T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/236 - 2026/333 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/236 KARAR NO : 2026/333 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 29/05/2025 NUMARASI : 2024/212 E. - 2025/220 K. DAVANIN KONUSU : Marka (Sözleşmeden Kaynaklanan Hak İstemli) Marka (Maddi Tazminat İstemli) Taraflar arasında görülen da…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/236 - 2026/333 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/236 KARAR NO : 2026/333 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 29/05/2025 NUMARASI : 2024/212 E. - 2025/220 K. DAVANIN KONUSU : Marka (Sözleşmeden Kaynaklanan Hak İstemli) Marka (Maddi Tazminat İstemli) Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 29/05/2025 tarih ve 2024/212 E. - 2025/220 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, 40 yılı aşkın bir süreden beri tekstil sektöründe faaliyet gösteren müvekkilinin "..." ibaresini ticaret unvanı ve markasının asli unsuru olarak kullandığını, "..." markasının tanınmış olup bu ibareyi içeren seri marka niteliğinde çok sayıda markasının bulunduğunu ve aynı zamanda bu markanın gerçek hak sahibi olduğunu, hal böyle iken müvekkilinin eski marka vekili olan davalı şirketin vekalet ilişkisinin devamı sırasında müvekkilinin markası ile iltibasa neden olacak şekilde 2016/31273 sayılı "... ..." ibareli markanın üçüncü kişi adına tescili başvurusunda bulunduğunu, tescili istenen bu markanın aynı sektörde benzer malları kapsadığını, davalının tescil edilen bu markaya ilişkin olarak müvekkiline herhangi bir bildirimde bulunmadığını, müvekkilinin marka vekilinde değişikliğe gittikten sonra 2023 yılında bu başvurudan haberdar olduğunu ve davalı şirketin müvekkilinin marka vekili olduğu dönemde "..." asli unsurlu "... ..." markasının tescili başvurunda bulunmasının taraflar arasındaki vekalet ilişkisine aykırı olduğunu, ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve sonradan artırılmak üzere 5.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, dava konusu edilen talebe ilişkin zamanaşımı süresinin dolduğunu, zira vekalet akdinden kaynaklanan alacakların Türk Borçlar Kanunu'nun 147. maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, dolayısı ile marka 2016 yılında tescil edilmekle, zamanaşımının 2021 yılında dolduğunu, davacı markanın tescil edildiğini 2023 yılında öğrendiğini iddia etmişse de, markanın yayımı ile davacının bu tescilden haberdar olduğunun kabulü gerektiğini, davacının 8/1/2008 tarihinde tarihli vekaletname ile müvekkilini yetkilendirdiğini, ancak müvekkilinin bu vekalet ilişkisinin devamı sırasında benzer olduğu iddia edilen "... ..." markasının tesciline vekil sıfatıyla aracılık etmesinin davacı ile olan vekalet ilişkisini ihlal etmediğini, zira "... ...” markasının hak sahibinin ... ... isimli gerçek kişi olup 2007 yılından beri ...’nda kendi adıyla modaevi işleten bu kişinin 2016 yılında yürürlükte olan 556 sayılı KHK'nın 12. maddesi uyarınca, markada adı ve soyadına yer vermesinin dürüst kullanım niteliğinde olduğunu, kaldı ki, 2007 yılından beri "..." ibaresini içeren markası ile faaliyet gösteren bu kişinin markasının davacı tarafından bilinmiyor olmasının da doğru olmadığını, davacının ilgili markanın tescil başvurusundan haberdar olması halinde dahi, dürüst kullanımdan kaynaklı olarak bu kişiye karşı herhangi bir hak iddia edemeyeceğini, müvekkilinin davacıya herhangi bir bildirimde bulunma yükümlülüğünün bulunmadığını, davacı tarafından yalnızca marka tescil başvuruları için müvekkiline hizmet bedeli ödediğini, müvekkilinden herhangi bir marka gözlem /izleme / bildirim hizmeti satın almadığını, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinde de bu hususa ilişkin bir hüküm bulunmadığını, her ay yayımlanan 12.000-14.000 marka başvurusunun müvekkili tarafından takip edilerek davacıya bildirimde bulunulmasının da hayatın akışına aykırı olduğunu ve davacının uğradığını ileri sürdüğü maddi zarara yönelik herhangi bir delil sunmadığını savunarak davanın reddini karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacının davalı şirket ile dava dışı marka ve patent vekillerine birlikte ve ayrı ayrı vekaletname verildiği, vekaletnamenin içeriğinde, “buluşlar, markalar ve endüstriyel tasarımlarla ilgili Türk Patent Enstitüsü nezdinde yapmak, başvuruları gerektiğinde geri çekmek, buluşlara patent veya faydalı model belgesi almak, markalar ve endüstriyel tasarımları tescil ettirmek, başvurulara patent veya faydalı model belgesi almak, markalar ve endüstriyel tasarımları tescil ettirmek, başvurulara yapılan itirazları cevaplamak, yayınlanan başvurulara veya tescillere itiraz etmek, uzlaşma tekliflerini görüşmek, uzlaşma teklif etmek, uzlaşmak, markalar ve endüstriyel tasarımlarla ilgili yenileme işlemlerini yapmak, buluşlar, markalar ve endüstriyel tasarımlarla ilgili unvan, adres ve nevi değişikliği, markalarda eşya değişikliği, düzeltmesi ve bölünmesi işlemlerini yapmak, buluşlarda yıllık harç ve ücretleri yatırmak ve lisans verme teklifleri ve kullanma zorunluluğu, kullanım belgesi, zorunlu lisans ve sözleşme lisansı ile ilgili işlemlerini yapmak, başvuru, tescil ve diğer işlemlerle ilgili harç ve ücretleri yatırmak, buluş, marka ve endüstriyel tasarımlarla ilgili olarak tarafımızdan noter senedi ile alınacak veya verilecek lisans ve devir işlemlerinin sicile yazılması işlemlerini talep etmek, ihtarname göndermek, haklarımızın korunması için Türkiye Cumhuriyeti’nin idari ve kazai bütün mercilerine başvurmak, adımıza bütün bu maksatlar için hazırlanacak her türlü evrakı, başvuruyu, beyanı, dilekçeyi, formu imzalamak” yetkilerinin yer aldığı, söz konusu vekaletnamenin, 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Uygulamasına Dair Yönetmelik’in 9. maddesi ile Sınai Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 124. maddesine uygun bir vekaletname olduğu, dosya kapsamından vekilin tam olarak hangi tarihte azledildiğinin veya vekilin hangi tarihte istifa ettiğine dair bir kaydın bulunmadığı, güncel TÜRKPATENT marka sorgu ekranına göre davacı markalarına 30/01/2023 tarihinde yeni vekil atandığı, taraf beyanlarından vekalet ilişkisinin 2023 yılının ocak ayında sona erdiğinin anlaşıldığı, vekilin vekalet görevini yerine getirilmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabileceği, davalının davacı adına çeşitli marka başvurularında bulunulduğu, taraf beyanları ve TÜRKPATENT kayıtları kapsamında, davacıya ait toplam 43 marka ile ilgili, davalı vekil tarafından başvuru işlemlerinin takip edildiği, bu kapsamda marka başvurularına yapılan itirazlara karşı görüş sunulduğu, marka yenilemelerinin yapıldığı, davacının 30/06/2024 tarihli dilekçesinde, davacının talimatı ile üçüncü kişi başvurusuna itiraz edildiği, davacı ile davalı arasında yazılı şekilde bir vekalet sözleşmesinin yer almadığı, davacının davalıya vermiş olduğu vekaletname içerisindeki yetkilerin hangileri açısından talimat verildiğinin yazılı bir sözleşme olmadığından tespit edilemediği, diğer taraftan dosya kapsamında, davalının genel olarak vekillik hizmetinin kapsamının davacının markalarının tescil işlemlerinin tamamlanması, bu kapsamda yapılan itirazların cevaplandırılması, tescilli markalarının yenilenmesi olduğunun kabulünün gerektiği, davacı yanın sunmuş olduğu deliller içerisinde sadece tek bir marka itirazının davalı yan tarafından yapılmış olduğu, söz konusu e-posta içeriğinden itiraz talimatının davacı yandan geldiğinin görüldüğü, her ne kadar marka ve patent vekillerinin vermiş olduğu hizmetler içerisinde, marka takipleri bulunsa da söz konusu hizmetin alınıp alınmadığına dair bir kanıya dosya kapsamında ulaşılamadığı, sözleşmede açıkça gösterilmemesi durumunda vekâletin kapsamının görülecek işin niteliğine göre belirleneceği, marka tescil başvurularının tamamlanması, tescilli markaların yenilenmesi ile marka takiplerinin birbirlerinden farklı işler olduğu, davalının marka tescil başvurularının tamamlanması ile tescilli markaların yenilenmesi kapsamında marka ve patent ofisi olarak aralarında davacının da yer aldığı çeşitli kişilere hizmet verdiği, bu kapsamda vekil olarak 2016/31273 sayılı ve “... ...” marka başvurusunda bulunmuş olmasının tek başına davacı yanın iradesine aykırı davrandığı anlamına gelmeyeceği, söz konusu markanın karıştırma ihtimali olup olmadığının İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2023/90 E. sayılı dosyasına konu edildiği, yargılamanın halen devam ettiği ve davalının davacının aleyhine olacak şekilde görevini sadakat ve özen içinde yürütmediğinin kabul edilmeyeceği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, hükme esas alınan bilirkişi raporunun uyuşmazlığın teknik ve hukuki boyutlarını açıklamaktan uzak, çelişkili ve hatalı tespitler içerdiğini, TBK 506. maddesi uyarınca vekilin üstlendiği iş ve hizmetleri sadakat ve özenle yürütmekle yükümlü olduğunu, somut olayda vekalet ilişkisi devam ederken müvekkili adına tescilli "..." markasını aynen içeren "... ..." ibareli markanın üçüncü kişi adına tescili isteğinde bulunulmasının sadakat yükümlülüğüne aykırı olduğunu, davalının bu eylemi nedeniyle müvekkilinin anılan markanın hükümsüzlüğü için dava açmak zorunda bırakıldığını, davalı şirketin vekalet ilişkisi nedeniyle müvekkiline haber verme ve hesap vemre yükümlülüğünün bulunduğunu, müvekkiline bildirim yükümlülüğü bulunan davalının bu yükümlülüğü yerine getirmediği gibi üçüncü kişi adına tescil başvurusunda bulunarak sadakat yükümlülüğüne açıkça aykırı hareket ettiğini, üçüncü kişi adına tescil başvurusunda bulunulan markanın müvekkilinin tanınmış "..." markası ile iltibasa neden olacak şekilde benzer olduğunu, bilirkişi heyeti tarafından müvekkilinin bir zararın bulunmadığı yönünde bir görüş bildirilmişse de, müvekkili tarafından tescil edilen marka nedeniyle tecavüzün tespiti, durdurulması ve markanın hükümsüzlüğü davası açılmış olmasının maddi zararın varlığının kabulü için yeterli olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, marka (sözleşmeden kaynaklanan hak istemli)|marka (maddi tazminat istemli) istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyada bulunan taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayan 8/1/2008 tarihli vekaletname örneğinden davacı şirketin buluşlar, markalar ve endüstriyel tasarımlarla ilgili başvuruları yapmak, gerektiğinde bu başvuruları geri çekmek, patent ve faydalı model belgesi almak, markalar ve endüstriyel tasarımları tescil ettirmek, başvurulara yapılan itirazları cevaplamak, yayınlanan başvurulara veya tescillere itiraz etmek vb iş ve işlemleri yapmak üzere davalı şirkete süresiz vekalet verdiği anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davacı ile davalı arasındaki vekalet sözleşmesinde davalıya davacının markalarının tescil işlemlerinin tamamlanması, bu kapsamda yapılan itirazların cevaplandırılması, ve tescilli markalarının yenilenmesi hususlarında yetki verildiği, ancak genel olarak marka ve patent vekillerinin vermiş olduğu hizmetler içerisinde, marka takipleri bulunsa da söz konusu hizmetin alınıp alınmadığına dair bir kanıya dosya kapsamında ulaşılamadığı, marka ve patent ofisi olarak aralarında davacının da yer aldığı çeşitli kişilere hizmet veren davalının 2016/31273 sayılı ve “... ...” marka başvurusunda bulunmuş olmasının tek başına davacı yanın iradesine aykırı davrandığı, dolayısı ile sadakat ve özen yükümlülüğüne uygun hareket ettiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin kabulü ve istinaf itirazları gözetildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık vekilin özen ve sadakat yükümlülüğüne uygun hareket edip etmediği noktasındadır. 5000 Sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un 30. maddesinde patent ve marka vekillerinin bu kanun ve diğer sınai haklarla ilgili konularda, ilgili kişileri Enstitü nezdinde temsil edeceği, danışmanlık yapacağı ve sınai hakların korunması için Enstitü nezdinde gerekli girişimlerde bulunup işlemleri yürütecekleri, vekillerin, Enstitü nezdinde ilgili kişilerin haklarının tesisi, korunması ve bunlarla ilgili olarak idare ile her türlü ilişkilerin temini, tesisi ve yürütülmesi ile yükümlü oldukları, vekiller hakkında Borçlar Kanunu'nun vekalet ile ilgili hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. Öte yandan 6098 sayılı TBK'nın 502 ve devamı maddelerine göre; vekil, müvekkiline karşı vekaleti "sadakat ve özenle" ifa etmekle yükümlüdür. Vekilin, özen borcunun gereği olarak, mesleki bilgi ve deneyimleri ile hayat deneyimlerine ve işlerin normal oluşuna göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması, başarılı sonucu engelleyecek davranışlardan kaçınıp basiretli olarak hareket etmesi gerekmektedir. Bu hükümler uyarınca vekil, vekâletin ifası sırasında kendisine duyulan güvene uygun olarak, müvekkilin menfaatini, sözleşmeyle güdülen amaç çerçevesinde korumak yükümü altındadır (Yavuz, C. Türk Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, İstanbul 2002, s. 248.). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, yukarıda açıklandığı üzere taraflar arasında 8/1/2008 tarihinde kurulan vekalet ilişkisinin bilirkişi raporunda açıklandığı üzere 2023 yılı ocak ayında sona erdiği, nitekim 30/1/2023 tarihinde davacının yeni bir vekil görevlendirdiği, bu durumda taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin 8/1/2008 ile 30/1/2023 tarihleri arasındaki dönem için geçerli olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Yine dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden davalı şirketin dava dışı ... adına 2016/31273 sayılı "... ..." ibareli markanın 25. sınıfta tescili başvurusunda bulunduğu ve anılan markanın 10/10/2016 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla anılan başvurunun taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin devamı sırasında gerçekleştirildiği sabittir. Bu durumda davalı şirketin vekalet ilişkisini devamı sırasında, davacının markasının ve ticaret unvanının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin içinde yer aldığı üçüncü kişiye ait marka başvurusunun taraflar arasındaki vekalet ilişkisinden kaynaklanan özen ve sadakat borcunu aykırı olup olmadığı hususunun ve buna bağlı olarak maddi tazminat koşullarının irdelenmesi gerekmektedir. Mahkemece taraflar arasındaki vekalet sözleşmesi uyarınca davalının davacı adına çeşitli marka başvurularında bulunduğu, toplam 43 marka ile ilgili başvuru işlemini takip ettiği, yapılan işlerin genel olarak marka işlemlerinin tamamlanması, itirazların cevaplandırılması ve tescilli markaların yenilenmesine ilişkin olduğu, davacının talimatı doğrultusunda bir adet marka yayımına yönelik itirazın bulunduğu, bu itibarla vekalet ilişkisi içinde davacı adına marka takiplerine yönelik bir hizmetin varlığına dair bir kanaate varılamadığı şeklindeki bilirkiş görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmişse de, somut olayda davalı şirketin eylemi marka bülteninde yayımlanan ve davacının markasının asli unsuru "..." ibaresini içeren bir marka başvurusunu takip ve itiraz etmemek şeklinde hareketsiz kalma olarak nitelendirilemez. Zira vekalet sözleşmesindeki "..haklarımızın korunması için Türkiye Cumhuriyeti'nin idari ve kazai bütün mercilerine başvurmak.." ibaresi gereğince davacının markasını korumak amacıyla harekete geçmeyi üstlenen davalı, sözleşmenin ruhu ile bağdaşmayacak şekilde üçüncü kişinin davacının markasının asli unsurunu içeren marka başvurusunun tescili için Türkpatent'e müracaatta bulunmuş olup davacı ve üçüncü kişinin menfaatleri çakıştığından davalının bu eyleminin vekalet sözleşmesinin temelinde bulunan özen ve sadakat yükümlülüğüne uygun olduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu itibarla, davacı ile vekalet ilişkisi devam ederken özen ve sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil edecek şekilde üçüncü kişi adına marka tescil başvurusunda bulunan davalının bu eylemi nedeniyle davacının varsa uğramış olduğu maddi zararın tazmini gerekmektedir. Bu amaçla davacı tarafından üçüncü kişiye karşı açılan İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2023/90 E sayılı hükümsüzlük davasının beklenilmesi ve mahkemece verilecek kararın içeriğine göre davacının uğramış olduğu zararın tespiti ile sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından Dairemizce, davacı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 29/05/2025 gün ve 2024/212 E. - 2025/220 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 19/02/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/02/2026 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.