T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/1096 KARAR NO : 2026/78 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 12/02/2019 NUMARASI: 2016/757 E. - 2019/98 K. DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bankacılık işlemlerinden kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabul- kısmen …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/1096 KARAR NO : 2026/78 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 12/02/2019 NUMARASI: 2016/757 E. - 2019/98 K. DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bankacılık işlemlerinden kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabul- kısmen reddine dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı tarafından davalıya tahsil için verilen toplam değeri 35.000 TL olan 10 adet senedin davalı tarafından kaybedildiğini, davalının kaybolan senetlerin iptali için Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/502 Esas sayılı dosyası ile dava açtığını, 2010/448 Karar sayılı ilam ile senetlerin iptaline karar verildiğini, davalının basiretli bir tacir gibi davranmayıp davacının teslim ettiği borçlusunun ...Şti.olduğu 30/06/2009, 30/07/2009, 30/09/2009, 30/10/2009, 30/11/2009, 30/12/2009, 30/01/2010, 30/02/2010, 30/03/2010, 30/04/2010 tarihli her biri 3.500,00 TL bedelli toplam 35.000,00 TL bedelli on adet bonoyu gerektiği gibi muhafaza edemeyerek senetleri kaybederek davacıyı zarara uğrattığını, senetlerin kendisine tesliminden çok uzun zaman sonra yaklaşık 2 yıl sonrasında iptal davası açtığını, davalı aleyhine İstanbul ...... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/154 Esas sayılı alacak davası açıldığını, 2011/473 Karar sayılı kararı ile önce senet borçlusu aleyhine takip başlatılması ve alacağın tahsil edilememesi halinde davalı banka aleyhine dava açılması gerektiği belirtilerek erken açılan davanın reddine karar verildiğini, bunun üzerine senet borçlusu aleyhine Büyükçekmece .... İcra Müdürlüğü'nün ..... Esas sayılı icra takibi ile senet bedellerinin tahsili yoluna gidildiğini, borçlu şirketin adresine hacze gidildiğini, ..../11/2011 tarihli haciz tutanağı ile de sabit olduğu üzere borçlu şirketin iş yerini 18 ay kadar önce borçlarından dolayı kapattığının, hacze kabil malvarlığı bulunmadığının tespit edildiğini, icra dosyasında .../02/2012 tarihli geçici aciz vesikası alındığını, alacağımızın senet borçlusundan tahsil edilemediğinin hükme bağlandığını, bundan sonra İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/63 Esas sayılı dosyası ile alacak davası açıldığını, yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulü ile 17.500 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte dayalı bankadan alınıp davacıya verilmesine karar verildiğini, temyiz edilen dosyada Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/14923 Esas, 2014/4006 Karar sayılı kararı ile davalı yararına oy çokluğu ile bozma kararı verildiğini, bozma sonrası İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1444 Esas sayılı numarasını alan dosyanın HMK'nın 150/1 maddesi gereğince işlemden kaldırıldığını ileri sürerek, 17.500 TL'nin, dava tarihinden itibaren bankaların mevduata uyguladığı en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının aynı konuda aynı iddiaları içerir talepler ile ilk olarak İstanbul .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/.. Esas sayılı dosyası ile dava açtığını, davalı müvekkilinin müşterisi olan, davacı tarafından tahsile verilen, borçlusu ...Şti. olan dava konusu senetlerin davalının İkitelli Şubesine gönderildiğini, ancak senetlerin kaybolduğunu, bunun üzerine müvekkili tarafından senedin iptali davası açıldığını, Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ...08.2010 tarihli ve 2010/ .... Esas, 2010/... Karar sayılı kararı ile davanın kabul edildiğini, senetlerin iptal edildiğini, iptal kararının davacıya verildiğini, davacının senet borçlusuna karşı tüm hukuki yollarını tüketmeyip alacağını alamamış durumda olmadığını, davacının borçlusuna karşı tüm hukuki yolları denemiş ve alacağını alamamış olması gerektiğini, bu yollar tüketilmeden bir zararın doğduğundan söz edilemeyeceğini, işbu davada haksız fiil sebebiyle tazminata hükmedilebilmesi için hukuka aykırı bir fiil, kusur, zarar ve zararla kusurlu fiil arasında illiyet bağının bulunması gerektiğini, davalının sorumluluğuna gidilebilmesi için Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2013/ 14923 Esas, 2014/4006 Karar sayılı kararında "ya senetlerin kaybı sebebiyle senet hamilinin ispat güçlüğüne düşmesi, ya bu senetlerin kayı bedildiği tarih ile senetlerin tahsil edilemediği tarih arasında borçlunun mal varlığının herhengi bir şekilde elinden çıkmış olması gerekir'' denildiğini, somut olayda ise, davacı tarafından derhal asıl senet borçlusuna başvurma yolu benimsenmeyerek doğrudan ekonomik olarak güçlü olduğu düşünülerek davalıya başvurulduğunu, senetle iptal davası görülürken borçlunun ihbara rağmen senet bedelini depo etmediğini, davacının ise senetlerin kaybolduğu haberini alınca, elindeki belgeler, davalıdan senedin kaybolduğuna dair yazı ve senet iptali davası açıldığına dair belgeyi alarak borçlu hakkında icra takibi yapılması veya Mahkemede alacak davası açarak borçlunun bulunabilecek mallarına ihtiyati tedbir konulması yoluna gidebilecekken ve bunu yasal engel de yokken bu vecibeleri yerine getirmediğini, davacının bunları yaparak kendi kusurunu göz ardı ederek, senedi davalının kaybettiğini bahane ederek nasıl olsa Banka parasal yönden güçlüdür. senet bedellerini Bankadan tahsil ederim diyerek işbu davayı açtığını, davacının kusurlu olarak üzerine düşen görevleri yerine getirmeyerek, işbu davayı açmasının hüsnüniyet kuralı ile bağdaşmadığını, zarar ile davalının fiili arasında bir illiyet bağı da olmadığını, senetlerin kaybolmasında davalının kusuru bulunmadığını, senetlerin vade tarihi ile takibin kesinleştiği tarih arasında senet borçlusunun mal varlığının elinden çıktığının ve bu nedenle senetlerin tahsit edilemediğinin de ispat edilmesi gerektiğini, başka bir ifade ile davacının senetlerin kaybı sonrasında dava dişi borçlunun bu kayıptan yararlanarak davacı alacaklının alacağına kavuşmasını engelleyici davranış ve tasarruflarının varlığını ispat etmesi gerektiğini, yani davacının senetlerin kaybedilmemiş ve vadeleri sonunda hemen takibe konulmuş olması halinde dava dışı borçlunun borcunu ödeyeceğini ispat etmesi gerektiğini, senetler kaybedilmemiş ve vadeleri sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçlu borcunu ödeyemeyecek ise davalının salt senetlerin kaybedilmesi sebebiyle sorumlu tutulamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tarafların iddia ve savunmaları, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu keşidecisi dava dışı ...şirketi olan davacı lehine düzenlenmiş toplam bedeli 35.000 TL olan 30/06/2009-30/04/2010 vade tarihlerine havi 10 adet sıralı senedin tahsili için davalı bankaya verildiği ve senetlerin davalı banka nezdinde kaybedildiğine ilişkin taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Vade tarihleri daha ileriki tarihler olmasına karşın senetler 16/04/2009 tarihinde tahsil için bankaya verilmiş ve senetler bankadayken kaybedilmiştir. Senetlerin zayii nedeniyle iptali için davalı banka tarafından açılan dava kabul edilmiş ve 12/10/2010 tarihinde kesinleşmiştir. Dosyamızda alınan bilirkişi raporlarında senet borçlusu olan dava dışı ...şirketinin senetlerin vade tarihleri ile iptal kararının kesinleşmesi tarihi arasında malvarlığı ve kazanç durumuna ilişkin herhangi bir değişiklik olmadığı, süregelen dönem boyunca ödeme güçlüğü içerisinde bulunduğu tespit edilmiştir. Dava dışı şirketin malvarlığında tüm senet bedellerinin tahsilini imkansızlaştıracak şekilde bir azalma tespit edilememişse de senet borçlusu şirketin davacı yanla olan ticari ilişki kapsamında iptal davasındaki karar kesinleşmeden önce kısmi ödemeler yapmış olması ve davalı bankanın senetlerin kaybında ve iptal davasıyla karar alınmasında kusurlu hareket ederek davacının dahli olmadan durumunu ağırlaştırması hususları birlikte değerlendirilerek 6098 sayılı yasanın 49, 51 ve devamı maddeleri kapsamında kaybedilen senet bedellerinin %10'u oranında davalı bankanın sorumlu tutulmasının hakkaniyete uygun olduğu kanaatiyle davanın kısmen kabulüne ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm fıkrası oluşturulmuştur. " gerekçesiyle, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 3.500,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalının senetleri gerektiği gibi muhafaza etmeyerek senetleri kaybettiğini, davacıyı zarara uğrattığını, yaklaşık 2 yıl sonra iptal davası açtığını, elinde hiç bir evrak olmayan davacının davalı bankanın dava açmasını beklediğini, davacının elinde hiçbir belge olmadığından dava dışı firmaya icra takibi yapamadığını, buradaki kusurun tamamen davalı bankaya ait olduğunu, senet vadelerini takip eden sürelerde icra takibi yapılmamasının önemli olup müvekkilinin alacağını tahsil etme imkanına kavuşmasının muhtemel olacağını, vekalet sözleşmesi uyarınca davalı bankanın tam kusurlu olup dava konusu senet bedellerinin tamamından sorumlu olduğunu, kaldı ki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/14923 Esas, 2014/4006 Karar sayılı kararında karşı oy kullanan üye hakimin "... Davalı yanın iş bu savunmasını ıspatladığı söylenemeyeceğinden, kaybolan senetler nedeniyle oluşan zarardan tümüyle sorumlu olması gerekir." şeklinde tespitte bulunduğunu, davacı yanca denkleştirici adalet ilkesi gereğince % 50 oranında bir değerlendirme yapılarak 17.500 TL üzerinden dava açıldığını, senetlerin vadesinden önce başka borçların tahsil edilebilirliğini beklemek müeccel alacağın tahsilini müvekkili yapmadı diye aleyhine yorumlamanın davalının sadece 3.500 TL 'den sorumlu olduğunu söylemenin hakkaniyete ve yasalara aykırı olduğunu, mahkeme kararında "...Dosyamızda alınan bilirkişi raporlarında senet borçlusu olan dava dışı ...şirketinin senetlerin vade tarihleri ile iptal kararının kesinleşmesi tarihi arasında malvarlığı ve kazanç durumuna ilişkin herhangi bir değişiklik olmadığı,..." "... Dava dışı şirketin malvarlığında tüm senet bedellerinin tahsilini imkansızlaştıracak şekilde bir azalma tespit edilememişse ..." denildiğini, davalı bankanın kusurlu olduğunun kabul edildiğini, yalnız davalı bankanın senetleri kaybetmesinden kaynaklı tam kusurlu olduğu halde %10 gibi bir kusur izafe edildiğini, bu kusur oranının kabulünün mümkün olmadığını, senetler davalı banka nezdinde kaybolmasaydı zamanında müvekkilin elinde olsaydı o tarihler de müvekkilin icra takibi yapıp alacağını tahsil edebileceğini, haksız fiil unsurlarının oluştuğunu, senetlerin davalı tarafından kaybedilmiş olması zararı ile kusur arasındaki illiyet bağının ortaya konulduğunu, davalının tam kusurlu olduğunu, kaybedilen senet bedellerinin %50'si oranında sorumlu tutulmasının hakkaniyete uygun olacağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; işbu davanın açıldığı tarihte işbu dava konusu talepler bakımından zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının aynı konuda aynı iddiaları içerir talepler ile ilk olarak İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/ 154 Esas sayılı dosyası ile dava açtığını, davalı müvekkilinin müşterisi olan, davacı tarafından tahsile verilen, borçlusu ...Şti. olan dava konusu senetlerin davalının İkitelli Şubesine gönderildiğini, ancak senetlerin kaybolduğunu, bunun üzerine müvekkili tarafından senedin iptali davası açıldığını, Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.08.2010 tarihli ve 2010/ 502 Esas, 2010/448 Karar sayılı kararı ile davanın kabul edildiğini, senetlerin iptal edildiğini, iptal kararının davacıya verildiğini, davacının senet borçlusuna karşı tüm hukuki yollarını tüketmeyip alacağını alamamış durumda olmadığını, davacının borçlusuna karşı tüm hukuki yolları denemiş ve alacağını alamamış olması gerektiğini, bu yollar tüketilmeden bir zararın doğduğundan söz edilemeyeceğini, işbu davada haksız fiil sebebiyle tazminata hükmedilebilmesi için hukuka aykırı bir fiil, kusur, zarar ve zararla kusurlu fiil arasında illiyet bağının bulunması gerektiğini, davalının sorumluluğuna gidilebilmesi için Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2013/ 14923 Esas, 2014/4006 Karar sayılı kararında "ya senetlerin kaybı sebebiyle senet hamilinin ispat güçlüğüne düşmesi, ya bu senetlerin kayı bedildiği tarih ile senetlerin tahsil edilemediği tarih arasında borçlunun mal varlığının herhengi bir şekilde elinden çıkmış olması gerekir'' denildiğini, somut olayda ise, davacı tarafından derhal asıl senet borçlusuna başvurma yolu benimsenmeyerek doğrudan ekonomik olarak güçlü olduğu düşünülerek davalıya başvurulduğunu, senetle iptal davası görülürken borçlunun ihbara rağmen senet bedelini depo etmediğini, davacının ise senetlerin kaybolduğu haberini alınca, elindeki belgeler, davalıdan senedin kaybolduğuna dair yazı ve senet iptali davası açıldığına dair belgeyi alarak borçlu hakkında icra takibi yapılması veya Mahkemede alacak davası açarak borçlunun bulunabilecek mallarına ihtiyati tedbir konulması yoluna gidebilecekken ve bunu yasal engel de yokken bu vecibeleri yerine getirmediğini, davacının bunları yaparak kendi kusurunu göz ardı ederek, senedi davalının kaybettiğini bahane ederek nasıl olsa Banka parasal yönden güçlüdür. senet bedellerini Bankadan tahsil ederim diyerek işbu davayı açtığını, davacının kusurlu olarak üzerine düşen görevleri yerine getirmeyerek, işbu davayı açmasının hüsnüniyet kuralı ile bağdaşmadığını, zarar ile davalının fiili arasında bir illiyet bağı da olmadığını, senetlerin kaybolmasında davalının kusuru bulunmadığını, senetlerin vade tarihi ile takibin kesinleştiği tarih arasında senet borçlusunun mal varlığının elinden çıktığının ve bu nedenle senetlerin tahsit edilemediğinin de ispat edilmesi gerektiğini, başka bir ifade ile davacının senetlerin kaybı sonrasında dava dişi borçlunun bu kayıptan yararlanarak davacı alacaklının alacağına kavuşmasını engelleyici davranış ve tasarruflarının varlığını ispat etmesi gerektiğini, yani davacının senetlerin kaybedilmemiş ve vadeleri sonunda hemen takibe konulmuş olması halinde dava dışı borçlunun borcunu ödeyeceğini ispat etmesi gerektiğini, senetler kaybedilmemiş ve vadeleri sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçlu borcunu ödeyemeyecek ise davalının salt senetlerin kaybedilmesi sebebiyle sorumlu tutulamayacağını,Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/13799 Esas, 2014/2919 Karar sayılı kararında '' Dava, tahsil için davalı bankaya ibraz edilen senedin banka tarafından kaybedildiği, alacağın tahsil edilemediği, bu nedenle zararın doğduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin olup; mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçesinde emsal olarak belirttiği, Dairemizin 11/06/2012 tarihli 2011/3699 Esas 2012/10226 Karar sayılı ilamında benimsenen ilke uyarınca; bono kaybedilmemiş ve vadesi sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçluların borçlarını ödeyemeyeceği sabitse, davalı bankanın salt bonoyu kaybetmesi nedeniyle sorumlu tutulması kabul edilemez. ...." denildiğini,bankaların sorumlu tutulabilmesi için ya senet hamillerinin ispat güçlüğüne düşmesi ya da senetlerin kaybedildiği tarih ile senetlerin tahsil edilemediği tarih arasında borçlunun malvarlığının herhangi bir şekilde elden çıkmış olması veya dava dışı borçluların borçlarını ödeyememesinin gerekli olduğunu, senetler kaybolmamış ve vadeleri sonunda takibe konulmuş olsalar bile dava dışı borçlu borcunu ödemeyecek ise dosya kapsamında alınan rapor ile ödeyemeyeceğinin sabit olduğunu, davalının salt senetlerin kaybedilmesi sebebiyle de sorumlu tutulamayacağını, borçlu şirkete ait duran varlıkların herhangi bir gayrimenkul değerinin bulunmadığı, 2009 yılını takip eden yıllarda borçlu şirketin malvarlığında bir düşüş yaşandığı ve 2011 yılı itibariyle zarar ettiği sabit olup dava dışı borçlu şirketin likidite sorunu yaşadığı ve ödeme güçlüğü içerisinde olduğunu, dolayısıyla senetlerin kaybolduğu, senetlerin tahsil edileceği tarihler arasında ve tahsilat tarihlerinde dava dışı senet borçlusu şirketin malvarlığının duran malvarlığından ibaret olduğunu, herhangi bir gayrimenkulünün bulunmadığını, şirketin zarar ettiği ve ödeme güçlüğüne düştüğünü, hal böyle iken müvekkilinin ödeme kabiliyeti bulunmayan senetlerin tamamı bakımından sorumlu tutulmasının Yargıtay'ın yerleşik ilke kararları gereği de mümkün olmadığını, davalı lehine nispi bedel üzerinden açılan (17.500-TL) davanın yargılaması sonucunda kabul red oranlarına göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, dava bedeli (17.500-TL) üzerinden kabul edilen (3.500-TL) miktar doğrultusunda davacı ve davalı lehine aynı (2.725-TL) vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacının alacaklısı olduğu ve davalıya tahsil için teslim ettiği senetlerin kaybedilmesi sebebiyle davacının uğradığı iddia olunan zararın davalıdan tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Davacı, dava değerini 17.500,00 TL olarak göstermiş, mahkemece 3.500,00 TL'nin kabulüne karar verilmiş, bunun dışında 14.000 TL yönünden talebin reddine karar verilmiştir. Davalı vekili mahkemece kabulüne karar verilen bölüm yönünden istinaf isteminde bulunmuştur. HMK'nın 341/2. maddesi uyarınca, miktar ve değeri 3.000 TL'yi geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Bu miktar yeniden değerleme oranı ile hüküm tarihi olan 2019 yılı itibariyle 4.440,00 TL'ye baliğ olmuştur. Bu durumda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararında kabul edilen ve davalı yanca istinaf edilen kısım davalı önünden kesinlik sınırı altında kaldığından kararın davalı bakımından kesin olduğu anlaşılmaktadır. HMK' nın 346. maddesi gereğince kesin karara yönelik istinaf başvurusu ile ilgili ilk derece mahkemesince karar verilebileceği gibi, bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar oluşturulmadan istinaf incelemesine gönderilen dava dosyaları ile ilgili olarak, aynı Yasa'nın 352/1.b maddesi gereğince istinaf mahkemesince karar verilmesi mümkündür. Bu açıklamalar ışığında, kanun yolu başvurusuna konu edilen ilk derece mahkemesinin davanın kabul edilen kısmının kesin nitelikte olması nedeniyle, istinafı kabil bir karar olmadığı anlaşılmakla, davalı vekillinin istinaf başvuru dilekçesinin reddi gerekmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Dosya kapsamında yer alan icra ve dava dosyaları ile diğer bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacının, borçlusu (keşidecisi) dava dışı ... ... Ltd.Şti.olan ve her biri 3.500-TL olmak üzere toplam 35.000-TL bedelli senetleri tahsil için 16/04/2009 tarihli ve davacı imzalı senet tevdi bordrosu ile davalı bankaya verdiği, senetlerin davalı nezdindeyken kaybedildiği, senetlerin zayi olması sebebiyle davalı bankanın 18.03.2010 tarihinde senedin iptali davası açtığı, Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/502 Esas, 2010/448 Karar sayılı kararıyla senetlerin iptaline karar verildiği, davacının davalı aleyhine 15.03.2011 tarihinde eldeki dava ile aynı mahiyette, 35.000 TL bedelli tazminat davası açtığı bu davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.06.2011 tarihli ve 2011/154 Esas, 2011/473 Karar sayılı kararıyla dava dışı borçluya takip yapılıp aciz vesikası almadan açılan davanın erken açılan dava olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, bu kararın temyiz edilmeksizin 23.03.2012 tarihinde kesinleştiği, davacının Büyükçekmece .... İcra Müdürlüğünün ..... Esas sayılı dosyasıyla dava dışı senet borçlusu aleyhine ....07.2011 tarihinde söz konusu senet bedellerinin tahsili için ilamsız icra takibi başlattığı, icra dosyasından alınan ...11.2011 tarihli geçici aciz vesikası hükmündeki haciz tutanağı ile İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesinde banka aleyhine yeniden 15.03.2012 tarihinde 35.000 TL bedelli tazminat davası açtığı, açılan davada İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.03.23013 tarihli ve 2012/63 Esas, 2013/58 Karar sayılı kararıyla davanın kısmen kabulü ile 17.500 TL'nin davalı bankadan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 03.03.2014 tarihli ve 2013/14923 Esas, 2014/4006 Karar sayılı kararı ile bozulduğu, mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda01.06.2015 tarihli ve 2014/1444 Esas, 2015/399 Karar sayılı kararı ile taraflarca takip edilmeyen ve işlemden kaldırılıp yenilenmeyen davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın 08.09.2015 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacının iddiası, kendisinin alacaklısı olduğu, borçlusunun da dava dışı ... ... Ltd. Şti.olduğu on adet, toplam 35.000 TL bedelli senetleri davalıya tahsil için vermesine rağmen davalının bu senetleri kaybettiği, bu sebeple senet bedellerini tahsil edemediği ve zarara uğradığına ilişkindir. Senetlerin vade tarihlerinin senetlerin iptaline dair mahkeme kararı uyarınca 30/06/2009, 30/07/2009, 30/09/2009, 30/10/2009, 30/11/2009, 30/12/2009, 30/01/2010, 30/02/2010, 30/03/2010, 30/04/2010 olduğu anlaşılmaktadır.Eldeki davada, senetlerin davalıya teslim edildiği, tahsil için davalıya verilen on adet senedin henüz vadesi gelmeden davalı nezdinde kaybedildiği, davalının senetlerin iptali davası açtığı, davacının, doğrudan davalı aleyhine açtığı davanın, önce senetlerin asıl borçlusuna başvurulması gerektiği, erken açıldığı gerekçesiyle reddine karar verildiği, davacının erken açtığı bu dava sonrası asıl borçluya karşı başlattığı icra takibinin de sonuçsuz kaldığı, borçlunun haczi kabil mallarının bulunmadığının tespit edildiği, borçluya dair borç ödemeden aciz vesikası sunulduğu dosya kapsamı ile sabittir. Söz konusu senetlere vekil hamil konumunda bulunan davalı bankanın kendisine tahsil için verilen senetlerin kaybı halinde sorumlu tutulabilmesi için senetlerin kaybı nedeniyle senet hamilinin ispat güçlüğüne düşmesi veya senetlerin kaybedildiği tarih ile senetlerin tahsil edilemediği tarih arasında borçlunun mal varlığının herhangi bir şekilde elinden çıkmış olması veya malvarlığını herhangi bir şekilde eksiltmesinin söz konusu olması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, senetler kaybedilmemiş ve vadesi sonunda hemen takibe konulmuş olsa bile dava dışı borçlunun borcunu ödeyemeyeceği sabitse, davalının salt senedin kaybedilmesi nedeniyle sorumlu tutulmasının gerektiği kabul edilemektedir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 27.05.2013 tarihli ve 2012/12915 Esas, 2013/10956 Karar, 23.03.2016 tarihli ve 20189988 Esas, 216/3243 Karar, 11.12.2017 tarihli ve 20165194 Esas, 2017/7082 Karar sayılı kararları). Somut olayda mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kök raporunda; dava dışı senet borçlusunun senetlerin kaybedildiği tarih ile senetlerin tahsil edilemediği tarih arasında mal varlığını herhangi bir şekilde eksilttiğine ilişkin dosyada herhangi bir bilgi mevcut olmadığı, davalı bankanın dava konusu senetleri kaybetmemiş olması ve senetlerin dava dışı firmaya ibraz edilerek ödenmesinin talep edilmesi halinde dahi söz konusu dava dışı firmanın bu tarihlerde ödeme sıkıntısı içinde olduğu, daha önceki vadeli senetlerin protesto olduğu, ödenmemiş olduğu, bu sebeple dava konusu senetlerin ödenmesinin mümkün olamayacağı, ancak dava konusu senetlerin davalıya verilmesinden sonra 2009 yılı Haziran ve Ekim aylarında üç adet tahsilatı bulunduğu kanaati bildirilmiş, yine dava dışı senet borçlusu ... ... Ltd. Şti.'nin vergi dairesinden getirtilen mali kayıtlarının incelenmesi ile düzenlenen ek raporda, dava dışı borçlu firmanın likidite sorunu yaşadığı, ödeme güçlüğü içinde olduğu kanaati bildirilmiştir. Alınan bilirkişi raporlarına göre borçlunun senetlerin kaybedildiği tarih ile senetlerin tahsil edilemediği tarih arasında malvarlığını herhangi bir şekilde eksiltmesinin söz konusu olmadığı, ödeme güçlüğü bulunduğu, bu sebeple davacının zararı ile davalının senetlerin kaybı eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, davacının istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu kesinlik sebebiyle reddedildiğinden, aleyhe karar verme yasağı nazara alınarak bu husus kaldırma sebebi yapılmamış ve davacının istinaf başvurusunun esastan reddi ile yetinilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf dilekçesinin HMK'nın 346.maddesi uyarınca reddine; davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Davalı vekilinin istinaf dilekçesinin HMK'nın 346. maddesi gereğince reddine, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcın Hazineye gelir kaydına, peşin istinaf karar harcının ise talebi hâlinde davalıya iadesine, 5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 7-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.22.01.2026 KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.