T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/43 Esas KARAR NO : 2025/1555 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/411 Esas- 2022/296 Karar TARİH: 14/04/2022 DAVA: Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) KARAR TARİHİ: 02/10/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara kar…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/43 Esas KARAR NO : 2025/1555 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/411 Esas- 2022/296 Karar TARİH: 14/04/2022 DAVA: Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) KARAR TARİHİ: 02/10/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 15/11/1999'dan iş akdinin sona erme tarihi olan 05/04/2018'e kadar davalı şirketlerden ... Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim şirketi( ...)'nde yaklaşık 19 yıl çalıştığını, bu süre zarfında birçok kez terfi alarak farklı pozisyonlarda görev aldığını, müvekkilinin en son Şubat 2017 tarihinde terfi ederek Finanstan Sorumlu Grup Başkanı olarak atandığını ve iş akdinin sona erme tarihine kadar bu görevde çalıştığını, davalılardan ...İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş.'nin piyasada ... markası ile bilinen uydu platformu işletmesi olduğunu, RTÜK mevzuatı gereği, ... bünyesinde yayın yapan her bir televizyon kanalı için ayrı bir anonim şirketin, yayıncı şirket olarak lisans alması gerektiğini, bu sebeple ... bünyesinde 40'a yakın yayıncı anonim şirket bulunduğunu, diğer davalı ... ... Holding A.Ş.'nin ise yayıncı şirketlerin ana hissedarı olduğunu, ...'un tek hissedarının ...olduğunu, davalıların aynı grubun şirketleri olduğunu, davalı şirketlerin yasal zorunluluğu yerine getirmek maksadıyla davalı ...bünyesindeki profesyonel yöneticileri ...'un hissedarı olduğu şirketlerde yönetim kurulu üyesi tüzel kişinin temsilcisi olarak atadıklarını, müvekkilinin tüzel kişi yönetim kurulu üyesi temsilcisi olarak atanmasına kadar bu görevi yapan kişilere herbir şirket için maaşlarına ek olarak aylık 685 TL eklendiğini, müvekkili bu görevlerden istifa ettikten sonra, şirketlerin ... ..., ... ..., ... ... arasında dağıtıldığını ve aylık olarak bu görevleri karşılığında kendilerine ödeme yapılmaya devam ettiğini, davalı şirketlerin yönetici düzeyinde çalışanlarına ilişkin bu uygulamasına ilişkin listeyi sunduklarını, müvekkilinin de diğer çalışanlar gibi davalı ...bünyesinde çalıştığını, 31 adet şirkete temsilci olarak atandığını ve göreve başladığını, ancak maaşına ek olarak ödenmesi gereken tutar yatırılmayınca bu görevlerden istifa ettiğini, 26/08/2016 tarihli karar ile göreve atandığını, 04/10/2016 tarihinde ise 31 adet şirketteki görevinden ayrıldığını, 1 aydan fazla bu görevde kalmış olmasına rağmen maaşına ek niteliğinde ücretlerinin ödenmediğini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 21.235,00 TL'nin faizi ile davalılardan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından iş bu dava ile huzur hakkı talep edildiğniden uyuşmazlık bakımından asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu, müvekkili şirket ...ile davacı arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığını, davacı ile ... arasında iş ilişkisi de dahil olmak üzere herhangi bir sözleşmesel ilişki bulunmadığını, yasal mevzuatlardaki zorunluluklardan kaynaklanan sebeplerle her bir kanalın yayın yapabilmesi için ayrı ayrı lisans alması gerektiğini, dolayısıyla her bir kanal için ayrı bir anonim şirket kurulmasının gerektiğini, 2016 yılı itibariyle ...'un ... markası altında faaliyet gösteren 31 kanalın şirketin tek hissedarı ve tek yönetim kurulu üyesi olarak belirlendiğini, 26/08/2018 tarihinde davacının, yayıncı şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan tüzel kişi ...'un gerçek kişi temsilcisi olarak belirlendiğini ve atandığını, açılan davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilebilmesinin mümkün olmadığını, bu yönüyle iş bu davanın hukuki menfaat yokluğundan derhal usulden reddinin gerektiğini, davacının herhangi bir dayanağı olmayan huzur hakkı taleplerinin reddi gerektiğini, davacının temsilcisi olduğu, ...'un tek yönetim kurulu üyesi olarak atandığı 4 yayıncı şirketin esas sözleşmelerinde huzur hakkı ödemesi bulunduğunu, davacının temsilci olarak seçilip ilan edildiği tarih olan 26/08/2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında, huzur hakkı ödenmesini öngören düzenlemenin iptal edildiğini, diğer yayıncı şirketlerde ise huzur hakkı ödemesi yapılacağına ilişkin bir hükmün hiçbir zaman yer almadığını, davacının gerçek kişi temsilcisi olarak ilan edildiği ...'un yönetim kurulu üyeliği yaptığı hiçbir yayıncı şirket nezdinde huzur hakkı ödemesi yapılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacının temsilci olarak atandığı tarih itibariyle hiçbir yayıncı şirket nezdinde huzur hakkı düzenlenmesi bulunmadığını beyanla görev itirazlarının kabulüne, belirsiz alacak davası olarak ikame edilen davanın derhal usulden reddine, davacının asılsız ve mesnetsiz huzur alacağı taleplerinin esastan reddine, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 14/04/2022 tarih 2021/411 Esas- 2022/296 Karar sayılı kararında; "Dava, alacak tahsili istemine ilişkindir. ....Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava, davacının davalılardan ...bünyesinde çalıştığı dönemde, diğer davalı şirkette yönetim kurulu üyesi temsilcisi olduğu süreye ilişkin ücretin tahsili istemine ilişkindir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi kararı mahkememiz açısından bağlayıcı olduğundan kararda belirtilen alacağın bulunup bulunmadığı hususunun tespiti için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir. 28/02/2022 tarihli bilirkişi raporunda da açıkça belirtildiği üzere mahkememizin daha önceki kararında yer verildiği üzere davacının davalı ... şirketinin yönetim kurulu üyesi değil yönetim kurulu üyesi temsilcisi olduğu belirlenmiştir. Her ne kadar bilirkişi raporunda huzur hakkı alacağı ile ilgili ağırlıklı görüşe yer verilmiş ise de mahkememizce salt bu yönden değil davacının ticari bir alacağının bulunup bulunmadığı üzerinde durulmuştur. Davacı iddiası ve davalı kabulünde de olduğu gibi davacı, davalılardan ...bünyesinde çalıştığı dönemde diğer davalı şirkette yönetim kurulu üyesi temsilcisi olarak yer almıştır. Bilirkişi raporunda da bu husus vurgulandığı gibi tarafların da kabulündedir. Davacının yönetim kurulu üyesi sıfatı bulunmadığından davacının salt huzur hakkı alacağı değil ticari her hangi bir alacağı da bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davacının davasının reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir..."gerekçesi ile, ''Davacının davasının REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 15.11.1999 tarihinden 05.04.2018 tarihine kadar davalı şirketlerden ...İçerik Hizm. Ve .... A.Ş. (...) nezdinde en son "Finanstan Sorumlu Grup Başkanı" olarak çalıştığını, müvekkilinin davalı bünyesinde çalıştığı sürede kendisine ödenmeyen "ücret"in ödenmesi talebiyle işbu dava açılmış olup, davanın öncelikle İş Mahkemelerinde ikame edildiğini, İstanbul 12. İş Mahkemesi'nin 2019/44 E. Ve 2019/287 K. Sayılı ilamı ile verilen "görevsizlik kararı" üzerine, dosyanın İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderildiğini, akabinde söz konusu mahkeme tarafından da görevsizlik kararı verilmesi üzerine yargı yerinin belirlenmesi için Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiğini ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi tarafından yargı yerinin "ticaret mahkemeleri" olarak belirlendiğini, akabinde İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmeye devam edilen davada Yerel Mahkemece davanın reddine karar verildiğini, ancak söz konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka aykırı olup fahiş hata içeren kararın kaldırılması gerektiğini:Davalı ...İçerik Hizm. Ve .... A.Ş. (...)'nin piyasada ... markası ile bilinen uydu platform işletmesi olduğunu, RTÜK mevzuatı gereği ... bünyesinde yayın yapan her bir televizyon kanalı için (...vb.) ayrı bir anonim şirketin yayıncı şirket olarak lisans alması gerektiğini, bu sebeple ... bünyesinde 40'a yakın yayıncı anonim şirket bulunduğunu, diğer davalı ... ... Holding A.Ş. (...)'nin de söz konusu yayıncı şirketlerin ana hissedarı olduğunu, ...'un tek hissedarının da ...olduğunu;Müvekkili ...'un 15.11.1999 tarihinden 05.04.2018 tarihine kadar davalı şirketlerden ...İçerik Hizm. Ve .... A.Ş. (...) nezdinde en son "Finanstan Sorumlu Grup Başkanı" olarak çalıştığını ve ...'un hissedarı olduğu şirketlerde "Tüzel Kişi Yönetim Kurulu Üyesi Temsilcisi" olarak atandığını, müvekkiline Finanstan Sorumlu Grup Başkanlığı görevine ek olarak iş ilişkisi kapsamında verilen söz konusu ek "Tüzel Kişi Yönetim Kurulu Üyesi Temsilciliği" görevi sebebiyle aylık ücretine ek olarak "ücret" ödenmesi gerektiği halde bu ücretin ödenmediğini, bu sebeple müvekkilinin ilgili görevinden istifa ettiğini, işbu dava ile de kendisine ödenmeyen "ücret" alacaklarının talep edildiğini;İşbu davada iş mahkemelerinin görevli olduğunu, dosya kapsamında yargı yerinin belirlenmesi için yapılan değerlendirme sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 2020/2017 E., 2021/952 K. Sayılı ilamında yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, zira öncelikle müvekkilinin davalı nezdinde yapmış olduğu görevin hatalı tespit edildiğini, yapılan hukuki değerlendirmenin yerinde olmadığını, müvekkilinin davalı şirketlerde yönetim kurulu üyesi olarak değil, tüzel kişi yönetim kurulu üyesinin temsilcisi olarak görev aldığını, uyuşmazlık konusu olayda yönetim kurulu ve yönetim kurulu tüzel kişinin temsilcisi ibarelerinin geçmesinin TTK anlamında yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin bir durum yaratmadığını ve bu sebeple davanın ticaret mahkemelerinde görülmesini gerektirmediğini, nitekim ilgili BAM kararında da esasen müvekkilinin talebinin ücret alacağı olduğuna atıf yapılmış bulunduğunu;Aynı doğrultuda işbu dosya kapsamında düzenlenen son bilirkişi raporunda da müvekkilinin davalı şirketler ile arasındaki hukuki ilişkinin ortaya konulduğunu, müvekkili ile ...arasında bir hizmet sözleşmesi olduğu, müvekkilinin ...'nın tek hissedarı olduğu grup şirketi ...'un yönetim kurulu üyesi olarak seçildiği diğer şirketlerde tüzel kişiliği (...'u) temsilen yer aldığı, bu sebeple müvekkilinin yönetim kurulu üyesi ve organı sıfatını haiz olamayacağı, sadece tüzel kişi yönetim kurulu üyesini temsilen toplantılara katılacağının esasen isabetli bir şekilde tespit ve ifade edildiğini, söz konusu raporun devamında bilirkişilerin, organ sıfatı olmayan temsilcinin temsil ettiği tüzel kişi ile arasında sözleşmeyle aksi öngörülmemişse organa özgü bir hak olan huzur hakkından yararlanamayacağını, müvekkilinin de bu kapsamda huzur hakkı alacaklısı olamayacağını ve bu hakkın muhatabının ... olabileceğini belirterek dava konusu alacak taleplerini "huzur hakkı" olarak değerlendirdiklerini ve müvekkilinin bu alacağa hak kazanamayacağını belirttiklerini;Ancak söz konusu "huzur hakkı" değerlendirmesi açıkça fahiş bir hata niteliğinde olup dava konusu taleple bağdaşmayan ve müvekkili açısından haksızlık teşkil eden bir sonuç doğmasına ve yargılamanın yanlış mercide yapılmasına sebep olduğunu, zira dava konusu talepleri “huzur hakkı” olmayıp müvekkilinizin “tüzel kişi yönetim kurulu üyesi temsilcisi” olması sebebiyle maaşına ek olarak yatırılması gerekirken yatırılmamış bulunan ve huzur hakkı niteliğinde olmayan "ücret " alacakları olduğunu, düzenlenen bilirkişi raporunda müvekkilinin görevi doğru değerlendirilmesine rağmen "huzur hakkı" olmayan, sadece ücret alacağı olan davadaki talebin yanılgılı şekilde huzur hakkı olarak kabul edildiğini;Bilirkişiler tarafından da müvekkili ile davalı şirketler arasındaki hukuki ilişkinin doğru tespit edildiğini, nihayetinde taleplerine ilişkin olarak yapılan hukuki nitelendirme hatalı olduğundan varılan sonucun ve verilen kararın da açıkça hatalı olduğunu, müvekkilinin yönetim kurulu üyesi sıfatına haiz olmadığı ve huzur hakkı alacağının söz konusu olamayacağı kendilerinin de malumu olup bu hususta herhangi bir ihtilaf dahi bulunmadığını, davalı taraflar ile müvekkili arasındaki ilişkinin doğru tespit edilmesine ve taleplerinin davanın her aşamasında huzur hakkı değil, iş ilişkisinden doğan ücret alacağı olduğunun açıkça belirtilmesine rağmen aksi yönde ve talepleri dışında yapılan değerlendirmelerin hukuki bir yönü bulunmadığını;Dosyada mübrez İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/7 E. Ve 2020/343 K. Sayılı ilamında kurulan isabetli hüküm doğrultusunda, müvekkilinin söz konusu ilişkide davalılardan olan talebinin iş ilişkisinden doğduğu, dayanağının İş Kanunu ve iş sözleşmesi olduğu ve bu sebeple de İş Mahkemelerinde görüleceğinin kabul edilmesi gerektiğini, dosyada mübrez görev yerine ilişkin BAM kararı nedeniyle İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından dava görülerek sonuca bağlanmak zorunda kalmışsa da, ilgili BAM kararı isabetli olmadığından görev dava şartına aykırılık meydana geldiğini, davanın yanlış mercide görüldüğünü ve değerlendirilmiş olduğunu; Yerel mahkemenin gerekçesi hatalı olup talebe ve hukuka aykırılık teşkil ettiğini, davalılar tarafından müvekkiline yapılması gereken ödeme bir huzur hakkı ödemesi olmayıp müvekkilinin bünyesinde hizmet akdi ile çalıştığı ve en son “Finanstan Sorumlu Grup Başkanı” olarak görev yaptığı davalı ...İçerik Hizm. Ve .... A.Ş.'deki görevlerine ek olarak üstlendiği görevler karşılığında yapılan ilave bir ücret ödemesi olduğunu, davalı ..., bünyesinde görev yapan profesyonel yönetici pozisyonundaki çalışanlarını aynı iktisadi-idari bütünlük içerisinde olduğu grup şirketi ...'un hissedarı ve yönetim kurulu üyesi olduğu yaklaşık 40 şirkette tüzel kişi yönetim kurulu üyesinin gerçek kişi tarafından temsil edilmesi gerekliliği sebebiyle tüzel kişi yönetim kurulu üyesi temsilcisi olarak görevlendirdiğini ve davalı ...'daki mevcut görevlerine ek bir görev teşkil etmesi sonucunda da bu çalışanlarına maaşlarına ek olarak aylık 685 TL ek ücret ödemesi yaptığını, müvekkilinin de çalışanı olduğu davalı ...tarafından görevlendirilmesi üzerine 31 adet grup şirkete tüzel kişi yönetim kurulu üyesinin temsilcisi olmak üzere atandığını, ancak maaşına ek olarak ödenmesi gereken tutar ödenmeyince temsilcilik görevlerinden istifa ettiğini;Dolayısıyla müvekkilinin ödenmemiş olan ve işbu dava ile talep edilen alacağın huzur hakkı değil, açıkça bir ücret (işçilik) alacağı olduğunu, bir başka deyişle işbu davada müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olduğu iddiası ve bu sebeple huzur hakkına hak kazandığı zannıyla talepte bulunulmadığını, bağlılık ilişkisi içerisinde işini gördüğü işvereni tarafından söz konusu işin karşılığı ödenmesi gereken işçilik ücretinin talep edildiğini, Yerel Mahkemenin ise son olarak vermiş olduğu gerekçeli kararında işbu davaki taleplerini karşılamayan bir hukuki nitelendirmede bulunduğunu, zira müvekkilinin talebi, herhangi bir ticari alacak olmayıp davalılar ile arasında TTK kapsamında değerlendirilebilecek herhangi bir ticari ilişki de bulunmadığını;Son olarak söz konusu ilave ücret alacaklarının müvekkilinden önce ilgili görevleri yerine getiren kişilere ödendiği gibi, müvekkilinden sonra yerine atanan kişilere de ödendiğini, anılan durumu gösterir yazılı deliller (mail yazışmaları) dosyada mübrez olup bildirdikleri emsal çalışanların ücret bordrolarının incelenmesiyle de iddia edilen alacakların açıkça tespit edilebileceğini, ancak söz konusu hususların da gerektiği şekilde değerlendirilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda bilirkişiler tarafından müvekkili istifa ettikten sonra yerine geçen çalışanlara yapılan ödemelerin davalı şirketler ile bu kişiler arasındaki sözleşmelerin hukuki içeriği ile ilgili olduğu, müvekkilinin buradan hareketle huzur hakkı talep edemeyeceği düşünüldüğü belirtilmişse de, söz konusu çalışanlara yapılan ödemelerin müvekkiline de ödenmesini talep ettikleri ilave ücret alacakları olup herhangi bir farklılık arz eden ödeme yahut huzur hakkı olmadığını, bilirkişilerin aksi yöndeki değerlendirmeleri sebebiyle söz konusu kişilerin bordrolarını dahi incelememiş olup bu yönüyle de eksik bir rapor düzenlediklerini, dolayısıyla verilen kararın da açıkça hatalı ve eksik nitelikte olduğunu beyanla, görev itirazının kabulü ile, dosyanın görevli iş mahkemelerine gönderilmesine, aksi takdirde; Yerel mahkeme tarafından verilen 18.04.2022 tarihli, 2021/411 E. ve 2022/296 K. Sayılı ilamının itirazlarımız doğrultusunda kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacının, davalı ... ... Holding A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğu şirketlerde ifa ettiği temsil görevi nedeniyle oluşan alacağının davalılardan tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davada, davacının, davalı ...İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş.'nin sahibi olduğu uydu platformuna dahil olan şirketlerde yönetim kurulu üyesi olan davalı ... ... Holding A.Ş.'nin temsilcisi olarak görev yaptığı süre için, ek olarak ödenmesi gereken ücret alacağının talep edildiği, davalı ... A.Ş. ile arasında hizmet akdi bulunduğu ve temsilcilik görevinin de kendisine bu davalı tarafından verildiği, davanın İş Mahkemelerinde görülmesi gerektiği, görevsiz mahkemede yargılama yapıldığı ve davada talep edilen alacağın, hatalı şekilde huzur hakkı alacağı ve ticari alacak olarak nitelendirildiği, davacıdan önce ve sonra bu görevi ifa eden kişilere ücret ödendiği, bu kişilerin ücret bordrolarının ve dosyaya sunulan maillerin incelenmesi ile bu durumun anlaşılacağı, bilirkişi raporunun eksik inceleme neticesinde düzenlendiğine ilişkindir.Dosya kapsamından davanın ilk olarak, İstanbul 12. İş Mahkemesi'nin 2019/44 Esas sayılı dosyası ile açıldığı, bu mahkemece, davada talep edilen alacağın huzur hakkı alacağı olduğu ve bu nedenle davaya bakma görevinin ticaret mahkemelerinde ait olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verildiği, istinaf edilmeksizin kesinleşen görevsizlik kararı neticesinde dosyanın İlk derece mahkemesi olan İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/7 Esasına kaydedildiği, Mahkemece bu esastan 17/07/2020 tarihinde, davada ücret alacağının talep edildiği, huzur hakkı alacağının talep edilmediği ve bu nedenle davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğundan bahisle karşı görevsizlik kararı verildiği, bu karar üzerine dosyanın merci tayini için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'ne gönderildiği, anılan Dairenin 2020/2017 Esas, 2021/952 Karar sayılı ve 10/06/2021 tarihli kararı ile İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yargı yeri olarak belirlenmesine karar verildiği, HMK'nın 23/2. maddesinin; "Bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar." şeklindeki emredici hükmü gereği, verilen kararın İlk derece mahkemesini bağladığı ve Mahkemece görev hususunda yeniden değerlendirme yapılması mümkün olmadığından, esasa ilişkin inceleme yapılarak karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. Davacı vekilinin göreve ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Dosya kapsamında, davacının, 15/11/1999 tarihinden 05/04/2018 tarihine kadar, davalı ...İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş. nezdinde hizmet akdi ile çalıştığı, 26/08/2016 tarihinden itibaren davalı ... ... Holding A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğu şirketlerde, anılan şirketin gerçek kişi temsilcisi olarak atandığı ve bu görevi 04/10/2016 tarihine kadar sürdürdüğü sabittir. Davacının iddiası, TTK'nın 394. maddesinde düzenlenen ve yönetim kurulu üyesine ödenecek olan huzur hakkı alacağına ilişkin olmayıp, temsilci olarak görev yaptığı süre içerisinde kendisine ödenmesi gerektiğini iddia ettiği alacağa ilişkindir. Bu kapsamda davacı tarafından, kendisinden önce ve sonra atanan temsilcilere bu görevleri nedeniyle ek ödeme yapıldığı iddia edilmişse de, davalılar ile arasında, söz konusu temsil ilişkisi nedeniyle kendisine ödeme yapılacağına dair bir anlaşma veya aynı durumda başka kişilere ödeme yapıldığı, daha açık bir ifade ile davalı şirketler tarafından bu şekilde ödeme yapılmasına dair bir teamülün oluştuğuna dair bir delil sunulmamış, sunulan maillerde ise ödeme konusunda herhangi bir açıklamaya rastlanmamıştır. Bu itibarla Mahkemece, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi isabetli olmuştur.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/10/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.