T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1862 KARAR NO : 2026/630 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04.04.2023 NUMARASI : 2022/479 E. - 2023/250 K. DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 14.04.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 14.04.2026 İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.04.2023 tarih 2022/479 E. - 2023/250 K. sayılı kararın Dair…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1862 KARAR NO : 2026/630 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04.04.2023 NUMARASI : 2022/479 E. - 2023/250 K. DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 14.04.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 14.04.2026 İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.04.2023 tarih 2022/479 E. - 2023/250 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili adına kayıtlı ... plakalı ...hususi araç ile seyir halinde bulunduğu sırada, ...'nın kullandığı ve ... adına kayıtlı ... plaka sayılı araç ile maddi hasarlı trafik kazasına karıştığı, hasarın oluşunda ... plakalı araç sürücü ... çevre yoluna giriş yaptığı sırada dikkatsiz ve özensizliği sonucu müvekkilinin aracına çarparak kazanın oluşumuna sebep olduğu, meydana gelen kazada 202110155740-1 hasar dosya numaralı ekspertiz raporu ve kaza tespit tutanağında da görüleceği üzere davalı ... bu kazada %100 kusurlu olduğunu, Davalı sigorta şirketince müvekkilin araç 60.230 TL sovtaj bedeli, 14.770 TL ise araç hasar tutarı olmak üzere toplamda 75.000 TL müvekkile ödeme yapıldığı, Müvekkilin aracının daha önce bir kazası olmamakla birlikte piyasa bedeli ödeme anı itibariyle ve 4.10.2021 tarihinde yapılan ekspertiz raporunda da görüleceği üzere, davalı sigorta şirketince yapılan ödemenin kat be kat üstünde olduğu, aracın emsal değerinin 100.000 TL – 110.000-TL civarı olduğu tespit edildiği, müvekkilinin hiçbir kusuru olmaksızın karıştığı kazada aracını kaybetmiş ve aracın piyasa değerinden çok daha düşük bir miktar ödenmesi sebebiyle hak kaybına uğradığını beyan ederek davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket tarafından yapılan araştırmalar sonucu aracın kaza tarihindeki rayiç değerinin 75.000,00 TL, aracın sovtaj değerinin 60.230,00 -TL olduğu tespit edilmiş olup, bu iki tutarın farkı olan 14.770,00 TL tazminat bedeli başvuran tarafa ödendiğini, Aracın rayiç değerinin tespitinde, kaza tarihindeki aynı marka model ve yaklaşık kilometredeki araçların ortalaması dikkate alınarak tespiti yapıldığını, müvekkil şirket poliçeden doğan sorumluluğu yerine getirilmiş olup, başvuran tarafın herhangi bir hak ve alacağı kalmadığını, Uyuşmazlıktaki öncelikli çekişme ibra nedeniyle bakiye tazminat talebinde bulunup bulunulmayacağı hususunda olduğu, müvekkil şirket tarafından yapılan ödeme sonucu alınan ibraname ile sorumluluğu kalmadığı, dosyaya sunulu ve ödemelerden sonra düzenlenen ibranameden, davacının aracının geçirdiği kaza sonucu tam hasara uğraması nedeniyle rayiç değerinin 75.000,00 TL üzerinden değerlendirilip ödenmesini, bu tazminat bedelinin ödenmesi koşulu ile söz konusu zararın tamamen tazmin edildiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın 202110155740-1 hasar dosya numaralı ekspertiz raporu ve kaza tespit tutanağına göre söz konusu kazada kendisinin %100 kusurlu olduğunu ifade ettiği, ancak kusur değerlendirmesinin hatalı yapıldığını, kaza açısından davacının kusurunun bulunup bulunmadığının, davacı kontrolündeki aracın hızının kazanın gerçekleştiği yol açısından uygun olup olmadığının ve kusur oranına etki edecek diğer hususların mahkemece araştırılarak yeni bir kusur değerlendirmesi yapılması gerektiği, sürücüsü olduğu aracın trafik sigortacısı ....A.Ş. Olduğu, ZMMS kapsamında karşı araçta meydana gelen gerçek zarar kalemlerinin sigorta şirketi tarafından teminat altına alındığını, söz konusu kaza sonucu karşı tarafın aracında meydana gelen değer kaybının da gerçek zarar kalemleri arasında olduğundan bu durumdan sigorta şirketinin sorumlu tutulmasını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesi sunmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 17/01/2023 tarihli 2 nolu celsenin 1 nolu ara kararı ile 6100 sayılı yasanın 324/2 maddesi gereğince bilirkişi incelemesi için gerekli ara kararının hiçbir tereddüte mahal vermeyecek derecede kurulduğu, bilirkişilere raporlarını sunmaları için 6 haftalık sürenin verildiği, davacı tarafça süresinden sonra 07/02/2023 tarihinde bilirkişi delil avansının yatırıldığı, avansın yatırılması için son günün 31/01/2023 olduğu, avansın son gün yatırıldığı, bilirkişilerin dosyayı 01/02/2023 tarihinde teslim alıp raporlarını 6 haftalık sürenin son günün teslim ettikleri mahkemece elektronik tebligat yoluyla raporların tebliğe çıkarılması, yasal 5 günlük sürenin sonunda tebliğ edilmiş sayılma hususu, rapora karşı 2 haftalık beyan süresinin son günü rapor beyanların sunulduğu halinde 03/04/2023 günü son beyan gününün olduğu, duruşmanın 04/04/2023 gününe bırakıldığı, davacı tarafın avansı kesin süreden 7 gün sonra yatırmakla bu haliyle duruşma atmasına yargılamanın uzamasına sebebiyet verdiği, mahkemece duruşma gün ve saatlerinin bu benzeri hesaplar neticesinde mümkün olan en kısa tarih belirlenmek suretiyle verildiği, ancak 6100 sayılı yasının 324/1 cümle 1 ve 324/2 cümle 2 maddesi gereği avansın mahkemece verilecek kesin sürede yatırmaya dair hükmün emredici nitelikte olduğu, hükmü konuluş amacının yargılamaların keyfi olarak yapılmayan bazı işlemler neticesinde uzamasının önüne geçmek olduğu, mücbir sebebe dayalı olarak bir işlem yapılamaması halinde bu hususun mahkemelerce zaten dürüstlük ilkesi çerçevesinde değerlendirileceği, kesin süre geçtikten sonra ancak duruşma gününe kadar avansın yatırılması halinde yargılamanın uzamasına sebebiyet verilmediği görüşünün yasanın emredici hükmü karşısında gerekçesiz olduğu ve bu yöndeki savunmanın adil yargılanma hakkı, makul sürede yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ilkesi gibi yargılamanın gözbebeği niteliğindeki ilkeleri zedeleyeceği, kaldı ki mahkemece yapılması emredilen bir işin tarafça yapılmaması halinde karşı taraf açısından usuli kazanılmış hak doğuracağı, usuli kazanılmış hak ilkesine göre de kesin süre geçtikten sonra ancak duruşma gününe kadar avansın yatırılması halinde yargılamanın uzamasına sebebiyet verilmediği görüşünün gerekçesiz ve zorlama bir savunma olacağı, ayrıca 6100 sayılı yasanın 94/2,3 maddesi gereği de kesin süre geçtikten sonra ancak duruşma gününe kadar avansın yatırılması halinde yargılamanın uzamasına sebebiyet verilmediği görüşünün gerekçesiz ve zorlama bir savunma olacağı, bu haliyle hiçbir somut gerekçeye dayanmadığı halde davacının kesin süre içerisinde bilirkişi delil avansının yatırmamasının sonuçlarına katlanması gerektiği ve bu haliyle davasını ispat edemediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dava konusu trafik kazası neticesinde davacıya ait aracın hasarı nedeniyle davalı sigorta şirketince 60.230,00-TL sovtaj değeri ve 14.770,00-TL hasar bedeli olmak üzere 75.000,00-TL ödeme yapıldığını, aracın kaza tarihinde sigorta şirketince yapılan hesaplamada gösterilen değerin kat kat üzerinde değerinin bulunduğunu, aracın değerinin 100.000-TL-110.000,00-TL civarında olmasına rağmen düşük miktarda ödeme yapılarak davacının mağdur edildiğini, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre davanın sürüncemede bırakılmadığını, verilen kararın hakkaniyete aykırı olduğunu ve ayrıca davalı sigorta şirketinin de bilirkişi deliline dayanmış olduğu halde HMK 324.maddesi, 1.fıkrasının 2.cümlesine göre ara karar oluşturulması gerekirken yalnızca davacı tarafa süre verildiğin, ayrıca dava dilekçesi ekinde sunulan ve dayanılan diğer delillerin dikkate alınmadığını, yerel mahkemece sigorta şirketince alınan eksper raporları incelendiği takdirde dahi eksik ödeme yapıldığının ortaya çıkacağını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE :Dava, trafik kazası nedeniyle maddi zararının tazmini istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 6100 sayılı HMK'nın delil ikamesi için avans başlıklı 324. maddesinin birinci fıkrasında; taraflardan herbiri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin sürede yatırmak zorunda oldukları, taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak ödeyecekleri düzenlendikten sonra, ikinci fıkrasında; tarafların bu yükümlülüğü yerine getirmemeleri halinde talep ettikleri delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılacakları öngörülmüştür. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir. Buna göre, davanın taraflarının yargılama ile ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere bu hak Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. İddia ve savunma hakkı olarak da bilinen bu hak, tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını tam ve eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle hakim, tarafları dinlemeden veya açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremeyecektir. 6100 sayılı HMK'nun 274. Maddesinde basit yargılama usulüne tabi davalarda bilirkişi raporunun hazırlanması içi verilecek sürenin iki ayı geçemeyeceği, talep üzerine iki ay daha uzatılabileceği, 280. maddesinde bilirkişi raporunun birer örneğinin 177/2. maddesinde ise ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa bu yazılı talep veya tutanak örneğinin taraflara tebliğ edileceği, aynı Kanun'un 281. maddesinde; tarafların bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebileceği hükme bağlanmıştır. Eldeki dava dosyası kapsamında, ilk derece mahkemesice 17.01.2023 tarihli celsenin 1 nolu ara kararıyla 3.000,00-TL delil avansının mahkeme veznesine yatırılması hususunda davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verildiği, davacı vekili tarafından delil avansının Uyap üzerinden 07.02.2023 tarihinde mahkeme veznesine yatırıldığı, 04.04.2023 tarihli celsede delil avansının süresinden sonra yatırıldığından bajisle bilirkişi deliline dayanılmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verildiği ve nihayetinde dosyadaki mevcut belgeler ve yargılama aşamasına göre davacının davasını ispat edemediği cihetiyle davanın reddine karar verildiği görülmüştür. 6100 sayılı HMK'da öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanunun 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK m.94/2). Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HMK 94/2); ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Her ne kadar ilk derece mahkemesince açıklanan nedenlerle davacının kesin süre içerisinde delil avansını yatırılmadığı gerekçesiyle bilirkişi deliline dayanılmamış sayıldığından bahisle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiş ise de, delil avansının tamamlanmasına ilişkin getirilen düzenlenmelerde kanun koyucunun temel amacının, eksik giderin yatırılmasını ve davaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3.maddesi hükmüne göre makul sürede sonuçlandırılmasını sağlamaktır. Somut olay özelinde davacıya verilen kesin süreden yalnızca bir hafta gibi çok kısa bir süre sonra delil avansının yatırıldığı, delil avansının yatırıldığı tarih ile talik celse tarihi arasında 2 aya yakın bir süre bulunduğu, bu durumda delil avansının geç yatırılmasının münhasıran celse talikine uğramasına neden olduğu söylenemeyeceği değerlendirilmiştir. Davanın uzamasının engellenmesi davaların ucuz, basit ve çabuk sonuçlandırılması prensibi de kabul edilerek yatırılan avansa göre, kesin sürenin amacına da ulaştığı belirlendiğinden, toplanacak delillere göre davanın sonuçlandırılması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırıdır. Dolayısıyla davacının dayandığı delillerin dosyaya kazandırılmadan karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesi tarafından öncelikle bilirkişi incelemelerine esas deliller dosyaya celp edildikten sonra davacıya delil avansı hususunda süre verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.04.2023 tarih 2022/479 E. - 2023/250 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, 5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 14.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.