T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ ESAS NO:2022/266 KARAR NO:2026/406 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2019/146 KARAR NO 2021/818 DAVA TARİHİ:29/03/2019 KARAR TARİHİ:21/10/2021 DAVA:İtirazın İptali KARAR TARİHİ:18/03/2026 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçes…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ ESAS NO:2022/266 KARAR NO:2026/406 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2019/146 KARAR NO 2021/818 DAVA TARİHİ:29/03/2019 KARAR TARİHİ:21/10/2021 DAVA:İtirazın İptali KARAR TARİHİ:18/03/2026 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının 2018 yılında tatil pazarlaması yaptığı müşterilerinin muhtelif yerlerdeki ... ünvanlı otellerinde yarım pansiyon hizmeti sağladığını, taraflar arasında akdedilen sözleşme uyarınca davalının 2018 yılı eylül ayına kadar olan ödemelerini aksattığını ve sonrasında ödeme yapmaması üzerine Bodrum İcra Dairesi'nde başlatılan icra takibine yapılan yetki itirazı sonrası dosyanın yetkisizlikle icra takibine İstanbul Anadolu 14. İcra Dairesi'nin .... sayılı dosyası ile devam edildiğini, davalının takibe haksız itiraz ettiğini beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin dava dilekçesinde bahsi geçen faturalara ilişkin hizmeti almadığını, yerleşik Yargıtay içtihatlarında da fatura tanzimi hizmetin verildiği anlamına gelmemekle tek başına ispat aracı da olmayacağını, bu nedenle alacağını faturaya dayandıran davacının fatura içeriğindeki hizmeti verdiğini ve faturaların usulüne uygun tebliğ edildiğini ispatla yükümlü olduğunu, sunulan bir kısım mail çıktılarının borcun varlığına ilişkin delil teşkil etmediğini, aynı zamanda müvekkili temerrüde düşürülmediğinden faiz talebi ve faiz oranının yerinde olmadığını, belirlenebilir olmayan ve yargılamayı gerektiren borçlar üzerinden de icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğinden icra inkar tazminatı talebinin reddi gerektiğini savunarak davanın reddini ve kötüniyet tazminatı ile idari para cezasını hükmedilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasında kontenjan ve tanıtım anlaşması imzalandığı, davacı tarafça davalı adına düzenlenen faturalar sebebiyle davalı aleyhine başlatılan icra takibine davalı tarafça yapılan itiraz üzerine mahkememizde itirazın iptali davası açıldığı, davacının ticari defterlerinin talimat yoluyla incelendiği, davacının defterlerini usulüne uygun tuttuğu, davalının defterlerini ibraz etmemesi sebebiyle incelenemediği, mahkemece celbedilen 2018 yılı davalıya ait BA formlarının incelenmesinde davalının, davacı tarafından düzenlenen 512.519,50 TL bedelli faturaları ticari defter ve kayıtlarına aldığı, vergi dairesine bildirdiği dolayısıyla işbu faturalar yönünden teslim olgusunun ispatlandığı, davacının cari hesap bakiyesinin 317.037,50 TL olduğu ancak sadece mayıs döneminde düzenlenen 4.290,00 TL bedelli bir adet faturanın beyan zorunluluğu altında kalmasından dolayı davalı tarafça beyan edilmediği, buna yönelik davacı tarafça da faturanın teslimine yönelik ispat yükümlülüğü yerine getirilmediğinden bu kısım yönünden reddine kalan 312.747,50 TL cari hesap alacağı yönünden davanın kısmen kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle Davacının DAVASININ KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ ile Davalı borçlunun İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına yaptığı İTİRAZIN İPTALİNE, takibin 312.747,50 TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacak üzerinden takip tarihi itibariyle avans faiz işletilmesine, Alacak yargılamayla belirlendiğinden İcra inkar tazminatı talebinin REDDİNE karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde; alacaklarının likit olduğu dosya içeriğinde açıkça belli olduğundan davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın bu kısım yönünden kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; cevap dilekçesindeki açıklamalarını tekrarla kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:Dava, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan faturalar nedeniyle alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Davaya konu İstanbul Anadolu 14. İcra Dairesi'nin .... sayılı dosyası incelendiğinde; takip alacaklısının ..., borçlunun ise ... A.Ş. olduğu, 317.037,50 TL üzerinden 26.09.2018 tarihinde başlatılan icra takibinde faturalara ilişkin borcun sebebine dayanıldığı, ödeme emrinin takip borçlusuna 08.03.2019 tarihinde tebliğ edildiği, 14.03.2019 tarihinde borca itiraz edildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içinde itirazın iptali davasının açıldığı tespit edilmiştir.Davacı dava dilekçesi ile taraflar arasındaki kontenjan ve tanıtım sözleşmesi uyarınca verilen konaklama hizmetine ilişkin düzenlenen faturalara ilişkin bedellerin davalı tarafça ödenmediğini iddia etmiş, davalı ise ispat yükü üzerinde bulunan davacıya borçlarının bulunmadığını savunmuş olup İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde bilirkişi raporlarına itibar edilerek davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı ve davalı vekillerince ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İlk Derece Mahkemesince talimat mahkemesi yoluyla mali müşavir bilirkişiden aldırılan 05.02.2020 tarihli raporda:"...Yapılan inceleme neticesinde davacının 2018 yılı resmi defterlerinin yasal süresi içinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yapıldığı saptanmıştır. 2019 yılında davacı ile davalı arasında ticari ilişki olmadığından (raporuma bir katkı sağlanmayacağından) davacının 2019 yılı yevmiye defteri incelenmemiştir....Davacı...'e ait 2018 dönemine ait Resmi Defterleri 3568 sayılı Kanunda belirtilen Tek Düzen Muhasebe standartları, 6762 sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu ile 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirtilen esaslar çerçevesinde usulüne uygun olarak tutulmuştur. Yevmiye efterinin kapanış tasdikinin bulunduğunun tespitinin yapıldığını, taraflar arasında ticari ilişkinin mevcut olduğu, davaya konu fatura, banka dekontları ve çeklerin davacı... “in 2018 yevmiye defter kayıtlarında kayıtlı olduklarının tespitinin yapıldığını, davacının...'in 2018 dönemi ticari defter kayıtlarına göre ; 2018 yıl sonu itibariyle davalıdan 317.037,50 TL lik alacağının bulunduğunun tespiti yapılmıştır." şeklinde kanaat bildirilmiştir.İlk Derece Mahkemesince turizm uzmanı ve mali müşavirden oluşan bilirkişi heyetinden aldırılan 10.12.2020 tarihli rapor:"...Davalının ticari defter kayıtları adres belirterek yerinde inceleme talebinde bulundukları halde girişimlere rağmen ticari defterlerini sunmadığından incelenememiş olup, dava dosyası içeriğinden mevcut deliller ile Samsun Asliye Ticaret Mahkemesince 2020/4 Talimat dosyası kapsamında alınan Bilirkişi Raporu dikkate alınarak inceleme ve değerlendirme yapılması gerektiği, Taraflar arasında Kontenjan Ve Tanıtım Anlaşması'na dayalı ticari bir ilişkinin olduğu, Davacının 14.12.2019 tarihinde dava dosyasına sunduğu delillerin davalı adına düzenlediği faturalar, davalının (Adına ... yetkilileri) davacı yetkililerine gönderdiği e-postalarda Kişi sayısı ve konaklama gün sayısı Gruba ilave kişi sayısının belirtildiği Rezervasyon talepleri ile listenin acilen konfirme edilmesini istedikleri, e-posta ekinde Grup Kodları ile Grup Kodu altında Konaklayacak kişilerin listeleri, liste içeriğinde konaklayacak kişilerin adı soyadı, cinsiyetleri oda tipleri telefon numaraları TC Kimlik numaralarının ve talep ediler toplam oda sayılarının bildirildiği, fatura ekine gönderdikleri listenin bir kopyasının eklenmesini istedikleri, listelerde davacı tarafından fatura rumaralarının not olarak belirtildiği, davacının dava dosyasına sunduğu listelerde kişi sayısı ve cinsiyetleri ile oda sayısının belirtildiği, liste üzerinde yazılı fatura numaraları karşılığı faturaların mevcut olduğu, taraflar arasında imzalanmış olan 01.10.2017 tarihli “Kontenjan Ve Tanıtım Anlaşması” nın 2. maddesinin - “Faturaların müşterilerin otelden ayrılışında Otel tarafından Tur Öperatörüne gönderileceği, 2. Maddesinde Tur Operatörünün Otele fatura tarihinden sonraki 15 gün içinde ödeme yapmayı taahhüt ettiği” şeklinde düzenlendiği. dolayısı ile fatura tarihinde itibaren 15 gün içerisinde ödenmeyen faturaların temerrüde duştüğü nihai hukuki değerlendirmenin Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu, taraflar arasında imzalanan 01.10.2017 tarihli Kontenjan Ve Tanıtım Anlaşmasının 7. Maddesi gereği taraflar arasında gerçekleşen e-posta yazışmalarının taraflarca geçerli kabul edileceğinin düzenlendiği dolayısı ile davacının dava dosyasına sunduğu e-posta yazışmalarının taraflarca geçerli olduğu, dolaysı ile davalının dava konusu davacı tarafından düzenlenen fatura ve muhteviyatlarını içeren listeler ve rezervasyon taleplerinin de geçerli olduğu nihai hukuki değerlendirmenin Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu, Davalının, davacının düzenlediği faturalara karşı TTK 21/2 maddesine göre sekiz gün içerisinde itiraz etmediği. TTK Madde 23 ve TBK Madde 223' de belirtilen şart ve sürelerde ayıp ihbarında bulunduğuna dair bir beyanı ve/veya delil sunmadığı, dolayısı ile taraflar arasında imzalanmış olan 01.10.2017 tarihli “Kontenjan Ve Tanıtım Anlaşması” kapsamında düzenlenen faturalar ile beyan edilen konaklama hizmetlerini eksiksiz yapmış olduğu dolayısı ile tespit edilen 317.037,50 TL cari hesap bakiyesi alacağının talep edebileceği, nihai hukuki değerlendirmenin mahkemenin takdirinde olduğu" şeklinde olup, aynı bilirkişi heyetinde aldırılan 17.05.2021 tarihli ek raporda ise:"...Sayın Mahkemece celp edilen 2018 yılı Davalı BA formları, Davacı Tarafın dava dosyasına sunduğu 2018 yılı BS formları, Davacının Samsun Asliye Ticaret Mahkemesince 2020/4 Talimat dosyasında mevcut 2018 yılı cari hesap dökümü ve Dava dosyasında mevcut davacı faturalarının birlikte incelenmesi sonucunda davalının, davacı tarafından düzenlenen KDV dahil 512.519,50 TL tutarları ticari defter kayıtlarına almış olduğu," kanaat bildirilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.05.2024 tarih ve 2023/1028 E., 2024/4126 K. sayılı ilamı:"Dava, faturaya dayalı alacağın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı yan, davaya konu faturanın tahsili amacıyla davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatmış, ödeme emri davalıya 09.01.2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.Davaya konu faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı ancak davalının bu faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirdiği anlaşılmaktadır. Davalı her ne kadar ödeme emrini tebliğ aldıktan bir gün sonra 10.01.2018 tarihinde Vergi Dairesine başvurup düzeltme beyannamesi vererek söz konusu faturayı BA formundan çıkarmış ise Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli, 2016/12244 E., 2017/2368 K. sayılı kararının da belirtildiği üzere davalının faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirmesi faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturacak olup daha sonra düzeltme beyannamesi verilmesi davacı yararına oluşan bu karineyi ortadan kaldırmayacaktır. Bu karinenin aksini ispat külfeti ise davalıya aittir."şeklindedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 20.06.2023 tarih ve 2022/2329 E., 2023/2427 K. sayılı ilamı:"...Bu durumda mahkemece yapılacak iş, 19.08.2021 tarihli bilirkişi raporunu hazırlayan bilirkişilerden ek rapor alınarak vergi dairesinden gelen BA formları da eklenip BA formu ile rapor arasındaki çelişkiyi giderici rapor alınıp eğer dava konusu fatura BA beyanında alım olarak gösterilmiş ise akti ilişkinin varlığı ispatlanacağından davanın yazılı olduğu şekilde kabulüne, BA beyanında alım olarak gösterilmemiş ise dosya kapsamında davacının taraflar arasında akti ilişki olduğunu yazılı şekilde ispatlayamaması nedeni ile davanın pasif husumet yönünden reddine karar verilmesinden ibarettir.."şeklindedir.Somut uyuşmazlıkta, takipte borcun sebebi olarak gösterilen faturaların davalı tarafın defterinde kayıtlı olup olmadığı, davalı tarafça ticari defterlerinin bilirkişi incelemesine sunulmamış olması nedeniyle tespit edilememiş ise de, Kozyatağı Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 29.01.2021 tarihli yazı cevabı ile davalı şirketin 2018 BA formlarında davacıya ait KDV hariç 470.470,00 TL bedelli 114 adet faturanın bildirildiği gönderilen gönderilen tabloda yer verilmiş, bilirkişi heyeti ek raporunda da aynı yönde tespit yapılmıştır. Bu durumda davalı tarafça BA formu ile bildirilen faturalara konu hizmetin verildiğine dair karine oluşacağı dikkate alındığında bu karinenin aksini ispat külfetinin ise davalı tarafa ait olması ile davalı tarafın hizmetin verilmediğine ilişkin ispata elverişli delil sunamamış olması dikkate alındığında davanın kısmen kabulüne dair karar verilmesinde isabetsizlik görülmediğinden aksi yöndeki davalı vekilinin istinaf başvurusundaki sebebe itibar edilmemiştir.İİK'nın 67/2. maddesinde "...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." düzenlemesi yer almaktadır.İtirazın iptali davalarında İİK'nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Bunlardan başka takibe konu alacağın likit ve belli olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. (HGK'nın 07/06/2006 tarihli, 2006/19-295 E. 2006/341 K. sayılı ilamı) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/03/2023 tarihli 2022/6-1019 E. 2023/267 K. sayılı ilamında bu husus; "... alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin, alacağın likid olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hâllerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi hâlinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likid olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likid sayılmaması doğru olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 17.10.2012 tarihli ve 2012/9-838 Esas, 2012/715 Karar sayılı kararı)." şeklinde açıklanmıştır.Somut uyuşmazlıkta taraflar arasındaki kontenjan ve tanıtım sözleşmesi uyarınca verilen konaklama hizmetine ilişkin düzenlenen faturalara konu bedellerin sözleşmenin 1.A maddesinde tablo halinde bildirilen miktarlar üzerinde düzenlenen faturalara dayalı düzenlenerek biliniyor olması karşısında likit bir alacak olduğundan, mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken talebin reddine karar verilmesi isabetsiz olmakla davacı vekilinin bu husustaki istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiştir. Açıklanan sebeplerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendi uyarınca kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kısmen KABULÜ ile İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/146 E. 2021/818 K. sayılı 21/10/2021 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve DAİREMİZCE YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLMESİNE, a-Davacının davasının kısmen kabulü kısmen reddi ile, davalı borçlunun İstanbul Anadolu 14. İcra Dairesi'nin ... sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin 312.747,50 TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacak üzerinden takip tarihi itibariyle avans faiz işletilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, b-Davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin kabulü ile, İİK'nın 67/2. maddesi uyarınca kabul edilen alacağın takdiren %20'si üzerinden hesap edilen 62.549,50 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-İlk derece mahkemesi yargılama giderleri yönünden, a-Harçlar kanunu gereğince kabul edilen değer üzerinden alınması gereken toplam 21.363,78 TL harçtan daha önceden ödenen toplam 3.829,02 TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 17.534,76 TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, b-Tarafların dava şartı olması sebebiyle başvurmuş oldukları Ankara Arabuluculuk Bürosu 2019/3685 Dosya nolu görüşmeler neticesinde belirlenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin kabul red oranı dikkate alınarak 1.302,14 TL'lik kısmanın davalıdan, bakiye 17.86 TL'nin ise davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, c-Davacı tarafından yapılan; 44,40-TL başvurma harcı ve 3.829,02 TL peşin/nisbi harç olmak üzere toplam 3.873,42 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ç-Davacı tarafından yapılan; 4.750,00-TL Bilirkişi ücreti, 984,00-TL Tebligat, Posta ve diğer masraflar, olmak üzere toplam 5.734,00-TL yargılama giderinin kabul red oranı dikkate alınarak 5.656,41-TL lik kısmanın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin ise Davacı üzerinde bırakılmasına, d-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığında, e-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden Dairemizin karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 2/3. maddesine göre hesaplanan 50.039,60 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, f-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden Dairemizin karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 2/3. ve 13/2 maddelerine göre hesaplanan 4.290,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-İstinaf incelemesi yönünden, a-Taraflarca ayrı ayrı yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazine'ye gelir kaydına, b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli olan 732,00 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 59,30 TL harçtan mahsubu ile bakiye 672,70 TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, c-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli olan 732,00 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 5.340,94 TL harçtan mahsubu ile artan 4.608,94 TL'nin karar kesinleştiğinde talep halinde davalı tarafa iadesine, ç-Davacı tarafından yapılan 162,10 TL istinaf başvurma harcı, 59,30 TL istinaf karar harcı ve 121,70 TL istinaf posta masrafı olmak üzere toplam 343,10 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, d-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, e-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacı ve davalı taraflara karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince iade edilmesine, f-İstinaf yargılaması duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti hakkında karar verilmesine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 20/2 maddesi uyarınca HMK'nın ek 1.maddesindeki değişiklik dikkate alınarak kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere istinaf karar harcı yönünden oy çokluğu, esasa yönelik ve sair incelemeler yönünden oybirliği ile karar verildi.18/03/2026 MUHALEFET ŞERHİ:492 sayılı Harçlar Yasası'nın 2. maddesinde "Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu" belirtilmiştir.Harçlar Kanunu Genel Tebliği, (1) Sayılı Tarife Yargı Harçları'nın III- karar ve ilam harcı başlıklı 1/a maddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı",1/e maddesinde "(değişik:5235/m. 52) yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı" belirtilmektedir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27.12.2021 tarih ve 2021/9035 E. 2021/7367 K. sayılı ilamında da ''... Bölge Adliye Mahkemesi'nce verilen karara yönelik olarak yapılan temyiz başvurusu üzerine HMK'nin 344 maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilen muhtıra kapsamında 1 haftalık kesin süre içerisinde gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesince HMK'nin 366/1 maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 344/1 maddesi uyarınca davacının temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin olarak verilen 05/11/2021 tarihli ek kararda hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nin 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi 05/11/2021 tarihli ek kararının onanmasına'' dair karar verildiği nazara alındığında; nisbi değere tabi bulunan davalarda, davanın kabulüne/kısmen kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhine davalı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulması halinde Bölge Adliye Mahkemesi'nce davalının istinaf başvurusunun esastan reddi ile nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun bu konuya ilişkin görüşüne katılmamaktayım.