla kira geliri miktarı ayrı ayrı gösterilmediğinden, her yıl için tespit edilen kira gelirinin ay ve güne bölümü ile, 2011 yılı kira geliri yönünden 25/03/2011-31/12/2011 tarih aralığına isabet eden gelirin 147.016,28 TL bulunduğu, davanın açıldığı 2021 yılı kira geliri yönünden de 01/01/2021 - 25/03/2021 tarih aralığına 164.776,48 TL isabet ettiği Dairemizce hesaplanmıştır. Bu hesaplamaya göre, davacı davalıdan 2011 yılı için 147.016,28 TL, 2012 yılı için 52.705,85 TL, 2013 yılı için 70.655,88 TL, 2014 yılı için 78.335,32 TL, 2015 yılı için 65.460,48 TL, 2016 yılı için 250.741,15 TL, 2017 yılı için 290.030,19 TL, 2018 yılı için 314.777,49 TL, 2019 yılı için 219.328,93 TL, 2020 yılı için 447.830,32 TL, 2021 yılı için 164.776,48 TL olmak üzere toplam 2.101.658,37 TL alacak talep edebileceği anlaşılmıştır. Öte yandan, davalının temerrüte düşürüldüğüne ilişkin tebliğ edilmiş bir ihtar bulunmadığından temerrütün dava tarihi itibariyle gerçekleştiği dikkate alınarak davanın kabulü ile 2.101.658,37 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekmiştir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabet görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davacı vekilinin istinaf talebinin KISMEN KABULÜNE, 2-Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/03/2024 tarih 2021/181 Esas 2024/170 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 3-Davanın KABULÜNE, 2.101.658,37 TL'nin dava tarihi olan 25/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, 4-Alınması gereken 143.564,28 TL bakiye karar ve ilam harcından peşin olarak yatırılan 59,30 TL ile tamamlama harcı olarak yatırılan 35.891,07 TL harcın mahsubu ile bakiye 107.613,91 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL başvurma harcı, 59,30 TL peşin harç ile 35.891,07 TL tamamlama harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 220,00 TL tebligat ve posta gideri ile 5.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 5.220,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 8-Davacı dava ve duruşmalarda kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 312.232,17 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 9-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irat kaydı gerekmekte ise de, davacı tarafından istinaf aşamasında yatırıldığı anlaşılan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, 10-Bakiye gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, B)1-Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL maktu istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 2-Davacı tarafından yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile posta gideri olarak yapılan 488,00 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 20/02/2026 Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi - Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.