İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/04/2026 İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; K A R A R Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... nezdinde ... sigortalı bulunan ... plaka sayılı aracın, …
8. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2025/2120 KARAR NO: 2026/625 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/11/2024 NUMARASI: 2016/475 Esas - 2024/869 Karar DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/04/2026 İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; K A R A R Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... nezdinde ... sigortalı bulunan ... plaka sayılı aracın, yaya konumunda olan 10/05/1968 doğumlu ...'e çarpması neticesinde meydana gelen 14/04/2015 günlü trafik kazasında hayatını kaybeden ...'in annesi olan davacı ...'in ve kardeşleri olan diğer davacıların desteğinden yoksun kaldıklarını ve kazanın oluşumunda sigortalı aracın sürücüsü dava dışı İzzet Kuyumcu'nun kusurlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla (-belirsiz alacak) toplam 100,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... şirketinden tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı ise davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; "Davaya konu trafik kazası ile ilgili olarak Sakarya 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/725 esas sayılı dosyası ile yargılamaya yapıldığı, mezkur dosya kapsamında bulunan ATK Trafik İhtisas Kurulu'nun 17.06.2015 tarihli raporunda müteveffa ...'in %100 kusurlu olduğunun ve davalının sigortalısı olan ... plakalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığının belirtildiği, Sakarya 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/725 esas 2016/61 karar sayılı kararı ile davalının sigortalısı aracın sürücüsünün beraatine karar verildiği, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2020/5130 esas 2023/3901 karar sayılı kararı ile beraat kararının onanarak kararın 11.10.2023 tarihinde kesinleştiği hususları birlikte değerlendirildiğinde somut olayda davacıların murisi ...'in kazanın meydana gelmesinde %100 oranında kusurlu olduğu, davalının sigortalısı olan araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığı, bu sebeple davalının sorumlulu -ğunun olmadığı..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvur -ulmuştur. İstinaf nedenleri; TBK'nın 74. madde hükmü uyarınca hukuk hakimi, ceza hukuku sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi beraat kararlarıyla da bağlı bulunmadığı halde; hatalı değerlendirme neticesinde davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, kaldırılması gerektiğine yöneliktir. Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen ölüm olayına dayanılarak açılmış destekten yoksun kalma tazminatı isteğine ilişkindir. Her ne kadar davacıların oğlu ve kardeşi bulunan ...'in davalı ... nezdinde ... sigortalı bulunan... plakalı aracın çarpması neticesinde meydana gelen 14/04/2015 günlü trafik kazası neticesinde hayatını kaybet -tiği anlaşılmakta ise de; kazaya karışan ... plakalı aracın işleteni ile sürücüsünün hukuki sorumluluğunu üstlenen ... sigortacısının tazminatla yükümlü tutulabilmesi için sigortalı araç sürücüsünün kazanın oluşumunda az veya çok kusurlu olması yani ortada haksız bir fiilin bulunması zorunludur. Bu nedenle, taraflar arasındaki uyuşmazlığın halli bakımından, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi üzerinde durulması gerekmektedir.TBK'nun 74. maddesi"Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir." hükmünü taşımaktadır. (Benzer düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanunu (B başlıklı 53.maddesinde de mevcuttur.) Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamak -tadır.Yargısal uygulamada; ceza davası açılan hallerde, ceza davasında alınan kusur raporu ile karar verilip, karar kesinleşse dahi, bu raporun hukuk hakTBK'nun 74. maddesi"Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadı -ğı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir." hükmünü taşımaktadır. (Benzer düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanunu (B başlıklı 53.maddesinde de mevcuttur.)Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Yargısal uygula -mada; ceza davası açılan hallerde, ceza davasında alınan kusur raporu ile karar verilip, karar kesinleşse dahi, bu raporun hukuk hakimini kusur yönünden bağlamayacağı istikrarla kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.02.2004 gün ve 2004/11-115 E.2004/108 K; 12.5.2004 gün ve 2004/4-290 E, 289 K; 14.12.2005 gün ve 2005/10-680 E, 733 K sayılı ilamları). Ne var ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Y.HGK.10.1.975 gün ve 1971/T-406 E. 1975/1 K. sayılı ilamı; Y.HGK.23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E.ve 1985/21 K.sayılı ilamları ve yukarıda yer alan ilamları).Bundan ayrı, hukuk mahkemesinin, ceza mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasının sonuçlanmasını bekletici sorun yapması halinde, ceza mahkemesinin bu konuda vereceği kararı peşinen kabul etmiş olacağından, bekletici sorun yapılan ceza davası hakkında verilen karar, hukuk hakimini bağlayacaktır. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır.Hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlan -dırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, Türk Borçlar Yasasının 74.maddesi bir engel oluşturmaz. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre de, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Y.HGK.11.10.1989 gün ve 1989/11-373-472 sayılı ilamı). Ceza mahkemesinde bir tarafın kusurlu olduğu maddi vakıa olarak kabul edilmişse, artık hukuk mahkemesinde o kişinin kusursuz olduğuna hükmedilemez. Ne var ki, hukuk hakiminin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını incelemesi olanaklıdır. Bu iki durumun birbirinden iyi ayırt edilmesi gerekir. Görüldüğü üzere, hukuk mahkemesi az yukarıda bağlayıcılık yönü belirtilen ayrık durumlar dışında ceza mahkemesi kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu noktada, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağladığı hallerde, ceza mahkemesi kararında dayanılmış olan bilirkişi raporunun hukuk mahkemesini bağlayacağı; buna karşılık, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağlamadığı hallerde, ceza mahkemesinde alınmış olan bilirkişi raporunun, hukuk mahkemesini bağlamayacağı, eş deyişle hukuk mahkemesinin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği, kuşku ve duraksamaya yer olmaksızın kabul edilmektedir. Özellikle tarafların, iddia ve savunmalarını ispat için, mahkemeden bilirkişi incelemesi yapılmasını istemeleri halinde; hukuk hakiminin, uyuşmazlığı kendi tespit ve takdirine, “Medeni Hukuk” alanı kurallarına göre çözümlemesi gerekir.Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, olayla ilgili olarak Sakarya 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde eldeki davanın davacıları bulunan ..., ... ve ...'in katılımı ile görülerek sonuçlandırılan ve yasa yolu denetiminden de geçmek suretiyle kesinleştiği anlaşılan, 15/01/2016 gün, 2015/525 Esas - 2016/61 Karar sayılı ceza yargılamasına ilişkin dava dosyasında sanığın (........) sevk ve idaresindeki ... plakalı araçla TEM Otoyolu İstanbul istikametine doğru sol şeritte seyir halinde iken yolun sağından orta refüje doğru yaya olarak geçiş yapmak isteyen yaya ...'e çarptığı ve bu çarpmanın etkisiyle kişinin hayatını kaybettiği, ancak müteveffanın gece karanlığında tek yönlü araç trafiğine açık işletme hızı yüksek olan yoldan yaya olarak girmek suretiyle gerçekleşen eylemi nedeniyle kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu olduğu, sanığın ise nizami kurallar dahilinde seyrini sürdürmekte iken seyir yönüne göre sağ taraftan karşı tarafa geçmek isteyen bir yayanın, gece karanlığında otoyola girebileceğini ön görmesi ve yayaya karşı tedbir alabilmesinin mümkün görülmediği, bu suretle kusur durumunun kesin bir şekilde tespit edildiği ve sanığa atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı yönündeki ceza mahke mesi değerlendirmesinin maddi olgu niteliğine sahip olması ve davacı tarafı bağlar nitelik taşıması karşısında, sigortalı araç sürücü sünün kusursuz olması nedeniyle, sigortacının sorumluluğu yoluna gidilmemesine ilişkin değerlendirmede hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle davacılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ / Gerekçe uyarınca, 1/İstanbul Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .../11/2024 tarih, 2016/.. Esas - 2024/.... Karar sayılı kararına yönelik olarak davacılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE, 2/İstinaf yasa yoluna başvuran davacılardan karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 732,00-TL harçtan peşin yatırıldığı anlaşılan 615,40-TL harcın düşümü ile bakiye 116,60-TL istinaf ilam harcının davacılardan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 3/İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 4/İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin yapan üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde; HMK'nın 361. madde hükmü uyarınca; gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.16/04/2026