T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:03/11/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:16/03/2022 DAVANIN KONUSU:Alacak GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:03/11/2025 İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GERE…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:03/11/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:16/03/2022 DAVANIN KONUSU:Alacak GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:03/11/2025 İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında ... ihale kayıt numaralı 13/11/2007 tarihli Antalya İl Müdürlüğü işine ait, el bilgisayarı/endeksör ile endeks okuma hizmet alım sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye dayalı olarak Aralık 2007 - Ocak 2009 dönemleri arası için önce Antalya 12. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas no ile icra takibi başlatıldığını, icra takibine itiraz üzerine Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas numarası ile itirazın iptali davası açıldığını ve halen derdest olduğunu, söz konusu icra takibi ve itirazın iptali davası konusu dışında kalan ve daha sonraki dönemler olan Şubat 2009 - Nisan 2010 dönemleri arası alacakları ile ilgili olarak iş bu davanın açıldığını, hizmet alım sözleşmesi gereği müvekkili şirket tarafından davalının hüküm ve tasarrufunda bulunan sahada, abonelerin el bilgisayarı/endeksör vasıtası ile abone adresinde endeksinin okunarak fatura/fatura bildirimi tanzimi ve aboneye bırakılması, durum kodu konulmasına yönelik sayaç ve mühür kontrolü, kaçak ve usulsüz elektrik kullananların belirlenmesi, abone kayıtlarının güncellenmesi ile bu bilgilerin idare bilgisayarlarına GPRS üzerinden veya offline olarak aktarılarak faturaya dönüştürülmesi olarak belirlenen yükümlülüklerinin tamamı yönünde anlaşmaya varıldığını, yüklenici tarafından bu hizmetlerin yerine getirilmesi karşılığı olarak da davalının bedel ödenmesi hususunda anlaşmaya varıldığını, müvekkili şirketin imzalanan sözleşme ve ekleri kapsamında iş yeri teslimi yaptığını ve iş programına bağlı olarak da üzerine düşen edim ve yükümlülüklerini yerine getirmeye başladığını ve Teknik Şartname'nin 5. ve 5.1 maddelerinde düzenlenen işlem sırası gereğince diğer işlemlerin yerine getirileceğini, ancak müvekkilinin dışında abone ve/veya sayaçtan kaynaklanan sebep ya da sebepler dolayısıyla, endeksör cihazı ile endeks okumanın mümkün olmayabileceğini, bu nedenle, müvekkilinin Teknik Şartname 5.3'de yer alan abone sayaç durum koduna bağlı kalarak davalıya elektronik ortamda bildirim ve ihbar bulunacağını, endeksörle endeks okumanın mümkün olmadığı durumlarda, sözleşmenin bütünüyle değerlendirilmesinden anlaşılacağı üzere müvekkili tarafından yerine getirilen bu edim yükümlülüğünün cihazlara yine sözleşmenin ayrılmaz parçası olan Teknik Şartname'nin 5.3.a maddesinde düzenlenen abone, sayaç durum ve kodlarını davalıya elektronik ortamda bildirmek suretiyle yerine getirdiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin karşılıklı olarak yerine getirilmesi sürecinde müvekkilinin, elektronik ortamdan gelen veri ile emirlerini, abone sayaç ve sayaç durum kodlarına bağlı olarak davalı idareye elektronik ortamda bildirildiğini, davalı tarafından abone sayaç durum kodları ve kaçak ihbarına ilişkin ödemelerin yapılmadığını, teknik şartname gereği müvekkilinin görevinin bildirimden ibaret olduğunu, müvekkili tarafından yapılan işleri gösterir aylık hak ediş raporunun davalıya sunulduğu halde, davalının bildirimler için tahakkuka bağlanmadığı gerekçesi ile eksik ödeme yaptığını, davalının kaçak ihbarları için ayrıca tutanak tutulması şartını öne sürerek, tutanak tutulan ve tahakkuka bağlanan kaçak ihbarlarının ödeneceğini belirttiğini, tutanak tutma ve tahakkuka bağlamının davalının edimi olduğunu ve sözleşmede bu işlemler için süre öngörülmediğini, bu durumda davalının kaçak ihbarları için tutanak tutma ve tahakkuka dönüştürme edimini makul sürede yapmasının beklendiğini, yıllar geçmesine rağmen davalının bu edimini ifadan kaçındığını, idare her ne kadar firmalara kod üzerinden iş bu bildirimleri ödese de, aboneden fatura dökümünde kaçak bildirim üzerinden tahakkuklandırma yaptığını, hatta yapmadığını iddia etse dahi bu işlemin müvekkilini bağlamadığını, davanın esasının, davalının sözleşme ile belirlenen ancak sözleşmeye aykırılık göstererek ödemediği abone sayaç durum kodu ve kaçak ihbarından doğan alacağın istihkaka yansıtılmadan ödenmesi, dolayısıyla da eksik ödenen istihkakların iadesi talebi olduğunu, işbu davanın kısmi açılan icra takibine dayandığı, müvekkili şirketin sözleşme dönemine ait davalıya yaptığı tüm ihbar adetleri işbu kaçak ihbarlara ilişkin birim fiyat cetvelinin ...'tan istenmesi gerektiğini, bilirkişi incelemesi ile yapılacak hesaplamada tüm ödenmeyen kaçak ihbarlara ilişkin gerçek değeri ortaya çıkacağını, ancak davada taleple bağlılık kuralına bağlı olarak icra takibine konu olan miktarın istendiğini, ...'ın yaptığı işlemlerin hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay kararlarına rağmen ...'ın istihkakları eksik ödediğini ve haksız biçimde icra takibine itiraz ettiğini, davalının sisteminde tüm kayıtların mevcut olduğunu, işbu kayıtların incelenmesi ile ödenmesi gereken durum kaçak ihbar adedi ve miktarının hesaplanabileceğini, sonuç olarak, taraflar arasında imzalanan sözleşme ve tüm dosya içeriğinin incelenmesiyle fazlaya ilişkin hak ve dava hakkı saklı kalmak üzere şimdilik kısmi olarak Kdv dahil 50.000 TL'nin davalı yandan tahsiline, bu miktara 22/04/2010 tarihi olan sözleşme bitiminden itibaren de avans faizi uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili, davacının davasının usul ve yasaya aykırı olup reddinin gerektiğini, davanın taraflar arasında hukuki ilişkiyi düzenleyen sözleşme hukukuna aykırılık teşkil ettiğini, davacı ile imzalanmış sözleşme gereğince Antalya/Merkez ve tüm ilçelerinde alçak gerilim abonelerinin el bilgisayarı/endeksör ile abone adresinde endekslerinin okunması, fatura bildiriminin adrese bırakılması, abonenin durum kodunun belirlenmesi, sayaç ve mühür kontrolü, kaçak ve usulsüz elektrik kullanımlarının belirlenmesi, abone kayıtlarının güncellenmesi ve bu bilgilerin idare bilgisayarına aktarılması yükümlülüklerinin davacı tarafından kabul edildiğini, sözleşme dokümanında teknik şartname dahil eklerinin mevcut olduğunu, sözleşmede davacının uygulanmasını kabul ettiği Yönetmeliklerin verildiğini, davacıya Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'nin 25. maddesi uyarınca davacıya ödenecek an hizmet bedeli dışında, Teknik Şartname'nin 3.1 nolu maddesinin son fıkrasında kaçak elektrik kullanan abonenin idareye bildirilmesi halinde, müvekkili tarafından tutulan kaçak tutanakların tahakkuka bağlanması şartıyla her bir tutanak için kesme bağlama bedelinin 9650'sinin ödeneceğini, bu düzenlemeye aykırı olarak davacının talebinin usul ve yasaya ve sözleşme hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafından yüklenilen işe ilişkin ihale dokumanını, işin mahiyetini, sözleşme ve şartnamenin diğer hükümlerini göz ardı ettiğini ve tam olarak davacı iddialarını destekler mahiyette olmayan şartname maddelerinden yola çıktığını, ihale konusu işin endeksörle endeks okuma işi ve bu işin ayrılmaz parçası olan veri toplama, güncelleme ve düzeltme işi olup sözleşmede, çalışma sahasında toplam kaç adet okuma yapılacağı sözleşmenin imzalandığı tarihte belirtildiğini, sözleşme ve şartnamede belirtilen okuma ücreti ile çarpımı neticesinde ihale bedelinin çıkartıldığını, çıkartılan bu bedel yüklenicinin ihale sürecinde verdiği teklif mektubuna uygun olduğunu, davacı tarafın iddia ettiği üzere sözleşmede verilmesi gereken bir ödenmemesinin mümkün olmadığını, davacının dayanak kıldığı şartnamenin ilgili maddesinde enerji kullanım yeri boş, yıkık, enerji kullanılıyor sayaç arızalı, enerji herhangi bir nedenle kesik, sayacı sökülmüş, aboneliği iptal edilmiş, enerji tüketimi yok gibi nedenlerle okunamayan abonelerle ilgili ücret ödemesine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğini, ancak belirtilen durum kodlarına uygun sayılan okumaların 9690 ortalamasında veri olarak dikkate alındığını beyan ederek, davacı tarafın haksız ve hukuka aykırı olarak açtığı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;"...taraflar arasındaki sözleşmenin eki şartnamede abone adresine gidildiğinde abonenin sayacı kapalı yerde okunamıyor, abone evde bulunamıyor, abonenin bahçesinde köpek var girilemiyor gibi nedenlerle sayacın okunamaması halde EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği ve ilgili mevzuat uyarınca yüklenicinin kullanım yerine bırakacağı bir bildirim (boş ihbarname) ile aboneden sayaç değerini tespit ederek TEDAŞ'a bildirmesinin isteneceği, ancak bu endeks değerinin işletmeye ulaşması ve fatura düzenlemesi halinde yükleniciye uygulama yılında ana hizmet bedeli ödeneceği, abone tarafından endeksin işletmeye bildirilmemesi ve sonucunda tahakkuka bağlanmaması halinde ise herhangi bir ödeme yapılmayacağının düzenlendiği, davacının abone sayaç durum koduna bildirilen bu tür bildirimlerin aboneler tarafından endeks değerinin bildirilmediği, bu nedenle davalı tarafından tahakkuka bağlanamadığı, davalı şirketin durum kod bildirimlerinden doğan ödemeleri yapmadığı, bu nedenle davacının durum kod bildiriminden doğan alacağının bulunmadığı; yine şartnamede kaçak elektrik kullanan abonenin idareye bildirilmesi halinde kaçak kontrol hizmetinin karşılığı olarak yükleniciye EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'nin 25. maddesi uyarınca diğer aboneler için belirlenen kesme-bağlama birim bedelinin %50'sinin ödeneceği, ancak bu bedelin ödenebilmesi için de kaçak tutanağının EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği hükümlerine göre işlem yapıldıktan sonra tahakkuka bağlanması şartına tabi tutulduğu, davalının davacı tarafından bildirilen kaçak ihbarlarını kaçak tüketime ilişkin doğru bulguya sahip olmaması nedeniyle tutanağa bağlamadığı ve tahakkuk yapmadığı, sözleşme ve eki şartnameye göre davacının durum kod bildirimleri ve kaçak ihbarından doğan alacak talebinin yerinde olmadığının anlaşıldığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; aynı sözleşmeye dayalı olarak derdest ve temyiz aşamasında bulunan Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasının sonucunun beklenmemesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin görevinin, ana hizmet tanımında da belirtildiği gibi abone-sayaç durum kodlarını ve kaçak kullanımların tespiti ile davalıya ihbarı olduğunu, bu bildirimlerle müvekkili şirketin ediminin bu noktada sona erdiğini, davalı şirketin ediminin devreye girdiğini, davalı şirketin edimlerini yerine getirmediğini, hizmetin bedelini tahakkuka bağlayıp hakedişlere yansıtmadığını, davalının tahakkuk işlemini yapmıyor veya yapamıyorsa işbu durumda davalının kendi edimi olan tahakkuk şartının mahkemece kabul edilmesi hukuka aykırı olup, müvekkili tarafından yapılan hizmetin bedelsiz olduğu anlamına geleceğini, müvekkilinin sözleşme kapsamında abone mahalline giderek ve sözleşmeye uygun olarak durum kodu bilgilendirmesiyle bedeli hak ettiğini, davalının iyiniyet ve dürüstlük kuralına uyarak makul sürede borcunu yerine getirmesi gerektiğini, bilirkişi raporlarına yaptıkları itirazlar dikkate alınarak, yeniden bir başka heyetten bilirkişi raporu alınması gerektiğini beyan ederek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Taraflar arasında farklı fatura dönemlerine ilişkin davada Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin ... Esas - ... Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere: İdare kamu hizmetlerini yerine getirmesi sırasında bir takım tasarruflarda bulunmak zorunda olup bunlardan biri de üçüncü kişilerle yapacağı “sözleşme”lerdir. İdarenin sözleşme için tarafını belirlerken izleyeceği yol ise “ihale” olup bu işlemin kuralları da kanunlarla düzenlenmiştir. Uygulamada halen yürürlükte olan 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun günümüzün değişen ve gelişen ihtiyaçlarına cevap veremediği, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları gidermede yetersiz kaldığı, bütün kamu kurumlarını kapsamadığı, Avrupa Birliği ve uluslararası ihale uygulamalarına paralellik göstermediği görüldüğünden, kamu ihaleleri ile ilgili geniş kapsamlı yeni bir kanun hazırlanmasına ihtiyaç duyulmuş bu amaçla 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu yürürlüğe girmiştir. Ancak Kamu İhale Kanunu'nda, uluslararası mevzuat gereği sadece sözleşmelerin imzalanmasına kadar olan ihale süreci ile ilgili hükümlere yer verilebildiğinden, yapılan ihaleler sonucunda düzenlenecek sözleşmeler ile ilgili hususlarda bir boşluğa neden olunmaması için, bu konu ile ilgili hükümlerin ayrı bir kanun ile düzenlenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Anılan kanunlardan da anlaşılacağı üzere bu kanunların kapsamına giren idareler, sözleşmelerin tarafını seçme konusunda özel hukuktaki gibi serbestiye sahip olmayıp, sözleşme tarafını ihale yolu ile belirlemekte hatta doktrinde tartışmalı olmakla birlikte ihale üzerinde kalan istekli ile sözleşme imzalamadığında özel hukuktaki gibi sözleşme öncesi sorumluluğunun (culpa in contrahendo) bulunduğu kabul edilmektedir (Emsal Danıştay 8. Daire 10/04/2017 Tarih, 2016/11286 Esas, 2017/2653 Karar). Burada dikkat edilmesi gereken önemli konu sözleşmelerin diğer taraflarının da ancak kanunlarda tanımlanan koşullara sahip iseler sözleşmeye taraf olabilecekleri konusudur (Kamu İhale Kanunu md.4.11; md 10 ). İdarenin sözleşmeler öncesinde yaptığı tek taraflı ve hukuksal sonuç doğurmaya elverişli beyanı ise “idari işlem” niteliğindedir. Bu nedenledir ki idarenin kamu hizmeti ile ilgili olarak idari usul ve esaslara göre yaptığı ihalelerde sözleşme aşamasına kadar tesis ettiği işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu kökleşmiş yargı kararlarında kabul edilmiştir (Emsal Hukuk Genel Kurulu'nun 21/03/2001 Tarih, 2001/19-257 Esas, 2001/285 Karar). İdarenin Kamu İhale Kanunu'nda tanımlanan yöntemlerle (KİK md 18 vd.) yaptığı ihaleden sonra KİK md. 46 kapsamında yapacağı sözleşmeler ise yine Kanun'un 53/4.b.2 maddesine göre yetkilendirilen Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanmakta bunlar Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md. 5, md. 6'da “tip sözleşme” olarak tanımlanmaktadır. İhale aşamasında KİK md. 4’e göre; “İhale konusu mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinde; isteklilere talimatları da içeren idari şartnameler ile yaptırılacak işin projesini de kapsayan teknik şartnameler, sözleşme tasarısı ve gerekli diğer belge ve bilgileri,” kapsayan ihale dokümanları düzenlenmekte, bunlar Kanun'un 24. ve 27. maddelerine göre yapılacak ilan ile isteklilerin bilgisine sunulmakta olup yine Kanun'un 28. maddesine göre ihale dokümanlarını ön yeterlik veya ihaleye katılmak isteyen isteklilerin bu dokümanı satın almaları zorunludur. Sözleşmelerin imza aşamasında ise Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md. 5’e göre Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanan “tip sözleşmeler” imzalanmakta, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md. 7/v maddesine göre; “Sözleşmede yer alması zorunlu hususlar” arasında “İhale dokümanında yer alan bütün belgelerin sözleşmenin eki olduğu.” sayılmaktadır. Sonuçta idare ile istekli arasında sözleşmenin imzalanması ile birlikte KİK 12. maddesinde tanımlanan ve ihale dokümanları arasına alınan “Şartnameler”de sözleşmenin eki haline gelmektedir. Sözleşmenin imzalanması ile birlikte sözleşme ve ekleri açısından Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu 4. maddesinde; “Bu Kanunda belirtilen haller dışında sözleşme hükümlerinde değişiklik yapılamaz ve ek sözleşme düzenlenemez.” hükmü getirilerek sözleşmenin taraflar arasında adeta anayasa gibi olduğu kabul edilmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki ihtilafların öncelikle sözleşme ve ekleri dikkate alınarak incelenmesi gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Delil Sözleşmesi” başlıklı 193. maddesinde [1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) m. 287];“Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler. (2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümde ispatın nasıl yapılacağı açıklanmış olup, maddede belirtilen şekil koşuluna uyulması suretiyle taraflar arasında delil sözleşmesi kurulması ile taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunduklarından mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1741). Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 193/2. maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Delil sözleşmesini taraflar yargılamanın her aşamasında ileri sürebilirler. Taraflarca ileri sürülmese dahi, delil sözleşmesinin mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Delil sözleşmesi temyiz halinde Yargıtay tarafından da kendiliğinden göz önünde tutulur. Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hakimin görevinden ötürü resen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur (Emsal Hukuk Genel Kurulu'nun 21/06/2022 Tarih, 2020/(15)6-610 Esas, 2022/976 Karar sayılı ilamı). Taraflar arasındaki sözleşme Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'na göre düzenlenmiş olup sözleşmenin ekleri arasında HİGŞ bulunmaktadır. Gerek ilk derece mahkemesi gerekse bölge adliye mahkemesi kararında belirtildiği gibi Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin 42/a maddesinde aynen “...Yüklenicinin geçici hakedişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerçekleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunun "idareye verilen ........ tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla" cümlesini yazarak imzalaması gereklidir...” hükmü bulunmaktadır. Bu düzenleme ile sözleşmenin imzalanmasından sonra yüklenici tarafından, sözleşme kapsamında geçici hakedişlere ilişkin itirazların belli bir prosedüre göre yapılması öngörülmüş olup, buna göre yüklenicinin geçici hakedişlere itiraz etmek istemesi halinde, itiraz nedenlerini de belirterek idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde itirazlarını açıklaması ayrıca hakediş raporunu da “İdareye verilen….. tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla” cümlesini yazarak ya da bu anlama gelecek bir itiraz şerhi ile imzalaması gereklidir. Hakediş raporunun imzalanmasından sonra, ancak idarece tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar, hakediş raporunda yapılabilecek düzeltmelere yüklenicinin itirazı olduğu takdirde ise, hakedişin kendisine ödendiği tarihten başlamak üzere en çok on gün içinde dilekçe ile itirazını idareye bildirmek zorundadır. Aksi halde yüklenici hakedişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacaktır. Sözleşmenin eki olan ve delil sözleşmesi niteliğindeki şartnamenin 42/a maddesinde yer alan düzenleme, yükleniciye geçici hakedişlere itiraz yolunu kapatmayıp itirazın ne şekilde yapılması gerektiğini ve tarafların itirazlarını hangi prosedüre göre yapmaları gerektiğini göstermektedir. Burada ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştirecek bir düzenleme bulunmadığından, HMK’nın 193/2. maddesi kapsamında geçersizliğinden de söz edilemez. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacı yüklenicinin geçici hakedişlere şartnamede belirtilen şekilde itirazi kayıt konulmaksızın imzaladığı anlaşılmaktadır. Az yukarıda da açıklandığı üzere delil sözleşmesi niteliğindeki anılan şartnamenin 42/a maddesinde geçici hakedişlere itirazın ne şekilde yapılması gerektiği açıkça düzenlenmiş olup, yüklenici tarafından dava konusu hakedişlere şartnamede belirtilen şekilde itiraz edilmediği için geçici hakedişler yüklenici tarafından olduğu gibi kabul edilmiş sayılmakla davacının alacağını talep etme hakkı bulunmamaktadır. Neticeten HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, davacı tarafın hakedişlere, delil sözleşmesi niteliğinde olan sözleşme eki HİGŞ’nin 42/a maddesi gereği usulüne uygun itirazının olmadığının anlaşılmasına, hükme esas alınan bilirkişi raporunun bilimsel yöntemlere ve oluşa uygun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacı taraftan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince YAZILMASINA, 3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yaptığı yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE, 5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince dava değerinin itibariyle temyiz kesinlik sınırının altında olması nedeniyle kesin olarak karar verildi ...