İSTİNAF KARAR TARİHİ : 25/03/2026 Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili; davalı şirkette ...'ün %35, ...'ün %35 ve ......'ın %30 pay sahibi olduğunu, müvekkili ve ...'ün hem pay sahibi hem yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalılardan ...'in ve ...'ın yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalılardan ...'ün ve ...'ın yönetici olduğunu, davalı…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/869 KARAR NO : 2026/519 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 16/02/2023 NUMARASI : 2022/93 Esas - 2023/120 Karar DAVA: Tazminat DAVA TARİHİ: 13/02/2022 İSTİNAF KARAR TARİHİ : 25/03/2026 Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili; davalı şirkette ...'ün %35, ...'ün %35 ve ......'ın %30 pay sahibi olduğunu, müvekkili ve ...'ün hem pay sahibi hem yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalılardan ...'in ve ...'ın yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalılardan ...'ün ve ...'ın yönetici olduğunu, davalıların eylemleri nedeniyle müvekkilin ve ... firmasının zarara uğradığını, zarara sebep olan durumların bertaraf edilmesi için herhangi bir karar alınamadığını, kilitlenme söz konusu olduğunu, ...'in pay sahiplerinden ...'ün tek başına pay sahibi olduğu ...'in, ...'e 21.01.2020 tarihi itibariyle 58.318.038-TL borçlu olduğunu, işleyen faiz ile beraber borcun dava tarihi itibariyle güncel meblağının ödenmediğini, bahsi geçen alacağın tahsili için davalıların çaba sarf etmediklerini, ... tarafından hem müvekkiline hem de ...’e verilen taahhüt uyarınca, ilgili borcun ...’in varlık satışı yapması durumunda derhal ...’e ödenmesi gerektiğini, ... varlıklarının satışı 2021 yılı nisan ayında yaklaşık 180 milyon USD bedelle satılmasına rağmen bu borcun ödenmediğini, ayrıca müvekkili tarafından ...’e 2019 yılı içerisinde 6.565.682,30-TL borç verildiğini, ...’in defterlerine bu borcun kayıtlı olduğunu, müvekkilinin talebine rağmen borcun halen ödenmediğini, şirketin mülkiyeti müvekkiline ve davalı ...'e ait taşınmazı fahiş bedelle kiraladığını ve fahiş tutarda kira ödenerek şirkete zarar verildiğini, sonuç olarak ...’in ve müvekkilinin doğrudan ve dolaylı zararına neden olduğunu belirterek şirkete kayyım atanmasına, davalı yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerinin müvekkili ... ve ...’e verdikleri zararların tazmini için şimdilik 50.000-TL ...’e ve 50.000-TL müvekkili ...’e olmak üzere 100.000-TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek ticari faizi ile davalılar yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili; davacının şirket zararı için açtığı dava yönünden dava hakkının ortadan kalktığını, bu husustaki davanın usul yönünden reddinin gerektiğini, ...'in son olağan genel kurul toplantısının 06/07/2021 tarihinde yapıldığını, davacının da aralarında bulunduğu ortaklar tarafından oybirliği ile davalı müvekkili dâhil tüm yönetim kurulu üyelerinin şirket iş ve işlemlerinden dolayı ibralarına karar verildiğini, davacının davaya konu şahsi ve şirket alacağının tahsil edilmemesini gerekçe göstererek olağanüstü genel kurulu toplantısı talebi üzerine gerçekleştirilen ve davacının da temsil edildiği 03/12/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında genel kurul tarafından alınan karardan da anlaşılacağı üzere, ibra olgusunun bir kez daha teyit edildiğini, şirketin alacağının tahsiline yönelik işlem yapılmaması yönündeki yönetim kurulu olumsuz eyleminin daha önceki genel kurul toplantısında ibra kapsamında kabul edildiğini, davacı tarafından bu genel kurul kararı aleyhine herhangi bir iptal davası açılmadığını, müvekkilinin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmediğini, görevlerini tedbirli bir yöneticinin göstermesi gereken özenle yerine getirdiğini ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözettiğini, davacının da imzası bulunan iş bu hissedarlar sözleşmesine ve genel kurul kararlarına uygun olarak davrandığını, davacının aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduğunu, yönetim kurulu tarafından şirkete verildiğini iddia ettiği zararlardan dolayı bizzat kendisinin de sorumlu olduğunu, davacının isticvap talebinin kanuna uygun olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; müvekkilinin şirkette mali işler müdürü olarak görev yaptığını ve bu yüzden genel kurul yönetiminde emir, talimat verme ve tek başına işlem yapma yetkisinin bulunmadığını, davacının sorumluluk davasında kendi adına tazminat ödenmesini isteyemeyeceğini, ... AŞ'den olan 58.318.038-TL alacağın tahsiline ilişkin genel kurul kararı neticesinde plan yapılmadığını, genel kurul kararı neticesinde ibraya olumlu oy vermesinden dolayı davacının dava hakkının kalktığını, kira bedelinin indirilmesi ve kira bedellerinin ödenmemesi konusunda müvekkilinin yönetim kurulu kararlarına göre hareket ettiğini belirterek haksız davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir. Davalı ... vekili; müvekkilinin şirketin genel müdürü olduğunu ve pay sahibi olmadığını, şirketi tek başına temsil etme yetkisinin bulunmadığını, yönetim kurulu kararına göre hareket ettiğini, müvekkilinin davacıya 6.565.685,30-TL ödenmesine ilişkin karar verme ve ödeme yetkisi olmadığını, şirketin iflas etmediği sürece davacının alacaklarına ilişkin yönetim kurulu üyelerine ve yöneticilere sorumluluk davası açamayacağını, müvekkilinin ilgili taşınmaza ait kira bedelinin indirilmesine yönelik yetki ve yükümlülüğünün bulunmadığını, pay sahipleri sözleşmesinde taraf olarak yer almadığını, şirket alacaklarının tahsili hususundaki kararların davacının bizzat yer aldığı şirket yönetim kurulunda alındığını ve alınan kararlarda davacının da imzasının bulunduğunu, TTK m. 558/2 çerçevesinde davacının dava hakkının ortadan kalktığını, bu nedenle davanın usulden reddi gerektiğini, 6.565.682,30-TL alacağın dava açılmadan önce ... Bankasına temlik edildiğininden bu talep yönünden davacının aktif husumetinin bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; ...'in ...'ten alacağının 2004 başlangıç tarihli olup yıllar içinde verilmiş borçlardan oluştuğunu, bu süreçte davacı ...'ün her zaman yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, genel kurul toplantısında alınan kararların davacı dahil olmak üzere tüm taraflarca imzalandığını, 2025 yılının sonuna kadar alacağın tahsil edilmeyeceğinin kararlaştırıldığını, kararların oybirliği ile alındığını, davacının dürüst olmadığını, ...'in alacağın tahsil edilmemesinden dolayı zararının bulunmadığını ve bankalardan kredi kullanmadığını, ...'in ...'ten alacağı için aylık olarak faiz faturaları kesildiğini ve şirketin cari hesabına işlendiğini, bu sebeplerden dolayı ...'in zarara uğradığından söz edilemeyeceğini, ...'in ...'e borcunun mal varlığı satışı gerçekleştiğinde ödeneceğine dair hiçbir delil ve taahhüdün bulunmadığını, davacının kira sözleşmesinin tarafı olmadığını, davalı müvekkilinin mirasın tamamının paylaştırılması için dava açtığını, davanın sonuçlanmadığını, ayrıca kira bedeline onay veren kişinin bizzat davacı olduğu kira bedelinin fahiş olduğuna dair talebe ilişkin 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, müteveffa ...'ün vefatı sonrasında Davacı ... ve Davalı ... arasında taşınmazın kime intikal edeceği konusunda ilgili davanın sonuca bağlanmadığı için kira bedeli borcunun ödenemediğini ve bu sebeple yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektiren durum olmadığını, davacı ...'ün ...'in cari hesaplarında alacaklı olarak göründüğünü iddia ettiği tutarın 6.565.682,30-TL olduğunu, ancak daha önce yapılan 1.989.000-TL tutarlı ödemeden bahsedilmediğini, davacı tarafından hukuka aykırı eylem, kusur, zarar ve illiyet bağının ispatlanmadığı sürece yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; yönetim kurulu kararının tüm taraflarca kabul edildiğini ve davacı taraftan konuyla alakalı herhangi bir talep iletilmediğini, davacının ilgili alacağın tahsilinde yönetim kurulu kararlarında bilgi ve onayının olduğunu, davanın davacı ... ve davalı ... ile aralarının açılmasından kaynaklandığını, yönetim kurulu üyelerine yöneltilen iddiaların asılsız olduğunu, davacının ...'den alacağı konusunda uyuşmazlık olduğunu, ...'in kiracısı olduğu taşınmaz hakkında davalının kira bedeli belirleme hakkı olmadığını, taşınmaza ilişkin masraflar konusunda davacı tarafa e-posta atıldığını kendisinin henüz maliklerden biri olmadığı için onay vermediği tahliye ve tadilat sürecini kendi kararı ile akamete uğrattığını, davalı ... tarafından gönderilen ihtarname ile taşınmaza ilişkin herhangi birine kira ödemesi yapılmamasının ihtar edildiğini, davacı taraf ile devam eden uyuşmazlığın müzakere sürecini engellediğini, davalı ... ve diğer yöneticilerin ...'i zarara uğratmadıklarını, yöneticilerin kusurunun bulunmadığını, ...'e kayyum atanmasının herhangi bir faydasının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; davacının zarar iddiasında bulunduğu ... tarafından ... AŞ'ye borç verilmesi işleminde, davacı ...'ün ...'in iradesini oluşturan yönetim kurulunun iki üyesinden birisi olduğu, davacının hem borcu veren hem de borcu alan şirketlerin %50 pay sahibi olduğu, 21.01.2020 tarihli Pay Sahipleri Sözleşmesine davacının da taraf olması ve bu sözleşmenin 6 numaralı ekinde ... AŞ'den olan alacağın tahsil edilmeyeceği şeklinde bir iş planı ve bütçeleme yapıldığı, 2021 yılı bütçesinin 16.11.2020 tarihinde yine ... AŞ'den tahsilat öngörülmeyecek şekilde yönetim kurulunca davacının da oyu ve oybirliği ile karara bağlandığı, davalının bütçenin yapılmasından önce ve sonra alacağın tahsiline dair hiçbir beyanda bulunmayarak bütçeyi aynen onayladığı, yine davacının 2025 faaliyet yılı sonuna kadar ... AŞ'den tahsilat yapılmaması hususunda iradesini ortaya koyduğu, borcun verilmesi ile 2020 ve 2021 yıllarında tahsil edilmemesi hususlarının davacı dahil genel kurulu oluşturan tüm pay sahiplerinin bilgisi dahilinde olduğu, davacının kendi alacağının da 2021 yılında ödenmesi amacıyla bütçelenmesine ilişkin talep ya da beyanda bulunmadığı, davacının 2018-2019-2020 ve 2021 yıllarında ...'in yönetim kurulu üyesi olduğu, 2020 yılı finansal tabloları onaylandığında, davacının, tüm bu yıllarda yönetim kurulu üyesi ve pay sahibi olarak ...'in ...'e ne kadar kira ödemekle yükümlü olduğunu, bu kapsamda kiranın fahiş olup olmadığını, ayrıca bu borçların ödenmediğini ve şirketin temerrüt faizi ödemek zorunda olacağını ve tahliye ile karşı karşıya kalacağını öngörebilecek durum ve konumda olduğu, 06.07.2021 tarihli olağan genel kurul toplantısında 2020 faaliyet yılı ile ilgili olarak ibra yönünde oy kullandığı, 03/12/2021 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulda dava konusu olan zarar iddiasına dayanak tüm bu işlem ve eylemlerin açıkça tartışılması nedeniyle hak düşürücü süre yönünden 03/12/2021 tarihli olağanüstü genel kurulun esas alınması gerektiği, bu nedenle dava tarihi olan 13/02/2022 tarihi itibariyle hak düşürücü sürenin dolmadığı, bilirkişi heyetince davalılar ... ve ... yönünden bu davalıların yönetim yetkisi bulunmadığından bahisle sorumlu tutulamayacakları belirtilmiş ise de TTK'nın 553. maddesi gereği şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı davalarda, yönetim kurulu üyesi olsun veya olmasın şirket yöneticilerinin kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri halinde zarardan sorumlu olanlara karşı dava açılabileceği, davacının, ... AŞ'den belirli bir süre tahsilat yapılmayacağı yönünde gerçekleşen bir mutabakatın tarafı olduğu, ... AŞ'den 2025 yılına kadar tahsilat yapılmamasının kararlaştırılmasının dava tarihi itibariyle davalıların özen borcunun ihlali olarak nitelendiremeyeceği, şirketin faaliyet gösterdiği taşınmazın kira bedeli yönünden incelemede kira bedelinin fahiş olmadığı, terekeye dahil olan kira bedellerinin ödenmemesinin ve kira bedelinin düşürülmesi yönündeki hususların terekeye dahil taşınmazın el birliği mülkiyeti halinde olması nedeniyle gerçekleştirilemediği, kaldı ki bu hususta mirasçı olan davacının kendisinin çekince koyduğu ve durumun bilgisi dahilinde olduğu, kira bedellerinin ödenmesi hususunda tevdi mahalli belirlenmesi talebinin mahkemece reddedildiği, davalıların bu hususta da kusur ve ihmallerinin söz konusu olmadığı, davacının kendi alacağının ödenmemesi yönünden ise davacı tarafından başlatılan icra takibine şirket tarafından itiraz edilmesi üzerine takibin durduğu ve alacağın çekişmeli hale geldiği, ayrıca davacının bu hususta alacağının ödenmesi hususunda 2021 yılı bütçenin görüşülmesi sırasında talepte bulunmadığı gibi bütçenin onaylanması yönünde genel kurulda oy kullandığı açık olup, davalıların gerek davacının doğrudan gerekse şirketin zarara uğramasına neden olacak eylem ve işlemlerinin bulunmadığı, davacının zarar iddiasına dayandırdığı hususların bilgisi dahilinde gerçekleştiği ve bazıları yönünden açık onayının bulunduğu, davalıların yöneticisi olduğu şirketi yönetirken kanuna veya esas sözleşmeye aykırı davrandıklarına ve şirketi ve davacıyı zarara uğrattıklarına dair somut bir olgunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili; isticvap taleplerinin reddi ya da kabulü yönünde herhangi bir ara karar kurulmaksızın karar verildiğini, ... tarafından hem müvekkiline hem de ...'e verilen taahhüt uyarınca ...'in varlık satışı yapması durumunda derhal ...'e ödeneceğine dair söz verildiğini, bu hususta ...'in isticvap edilmesi gerektiğini, bu şekilde pay sahipleri sözleşmesinden ve bütçeden sapma teklifinin ilk kez ...'den geldiğini, dosyaya sunulan mütalaa dikkate alınmadan verilen kararın yerinde olmadığını, hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişi heyetinde şirketler hukukunun sorumluluk, pay sahipleri sözleşmesi, ibra gibi teknik meselelerinde uzman bilirkişi bulunmadığını, tahsil edilmediği ticari defterlerden anlaşılan alacaklar olmasına rağmen davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda ...'in ...'ten olan asıl alacağının yaklaşık 59 milyon TL olduğunun ve bu tutara işleyen adat faiz tutarının tespit edildiğini, sırf bu tespitten dahi ...'in alacağının tahsil edilmediğini ve bu tahsil edilmeme nedeniyle şirketin zarara uğradığının açık olduğunu, ek bilirkişi raporu alınması taleplerinin reddedilerek davalıların sorumlu olmadığına karar verilmesinin hatalı olduğunu, her ne kadar tarafların bütçeyi onayladığı, yine ilgili alacakların tahsil edilme şartlarına yönelik olan pay sahipleri sözleşmesi uyarınca tarafların bu alacağı talep edemeyeceği belirtilmişse de bu açıklamaların hukuken geçerliliği olmadığını, pay sahipleri sözleşmesinin kendileri arasındaki iç ilişkiyi düzenlediğini, anonim şirketle pay sahiplerinin farklı hukuki kişilikler olduğunu, şirketi devam ettirmek üzere yönetmekle yükümlü olan şirket yöneticilerini bağlamaması gereken pay sahipleri sözleşmesine dayanarak yöneticilerin sorumsuz olduğuna dair karar verilmesinin borç ilişkisinin nispiliği ilkesine aykırı olduğunu, ayrıca bütçelerin sadece bir temenniden ibaret olduğunu, mevcut bütçenin şirketin ekonomik açıdan zora girmesine neden olması halinde yöneticiler tarafından uygulanamayacağını, sadece müvekkilinin alacağının 2021 bütçesinde olmaması nedeniyle ödenmemesinin gülünç bir kabulden ibaret olduğunu, raporda da belirtildiği üzere ...’e verilen 59 milyon TL'lik bakiye alacağın yaklaşık olarak 50 milyon TL işlemiş faizi bulunduğunu, alacağın ödenmediği her gün için faiz işlemeye, şirketin ise zarara uğramaya devam ettiğini, davalı olarak davada yer alan şirket yöneticilerinin halen alacağın tahsili için gerekli işlemlere başlamadıklarını, ...'in tek ortağının yine bir diğer davalı ... olduğu da göz önüne alındığında şirketin zarar uğramasının yanında davalı ...'ün haksız ve sebepsiz zenginleştiğini, şirketin uzun yıllardır finans müdürlüğünü yapan tanığın beyanlarının yok sayıldığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ibraya ilişkin değerlendirmelerin 2020 yılına ilişkin olduğunu, her ne kadar hem müvekkilin şirkete verdiği yaklaşık 6.5 milyon TL'lik borcun ödenmemesi hem de 58 milyon TL'lik alacağın tahsiline yönelik hatalı sorumsuzluk değerlendirmesine esas alınan 06.07.2021 tarihindeki genel kurulun 3 ve 4 no’lu kararları ile yönetim kurulu üyeleri açısından ibranın gerçekleştiği kanaatine varıldığı belirtilse de öncelikle bu husus bilirkişilerin hukuki değerlendirme yasağına aykırı olduğunu, mezkur alacakların tahsiline yönelik taleplerin 2021 yılında gerçekleştiğini, 06.07.2021 tarihli genel kurulda gerçekleştirilen ibra faaliyetinin ise 2020 yılına ilişkin olduğunu, 2021 yılının faaliyetlerinin ibrasının tartışıldığı 06/11/2022 tarihinde müvekkili tarafından davalıların ibrası bakımından olumsuz oy kullanıldığını, mahkeme tarafından bu beyanlar yokmuş gibi karar verildiğini, ek bilirkişi raporu bile alınmadan dosyanın karara çıkmasının fahiş hata olduğunu, müvekkili şirketin hem mülk sahibi olmasından hem de şirketin bulunduğu mecurun fahiş fiyatlı olmasından dolayı çifte zarara uğradığını, taşınmazın ... tarafından kullanılması karşılığı tahakkuk eden kira bedeli hesaplandığında rayiç bedelin neredeyse dört katı olduğunu, bilirkişi raporunda rayice esas alınan emsallerin müvekkiline ait taşınmazla ilgisinin bulunmadığını, davalıların kira bedelinin indirilmesi konusunda gerekli girişimlerde bulunmadığını, taşınmazın ½ oranda maliki olan ...’ün bu denli yüksek bir kira gelirine sahip olmasında kendisinin şahsi menfaati olduğunu, davalılar tarafından taşınmazın kira bedelinde indirim yapılmasını sağlamak adına adeta göstermelik bir adım atmak suretiyle 22.03.2021 tarihli ihtarname keşide edilmiş ise de daha sonra pazarlık konusunda herhangi bir adım atmadıkları ve ilgili ihtarnamede kira bedelinin indirilmemesi durumunda taşınmazı derhal tahliye edeceklerini taahhüt etmelerine rağmen bu kadar zamandır hala taşınmazı kullanmaları ve fahiş bedelle kira borcu altında kalmaya devam etmelerinin davalıların niyetlerini ortaya koyduğunu, müvekkili tarafından keşide edilen 13.10.2021 tarihli ihtarnameye rağmen veraset ilamı gerekçe gösterilerek o ana kadar ödenmemiş olan kira bedellerinin müvekkiline ödenmediğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, anonim şirket yöneticisi olan davalıların sorumluluğu kapsamında oluştuğu ileri sürülen zararın tazmini ve şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir. TTK'nın 553(1). maddesi uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555. maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Şirket ortağı veya alacaklısı konumunda olan kişilerin sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Şirket yöneticilerinin kötü yönetimi nedeniyle zarara uğratılması iddiaları şirketin doğrudan zararı niteliğinde olduğundan şirket ortaklarının veya alacaklıların, ancak yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesi yönünde istemde bulunmaları mümkündür. Davacının % 35, davalı ...'ün % 35, dava dışı ......'nin %30 hisse ile ortak olduğu davalı ... firmasında davacı, davalılar ..., ..., ...'ın yönetim kurulu üyesi oldukları, davalılar ... ile ...'ın ise şirketin genel müdürü ve finans direktörü oldukları husus ihtilaf dışıdır. Davacı vekili; davalı şirketin davalı ...'ün tek başına sahibi olduğu dava dışı ....AŞ'den olan 21.01.2020 tarihi itibariyle 58.318.038-TL tutarındaki alacağının tahsil edilmemesi ve şirketin aynı zamanda faiz gelirinden yoksun bırakılması, kur farkı nedeniyle para değerindeki düşüş ve bu tutarın tahsil edilmemesi nedeniyle şirketin nakdi sıkıntı yaşaması sonucunda kullanılan kredilerin maliyeti itibariyle şirketin zarara uğradığını, şirketin müvekkiline olan 6.417.344,41-TL tutarındaki borcunu ödememesi nedeniyle hem müvekkilinin hem de faiz yüküne maruz bırakılan şirketin zarar gördüğünü, mülkiyeti müvekkilli ve davalı ...' ait olan taşınmazın şirkete fahiş bedelle kiralanarak, kira bedelinin indirilmesi için hiç bir girişimde bulunulmayarak şirketin zarara uğratıldığını, şirketin müvekkiline ödemesi gereken kira borcunu ödemede temerrüte düşerek müvekkilinin zararına yol açıldığını belirterek, yönetici sorumluluğu hukuki nedenine dayalı olarak müvekkilinin ve şirketin zararının tazminini talep etmektedir. Davacı vekili, müvekkilinin doğrudan uğradığı zarar olarak şirketten olan 6.565.682,30-TL alacağını ve davacının 1/2 malik olarak kendisine ödenmeyen kira bedelini, dolaylı uğradığı zarara ise şirketin kiracı olduğu taşınmaza fahiş kira ödemesi yapılması ve şirketin ...'ten olan alacağının tahsil edilmemesi, şirketin faiz gelirinden mahrum bırakılması, alacakların ödenmeyerek şirketin faiz yüküne maruz bırakılması hususlarını gerekçe göstermiştir. Davalı şirketin ... ...AŞ'den olan alacağının tahsil edilmediği iddiası yönünden; ... ...AŞ'nin davalı ...'e borcunun finansal tablolarda gösterildiği, anılan borç tutarı için ... reeskont faizi oranında anapara faizi işletilerek cari hesapta izlendiği, ... ...AŞ'nin ...'e uzun yıllardır yüklü miktarlarda borçlu olduğu tespit edilmiştir. Mevcut bakiyenin ... ...AŞ'ye borç verildiği dönemde, davacı hem ...'in hem de ... AŞ'nin % 50 pay sahibi ve yönetim kurulu üyesidir. Bahsi geçen borçla ilgili, şirketin mevcut pay sahipleri davacı, davalı ... ve ... ... arasında akdedilen 21.01.2020 tarihli Pay Sahipleri Sözleşmesi'nde düzenleme getirilmiştir. Sözleşmenin 6 nolu ekinde, ... AŞ'nin ...'e olan borcu 2025 yılının sonuna kadar yapılan iş planında yıllara sari olarak bilançoda taşınacak şekilde gösterilmiştir. Söz konusu sözleşme ve ekinin tüm taraflarca imzalandığı görülmektedir. Davacı, herhangi bir tahsilat yapılmamasının yönetim kurulu üyelerinin özen borcunun ihlali niteliğinde olduğunu iddia etmekte ise de 16/11/2020 tarihinde yönetim kurulunda bütçenin Pay Sahipleri Sözleşmesi'nin 6 numaralı ekine paralel olarak oy birliği ile belirlendiği, şirketin ... ...AŞ'den olan alacağının tahsilinin öngörülmediği anlaşılmaktadır. ... tarafından ... ...AŞ'ye borç verilmesi işleminde, davacı ...'ün ...'in iradesini oluşturan yönetim kurulunun iki üyesinden birisi olması, borç bakiyesinin en son kısmının 2020 yılında verilen kısımla oluştuğu, davacının bu tarihte her iki şirketin % 50 paya sahip hissedarı olduğu, davacının da taraf olduğu 21.01.2020 tarihli Pay Sahipleri Sözleşmesi'nde ... ...AŞ'den olan alacağın tahsil edilmeyeceği şeklinde planlama yapıldığı dikkate alındığında davalı yönetim kurulu üyelerinin tüm pay sahiplerinin bilgisi ve iradesi doğrultusunda hareket ettikleri, dolayısıyla özen borcunu ihlallerinden söz edilemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Davacı, ... tarafından hem müvekkiline hem de ...'e verilen taahhüt uyarınca ...'in varlık satışı yapması durumunda borcun ödeneceğine dair söz verildiğini, bu hususta ...'in isticvap edilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de şirketin tüm ortaklarının imzasının bulunduğu ve ... AŞ'den belirli bir süre tahsilat yapılmayacağı yönünde gerçekleşen bir mutabakat niteliğinde olan Pay Sahipleri Sözleşmesi karşısında şirket ortağı olmayan ...'in isticvabı sonuca etkili olmayacağından aksi yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Şirketin davacıya olan 6.417.344,41-TL tutarındaki borcunu ödememesi nedeniyle davacının zarara uğradığı iddiası yönünden; davacının ...'e 6.417.344,41-TL tutarındaki para ödüncünü 2019 yılında verdiği, 2019 yılında ve sonrasında 2020 yılında da borcun ödenmediği, 2021 yılına ilişkin olarak yönetim kurulunca oybirliği ile onaylanan 2021 yılı bütçesinde de bu alacağın ödenmesinin gündeme getirilmediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, dava dışı ... ...AŞ, ...'den alacaklı bankaların TBK m.168 uyarınca halefi olduğu iddiasında bulunmuş ve ... tarafından davacıya ödeme yapılmaması gerektiğini, aksi halde iki kere ödeme yapmak durumunda kalacağını noter kanalı ile ihtar edilmiştir. Bu durumda alacağın kime ödeneceği hususunda tereddüt bulunmaktadır. Alacağın kime ödeneceğinin çekişmeli hale geldiği bir durumda, TBK m. 187/ll hükmüne aykırı davranan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu doğabileceğinden davacıya alacağının ödenmemesinde davalıların bir kusuru bulunmamaktadır. Kaldı ki Ardıl Alacaklılık ve Devir Sözleşmesi nedeniyle alacağın bu şekilde çekişmeli hale gelmesi sonrasında, ... tarafından tevdi mahalli belirlenmesi talebiyle mahkemeye başvurduğu, ancak talebin reddedildiği, sonrasında davacı tarafından icra takibi başlatıldığı ve takibin ...'in itirazı üzerine durduğu anlaşılmaktadır. Davacının bahsi geçen alacağının doğrudan şirketten tahsili için hukuki yollara müracaat etmesine engel bulunmadığı, şirketin acz içinde olduğuna ilişkin bir iddia ileri sürülmediği, ardıl alacaklılık sözleşmesinden kaynaklı çekişme dolayısıyla davalı yönetim kurulu üyelerinin davacıyı zararlandırma kastıyla hareket ettiklerine ilişkin bir delil bulunmadığı anlaşılmakla, davacının bu istemi yerinde değildir. Mülkiyeti davacı ve davalı ...' ait olan taşınmazın şirkete fahiş bedelle kiralanarak, kira bedelinin indirilmesi için hiç bir girişimde bulunulmayarak şirketin zarara uğratıldığı iddiası yönünden; bahse konu kira sözleşmesi 01.05.2016 tarihlidir. Sözleşmede kiraya veren, davacının annesi ve miras bırakanı müteveffa ...'dür. Ticaret sicili kayıtlarına göre, kira sözleşmesi imzalandığında ... AŞ'nin yönetim kurulu davacı ... ve davalılardan ...'den müteşekkildir. ... AŞ'nin mecurun maliki ...'ün vefatından sonra yeni bir kira sözleşmesi yapılmak istenmiş ise de ancak mirasçılardan davacı ...'ün 17.06.2021 tarihli e-posta ile, taşınmazın kendisine intikal etmediği gerekçesi ile yeni kira sözleşmesine muvafakat vermediği anlaşılmaktadır. Buna göre, ... yönetim kurulunun davacının üzerinde durduğu Pay Sahipleri Sözleşmesi m.6.5'te öngörüldüğü şekilde kira bedelinin azaltılması ve kira sözleşmesinin yenilenmesi konusunda gayrette bulunduğu, ancak sürecin tamamlanamamasında davalıların kusurlu kabul edilemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Şirketin davacıya ödemesi gereken kira borcunu ödemede temerrüte düşerek davacının zarara uğradığı iddiası yönünden; davacı müteveffa annesine ait davalı ...'le miras hissesine istinaden malik olduğu taşınmazın kira bedellerinin kendisine ödenmesine talep etmektedir. Elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlarda mirasçılardan birisi diğerlerinin muvafakati olmadan kendi payına isabet eden kira parasını isteyemez. Zira, elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlarda Mirasçılar ancak birlikte kira parasının tümünün alacaklısıdır. Tereke ile ilgili devam eden dava bulunmaktadır. Kanuna, Yargıtay içtihatlarına ve derdest terekenin paylaşılması davasına binaen davacıya ödeme yapmayan yönetim kurulu üyelerinin kanuna veya esas sözleşmeye aykırı ve kusurlu bir davranışta bulunmadıkları anlaşılmaktadır. Mali yönden yapılan tespitler ile de şirketin mali yönden güçlü olduğu ve alacaklarını tehlikeye düşüren bir durum bulunmadığı, davalıların zarar doğuran eylemi bulunmadığı gibi şirketin zararının da söz konusu olmadığı, TTK m. 553 uyarınca sorumluluğun doğabilmesi için yönetim kurulu üyelerinin ve yöneticilerin kanun veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmiş olmaları gerekmekte olup, davalıların yöneticisi olduğu şirketi yönetirken davalı yönetim kurulu üyelerinin ve yöneticilerin kanuna veya esas sözleşmeye aykırı davrandıklarına ve böylece şirketi ve davacıyı zarara uğrattıklarına dair somut bir olgunun bulunmadığı anlaşılmakla mahkemece davanın reddine dair verilen kararda isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; mahkemece davanın reddine dair verilen kararda isabetsizlik bulunmadığından, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile kalan 552,10-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraflara tebliğine, HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.25/03/2026